2017 Nisan - Datça - 9.GÜN - Palamutbükü - Mesudiye - Ovabükü - Hayıtbükü - Domuzçukuru

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 09:00 (Palamutbükü)
Bitiş: 17:00 (Domuzçukuru)

Toplam mesafe: 19 km.

* Palamutbükü - Avlana (Mesudiye): 6 km.
* Avlana (Mesudiye) - Ovabükü: 2 km.
* Ovabükü - Hayıtbükü: 2 km.
* Hayıtbükü - Domuzçukuru: 9 km.

Su: Su konusunda çok iyi planlama yapılması gereken bir rota. Palamutbükü-Hayıtbükü arasında sorun olmasa da Hayıtbükü-Domuzçukuru arasında su ciddi problem yaratıyor.

Palamutbükü-Mesudiye (Avlana) arasında su kaynağı olmasa da 1.5 litre su Mesudiye’ye (Avlana) kadar yeterli olacaktır. Avlana’da yol üzerinde bir çeşme bulunuyor. Burada bulunan su rotanın tek doğal su kaynağı. Buradan dolduracağınız suyunuzu Domuzçukuru’na kadar idare etmeye çalışmayıp Ovabükü veya Hayıtbükü’ndeki bakkal veya işletmelerde tazelemeniz daha iyi olur. Hayıtbükü’nden yola çıkarken sularınız mutlaka tamamı dolu olsun. Hayırbükü-Domuzçukuru arasında su kaynağı yok ve tahmininizden fazla efor sarf edecek, suya ihtiyaç duyacaksınız. Bu kısımda susuz kalmamayı planlayın. Domuzçukuru’nda akan bir çeşme veya kaynak yok ancak burada yaşayan Musa’dan (+90-535-327 02 41) su isteyebilirsiniz. Ertesi gün Hızırşah yönüne devam edilecekse de su kaynağı çok yakın değil.

Ters yönden yürüyecekler için de Domuzçukuru’ndan çıkışta suların mutlaka dolu olması gerekiyor. Su konusunda çanta ağır oluyor diyerek işi oluruna bırakmayın.

Yemek ve İkmal: Ovabükü ve Hayıtbükü’nde bakkal ve restoran bulunuyor. Bakkal ve alışveriş türü ihtiyaçları Palamutbükü, Ovabükü veya Hayıtbükü’nde tamamlamak gerekiyor Hayıtbükü sonrası medeniyetten çıkılıyor ve izole bir rotaya giriliyor. Hayıtbükü-Domuzbükü arasında ve Domuzbükü’nde bakkal türü işletme yok. Domuzçukuru sonrası en yakın bakkal 13 km. uzaklıktaki Hızırşah’ta. İyi planlana yapmak gerekiyor.


Eski Datça yönünden yürüyecekler için bakkal ve ihtiyaç alışverişlerinin Eski Datça veya Hızırşah’ta yapılması gerekiyor. Hızırşah sonrası Hayıtbükü’ne kadar yerleşim ve işletme bulunmuyor.

Konaklama: Rota üzerinde Ovabükü ve Hayıtbükü’nde genellikle apart türü konaklama imkanı bulunuyor. Rotanın en zor bölümü olan Hayıtbükü-Domuzçukuru arasında pansiyon konaklama imkanı yok. Domuzçukuru’nda da işletme bulunmuyor. Rotayı yürüyecek olanların Karia Yolu’nun birçok rotasında olduğu gibi çadır konaklama planı yapmaları gerekiyor. Ters yöne yürüyecekler için de bu geçerli çünkü bir gün içerisinde Eski Datça’dan yürüyüşe başlayıp Hayıtbükü’ne ulaşmak hiç kolay değil. Sadece bir araç ile sabah erken saatlerde Domuzçukuru’na yakın bir noktaya gelip (Kartal Vadisi veya Aşlama mevkisi)yürüyüşe başlanırsa aynı gün Hayıtbükü veya Ovabükü’ne ulaşılabilir. Konaklama yapılıyorsa Hayıtbükü’nde konaklayıp ıssız koylara günübirlik yürüyüşler de planlanabilir.

Parkur Zorluğu: Yerleşimlerden geçiliyor olsa da zor bir rota. Doğada yürüyüş tecrübesinin önemli olduğu kolay olmayan bir rota.

Palamutbükü sonrası yapılan sert çıkış ve Hayıtbükü ile Domuzçukuru arasındaki 9 km.lik kısım parkuru tahminizden zor hale getiriyor. Ters yönden yürüyecekler için de bu durum geçerli. Hafife alınmamalı.

Parkurda Hayıtbükü ile Domuzçukuru arasında su kaynağı bulunmaması sebebiyle tedarikli olmak, gölgesi olmayan bu bölümde sıcakta yürümemekte fayda var.

Palamutbükü sonrası yapılan tepe çıkışını tamamlayıp Avlana’ya inişe başladıktan sonra sık orman içerisine girildiğinde işaretleri ve patikaları takip etmek zor olabiliyor. Bunun haricinde patikalar belirgin.

Avlana’dan (Mesudiye) Hayıtbükü’ne kadar yolun tamamı asfalt ve köy içi yollardan yürünüyor. Sahil girişlerini zaman kaybetmemek için kaçırmamak gerekiyor. Örneğin Ovabükü’ne inerken yanlışıkla Palamutbükü’bne giden asfalt yola sapmayın, geldiğiniz yere geri yürümeyin.

Hayıtbükü sonrasında Kızıldağ geçişi (hem çıkış hem iniş) çok yorucu ve büyük dikkat istiyor. Baton veya benzeri bir destek almayı ihmal etmeyin. Özellikle iniş sırasında çok ihtiyaç duyulacak. İniş sırasında ayakta sabit dursanız bile bir anda kayabiliyorsunuz. Toprak kaymaları sebebiyle belirgin bir patika görünmüyor.

Hayıtbükü-Domuzçukuru arası tamamı patika ve parkuru zor hale getiren bölüm. Bu kısımda Mesudiyeli çobanlar tarafından da kullanılan patikalar belirgin ve alternatif kafa karıştırıcı rota yok. Ancak çok sayıda koya inildiğinden koylar sonrasında patika girişlerini bulmak önemli. Patikalar taşlı tolduğundan sakatlık yaşamamak için adımlarınıza dikkat edip, cep telefonu da yolun büyük kısmında çekmediğinden temkinli olmakta fayda var.


Parkur Yükselti Grafiği: Daha büyük görsel için resmin üzerine tıklayınız.






9. GÜN ROTASI - Wikiloc
9. GÜN ROTASI - Komoot

HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Datça’ya adım adım yaklaşıyoruz. Sabaha kadar Dostlar Restoranın arkasındaki bahçesinde kurduğumuz çadırımızda keyifli bir uyku çektik. Bahçedeki otlar biraz yüksek olsa da bu yürüyüşteki yeni çadırımız çift bagajlı ve çift kapılı 1.2 kg. ultralight bir çadır. Likya Yolu’nu yürüdüğümüz ilk sene 4.5 kg. ağırlığında dört mevsim çadırla yürüdüğümüzü düşünüyoruz da ağırlığın dörtte bire inmesi bizden beklenmeyecek bir hareket olmuş. Hani bizi öyle pahalı malzemeler ile yürüdüğümüzü düşünmeyin. Elimizde ne varsa yola çıkıyor, ayakkabı dahil eskitmeden yenisini almıyoruz.

Bu yürüyüş sonunda vedalaşacağımız ayakkabılarımız olacak. Bizi binlerce km.yürütmüş ayakkabılar artık emekiye ayrılacak gibi görünüyor. Altuğ’un ayakkabının tabanı çıkmak üzere, Mehmet’in ayakkabısının tabanı yere günlerdir terlik gibi sürtüyor. Dert etmeden gülüp eğlenip yürüyoruz.

Sabah kahvaltımızı restorantın önünde yaşlı ılgın ağaçlarının altında, deniz manzaralı Palamutbükü sahilinde yapıyoruz ve zaman kaybetmeden yola çıkıyoruz. 



Palamutbükü sahilinde sabah


Palamutbükü Adası


Sabah kahvaltımızı ılgın ağaçları altında yapıyoruz.

Bugün hedefimiz Domuzçukuru. Elimizde bulunan Karia Yolu kitabına göre Datça parkurlarının bilinmeyenler ile dolu izole rotalarından birisi. Hayıtbükü sonrası yerleşim ve medeniyet yok hatta cep telefonları bile çekmiyormuş. Kitabın bu kısmına bakmış olanlar “Ölüm Vadisi” olarak tarif edilmiş bu bölümden çekinmelerine gerek yok. İnsanları Karia Yolu’nda yürütmeyi amaçlamış bir rehberde “ölüm” kelimesinin neden kullanıldığını anlayamadık ama durum böyle değil. Yeri geldiğinde tarifle anlatacağız. Özet kısmında da belirttik ama rota çok kolay değil. Özellikle Hayıtbükü-Domuzçukuru arasında su sorunu var ve yorucu. Likya Yolu’nu yürümüş olanların Kaş-Boğazcık arası gibi diyoruz ama ondan daha da zor zira arada Ufakdere veya Üzümlü İskelesi gibi en azından ikmal yapılabilecek bir nokta var. Burada o da yok.

Keyfimiz yerinde. Sona doğru yaklaşıyor olmanın sevincinin yanında hüzünü de var.

Saat 09:00’da toparlanıp hesabımızı ödeyip Ovabükü yönüne (doğuya) doğru sahilden yola koyuluyoruz. Bir başka tarifle denizi/sahili sağımıza aldık.

Yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Palamutbükü'nde son fotoğraf molası.


Yola çıkıyoruz. Hedef Domuzçukuru.


Bu gece düğünümüz var!!! Manolya ve Bora'ya mutluluklar dileriz.


Palamutbükü'ne yaz sezonu haricinde gelirseniz ayrılmak istemezsiniz.


Palamutbükü sahilinden Ovabükü yönüne doğru yürümeye başladık. Deniz sağımızda. Limana doğru yürümeyin!!!

Palamutbükü’nden çıkar çıkmaz sahilden Ovabükü’ne doğru giden asfalt yola bağlanıyoruz. Asfalttan yaklaşık 1 km. yürüdükten sonra Akçabük’te patikalara gireceğiz. 



Palamutbükü sahilinin en sonunda çadır kurmuş kampçılar görüyoruz. Bizim de Palamutbükü’nde kamp atılabilecek noktaları anlatırken belirttiğimiz yerlerden birisi de Palamutbükü sahilinin çıkışında (doğu) küçük bir burun olan Kara Burun’un dibiydi. 



Palamutbükü'nde köylü pazarı hazırlığı


Günaydın diyerek yola devam ediyoruz. "size de iyi yolculuklar" cümlesini karşıdan duymak ne mutlu ediyor insanı.


Palamutbükü'nden çıkıyoruz.


Palamutbükü çıkışında Mertur sitesi bulunuyor. Buradan sonra da yerleşim bitiyor.


Parke taşlı yol bitti. Karşıda yukarıda az sonra ulaşacağımız anayolu görüyoruz.


Sahilin sonunda Kara Burun tarafında çadır kurmaya uygun yeri görüyorsunuz. Çadır yeri için burayı tariflemiştik.


Ana yola doğru çıkıyoruz.


Sahilden ana yola bağlanıyoruz.

İleride görünen asfalta bağlandıktan sonra birbirinden küçük ama bir o kadar da güzel bükleri (koyları) geçeceğiz. Asfalta bağlanır bağlanmaz yol üzerinde Palamutbükü’nün Akvaryum Koyu’nu görüyoruz. 100 metre ilerideki Hubup Bükü’nün sonrasında burunun ardında bir tesisin bulunduğu Akçabükü’ne ulaşıyoruz. Burada Akçabük kamping adında bir tesis var sahilinde çadırlar gördük ama açık olup olmadığını göremedik. 

Bu arada Domuzçukuru yönünden gelen bir yürüyüşçü ile karşılaşıyoruz. Tam 9 gün sonra karşılaştığımız ilk!!! yürüyüşçü. Karia Yolu’nda son 2-3 senedir aktif olarak yürüyoruz ancak az insanla karşılaştık. Böylesine bir coğrafyada “neden acaba?” diye soruyoruz birbirimize. Bunu Datça’ya vardığımızda tüm rotayı ele alarak anlatalım. 

Yürüyüşçü arkadaş ile merhabalaştıktan sonra özellikle Domuzçukuru-Hayıtbükü arasında çok zorlandığını, yolu kaybettiğini, inilmemesi gerken koylara bile işaret aramak için indiğini söylüyor. GPS veya Wikiloc kullanmıyormuş ve elindeki rehber kitaptaki tariflerin yeterli olabileceğini düşünmüş. Ancak evdeki hesap çarşıya, rehberdeki tarifler de beklediği gibi çıkmamış. Bayağı bir söylendi biz de dinledik. Hatıra fotoğrafının ardından vedalaşıp herkes kendi yoluna devam etti.

Palamutbükü-Ovabükü yoluna bağlandık. Sahili sağımıza alıp yürümeye devam ediyoruz.


Akvaryum Koyu


Yol sahil boyunca devam ediyor. Akvaryum Koyu sonrası Hubup Bükü civarlarındayız. Hubup, su üzerindeki kabarcıklar, tohum ve taneler anlamına geliyor.


Asfalttan yürümeye devam ediyoruz.


Akçabük sahilini görmeye başlıyoruz.


Akçabük. Sahilde çadırlar var. Arkada az sonra çıkışa başlayacağımız tepe görülüyor


Akçabük'te bir kamping bulunuyor. Sahilde çadırları gördük ama hizmet anlamında yürüyüş sezonunda açık olup olmadığını bilemiyoruz.


Dokuzuncu günümüzde ilk yürüyüşçü ile karşılaştık.


Asfalt yol Akçabük'ün arkasından dolanıyor.

Akçabük sahilindeki tesisin arkasından asfaltta geniş bir “U” çizerek yürüyoruz ve Akçabük çıkışında solda tepeleri ve yol üzerinde küçük pansiyon türü işletmeyi görüyoruz. Palamutbükü’nden Akçabük yaklaşık 2 km. 

Bizim yürüdüğümüz dönemde asfalttan çıktığınız noktadaki işletmenin adı Sardunya Pansiyon’du. İşletmeler zamanla el değiştirebildiğinden adının bizden sonra yürüyeceklerin döneminde değişebileceğini hatırlatalım. Değişmezse ne güzel tabii. 

Akçabük’ün arkasından yukarıda tariflediğimiz “U” dönüşünü yaptıktan sonra solda göreceğiniz evin önüne geldiğinizde asfalt yoldan ayrılıyorsunuz ve eve bir başka deyişle pansiyona giden yola giriyorsunuz. 

İşaret ve patiklar diplerinde olduğundan muhtemelen pansiyon çalışanları da olası bir sorun da yardımcı olacaklardır ama zaman kaybı yaşamamak için pansiyonun civarında işaret ve patika girişine dikkat etmek gerekiyor. Aksi takdirde Ovabükü'ne asfalttan yürümek durumunda kalabilirsiniz.

Yol ileride Ovabükü'ne doğru sağa doğru dönüyor ama bizim yoldan çıkma vaktimiz geldi. Solda pansiyona giden ara yola girerek karşıda tepenin neredeyse görünen zirvesine kadar çıkacağız.


Akçabük civarında sola pansiyon yoluna saparak yoldan çıkıyoruz.


Asfalt yol Ovabükü'ne devam ediyor


Pansiyonun bahçesi içerisinden, ağaçların altından geçiyoruz ve işletmenin arkasına ulaşıyoruz. Buradan sağa dönerek sağdaki tepeye doğru çıkacağız. Solda duvarın üzerinde işaret görülüyor.

Pansiyonun önüdeki park alanı için kullanılan düzlüğe ulaşıp yukarı doğru yürümeye devam ediyoruz. Pansiyonu sağımıza, kulübeyi solumuza alıyoruz. Pansiyon park alandaki ağaçlarının altından geçip pansiyonun arkasına geldiğimizde sağa dönüyoruz ve karşımızda yükselen tepeye doğru tırmanmaya başlıyoruz. Zaten sağa dönüldüğünde sağdaki alçak bir duvar üzerinde kırmızı-beyaz işareti görebiliyoruz. 

Patika girişinde işaret aramaktansa GPS yardımı alarak patikaya giriyoruz ve tırmanmaya başlıyoruz. Tırmanmak ama ne tırmanmak. Tepeye doğru sert ve dik bir çıkış yapıyoruz. Çıkış sırasında patika ve işaretler belirgin olduğundan endişe edecek bir durum yok. 

Bu arada pansiyonun hiç usanmadan, bıkmadan, azimle havlayan bir köpeği var. Pansiyonun köpeği. Saldırmıyor. Buna rağmen sesi kısılana dek havlamaya devam ediyor. Belki susar diyerek gözgöze gelmiyoruz ama nafile. Pansiyon sahibi de alışmış olsa gerek gürültüsünden rahatsız olmuyor, istiflerini bozmuyor. Bir ara bir “sus” diyor ama dinleyen kim? 

Tırmandıkça aşağıda harika Akçabük’ten Palamutbükü’ne kadar uzanan bir sahil manzarası ortaya çıkmaya başlıyor. Tırmanış tamamen dikenli frigana (garig) türü bitkiler arasından oluyor. Ağaç yok. Manzaramızın kapanması gibi dert yok. Akçabük Dağı eteklerinden adım adım tırmandıkça manzaranın an be an altınıza serildiğine tanık oluyorsunuz. 

Pansiyonun arkasından sağa dönerek çıkışa başlıyoruz


Çıkışa başladık


Çıktıkça Palamutbükü'nü de görmeye başlıyoruz.


Patika ve işaretler belirgin. Hatta babalar da var yol üzerinde


Tırmanışa başladığımız pansiyonun arkasındaki düzlüğü görüyoruz.


Yolun başında böyle bir çıkışla karşılaşınca "ne oluyor?" diyoruz.


karşımıza kayalık bir bölüm çıkıyoruz. GPS yardımı alyoruz. kayalıkların üzerinden yürümeye devam.


Aşağıda vadiyi kuşbakışı görüyoruz. Çıkışa soldaki sürülü tarlaların oradan başladık.


Akçabük'ten Palamutbükü ve adasına kadar geniş bir manzaramız var.


Çıkış devam ediyor. Bizi buraya getiren asfalt yol ve çıkışa başladığımız pansiyon aşağıda görülüyor.


kayalıkları aşıyoruz. Çok kısa bir geçiş.


Aşağıda Ovabükü'ne giden yol ve Palamutbükü Adası görülüyor.


Neredeyse zirveye doğru çıkacağız.


Manzaramız böyle. Hepimize iyi seyirler.


Akçabük Dağı

Çıkış sırasında kayalık bir bölümden geçtikten 100 metre sonra rotanın zirve noktası olan 225 metreye ulaşıyoruz. Kısa zamanda deniz seviyelerinden 225’e çıkmak yoruyor. Burada kısa bir süre manzarayı seyrettikten sonra patikalar sola içeriye doğru girmeye başlıyor ve Palamutbükü’nü ardımıza alarak tepenin sırtlarından Avlana’ya (Mesudiye) doğru derin olmayan bir vadiden iniş başlıyor. İniş derken kısa süre sonra varacağımız anlaşılmasın. İnişe başladığımızı zannediyoruz ama kısa süreli bir inişin ardından tekrar kısa bir çıkış daha yapıyoruz. 

Ağaçlık alana ulaşmadığınız kısımlarda belirgin patikayı takip etmek kolay olsa da ağaçlık kısımların başladığı hatta sıklaştığı kısımlarda patika ve işaretleri takip etmek zorlaşmaya başlıyor. 

Palamutbükünü arkamıza alıp sırtan yürümeye başladıktan çok kısa bir süre sonra çam ve makilik içerisine giriyoruz. Avlana’ya doğru sert olmayan inişimiz de buralarda başlıyor. Ağaçlar üzerinde işaretler olsa da sık bölümlerde işaretleri görmek zor oluyor. Zaman zaman ağaçlıktan çıksak da indikçe iyiden iyiye orman içerisine giriyoruz. 

Çıkışı tamamlamak üzereyiz.


Çıkışı tamamladık. Rotanın en yüksek noktası tam burası. Yükseklik 225 metre.


Tepenin arka sırtlarında yürüyüşe devam ediyoruz.


Binlerce kilometre yürüsek de bitmeyen sorunsal. Ayakkabının içerisine giren dikenler. 


Yürümeye devam. Aşağıda görünen koy Palamutbükü ve Ovabükü arasındaki Kurubük.


Sırt yürüyüşümüz devam ediyor.


İçerilere doğru girdikçe çam ağaçları karşımıza çıkmaya başlıyor.


İşaretler ağaçların üzerinde.


Kısa gölge geçişi sonrası yeniden güneşin altına çıktık.


Kurubük


Patika bu kısımlarda da belirgin. İşaretler de yol üzerinde.


Yerdeki kayalar üzerinde de işaretleri görebiliyoruz.


Devrilmiş çam ağaçları burada da karşımıza çıkıyor


İç kısımlara girdikçe çam ormanı içerisine giriyoruz.


İşaretleri ve patikaları takip etmeye çalışsak da bazı kısımlar kafa karıştırıyor. Bir dikkatsizliğimiz zaman kaybına yol açıyor.

İşaretleri göremediğimiz bir anda patikaya benzeyen bir yola giriyoruz ve 200 metre sonra yürümenin imkansız hale geldiği bir noktaya ulaşıyoruz. GPS’e baktığımızda bambaşka bir noktadayız. Fazla azim etmeden geri dönüyoruz. İnadımız bacaklarımızın dikenlerden çizilmesine sebep oluyor. Diken de öylesine çiziyor ki hem kaşınıyor hem şişiyor. Ama temel kreasyonumuz olan şorttan vazgeçemiyoruz. 

Anlatmayabilirdik ama bunu neden anlattık? Yolu buluruz, birşekilde çıkarız mantığı ile ilerlemek doğada çözüm getirmiyor. Bunu ne kadar tecrübeli olursak olalım bizlern de yaşadığınızı bilmenizi istedik. Tarif ettiğimiz bu kısımda hayati bir riskimiz yoktu ama kendi kendimize eziyet ettik 10-15 dakika. Sonra son işarete ve GPS izlerine geri döndük. 

İşaretli kültür rotalarında zaman zaman işaretleri görebilmek zor oluyor. Ama takip ediyor olmak çok önemli. Kaybettiğinizi düşündüğünüz anda fazla uzatmadan son görünen işarete geri dönmek en mantıklı hareket. 

İşareti kaçırdığımız noktaya geri döndüğümüzde doğru patikanın aşağıya doğru indiğini buluyoruz ve yola kaldığımız yerden devam ediyoruz. Aşağılara doğru indikçe çam ormanı yerini zeytinliklere ve zeytinliklere giden taş yollara bırakmaya başlıyor.

Çalıların arasında bir süre kıvrandıktan sonra geri dönerek doğru patikaya giriyoruz. Çok basit bir yerde kötü bir hata yapmışız. Olur böyle. Biraz adrenalin iyidir.


Yol üzerinde babalar var. Birkaç tane de biz dikmeyi ihmal etmiyoruz.


İndikçe patikalar genişliyor ve zeytinliklere ulaşıyoruz.


Zeytinliklere doğru iniyoruz


İniş kolay. Yol üzerinde patika belirgin.


İlk hedefimiz Avlana. Sonra Ovabükü'ne iniş.


Bu kısımlar oldukça kolay. Batolarımızı da aldık elimize.


İndiğimiz tepe. Çıkış uzundu ama iniş belediğimizden de hızlı oldu. İşareti kaçırmasak iyiydi ama o kadar olmalı zaten. 


Artık böyle bir patikada da kaybolmak olmaz.

İnip orman yerini bodur makiliklere bıraktığında aşağıda Ovabükü’nü görmeye başlıyoruz. Sabah tepeyi aştıktan sonra, tepenin güney sırtından yaptığımız yürüyüş sonrası Palamutbükü’nün arkasında bulunan Mesudiye kasabasının Avlana Mahallesine ardından Ovaükü’ne ulaşacağız. 

Zeytinlikler arasından devam eden patika genişledikçe aşağıda Mesudiye’yi de görmeye başlıyoruz ve yürüyüşümüzün 6.km.sinde Mesudiye’nin Avlana Mahallesine saat 11:00’de ulaşıyoruz. 

GPS yakın gösterse de ağaçların arasından ne kadar yolumuz kaldığını ve manzarayı kestiremiyoruz.


Mesudiye'yi görmeye başladığımız nokta 


kafamızı sağa doğru çevirdiğizde aşağıda Ovabükü, Adaburnu ve Adatepe'yi görüyoruz.


Yerleşime çok yakınız.


Zeytin ağaçları arasından inişe devam ediyoruz.


Palamutbükü-Mesudiye (Avlana) arasındaki parkurun zorlu ve yorucu geçişini tamamladık.


Köy içi yollara iniyoruz.

Patikalardan toprak yola çıkıyoruz. Toprak yol bizi sadece 100 metre yürüdükten sonra köyün gürül gürül akan çeşmesinin başına indiriyor. Çeşmeyi kaçırmak imkansız. Sesinden sağa aşağı doğru kafanızı çevireceksiniz. Önümüzde Ovabükü ve Hayıtbükü’nde bulunan bakkallar olsa da bu su noktası ilaç gibi geliyor. Tepe geçişi, kısa süreliğine de olsa yoldan çıkmak bizi yordu. 

Buz gibi suyu ile Avlana çeşmesinin başında 10 dakikalık kısa bir mola verip kendimize geliyoruz. Çeşmenin dibinde otururken ileride bir köy kahvesi de görüyoruz. Çay kahve molası vermek isteyenlere duyurulur. 

Sağdaki yoldan yani yukarıdan gelerek Avlana çeşmesine ulaşıyoruz.


Avlana Çeşmesi


ve tabii ki su molası. Burada tüm rotanın sularını doldurmuyoruz. Son yerleşim olan Hayıtbükü'nde bakkalda bir kez daha tazeleyeceğiz.

Ovabükü ve Hayıtbükü’nde olsa bile yine de sularımızı tazeleyip yola devam ediyoruz. Kahve önünden geçtikten hemen sonra sağda Mesudiye Köyü’nün muhtarlığı karşımıza çıkıyor. Burada muhtarlığın önünden sağa sahile inen yoldan yürüyoruz. Muhtarlığın önündeki beton elektrik direği üzerinde de kırmızı-beyaz işareti görüyoruz zaten. Özetle; muhtarlığa ulaşıldığında sağa aşağı sahile doğru iniliyor. 

Muhtarlık’tan Ovabükü sahiline doğru köy içi yollardan yürüyoruz. Yukarıda yazdığımız çeşmeden sonra Ovabükü ve Hayıtbükü çıkışına kadar patika yok. Yolun tamamı köy içi parke veya asfalt yollardan oluşuyor. Yine de sahile yakın olacağınız bu küçük ve sakin yerlerde yollardan yürümek çok sıkıcı olmayacaktır. 

Domuzçukuru’na yetişmeyi planlıyorsanız bu yollarda tempoyu biraz arttırıp molaları kısa tutmakta fayda var çünkü Hayıtbükü ile Domuzçukuru arasındaki 9 km.lik yolun tamamı patika. Bol inişli çıkışlı patikalarda 9 km. yürümek yeterince yorucu ve efor sarf edilmesine sebep oluyor. 

Çeşmeden sonra kahvenin önünden geçerek muhtarlığın önüne ulaşıyoruz. Sağda kırmızı araba ve bayrağın olduğu yer. Buradan sağa aşağı ineceğiz.


Mesudiye Muhtarlığı. Önünden sağa aşağı doğru iniyoruz.


Ana yoldan yürünüyor.


Mesudiye camisini görüyoruz. Camide de su ve ihtiyaç molası verilebilir.

Muhtarlıktan 100 metre sonra Avlana camisinin önünden geçiyoruz. Camiden sonra taşımalı eğitim, köy-mahalle kanunu sebebiyle kaderine terk edilmiş köy okulu karşımıza çıkıyor. Yollar boyunca bunun gibi onlarcasını gördük ve yazdık ki bu binalar böylesine atıl kalacağına kütüphane, insanların yeni yetenekler kazandığı atölye ve eğitim amaçlı kullanılsa, köyün çocukları hatta her yaştan insanlar, ziyaretçiler, turistler Datça'nın bademini, koylarını, balığını öğrenmeye buraya gelse kötü mü olur? Umarız herşey güzel olur. 

Sağda cami ardından ilkokulu geçtikten sonra yol ayrımından sağa saparak aşağı doğru iniyoruz. Buralarda yukarı çıkmak yok. Aşağı sahile doğru iniliyor. 

Caminin önünden geçiyoruz.


Camiden sonra taşımalı eğitim sistemi ile terk edilmiş ilkokula ulaşıyoruz


Yollar boyunca gördüğümüz kimbilir kaçıncı kaderine terk edilmiş okul. Üzücü. 


Okulu geçtikten hemen sonra yol sağa aşağı doğru dönüyor.


İlk yol ayrımına ulaşıyoruz. Dümdüz.

Sağa saptıktan 100 metre sonra sağda Palamutbükü’nden gelen asfalt yola ulaşıyoruz. Yol kenarında liste şeklinde pansiyon tabelalarının bir kenarında da Palamutbükü yazan bir tabela da var. Palamutbükü’nden yola çıkıp asfalttan yürümüş olsaydık buraya ulaşmış olacaktık. 

Bu ayrımda sapmadan dümdüz yürünüyor. Palamutbükü’ne giden yola girmeyin sakın!!! Yoksa Palamutbükü’ne geri dönebilirsiniz. Sahile inen yol bu sapaktan 150 metre ileride. Domuzçukuru yönünden yürüyecekler de buraya girmemeliler. Yukarıya doğru çıkmaları gerekiyor.

İlk yol ayrımına ulaşıyoruz. Palamutbükü yol ayrımı. Düz yürüyoruz. Sağa sapılırsa Palamutbükü'ne asfalttan!!! geri dönülür.


Palamutbükü sapağı


Palamutbükü'ne giderken karşınıza çıkacak işletmeler. Mutlaka işinize yarar. Hizmette sınır yok.

Avlana’dan başlayarak Mesudiye’nin yerlisi biri ile Ovabükü sapağına kadar iniyoruz. Dağ, tepe, dere, koy isimleri ve diğer genel bilgileri almak için en güzel imkanlar yerel halktır. Ne kadar istek ve merakla yaklaşırsanız onlar da size sıkılmadan cevap veriyorlar. Tabii kendinizi tanıtmak şartı ile. Tek taraflı soru olunca karşı taraf anlatmaktan sıkılıyor. Bu yüzden onlardan da soru gelmesi için imkan yaratmak gerekiyor. 

Konumuz Datça’nın 3B’sinin Bademi. Özellikle Datça’nın güney sahillerinda çok sayıda badem bahçesi bulunuyor. Bademin farklı çeşitleri olurmuş. Her çeşidin verimi farklı olurmuş. Zeytin gibi bakım gerektirirmiş. Hakikaten de öyle. Yanından geçtiğimiz her bahçe sürülmüş, bakımlı ve tertemiz görünüyordu. 

Dediğine göre türüne göre kilosu 30 ila 80 lira arasında değişirmiş. En iyisi ve makbul olanı aşılı "Nurlu" olan türmüş. Hakikaten iki gün sonra Datça merkezine ulaştığımızda en pahalısının Nurlu olduğunu göreceğiz. Şaka bir yana, Datça’da badem satan dükkanda kilosu en pahalı olanı tatmak için uzattıklarında “Bunlar Nurlu olmalı.” dedikten sonra aldığımız “Evet” yanıtı bu işi kıvırdığımızın kanıtıydı. Bu dükkanların da telefonlarını vereceğiz ayrıca. Badem Datça’dan sipariş edilir... 

Düz yürümeye devanm ediyor, 150 metre ilerideki Ovabükü sapağından sağa sahile doğru inmeye başlıyoruz. Yol kenarında direk üzerindeki işaret de bizi sahile doğru yönlendiriyor zaten. Bu noktada da az önce geçtiğimiz Palamutbükü sapağındakine benzer liste şeklinde pansiyon tabelası bulunuyor. Buradan farkına varmadan düz yürünürse ne olur? 300 metre sonra Hayıtbükü’ne yoluna girilir ve Ovabükü’ne girmeden yola devam edilir. 

Palamutbükü'ne sapmadan bir sonraki sapak olan Ovabükü'ne kadar düz yürüyoruz. Yolda yerel biri ile sapağa kadar badem üzerine sohbet etme imkanı buluyoruz. Yollarda öğrenme biçimlerinden biri de yereller ile sohbet etmek.


Ovabükü sahili sapağı. Palamutbükü sonrası ilk sapak. Direkte işaret görülüyor zaten.


Ovabükü işletmeleri. Belki işe yarar, hizmette sınır yok. Yoksa Google'a kuvvet arayıp durursunuz.


Ovabükü sahiline doğru yürüyoruz.

Sağa sahile giden asfalt yola girdikten sonra sağa sola sapmadan yaklaşık 1 km. dümdüz yürünüyor. Sahile yaklaştıkça apart türü pansiyonlar başlayacak olsa da yolun geneli sağlı sollu badem ağaçları ile dolu. 

Yürüyüşümüzün 6. km.sinde saat 12:00’de küçük ve sakin Ovabükü sahiline ulaşıyoruz. Ovabükü büyüklük olarak Palamutbükü’nün neredeyse yarısı kadar ama bakkal, pansiyon her imkan var. 

Yola çıktığımız yerdeki bakkalda dondurma ve sade soda molası veriyoruz. Hava sıcak ve dondurma iyi geliyor. Palamutbükü gibi sahildeki bakkal da yaz kış açık oluyormuş. Yürüyeceklerin aklında olsun. Aradıklarınızı bulabilir, eksiklerinizi tamamlayabilirsiniz. Ovabükü sahilinde restoran da bulunuyor. 

Sahile yaklaştıkça pansiyon ve apartlar başlıyor.

Herbiri birbirinden küçük ve güzel. Sebebi imar planımıdır bilinmez ama gözle görülür rahatsız edici bir betonlaşma yok bu bölgede

Tekne turlarımız da var.

Sahile Ovabükü'nün büyük işletmelerinin birinin yanından geçerek ulaşıyoruz.

Ovabükü sahil yolu. Ana caddesi. İngiltere'deki adı ile "High Street"

Dondurma zamanı

Ovabükü sahili. Karşı sırtta Palamutbükü'nden gelen asfalt yol da görülüyor.

Datça'dan Mesudiye'ye minibüs saatleri. Minibüs var mı yok mu diye soracakların aklında olsun.

Ovabükü işletmeleri. kalabalık grup olarak geleceklere hizmette sınır yok.

Ovabükü’nde oturup zaman kaybetmeden yürümeye devam ediyoruz. Hayıtbükü-Domuzçukuru arasındaki izole, yorucu ve uzun sürecek olan patikalara mümkün olduğu kadar erken girmek istiyoruz. 

Denizi sağımıza alarak Ovabükü’nden Hayıtbükü’ne doğru sahilden yürümeye başlıyoruz. 

Yaklaşık 200 metre sonra Ovabükü arkamızda kalıyor ve asfalt yol tam 90 derece ile sola doğru dönüyor. Sağda sahilde koca bir yükselti şeklinde yükselmiş Adatepe (170 m.), solda Ovabükü’nün arkasındaki düzlükleri ve pansiyonlar bulunuyor. Girişte çok sayıda pansiyon tabelası görmüş olsak da arsalar büyük olduğundan betonlaşma göze çarpmıyor. Evler ferah ve aralarında mesafe var. Küçük ve güzel bir yer Ovabükü. 

Burada konaklamayı düşünenler bizim fotoğraflarda verdiğimiz pansiyon isimlerinin bulunduğu tabeladan yararlanıp Google üzerinden telefonlara ulaşabilirler. Tek tek yazmaktansa böylesi daha doğru olacaktır diye düşündük. 

Bakkal mola sonrası sahilden sola saparak sahilin sonuna kadar yürüyoruz. karşıda Adatepe görülüyor.


Ovabükü'nden çıkıyoruz. Yol ilerde sola Hayıtbükü'ne doğru dönüyor.


Ovabükü'nün bulunduğu düzlük. Aşırı betonlaşma yok. Sabahtan indiğimiz tepeler, Mesudiye, önünden geçtiğimiz cami de karşıda görülüyor.


Yoldan yürümeye devam ediyoruz. Anlaşılacağı üzere Mesudiye sonrası patika yok.

En betonu bu. Muhtemelen 2018 yaz sezonunda işlemeye başlamıştır.


Sağa sola sapmıyoruz. Dümdüz devam.


Ovabükü düzlüğüne son kez bakıyoruz.

Hayıtbükü’ne doğru yolun tamamı asfalt. Ovabükü sahiline çıktığımız nokta ile Hayıtbükü sahili arası mesafe olarak sadece 1.5-2 km. 

Sağa sola sapmadan sağda Adatepe’nin eteklerinden devam eden yolu takip ederek saat 12:30’a doğru yürüyüşümüzün 10. km.sinde Hayıtbükü’ne ulaşıyoruz. 

Ulaşmasına ulaştık ama Palamutbükü-Avlana arası çıkış, sırt ve patika geçişleri, iniş çıkışlar bizi yormadı değil. Yol tecrübesi olanlar için yine de zor olmayan orta seviye bir rota olduğunu söyleyebiliriz. 

Hayıtbükü'ne ulaşıyoruz.


Hayıtbükü sahili

Hayıtbükü Domuzçukuru’na giden patikalar öncesi son yerleşim noktası. Hızırşah ile Eski Datça arasındaki kısa mesafeyi saymazsak Karia Yolu’nun Datça parkurlarının bitiş noktası olan Eski Datça’ya ulaşmadan önceki son yerleşim diyebiliriz. Eğer eksiğiniz varsa buradaki bakkalda en fazla bir günlük kumanya ve yeme-içme eksikğinizi tamamlamanız gerekiyor. Ters yönden yürüyenler için zorlu Domuzçukuru patikaları sonrası Hayıtbükü’ne ulaşmak bayram gibi gelecektir. Yürüyüşe Datça’dan başlayanların (ters yönden) da 1-2 günlük kamp ikmali yapmış olmaları gerekiyor. Karia Yolu işaretlerini takip ederek Eski Datça’dan buraya 1 günde ulaşmak mümkün değil. 

Hava sıcak ve son ikmal noktası olan Hayıtbükü’ndeki bakkaldan sularımızı doldurup patlayana kadar da su içiyoruz. Bakkal da su konusunda temkinli ve tedarikli olmamızı tavsiye ediyor. Bu tavsiyeye kulak verip, kulağa da küpe etmek lazım. 

Domuzçukuru rotası özellikle sıcak havalarda ciddi çile çekilebilecek, gölgenin az olduğu, telefonun çok sık noktada çekmediği, geriye dönüş haricinde girdiğiniz zaman yola devam etmenizin gerektiği bir rota. Yolu yarıda bırakıp ana yola çıkma gibi bir karar vermeniz mümkün değil. 

Domuzçukurunda yıllardır yaşayan Mete adında bir genç var. Kendisi atıl durumda olan tesiste maaşı toprak sahipleri tarafından karşılanıyor ve yıllardır (biz adına bekçilik diyelim, siz gözcülük diyin) orada yaşıyor. Ekiyor, biçiyor, balık avlıyor. Burada direk olarak su kaynağı olmasa da kendisinden su istemekten çekinmeyin. İstemediğiniz takdirde su bakımından sorun yaşamanız muhtemeldir. 

Hayıtbükü Ovabükü’nden de küçük bir yerleşim. Sahili küçük ve kumsal. Sahilde kamp atmaya uygun yerler bulunuyor. Yürüyeceklerin bilgisi olsun. 

Hayıtbükü bakkalı da yaz kış açık. Burada da restoran bulunuyor. Verdiğimiz 5 dakikalık kısa molanın ardından saat 12:30’da yürümeye kaldığımız yerden devam ediyoruz. 

Hayıtbükü ana caddesi. Çok işlek yolun ortasında durmayın.


Gel otur diyor ama nerede o günler???


hayıtbükü'nde de pansiyon ve restoranlar bulunuyor. Tabelalar az sonra.


Hayıtbükü'nde bulunan bakkal. Son ikmal noktası!!!! Buradan su ve eksik ihtiyaçları mutlaka karşılamak gerekiyor.


Hayıtbükü işletmeleri. Hizmette sınır yok.

Bakkalda yol için tavsiyeleri dinleyip vedalaşıyoruz. "Su yok dikkat edin kendinize" der.


Hayıtbükü'nden çıkış

Zor bir rota başlıyor. Hayıtbükü küçük olduğundan girmemizle çıkmamız bir oluyor. Yoldan yürüyoruz. Hayıtbükü çıkışı sonrası kısa bir tırmanışın ardından 500 metre sonra Gabaklar mevkisine ulaşıyoruz. Sağda pansiyonların da bulunduğu sahile inen yola girmeden dümdüz yürüyoruz. Sahili de görüyoruz. Upuzun iskelesi seneler önce Datça’da tatil için araştırma yaptığımızda aklımızda kalmış. Gabaklar Pansiyon. 

Bu arada bu noktada karşımıza sarı renkli Karia Yolu tabelası da çıkıyor. Mesafe olarak neredeyse yolun yarısındayız. 

Hayıtbükü ile aynı koyda, yanyana bulunan fakat farklı bir ismi olan Gabaklar Koyu’nda da birkaç işletme bulunuyor (Daha fazlası da olamaz zaten. Çok küçük). Gabaklar ayrıca Kızılbük (Mesudiye Kızılbük) olarak da biliniyor fakat yolumuzun üzerinde bulunan Batır Kızılbük ile karışmaması için sadece Gabaklar olarak yazdık. Bazı koy isimleri birden fazla yerde kullanılıyor. 

Gabaklar sahiline inmeden medeniyetten uzak ama bir o kadar da doğa ile başbaşa kalıp kendimizi dinleyip yorgunlukla savaşacağımız rotalara girmek üzereyiz. 

Baharda Hayıtbükü sahili


Sahil boyunca yürüyoruz.


Hayıtbükü'nden Gabaklar'a (Kargı) doğru


Sahilde eğlence


Hayıtbükü hatırası


Hayıtbükü


Gabaklar (Kızılbük) işletmeleri. Hizmette sınır yok.


Gabaklara doğru tırmanarak ilerliyoruz.


Arkada Adatepe ve Adaburnu ile Hayıtbükü sahili


Aşağıda Gabaklar (Kızılbük) koyu çam ağaçları arasından karşımıza çıkıyor


Hayıtbükü-Gabaklar arası da asfalt


Gabaklar (Kızılbük)


Gabaklar'daki Karia Yolu tabelası


Biz birazdan patikalara giriyoruz soranlara söylersiniz.


Gabaklar girişini geçtikten sonra yol toprak hale geliyor.


Gabaklar yerleşimi ve işletmeleri aşağıda kalıyor. Sahile inmeyeceğiz.

İşaretler görünür durumda olsa da zamanla silinme riski olduğundan Gabaklar’dan çıkışı ve patikaya girişi burada tarifleyelim. Sahile inen sapağı geçiyoruz. Sağda yerleşimler gözümüze çarpıyor. Yerleşimleri geçtikten sonra sağımızda bir zeytinlik bahçesi başlıyor ve zeytinlik biter bitmez daha fazla yoldan yürümeden sağdaki belli belirsiz yola giriyoruz. Girişte zeytin ağacı üzerinde büyük kırmızı-beyaz işareti de görüyoruz zaten. Girdikten sonra bu yolun hafriyat amaçlı kullanıldığını görüyoruz. Cennet gibi sahiller, 500 metre gerisinde hafriyatlar. Olmuyor. Üzülüyor insan. 

Zeytinlik bittiğinde yolu kaçırıp sağa girmeyip düz yürüseydik yol hemen ileride, yaklaşık 50 metre sonra özel bir mülkte bitecekti. 

Yolun en sonuna kadar 50 metre yürüdükten sonra çarşaklı bir noktaya gelip tam 90 derece sola dönerek patikalara giriyoruz. Bu kısımda işaretler de çok belirgin. Kaçırmak söz konusu olmaz. 

Bu noktadan itibaren işaret ve patikalara çok dikkat etmek gerekiyor zira sabah Palamutbükü’nde karşılaştığımız yürüyüşçü buralarda kitabın tarifine göre ilerlemek istediğini ancak perişan olduğunu söylemişti. Bizim bir avantajımız GPS olması. Burada tekrar belirtelim Karia Yolu üzerinde GPS veya Wikiloc gibi cep telefonu uygulamasını hazır bulundurmak önemli. 

Yürüyüşlerde işareti kaçırdığınız zaman veya yanlış bir yola girdiğinizi anladığınızda yola devam etmeyip doğada inatlaşmamak en doğrusu. Görsel hafızanız sürekli açık, yol boyunca belli kerterizleriniz olmalı. Zira bu noktalara geri dönmeniz gerekebilir. Emin olun geri dönmek için harcayacağınız zaman yanlış yol üzerinden doğru yola ulaşıncaya kadar sarfedeceğiniz çaba ve zamandan az olacaktır. Orman yolları ve patikalar her zaman kaybolmaya müsaittir, bazı yerlerde telefonlarınız da çekmeyebilir. 

Sağda ve solda zeytinlikler arasından geçiyoruz.


Sağdaki zeytinlik


Sağda zeytinlik biter bitmez sağa giriyoruz.


İç kısımlara doğru giriyoruz. Medeniyet ve yolun sonu. Sıra patikalarda.


Cennet gibi yerleri cennete çevirmek için 500 metre içeriye hafriyat dökmeye gerek yok


Haftriyatları geçtikten sonra yol çarşaklı ve dere yatağı türü bir arazi üzerinden sola dönüyor.


Çarşaklı kısım bittiğinde de patikaya girerek çıkışımız başlıyor.

Bir anda deniz seviyesi sayılabilecek bir yükseklikten yaklaşık 200 metre yüksekliğe sahip Kızıldağ’a (210 m.) doğru sert bir çıkışa başlıyoruz. Hava sıcak ve gölge yok. Bu 9 km. tahminimizden uzun ve zorlu olacak. Tırmandığımız tepe adına yakışır renge sahip. Taşı, toprağı kızıl. Buraya gelmeden Google Maps’ten rotayı detaylı incelemiş, Hayıtbükü’nden sonra yeşilliklerin yerini ağaçsız kahverengi ve kızıl renk arasında bir coğrafyaya bıraktığını farketmiştik. 

Yaklaşık 1 km. süren çıkışımıza sağda küçük bir dere yatağını takip ederek başlıyoruz. Taşların arasından akan suyu göremiyoruz ama sesini duyuyoruz. Burada su kaynağı olduğu anlamına gelmesin çünkü yürüdüğümüz mevsimde akan su muhtemelen kısa bir süre içerisinde kuruyacaktır. Bu sebeple burada su olduğunu söylememiz doğru olmaz. Yukarılara çıktıkça suyun sesi de kendisi de kaybolup gidiyor zaten. 

Uzun ve yorucu çıkışa başladık.


Patika ve işaretler belirgin.


Yükseldikçe patikalara girdiğimiz çarşaklı bölüm ve arkada Hayıtbükü ve Adatepe'yi görüyoruz.


Sağ tarafımızda küçük bir dereyatağı boyunca yürüyor ve tırmanıyoruz. 


Dere yatağına doğru yaklaştıkça kayaların altından akan bir akarsu sesi duyoruz ama kendisini göremiyoruz.


İleride suyu görüyoruz ancak bu mevsimsel akan bir su. Her zaman akmayabilir. İçilebilir.


İşaretler ve babalar yolumuzu gösteriyor.


Akarsuyun toplandığı yer. Yukarıdan görünüyor.


İçerilere doğru yürümeye devam ediyoruz.

Sert çıkış sırasında sık sık kısa molalar veriyor ve aşağıda Hayıtbükü, Adatepesi ve Adaburnu’nu görmeye başlıyoruz. Yükseldikçe Adatepe’nin arkasında Ovabükü de görülür hale geliyor. 

Derin olmayan su yatağını takip ettikçe iç kesimlerine doğru giriyoruz ve coğrafya gözle görülür şekilde değişmeye başlıyor. Kızıl bir ortam, kayalık, bodur dikenli frigana tipi bitki örtüsü her yanımızı sarıyor. 

Patika belirgin ancak işaret ve GPS ile sürekli kontrol ediyoruz. Artık yerleşimlerden çıktık ve girilmemesi gereken bir patikaya girip işimizi zorlaştırmak, risk alıp zaman kaybı yaşamak istemiyoruz. 

Saat 13:15’te Kızıldağ çıkışının 190 metrelik zirve sayılabilecek noktasına ulaşıyoruz ve arkada Hayıtbükü, Ovabükü taraflarına, bir başka deyişle medeniyete son kez bakıyoruz ve yalnızlığa doğru iniyoruz. Bu da güzel. Hatta zaman zaman daha güzel geldiği zamanlar oldu. Yeterince medeniyetin havasını soluyormuşuz besbelli. 

İçeriye doğru girip sahilden uzaklaştıkça hava esmiyor. Sıcak oldu.


Arkada Hayıtbükü ve Ovabükü görülüyor.


Kızıldağ çıkışı. Coğrafyası da kızıl sayılır. Taşlar, topraklar.


Yukarıya doğru bakıyoruz ama daha yolumuz var. Çıkışın biteceği noktayı göremiyoruz. Karaları bağladık.


Bir tutam ağaç. Rotanın çoğunlunda gölge yok. Sıcak havalarda çok dikkatli olmak lazım. Susuzluğun şakası olmaz.


Patika belirgin ve net.


Arkamıza bakıyoruz ve iyice içerilere doğru girdiğimizin farkına varıyoruz.


Adım adım Kızıldağ'a doğru çıkıyoruz. kayalar üzerinde işaretleri görebiliyoruz.


İşaretler de net ve belirgin. Patika ve işaretleri bu tür arazide mutlaka takip ediyor olmak gerekiyor.


Kızıldağ'ın kızıl coğrafyası


Hayıtbükü, Ovabükü hatta iki küçük yerleşimi bölen Adatepe'ye son kez bakıyoruz. Karşı sırtta görünen yol Palamutbükü-Ovabükü yolu. 


Palamutbükü inişi sonrası su kaynağına ulaştığımız Avlana (Mesudiye) da buradan görülebiliyor.


Arkamızdaki son geniş manzara.


Kızıldağ'ın arka cephesine ulaşıyoruz.


Çıkışı tamamladık. Nihayet. Bizden duymuş olmaın iniş daha zorlu olacak.
Aşağıda birazdan ineceğimiz Kargılıbük Koyu’nu görüyoruz. Birazdan diyoruz çünkü iniş zaman alacak. Kitapta ölüm vadisi olarak tariflenen kısım burası. Tabii ki ölüm yok ama baton olmadan veya dikkat etmeden inlirse düşüp kendinizi ciddi derecede parçalama ve sakatlama riski var. Tüm Datça parkurlarının belki en dikkat edilmesi gereken bölümü Kızıldağ inişi olsa gerek. 

İsmi neden Kargılıbük? Denizin kargı (kamış, saz) çöplerini getirip bıraktığı, sahilde yığınlar şeklinde kargıların bulunduğu bir koy. Muhtemeldir ki bu sebeple Kargılıbük ismi verilmiş. 

Dikkkatle aşağı doğru iniyoruz. İşaretlere ve izlere bağlı kalıyor olsak da zaman içersinde bizden önce inmiş olanların izlerini takip etmek çok zor. Patika kaybolmuş ve kaygan hale gelmiş bir zemin oluşmuş, toprak zamanla kaymış. 

İniş başlıyor. Görüldüğü gibi değil. İndikçe zorlaşacak. Aman patikalardan çıkmayın.


Gidenin ardından ağlanmaz...


Aşağıda Kargılıbük koyu görülüyor. Medeniyet sonrası ulaşacağımız ilk yalnız koy.


İndikçe rota sertleşmeye başlıyor.


Dikkatle inmeli. Böyle durduğuna bakmayın taşlar çok hareketli.


Patika inişi başlangıç bölümlerinde belirgin.


Yalnızlığın ortasında gibiyiz. Hiç ses yok. Esinti yok. Mutlak sessizlik. Mutlak huzur.


Kızıldağ Hatırası


İnişe devam ediyoruz.


Biz iniyoruz ama sahile yaklaşamıyoruz sanki.


Kızılbük Burnu ve Kızılbük Koyu


Koy sırtını kızıl ve ağaçsız tepelere yaslamış.


İndikçe diklik artıyor. Dikkat!!!


Baton böyle durumlarda büyük önem taşıyor


Kızıldağ'dan Kargılıbük'e iniş

Sırttan yaptığımız inişin başında patika belirgin olsa da indikçe yüzey daha da çorak hale geliyor ve adım atmak bile zorlaşıyor. Hatta yerimizde durduğumuz zamanlarda olduğumuz yerde kaymaya başlıyoruz. Tabii kaymamızda artık emekliliğe ayrılması gereken ayakkabılarımızn da etkisi var. GPS’e bakarak kendimize kabaca bir yön belirleyerek inmeye çalışıyoruz. Mesafe kısa olsa da iniş yarım saati buluyor. 

İndikçe yüksek sayılabilecek, 200 metrenin üzerinde bulunan tepelerin arasındaki vadiye doğru iniyoruz. Doğa burada öylesine heybetli görünüyor (veya biz çok küçük kalıyoruz) ki koşup veya bağırsak bize kızacakmış gibi geliyor. 

Tavsiyemiz hangi yöne yürüyor olursanız olun Kızıldağ çıkışı ve inişini çok dikkatle acele etmeden yapın. Burada karanlığa kalmayın, risk almayın. Ölüm yok ama sakatlık riski çok yüksek. Baton çok önemli. 

Saat 13:45 civarında yürüyüşümüzün 12.km.sinde Kargılıbük sahilinin iç kısımlarına ulaşıyoruz ve deniz seviyesine herhangi bir sakatlık yaşamadan iniyoruz. Burada işaretler bizi sahile doğru götürüyor. Yürüdüğümüz yön bakımından sorun yok ama Hayıtbükü yönüne yürüyenler bu Kızıldağ çıkışına başlamak için patika girişine dikkat etmeliler. Her patika zirveye çıkmayabilir.

Yukarıdan çok güzel görünen koyun sahili yukarıda da belirttiğimiz gibi kargılar (kamış ve saz) ile dolu.

Kayarak inmeye başladık.


Aşağı yaklaştık ypl bitti sanmayın. İniş yeni başlıyor.


Önce batonları saplıyor, destek alıyoruz sonra adımımızı atıyoruz.


Kargılıbük Koyu ve Kargılıbük Burnu 


En zorlu bölüm tam burası. Daha ayakta dururken bile kayıyoruz.


Aşağıda düzlüğe çok yaklaştık.


Kızıldağ inişi tamamlandı. Biz de harap olduk ama.


Kargılıbük Sahili


Kargılıbük'ün kargıları

Taşlı ve bol çalı çırpılı sahilin sonuna kadar yürüyüp sahilin sonunda bulunan patikalara giriyoruz. Yürüdüğümüz dönemde Datça parkurlarına ait işaretler tazelendiği için patika girişlerinde işaretleri rahatlıkla görebiliyoruz. Yine de sahillerden patikalara girişlerde dikkatli olup işaretleri kaçırmamakta fayda var. 

Tepelerden ve sahil boyunca yürünen bu kısımda yine kısa bir çıkış ardından Gerence Koyu’na ulaşacağız. 

İnce ve uzun Kargılıbük Burnu’nun tepelerinden ancak sahile yakın kısımlardan yürüyoruz. Bu şekilde kısa iniş çıkışların bir süre sonra yorucu olmaya başladığını Datça parkurlarına doğudan, Balıkaşıran’dan ilk girdiğimizde anlamıştık. Her koy birbirinden güzel ancak bir süre sonra ciddi yorgunluk başlıyor. Defalarca inip ve çıkınca yol hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor. 

Sahilin sonuna kadar yürüyoruz


Sahilin sonundan tekrar patikalara gireceğiz.


Sahilden Kızıldağ manzarası


Patika girişi sahilin en sonunda. İçerilerde aramaya gerek yok.


Yeniden patikalara giriyoruz. Zorlu iniş ve çıkışlar bitiyor artık çok sayıda koy geçişi başlıyor ki bu da ayrı bir yorgunluk.


Kısa çıkışlar ve inişler yapılıyor


Kargılıbük Koyu. Soldaki burunun ardında Hayıtbükü var.


Zaman zaman gölgeye ulaşmak çok iyi geliyor.

Kargılıbük Burnu’nun arkasına geçtiğimizde daha küçük Gerence Burnu’nu görmeye başlıyoruz. Gerence koyu daha içeride kaldığından hemen görüş alanımıza girmese de Gerence Burnunun arkasında rota üzerinde Domuzçukuru ile birlikte en yeşil koy olan Batır Kızılbük Koyu ve Kızılbük Burnu’nu görüyoruz. Daha buraya yolumuz var. Yorucu bir yol. Bazı kaynak ve haritalarda Gerence ve Batır Kızılbük’ü içerisine alan, Kargılıbük ve Kızılbük Burnu arasında kalan geniş koy Körmen Koyu olarak da geçebiliyor. 

Yürüdüğümüz patika çok belirgin. Alternatif rota yok. Bu yollar Karia Yolu öncesi de Mesudiyeli çobanlar tarafından kullanılan bir yol, Mesudiye’den Batır Kızılbük’e kadar gelirlermiş. Karia Yolu ile şimdi biz doğaseverlere de kısmet oldu buralara gelmek.

Deniz seviyesinden 30-40 metre yükseklikte yürürken aşağıda masmavi denizi de izlemeyi ihmal etmiyoruz. 

Kargılıbük Burnunun üzerindeyiz. Nerelere ulaşacağımızı anlamaya çalışıyoruz. Domuzbükü acaba bu sayısız koy ve burundan hangisi?


Karşıda görünen sahil Batır Kızılbük. Birazdan ulaşacağımız Gerence'den sonraki koy.


sahile çok yakın noktalardan yürüyoruz. Aman manzaraya, denize bakayım derken adımlara dikkat. Güzelin şakası olmaz.


İki ağacın arasında bir dilek tuttuk ve yola devam ettik.


Sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz. Karşı yamaçta yaklaşık 2 dakika sonra yürüyeceğimiz patika görülüyor.


Bir tepeden diğerine geçiyoruz. Sahilden çok kısa süreliğine içeriye doğru giriyoruz.


Karşı yamaçtaki patikalara ulaştık.

Yol üzerinde patika ve işaretler çok belirgin. Ağaç olmayınca işaretler genellikle yerdeki kayaların üzerinde görülüyor.

Sırt boyunca yürüyüp iç kesimlere doğru girdikçe Gerence Koyunu da görmeye başlıyoruz. Sabah karşılaştığımız solo arkadaşı saymazsak, Gerence’ye inmeden tüm yürüyüşümüzün ilk yürüyüş grubu ile karşılaşıyoruz. Dört kişilik bu grup İstanbul’dan geliyor ve hepsi Kadıköy Belediyesi’nde çalışıyor. Bizi Likya Yolu’ndan tanıyorlar hatta ekipten Bülent Çakırer 2016’da Altuğ ile yazışmış bile. 

Bu tür karşılaşmalar yolun devamında karşılaşacağımız sürprizleri önceden haber almamızı sağlıyor. Zorluk, kolaylık, yerleşim, su vs. Tabii bizim yolun çoğu bitti azı kaldı dolayısıyla birbirimize telefonlarımızı veriyoruz. Olur da bir sorun yaşarsak birbirimizi arayalım diye. Karia’da bu önemli. Kendilerini Kızıldağ’a çıkış konusunda uyarıyoruz ve yolumuza İstanbul’da görüşmek üzere devam ediyoruz. Dediklerine göre inişler çıkışlar dışında bizi bekleyen belirgin bir zorluk yokmuş. 

Sırt boyunca yürümeye devam ediyor ve koya doğru iniş başlıyor. Tabii bu hemen olmuyor. Denizin 20-30 metre yüksekte kıvrılarak sakin sakin iniyoruz. Aşağıda koyu görüyoruz ancak ulaşmak zaman alacak. 

Gerence burnu ve solda Gerence Koyu'nu görüyoruz. Batır Kızılbük arkada. 


Gerence Koyu


Patikalar dar ama belirgin.


Şu manzara tüm yorgunluğu unutturmaz mı?


Karia Yolu Datça parkurlarında 9. gün. Karşılaştığımız ilk yürüyüş grubu. Mehmet dahil herkes Kadıköy'lü. Altuğ hariç. Dünya küçük. Yol rastlantılarla dolu.


Gerence'ye doğru yaklaşıyoruz.


Birazdan inişe başlamayı ümit ediyoruz. Doğa ne zaman nereden ineceğimiz hiç belli olmaz. Dibimizde görünen noktaya 2 kilometre yürüdüğümüzü biliyoruz.


Sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz.


Ağaçlar az olsa bile toprak kaymasını önledikleri kesin.


Gerence Burnu ve masmavi Akdeniz.


Kargılıbük Koyu arkamızda kaldı. Adım adım ilerliyoruz Karia yollarında.


Birimiz önden diğerimiz arkadan. bu kadar mesafeden bile sohbetimiz eksik olmuyor.


Yol bitti. Patika tam sola aşağı doğru kıvrılıyor.


Bu sefer iniş zor değil

Yüksek tepeler arasına sıkışıp kalmış, arkasında çam ağaçları arasında kalmış küçük bir düzlüğü olan Gerence Koyu’na saat 14:45’te ulaşıyoruz. Yürüyüşümüzün 14. km.si ve koyun arkasına bi yere inip sahile ulaşıyoruz. Burada da denizin getirdiği çöpler ve kargılar var. 

Sahilde ayaküstü çok kısa bir mola verdikten sonra yürüyüşe devam ediyoruz. Soldaki tepeye doğru çıkarak sırt yürüyüşümüze devam edeceğiz. Sola doğru koyun sonuna kadar yürüyüp tepeye tırmanmamızı gösteren ters “r” şeklindeki kırmızı-beyaz işaretleri koyun en sonunda görüyoruz. 

Bu işaretlerin sahile çok yakın olması sebebiyle zamanla silinebileceklerini unutmayıp Karia Yolu’nda GPS veya Wikiloc bulundurmanın çok yararlı olacağını bir kez daha belirtmemiz gerekiyor. 

Gerence koyu ve Gerence Burnu. Denize girmek isteyen?


Yaş 35'i geçmiş. Adım adım iniyoruz bu patikalardan.


Maviye bakmaya doyamıyoruz


Özlemiştik devrilmiş ağaçların altından eğilerek geçmeyi


Deniz seviyesine inişi tamamlıyoruz. Sahilin iç tarafındaki çam ormanına indik.


Denize doğru yürüyerek Gerence'ye ulaşıyoruz.


Yukarıdan güzel gözükse de sahil burada da denizin getirdiği çöpler ve kargılar ile dolu


Neredeyse her sahilde gördüğümüz can yeleklerinden sadece biri. Yunan adaları yakın olunca Suriyeli mültecilerin mesken tuttuğu koylar buraları.


Sahilin sonuna kadar yürüdük ve işareti gördük. İşaret göüleceği üzere sağdaki kayanın üzerinde.


Patika girişi Gerence sahilinde de koyun sonunda. Taşın üzerinde ters "r" işareti görülebiliyor.

Gerence Koyu’nun sonunda patikaya giriyoruz ve sert bir çıkış ile Gerence Burnu’na tırmandıktan sonra denize yakın kısmlardan yürümeye devam ediyoruz. Çok uzun almayabn çıkışımız tamamlşanıp nispeten daha düz bir yüzey üzerinde yürümeye başlayınca arkamızda Kargılıbük Burnu ve Gerence’ye bizi ulaştıran sırtları ve patikaları karşıdan daha belirgin görüyoruz. Günlerder ne yürüyoruz ama!!! 

Batır Kızılbük yaklaşık 1 km. uzaklıkta ancak sabahtan bu yana neredeyse su molaları haricinde mola vermedik. Kendimizi ihmal ettik. Öyle bir yerdeyiz ki ses yok ve her yer sakin. Saat 15:00 civarı ve Domuzçukuru’na hava kararmadan ulaşabileceğimizi düşünüyoruz bu noktadan sonra. Gerece Burnu’nun tepesinde güzel bir geniş manzarada mola veriyoruz. 

Yaklaşık 5-10 dakika konuşmadan oturuyoruz. Kısa dialoglar. Daha sonra kurtlanıyoruz ve datça’ya ulaştığımızda ne yapacağımızı konuşuyoruz. Daha doğrusu yapacaklarımızı hayalini kuruyoruz. Datça’yı Altuğ’dan çok daha iyi bilen mehmet onu bir esnaf lokantasına götüreceğini söylüyor. Güzel plan. Yine karnımız doyacak. Zaten Datça’da bir gece kalmadan Marmaris’e dönceğimizden planımızı günübirlik olarak yapmak durumundayız. 

Ne manzara var ama!! Burada coğrafyanın rengi gerçekten kızıl. Taşı, toprağı, hele yeşilin olduğu kısımda daha çok göze çarpıyor. Palamutbükü, Ovabükü, Hayıtbükü derken bir anda hiçbirşeyin olmadığı, medeniyetten uzak, cep telefonunun bile yerel olarak çektiği yerlerde yürüyoruz. Keyfimiz yerinde. Mehmet’in telefonundan açtığı Louis Armstrong çok geri planda sakin sakin çalarken ruhumuz dinleniyor. Bir mola herşeyi, tüm modunuzu, ruhsal halinizi, yaşadığınız zamanı değiştiriveriyor. Keyfini çıkarmalı yaşamanın, nefes alıyor olmanın kıymetini bilmeli. 

Yaklaşık yarım saat süren molanın ardından yürümeye kaldığımız yerden devam ediyoruz. 

Yine bir koy daha bitiyor. Bir kez daha kısa bir çıkışın ardından sahil boyunca yürüyeceğiz. 


Gerence Burnu'na doğru tırmanıyoruz.


Çıkış çok uzun değil.


Gerence Burnu üzerinden adım adım yürüyerek geldiğimiz sahil hattı, yamaçlar ve Gerence Koyu görülüyor


Yeniden sahil hattı boyunca yürüyoruz. Yeni bir koya ulaşacak olmamızın heyecanı var.


Son bir çıkış daha yapıyoruz ama yorulduğumuzun farkına varıyoruzç Su molaları dışında bugün hiç durmadığımızı farkediyoruz.


Patika burada da belirgin işaretler yol üzerinde görüledbiliyor.


Günün ilk molasını Gerenceve Batır Kızılbük arasında yaklaşık 14. km'de tam bu noktada veriyoruz. Geçip geldiğimiz tüm koylar ve burunlar buradan görülüyor. Gerence Kargılıbük Adaburnu


Burası da aşağı doğru manzaramız. Aman dikkat diyoruz. Şakası bile olmaz...
Louis Armstrong dinliyoruz tam burada.

Sırt boyunca devam eden belirgin patika ve işaretler boyunca çok geçmeden ileride Batır Kızılbük Koyu’nu görüyor hatta bizi koya ulaştıracak rotayı da kesitirebiliyoruz. 

Kısa iniş çıkışlar ve düz sayılabilecek, zor olmayan bir rotada Batır Kızılbük’ün batısına iniyoruz. Son inişi çam ağaçları arasına yapıyoruz ve koyun biraz arkasına ulaşıyoruz.

Batır Kızılbük sadece Domuzçukuru üzerinden değil, iç kesimlerdeki yerleşimlerden de ulaşılan, Hızırşah ve Mesudiyeliler tarafından balıkçılık ve hayvancılık için de kullanılan bir koy. Geçtiğimiz koylardan farklı olarak daha yeşil ve arkasında daha geniş bir alana yayılmış çam ormanı var. Daha yeşil olmasının sebebi bugün denize akmayan ancak aktif olarak yatağının da bulunduğu Kocadere çayının bulunması. Su doğaya dokununca çevresi hemen yeşeriyor.

Gerence Koyu’ndan 1 km. ileride bulunan Batır Kızılbük’e saat 15:45’te ulaşıyoruz. Yürüyüşümüzün 15. Km.si. Yarım saatlik molamızı düşersek sakin bir tempoda bir arkadaki koy Gerence’den buraya yarım saatte ulaştık diyebiliriz. 

Neden batır Kızılbük? Batır, Hızırşah’ın eski adı. Çevrede çok sayıda Kızılbük adı olunca karışmaması için buraya Batır Kızılbük de deniyor. Bazı kaynaklarda Batı yazıyor olsa da doğrusu Batır.

Kaldığımız yerden yürümeye devam ediyoruz. Hedef ileride görünen Batır Kızılbük.


İşaretler ağaçlar sık olmadığından çoğunlukla yerde görülüyor.


Sahil boyunca ilerliyoruz. Patikalar dar ama yürünebiliyor.


Üzerinden atlıyoruz. Yola devam...


Altından da geçiyoruz. Yola devam...


Batır Kızılbük'ün batı ucuna ulaşıyoruz.


Batır Kızılbük


Sahile inmeye başlıyoruz


Koyun arkasındaki çam ağaçlarının bulunduğu yere iniyoruz.


Batır Kızılbük sahili. Batır, Hızırşah'ın eski adı.


Arkamızda bıraktığımız koylara göre çok daha yeşil bir koy. Sebebi de sahilin ortasında yeşile hayat veren Kocadere


Burunun tepesinden başlayarak koya indik. Yürüyüş yüksekliği genellikle böyle ama in çık bir süre sonra çok yorucu oluyor.

Sahile çıkıyoruz. Her yer sakin. Doğa sakin. Deniz sakin. Bizden önce buraya gelen birileri taşları üstüste koyup babalar yapmış. Ne güzel yapmışlar. Beş dakika kadar sahilde mola veriyoruz. 250 metre uzunluğundaki koyu bir uçtan bir uca sahil boyunca yürüyoruz. Sahilin iç kısımlarında arı kovanları gözümüze çarpıyor. 

Koyun en sonuna kadar gelip yerde taşta kırmızı-beyaz işareti görüyoruz ve sola çam ormanı içerisine giriyoruz. Çam ağaçları arasında 20 metre kadar yürüdükten sonra saat 16:00’da yeniden çıkışımız başlıyor. Anlaşılacağı üzere koyun sonunda karşıdaki tepeye dümdüz tırmanmadık çıkışımızı biraz daha içeriden yaptık. 

Sahil


Yürümek için sabırsızlanıyorlar. Buna ayaküstü mola diyoruz.


Koyun en sonuna kadar sahilden yürüyoruz.


Sahilin iç kesimleri yemyeşil çam ormanı


Taş taş üzerine


Toplam 11 tane


Sahilin sonundan içeriye doğru giriyoruz. Bir önceki koyların aksine Batır Kızılbük'te patikaya biraz daha içeriden giriliyor. Yerdeki taşta dikkat edilirse işaret görülüyor.


İçeriye girince ağaçlar üzerinde de işaretleri görmeye başlıyoruz.


Bu rotada işaretler yakın zamanda yenilendi. karşıdaki taşta eski işareti görüyoruz. Doğada zamana karşı dayanmak zor. Burada tam bir "U" dönüşü ile burunun tepesine doğru çıkış başlıyor.


İçerilere çok girmeden yeniden denize doğru tırmanmaya başlıyoruz.

Kalan 3.5-4 km.lik rota parkurun yorucu kısımlarından. Yola Palamutbükü’nden mi başladığımızdan da olacak yorgunluğumuz arttı. Fakat bu böülmde irili ufaklı birkaç koya inip çıkmak da bizi bezdirdi. Altuğ “Artık daha başka koy görmek istemiyorum. Bu kadarı yeterli” bile diyor. 

Yürüyüşümüzün son durağı olacak Domuzçukuru’nu saymaz isek rota üzerindeki en büyük koy olan Batır Kızılbük’ün ardından yukarıda da belirttiğimiz üzere çok sayıda koya inip çıkacağız. 

Karışıklık yaratmaması için isimsiz koyları tek tek tariflemeye gerek yok çünkü üst üste indik çıktık, 15 dakika sonra bir koya daha ulaştık diye yazacak olursak tek düze bir anlatım olmuş olur. Zaten hiç bir koyda yerleşim yok ve her biri kumsal ve bitki örtüsü bakımından birbirine benziyor. 

Batır Kızılbük çıkışında çam ormanı içerisinden başlayan kısa çıkışın ardından yeniden deniz seviyesinin 15-20 metre yukarısında yürüyoruz. Patika çok belirgin. Sağa sola sapmak yok sadece koy girişleri ve çıkışlarında patikayı bulmak önemli. Gerisi size kalmış. 

Sahil boyunca kısa iniş ve çıkışlarla devam eden patikalarda yürüyoruz. Patikalarda yürümek kolay olsa da taşlı patikalarda adımlara dikkat etmekte yarar var. 

Batır Kızılbük sahili


Aşıp geldiğimiz koylar, burunlar, tepeler buradan çok daha belirgin görünüyor.


Kısa da olsa her koyun sonunda bir çıkış oluyor


Yenden sahil boyunca yürüyoruz. Bu kısımlarda hava bulutlandı. Yoracağı kadar yordu ama güneşin etkisini hissetmemeye başladık.


Arkamıza dönüp dönüp bakıyoruz. "Taaaa şuralardan geldik" diyoruz. Şurası dediğimiz yer fotoğrafta en sonda görünen uzun burunun bulunduğu Palamutbükü.


Fazla gurur duymaya gerek yok. Daha yolumuz çok ve yorucu.


Yorsa da rotanın keyifli ve izole kısımlarından. Yerleşimlere o kadar uzağız ki... Ne güzel!!


Sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz.

Batır Kızılbük sonrası görseller haricinde yolu detaylı bir şekilde tariflememizi gerektiren bir durum veya uyarı olmadığını söyleyebiliriz. Bodur frigana tipi çalılar arasından devam eden patikada zaman zaman tek tük de olsa çam ağaçları karşımıza çıkıyor. Patika öylesine belirgin ki koy geçişleri sonrası yürüyeceğimiz patikaları da görebiliyoruz. 

Yaklaşık 1 km. sonra Batır Kızılbük ve Domuzçukuru arasındaki ilk koya iniyoruz. Küçücük tertemiz bir koy. Tertemiz diyoruz çünkü koylarda denizin taşıdığı çöpler ve doğal artıklar gördük. Bunun yanında bu bölge Yunan Adalarına yakın olduğundan özellikle iç kısımlarda çok fazla can yeleği de gördük. Muhtemelen bu ıssız koylarda bir süre Suriyeli mülteciler de barınmış ve karşıda bulunan Simi Adası’na ulaşmaya çalışmışlar.

İşaret yerdeki küçük taş üzerinde olsa da patika belirgin.


karşıda yamaca doğru yürüyoruz. Patika yamaç üzeride de görülebiliyor.


Küçük bir koyun tepesinden geçiyoruz. Muhtemeldir ki inmediğimiz tek koy. Büyük sevinç yaratıyor bu durum.


Karşı yamaca doğru yürüyoruz.


Kıvrıla kıvrıla karşı yamaca çıkıyoruz.


Kısa bir çıkış daha


Çıkışı tamamladık. Burunun tepesinden yürümeye devam ediyoruz.


Yeni bir sahil. Yeni bir yorgunluk. Yepyeni bir heyecan.


Bu sefer kaçış yok koya doğru iniyoruz. 1 dakika sonra ulaşacağımız patika karşıda görülüyor.


Küçük koya iniyoruz.


Çam ağacının solundan indik.


Hava bulutlandı iyi oldu

Koyun ucundan değil hemen soldan patikaya giriyoruz.


Kısa bir çıkış heyecanı daha yaşıyoruz.


Küçük sahili ardımızda bırakıyoruz. Bu arada bu sahillerde kamp atılabilir ama su olmadığını belirtelim.


Az kaldı bu çıkışı da tamamlamak üzereyiz.

Koyun sonundan, içerilere girmeden sahil hattını takip ederek tekrar patikaya giriyoruz. Çok değil sadece 100 metre sonra ikinci koya iniyoruz.

İndiğimiz ikinci koy ikiye bölünmüş bir koy. Koyun en sonunda denizin dibinden kolay bir kaya tırmanışının ardından arkada daha küçük olan koya ulaşıyoruz. 

Girinti şeklindeki bu küçücük koyda içeriye doğru 15-20 metre yürüyerek tekrar patikalara giriyoruz.

1,5-2 metrelik makilikler arasından devam eden patika ve işaretleri takip edince hemen yükseliyoruz ve sahil hattını takip ederek kaldığımız yerden yürümeye devam ediyoruz. Yükseldikçe az önce ardımızda bıraktığımız iki küçük koyu da görebiliyoruz. Birbirlerine çok yakınlar. Yukarıda da yazdığımız üzere aralarında sadece 100 metre mesafe var.

Beş dakika geçmeden yaklaşık 100 metre yürüyerek arkada yepyeni bşir koya daha merhaba diyoruz.


Bu koya da bir inelim bakalım.


Soldaki kızıl toprağın olduğu yerden sahile indik.


Tepeden indiğimiz yer böyle daha belirgin


Sahilin sonuna kadar yürüyoruz. Her zaman ki gibi. Fakat bu koyda tepeye çıkmıyoruz.


Kayayı aşıyoruz. Çıkışı kolay.

Arkada yeni bir koya geçiyoruz.


kaya çıkışı sonrası arkada bıraktığımız koyun görüntüsü.


Arkadaki çok daha küçük koy. Kayalığın dibinden yürüyoruz.


Koy pek küçükmüş. Koyun içerisine giriyor, patikalara kaldığımız yerden devam ediyoruz.


İçeriye doğru giriş.


Patiika belirgin. Domuzçukuru'na yaklaştıkça patika daha belirgin hale geliyor.


İşaret yerde ve tam bir "r" yapıyoruz ve günün klasiği kısa çıkış yapıyoruz.

Patikalar üzerinde çok fazla ağaç olmadığından işaretleri genellikle yerdeki taşlarda göreceksiniz. 

Burunun tepesine çıktıktan sonra aşağıda bir küçük koy daha görüyoruz. Neredeyse aynı anda ağzımızdan çıkan “Bir koy daha mı?” sorumuz adeta kafa kafaya çarpışıyor. 

Koya iniyoruz ancak deniz seviyesine kadar inmeden çarşaklı geçiş yaparak yeni bir burun ve koya doğru yolumuza devam ediyoruz. 

Kısa bir çıkış


Az önce ardı ardına geçtiğimiz sahilleri görüyoruz


Kısa çıkış kısa sürede son buluyor.


Çıkışın hemen ardından arkada yepyeni bir sahile daha merhaba diyoruz. Merhaba!!!


Umarız aşağıda sahile kadar inmeyiz. Çıkışı zor olabilir gibi görülüyor. Karşı yamaçta patika da görülebiliyor.


Sahile kadar inmeden karşıya geçiyoruz.


Kumsalı yok ama harika taşlı bir deniz var aşağıda. Tam buradan koşup atlamak vardı. Yapmadığımız iş değil.

İndiğimiz gibi çıkıyoruz. Bu kısımlarda çam ağaçları ve 1-2 metrelik makilikler arasından yürüyoruz. Yaklaşık 500 metre sonra önümüzde Parmak Burnu’nu görüyoruz. Domuzçukuru’na yaklaşmış olmalıyız çünkü bir arkada gördüğümz, 300 metre yükseklikteki Ağabaşı ve Zindan Tepelerini aşmayacağımızı biliyoruz. 

GPS’e de baktığımızda Domuzçukuru’nun Parmak Burnu’nun arkasında olduğunu anlıyoruz. 

İşaret ve patikaları takip ederek aşağıdaki son koya iniyoruz. Bu koy bu rota üzerinde geçtiğimiz sahiller içerisinde en temiz olanı. 

Koya inmeden çıkışa başladık


Patika ve işaretler çok belirgin


Taşta veya ağaç üzerinde


Bakalım arkada bizi bekleyen sürpriz nedir?


Yeni bir sahil, burun (Parmak Burnu) ve arkada Zindan ve Ağabaşı tepeleri var.


Bitmeyen yollar. Güneş son bir saattir buluta girdiği için şanslıyız.


Karşıda görünen Parmak Burnu'na doğru yürüyoruz.


Yorulmuş olsak da keyfimiz yerinde.


Aşağıdaki sahilin Domuzçukuru öncesi ineceğimiz son koy olduğunu söyleyebiliriz.


İniş başlasın


Yorgunluk da olduğundan acele etmeden iniyoruz.


Su varsa bu koyda bile kamp atılabilir. Koyların engüzel yanlarından birisi de gelişigüzel onlarca ateş noktası olmaması. Hatta hiç yok. Umarız böyle kalır.


Tertemiz bir sahil. Taş toplamak isteyen?


Koşup denize girmek isteyen olur mu?

Koyun ortalarında soldaki büyük çam ağacının yanından içeriye giriyoruz. İç kesimlere doğru 50 metre kadar patikadan yürüyüp yeniden tırmanıyoruz. Kısa inişler ve tırmanışlar yormaya devam ediyor. 

Arkamıza baktığımızda indiğimiz patikaları görüyoruz. Ağaçlar arasından yürüdüğümüz patika çok belirgin. Sağa sola sapmadan, alternatif yol aramadan yürüyoruz. 

Parmak Burnunun arkalarında beyaz bir pastik sandalyenin yanından geçiyoruz. Şaşırıyoruz. Buraya kadar bu tertemiz sandalye neden gelmiş olabilir diye. Sonradan Domuzçukurunda yaşayanlardan öğreneceğiz ki burası bu bölgede cep telefonun tek çektiği noktaymış. Bu yüzden bu sandalyeye telefon kulübesi diyorlar. Parmak Burnunun ardına geçtiğimizde Domuzçukuru koyunu aşağıda görüyoruz. 

Küçük sahilin içerisine doğru gireceğiz.


Giriş sahilin sonunda ileride solda. Patika ve şaret belirgin. İleride kayalara tırmanmayın.


Sahildeki çam ağacının yanından içerideki patikaya doğru giriyoruz.


Arkada küçük bir açık alana ulaşıyoruz. Burada patika hafif sağa doğru kıvrılıyor.


Sağa kıvrılan patika bizi karşıdaki yamaca doğru götürüyor.


Patikadan yürüyoruz. Şaka bir yana yorgunluğumuz arttı.


patika tam bir "U" dönüşü yapıyor ve yönümüzü yeniden denize doğru çeviriyoruz.


Koydan çıkış ve yeni bir tırmanış


Küçük koy aşağıda kaldı.


Çıkışa devam. Düzlüğe az kaldı.


Yaklaşık 10 dakika önce küçük koya indiğimiz patikaları karşı yamaçta görebiliyoruz.


Çalılar arasından giden patikamız.


Burada toprak üzerinde bir karmaşa var. Ne olabilir? Bilen biliyor ama çam ağaçları altındaki böyle karışıklıkları her rotada sıkça görürüz. Bu karışıklık domuzların buraya gelip etrafı karıştırdığının göstergesi. Ama saldırmazlar. Doğada geçip gittiğiniz sürece kimse kimseye zarar vermez.


Sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz. Domuzçukuru'na yakın bu kısımlarda ağaç sayısı arttı.


İşaretleri yerde görebiliyoruz.


Doğanın ortasında tertemiz, sağlam plastik sandalye??? Acaba nedir?


Bu bir telefon kulübesi. Bu bölgede telefonun çektiği tek nokta. Domuzçukuru'nda neredeyse hiç çekmiyor. Sevdiklerinizi burada koltuğa oturup arayabilirsiniz.


Domuzçukuru'na yaklaştığımızı anlıyoruz. Zaten sesler de geliyor.


Çam ağaçları arasından geçiyoruz.


Domuzçukuru'nu ilk gördüğümüz nokta


Evet bitirdik!!!! Sıra geldi günün son inşine.


Domuzçukuru (Domuzbükü)

Çam ağaçlarının arasından sahile doğru iniyoruz ve yürüyüşümüzün 19. km.sinde saat tam 17:00’de Domuzçukuru’na ulaşıyoruz. 

Eğer yapabilirsek yerleşip denize gireceğiz. Hava kapalı ama daha kararmadı. Bu kadar yorgunluğun ardından denize girmek iyi gelecek. 

İçimizi tarifi zor bir hüzün kaplıyor. Neredeyse 1 hafta boyunca Balıkaşıran’dan başlayarak adım adım Datça sahillerini yürüdük. Günler süren sahil yürüyüşü Domuzçukuru’nda son buluyor. Yarın Datça’ya ulaşmak için iç kısımlara yürüyüp Hızırşah üzerinden Eski Datça’ya ulaşacağız. Bitirip hedefimize ulaştığımıza mı sevinelim, yolun bittiğine mi üzülelim bilemiyoruz.

Burada Datça’ya giden “Kargı” alternatif rotası (doğu) olsa da işaretlemeleri bizim yürüdüğümüz tarihte yapılmamıştı. Aşlama mevkisi üzerinden Hızırşah rotası (kuzey) 2013’te turizme hizmet vermeye başlayan Karia Yolu’nun orjinal rotası. Duyduğumuza göre yakın dönemde bu rota da alternatif olarak eklenecek. Bu rota Eski Datça yerine yürüyüşçüleri Datça merkezine götürecek. Güzel bir alternatif olur.

Domuzçukuru Datça kalkışlı tekne turlarının da uğradığı cennet gibi tertemiz bir sahil. Diğer adı Domuzbükü. Burada Dilek Mağarası da bulunuyor. Tekneler burada da mola veriyor. Burasının belki de pırıl pırıl kalmasının başlıca sebeplerinden birisi de buraya araç ulaşımının olmaması. İki alternatif var. Denizyolu veya tabana kuvvet. 

Sırt boyunca yürüyoruz.


çam ağaçları arasından inişe başlıyoruz.


Sahile iniyoruz.


Domuzçukuru


Domuzçukuru büyük bir koy. Arkasında geniş bir çam ormanı var.


Musa'nın yaşadığı, çalışmayan tesise doğru yürüyoruz.


Burası Datça'dan kalkan gezi teknelerinin uğradığı bir sahil. Biz de Palamutbükü kalkışlı Domuzçukuru'na ulaştık.


Sahil taşlı ve kamp için uygun alanlar var. Mutlaka Musa'nın bahçesine gidilmesine gerek yok ama su almak için uğramakta yarar var. Yardımcı oluyor.

Datça parkurlarının en zor kısımlarından birisi Hayıtbükü-Domuzçukuru rotası. Su ve yerleşim yok. Eğer hava sıcak ve suyunuz kısıtlıysa bu rotayı yürümeden önce bir kez daha düşünün. Çok iyi planlama yapın. Biz eğlenceyi yolun sonuna bırakmışız da haberimiz yokmuş. Ama rehber kitapta yazıldığı gibi “ölüm vadisi” gibi bir tanımlama da yapmıyoruz tabii. Tecrübe ve tedarikliyseniz sorun yok. 

Tüm datça parkurlarının en zor kısmı neresi diye sorarsanız Karaköy-Mersincik, Hayıtbükü-Domuzçukuru cevabını verebiliriz. 

Domuzçukuru’nda bugün işletilmeyen bir tesis bulunuyor. Zamanında çıplaklar kampı olarak da işletilmiş ama kapanmış gitmiş. Arazi sahipleri birden fazla. Ancak atıl tesisin sahipleri burayı boş bırakmamak ve birilerinin bulunması için burada Musa adında bir arkadaşı görevlendirmişler (Telefonu her zaman çekmeyebiliyor +90-535-327 02 41). Musa çok uzun zamandır burada. Domatesini, biberini ekip biçiyor. Gelir olması için zaman zaman dalıyor balık avlıyor ve Datça’da restoranlara satıyor. Burada yaşıyor. Anlattığına göre Kabak’tan buraya seneler önce göçüp gelmiş. 

Yanına çok sayıda arkadaşı gelip gidiyor. Hepsi dilediğince kalıp geri dönüyor. 3 gün kalan da var, 2 ay kalan da. Fakat yürüyüşçülere su konusunda yardımcı oluyor. bahçeye çadır kurduruyor. Yeme içme anlamında herhangi bir satışı yok. Zordaysanız yardımcı olacaktır ancak su haricinde bir hizmet almayacakmışsınız gibi bilmenizde fayda var. Bu sebeple günceler içerisinde Palamutbükü, Ovabükü ve Hızırşah için önemli ikmal noktaları olduğunu belirtiyoruz. 

Domuzçukuru'ndaki tabela. Rakamlar doğru.

Domuzçukuru hatırası.

Bizden daha önce yürümüş olanlar Musa ve burada yaşayanları gördüklerinde hippi tarzı bir yaşam olduğunu söylüyorlar. Yaşam tarzları olarak hippi gibi görünse de tam hippi gibi değil. Kendi sebzelerini yetiştiriyorlar, geniş arazide bulunan zeytinleri topluyor, zeytin kurup, zeytinyağını çıkartıp satmaya çalışıyorlar. Datça’dan alışveriş yapıyor, yaşamlarını devam ettirebilmek için para kazanmaya çalışıyorlar. Akşam çadırda uyurken sesleri geliyordu ama biz de otelde kalmıyoruz tabii. Onun alanına girmeden koya indiğimiz noktada çam ağaçları altında da kamp atma imkanımız vardı. Biz böyle tercih ettik. 

Çayı, kahvesi bulunuyor. Bizden bir para istemedi sağolsun ancak bir miktar para bıraktık. Bahçesine çadırımızı kurduk, çayını, kahvesini içtik. Akşam sohbet ettik. Hat çekmese de telefonlarımızı yarın yürüyüş için şarj ettik. Canımız sıkılmadı. Tek canımızı sıkan yarın yürüyüşümüzün son günü olmasıydı. 

Hava bulutlu olsa da denize giriyoruz. Eşyalarımızı kurutup sahildeki sedirde akşam yemeklerimizi yiyiyor, hatta Musaların ikram ettiği Tayland acısı ile yapılmış çiğ köftenin tadına baktık. Mehmet acı yemez ama acıyı seven Altuğ bile yandı bitti kül oldu. Ne acı çiğ köfteydi ama... 

İsmini hatırlayamadığımız, sahilde bot bekleyen birisi ile tanışıyoruz. Dediğine göre hayıtbükü’nde kalıyormuş. 1990lı yıllarda bürokrat olarak çalışmış. Bu coğrafyada orman ve SİT arazilerinin nasıl ele geçirilmeye çalışıldığını, uygulanmaya çalışılan prosedürleri bile biliyor. Anlatıyor da anlatıyor. Dinliyoruz da talanın 1980leirn ortasında başlayıp artarak bugünlere kadar geldiğini de anımsamadan geçemiyoruz. Bugün çocukluğumuzun geçtiği Kerpe’de (Kocaeli Karadeniz sahili) özellikle 90ların ortasında önce yol genişlemesi ile başlayan talan bugün tamamı inşaat olan bir zihniyete döndü. Talan bir gecede olmadı. Altyapı bir sonraki dönem için hazırlandı. Kendisini Hayıtbükü’nden bir tekne almaya geliyor ve vedalaşıyoruz. 

Burada telefon çekmiyor. Sadece koyun karşısında bir noktada zaman zaman Turkcell nokta olarak gelip gidiyor. SMS ile mesajlaşmak daha doğru olabilir. 

Akşamı Domuzçukuru’nda yapıyoruz. Çok huzurlu ve sakin bir ortam. Suyumuzu da doldurduktan sonra yanımızda kalan SON yemekleri de tüketiyoruz. Çantalarımızda sadece iki dilim Etimek ve bir avuç kuruyemiş kaldı. Yarın sabah kahvaltı olacaklar. Öğleden sonra Hızırşah ve Eski Datça. Hoşbulduk medeniyet!!! 

Denize girdik, karnımız doydu. Yorgunluk buraya kadarmış.


Domuzçukuru sahili


Musa'nın yaşadığı, bugün çalışamyan tesiste de çadır kurulabilir. Bu gece yalnız değiliz.


Tesisin geneli atıl halde 


Çadırımızı kurduk


Çadırımızı soranlar oluyor. Bu da iki kişilik ultralight çadırımızın (1.2 kg) brandasız hali

Yemek ve su konusunda artık çok tecrübeli olduk. Tüketeceğimiz kadar taşıyoruz. Güzel planlama yapıyoruz. Sonuna kadar da tükeniyor zaten. Daha da önemlisi ne aç ne de susuz kalıyoruz. 

Yarın Akyaka’dan başlayıp 10 gün süren Karia Yolu Datça yürüyüşümüz bitiyor. Domuzçukuru son kamplı akşamımız. Canımız sıkılıyor. Her yürüyüş sonunda bir medeniyet oluyor. Alışmak kolay oluyor. karşıdan karşıya geçerken bile sağa sola bakmayı unutacak hale geliyoruz. 

Çok keyif aldık. Mutlu olduk. Vücudumuz olmasa da ayaklarımız bir gün Ege’nin serin sularına, bir gün de Akdeniz’e dokundu. Gökova gibi özel bir coğrafyayı adım adım yürüdük. Çocuklarımıza ve günceleri okuyacaklara sadece yazılı değil sözlü olarak anlatacağımız onlarca hatıra ile dönüyoruz evlerimize... Ne mutlu bize. 

Hayat düşlerimizdeki kadar güzel ve kusursuz olsa adını hayal koyardık. Hayallerimizi hayatımıza adapte edecek kadar hayalgücü fazlasıyla yetiyor hatta artıyor bile...

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates