2017 Nisan - Datça - 2.GÜN (Boncuk Koyu - Karaca - Karacasöğüt - Ayın Koyu - Löngöz/Kargı Koyu)

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 09:00 (Boncuk Koyu)
Bitiş: 18:30 (Löngöz/Kargı Koyu)

Toplam mesafe: 30 km.

* Boncuk Koyu – Karaca: 6 km.
* Karaca – Karacasöğüt (Söğüt): 4 km.
* Karacasöğüt – Ayın Koyu: 12 km.
* Ayın Koyu – Löngöz (Kargı Koyu): 8 km.

Su: Rotada su problemi yok ancak Löngöz sonrası, bir başka deyişle, Bördübet'e doğru bir gün sonrasını yürüyecek gruplar özellikle Malderesi ve Ayın Mevkisinden sularını mutlaka doldurmalı ve idareli olarak tüketmeleri gerekiyor zira Löngöz sonrası Bördübet'e kadar su yok.

Bu rota için su sorunu yok. Boncuk Koyu'ndan yola çıkarken suyunuz kısıtlı veya hiç olmasa bile Karaca'ya çok uzun ve zorlu bir parkur yok. Karaca'da yerleşimlerden veya yol üzerindeki su kaynağından eksikler giderilebilir.

Karaca çıkışında su ihtiyacınızı giderdiğiniz takdirde Karacasöğüt'e kadar su sorunu yaşamazsınız. Karacasöğüt girişindeki tarihi Piri Reis Çeşmesi'nde sularınızı doldurabilir, bakkaldan da eksiğinizi giderebilirsiniz.

Karacasöğüt-Okluk-Ayın-Kocaayın arası belki de tüm Datça parkurlarının en fazla su kaynağının olduğu kısım. Burada su eksiğinizi gidermenizi, hatta Löngöz'deki işletmede kimseyi göremeyecekmiş gibi su planlaması yapmanızı tavsiye ederiz. Burada son su kaynakları Ayın Mezarlığı'nın bulunduğu noktada.

Ayın Koyu, Çiçekli ve Löngöz arasında su kaynağı yok. Löngöz'deki işletme sezonluk, işletmeci Ali Bey de yaz kış orada yaşıyor ancak, doğup büydüğü köy yakın olduğundan yürüdüğünüz tarihte tekne sezonu açık değilse küçük bir ihtimal de olsa kendisini görmeniz mümkün olmayabilir. Eğer oradaysa Löngöz'de su ihtiyacınızı gidermeniz gerekiyor. Ertesi gün 20 km. (Bördübet'e kadar) boyunca su kaynağı olmayacak.

Özellikle sıcak havalarda yürüyüş yapacaklar su noktalarını çok iyi değerlendirmek durumundalar. Gökova'nın Akyaka-Balıkaşıran arasında su kaynaklarının düzenli ve dengeli dağılmadığını unutmamak gerekiyor.

Yemek ve İkmal: Karacasöğüt'teki bakkalda eksiklerinizi mutlaka tamamlayın. Bakkal için Ayın'a doğru yürümeden Karacasöğüt sahiline doğru inmek gerekiyor.

Bu bakkal haricinde değil Bördübet, Datça'nın Emecik Köyü'ne kadar bakkal yok. Karacasöğüt-Emecik arası ortalama bir tempo ile 3 gün civarında süreceğinden eksiklerinizi Karacasöğüt'te tamamlamanızı tavsiye ederiz.

Anlaşılacağı üzere rotada tek bakkal olan yer Karacasöğüt. Burası haricinde yürüyüş sırasında Karaca, Okluk ve Ayın civarında yerel olarak yaşayanlar var. Çok acil ihtiyaçlarınıza olumsuz yanıt vereceklerini düşünmüyoruz.

Bunun haricinde Löngöz'de uzun bir süredir tekne turizimine hizmet veren Ali'nin Yeri (Ali Ölmez, +90-546-2102709, +90-536-4124823) bulunuyor. Karia Yolu ile birlikte yürüyüşçülerin de mola verdiği bir nokta haline geldi.

Konaklama: Parkur üzerinde pansiyon türü konaklama imkanı yok. Bu rotada kamplı yürümek gerekiyor. Araçlar transferi ile yürüyenlerin bölgeyi bilen bir şoföre ihtiyaçları var.

Pansiyonlu, çadırsız yürümek isteyenler bir gün içerisinde imkansız olabilecek mesafeler yürümek durumunda kalabilir, keyif alacakken yürüyüş çileye dönebilir. Kampsız yürüyeceklerin araç transferi ile günübirlik yürüyüşlerle planlama yapmaları gerekiyor.

Çadır konaklama yapacaklar için seçenekler çok. Rota sonundaki Ali'nin Yeri özel mülk ancak yürüyüşçülere çadır kurmalarına izin veriyor. Tabii birçok yerde olduğu gibi bir miktar ücret talep ediyor çünkü tuvalet, su hatta yemek gibi ihtiyaçlarınıza yardımcı oluyor. Tabii çadır kurmadan önce ücreti konuşmanızda fayda var.  

Parkur Zorluğu: Karia Yolu'nun Akyaka ve Datça arasına kalan parkurların yükseltileri ve parkurları zorlu değil ancak eksikleri tamamlamak için ikmal ve konaklama imkanlarının kısıtlı olması sebebiyle planlı ve programlı yürümek, doğada kendinizi idare edebilme konusunda biraz daha tecrübeli olmak gerekiyor.

İşaretler yolun genelinde görülebilir ama bazı önemli ayrımlarda işaretleri görmek zor, silinmiş veya yok. GPS veya telefondan rota takip edilmiyorsa buralarda deneme yanılma yapmak durumunda kalınabilir.

Karacasöğüt'te bakkalda (+90-252-465 50 60, Arif Bey) ikmal yapmanız çok önemli. İlerleyen günlerde, Emecik'e kadar karşınıza bakkal çıkmayacak.

Rotanın sert çıkış ve inişleri yok. Kolay-Orta arası bir parkur. Rotanın çoğunluğu (Karaca-Karacasöğüt hariç) asfalt veya toprak orman yollarından yürünüyor. Bu keyifli rotayı gerekirse ikiye de bölebilirsiniz. Burada yazan mesafe kadar yürümek zorunda değilsiniz.

Parkur üzerinde kaçırılmaması gereken kritik nokta olarak;

- Karaca'dan çıkışta karşınıza çıkan yol ayrımında önce sola hemen ardından sağa ara yola girerek portakal bahçesinin yanından yürümek gerekiyor. Asfalttan çok kısa bir süre yürünüyor.
- Karaca çıkışında köprüyü geçtikten sonra karşınıza çıkacak evin tel örgüleri olabilir. Bunun için bizim güncede belirttiğimiz üzere evin sağından veya solundan, tel örgülerin kenarından yürüyerek GPS desteği ile işaretli rotaya bağlanabilirsiniz. Bu nokta rotaya devam edebilmeniz için çok önemli.
- Ayın'da mezarlığı geçtikten 600 metre sonra Kocaayın mevkisinde sağdan Sarıdana Koyu'na doğru yürümek gerekiyor. Sola Küfre yoluna girmeyin.

Ne olursa olsun işaretler genel olarak taze ve görünür olsa da Karia Yolu parkurlarında GPS veya cep telefonu aplikasyonu kullanılması tavsiyemizdir. Paylaştığımız tüm rotalar kırmızı-beyaz işaretler takip edilerek oluşturulmuştur. GPS verileri içerisinde su kaynaklarının 12 ay akanlarını belirtmeye çalıştık ancak bunlar doğal kaynaklar olduğundan kurak bir dönemde bu kaynakların kuru olabilecekleri gözönünde bulundurulmalıdır.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hava erken ve açık olması keyfimizi yerine getiriyor. İlk günü bulutlu bir günde yürümüştük. Yürüyüş için harika bir hava vardı ama buralara gelince turkuaz denizi ve koyları güneşli bir havada görmek istiyor.

Müjdeli haberi Altuğ veriyor zira öylesine kuytu bir yere çadır kurmuşuz ki rüzgar almamayı bir kenara bıraktık, havanın aydınlandığını bile yarım saat sonra farkedebiliyoruz.

Sabah saat 08:00’de uyanıyoruz ve yürüyüşe bugünden başlayarak adapte oluyoruz. Çantalarımızı silbaştan düzenliyoruz, “Ne nerede durmalı”, “hangisi altta, hangisi üstte” gibi pratik ve zaman kazandıracak çözümleri genellikle ikinci sabah uyguluyoruz. İlk gün giyim, kuşam, yemekler ve çantada eşyalarımıza ulaşım daha bir kargaşa oluyor. Ama ikinci gün hava koşullarına alışıp, neye ne zaman ihtiyacınız olduğunuzu kestirebildikten sonra çanta içerisinde böyle bir düzenleme yapmak gerekiyor. Örneğin kirliler en dipte, çamaşır, tulum ve temizler bir üstte, yemekler ortada ve en üstte polar ve yedek pil ve acil ekipman paketi bulunuyor. Hava sıcak olunca polar en aşağı iniyor yemekler yukarı çıkıyor tabii. Bu yürüyüşte hava güneşli olsa da hava serin, durduğumuz anda üşümeye başlıyoruz ve polarları geçiriyoruz üzerimize.



Çadırı kurduğumuz boşluk. En zor zamanda bile doğada bir göz yer bulunuyor.


Yürüyüş için son hazırlıklarımızı yapıyoruz.

Boncuk Koyu’ndan 300 metre sonra attığımız kampı ve çantaları toparladıktan sonra saat 09:00’da Boncuk Koyu sırtlarından yürüyüşe başlıyoruz.

Bugün ilk durağımız Boncuk’tan 5 km. uzaklıktaki Karaca Köyü. Bu kısım kolay ve Akyaka-Boncuk arasında bulunan Gökçe-Çamlı arası gibi toprak yoldan yürünüyor. Birkaç yol ayrımı var ama kafa karıştırabilecek türden değil.

Boncuk'tan yola çıkıyoruz.


Boncuk Koyu aşağıda. En önde Domuz Burnu görünürken karşı sahilde görünen en yakın nokta Karaburun. Burunun arkasında Akbük var.


Orman içi yollardan yürüyoruz. Sabah serinliği devam ediyor. Polarlar üzerimizde.


Havanın açık olması keyfimizi yerine getiriyor. Heryer yemyeşil, deniz ve gökyüzü masmavi. Dün akşam yağmurdan eser yok. Bu satırları yazarken yağmurun sabah doğaya bıraktığı serinliği ve toprak kokusunu unutamadığımızın farkına varıyoruz.

İlk yürüyüş günümüzde bulutlu hava bizimle bu sabah vedalaştı ve yürüyüşün sonuna kadar açık hava ve bol güneş ile yürüyeceğiz. Hava güneşli olsa da bahar serinliği, hafif bir esinti her zaman bizimle olacak.

Boncuk Koyu-Karaca arasında 3 adet yol ayrımından geçiliyor. Hepsinde de sağdan sahile paralel kalacak şekilde yürümek gerekiyor. Sahil daima sağınızda olmalı.

Her ne kadar Boncuk’u 300 metre geçtikten sonra kamp atmış olsak da biz anlatımlarımızı ve mesafeleri sabah Boncuk Koyu’ndan yola çıkmış gibi tarifliyoruz ki Boncuk'tan yürüyüşe başlayacaklar için bir karışıklık olmasın.

Boncuk Koyu’ndan 500 metre sonra karşımıza ilk yol ayrımı çıkıyor. Sahili sağımıza alarak sağdaki yoldan yürümeye devam ediyoruz.

İlk yol ayrımına ulaşıyoruz. Sola sapmadan orman yolundan yürümeye devam.


Orman yolu oldukça geniş. Her yanımız orman.

Orman yolundan Gökova Körfezi manzarası eşliğinde yürümek çok keyifli. Parkurun ilk 4 km.si hafif bir eğimli bir çıkış. Deniz sevisinden hiç farkına varmadan 170 metre seviyelerine kadar yorulmadan çıkılıyor.

İkinci yol ayrımı 500 metre sonra Palanlı mevkisinde karşımıza çıkıyor. Burada da sağdan yürümeye devam ederek yukarıya sola doğru çıkmıyoruz. Rotanın ilk bölümü olan Palanlı’da aşağıda dün Boncuk’a doğru yürüdüğümüz yolu ve Boncuk Koyu’nu görüyoruz.

Karaca’ya kadar sağdan yürünmesi gereken 3 yol ayrımı haricinde ekstra uyarı yapabileceğimiz kritik bir bölümü bulunmuyor. Rotanın başlangıcı hafif bir çıkış, sonrası Karaca’ya kadar inilen kolay bir toprak yol. Daha önce de belirttiğimiz üzere buraları muhtemelen olası bir yangına müdahele amaçlı açılmış yollar. Yerleşim yok. Kendinizle başbaşa, sağınızda Gökova Körfezi’ni keyifle seyrederek hızlı adımlarla yürümek istemeyeceksiniz. Hele ki mevsim ilkbahar ise yeşilin neredeyse her tonları çevrenizi saracak. Karaca’ya doğru inmeye başladığınızda aşağıda Karaca’yı hatta arka koyda da Karacasöğüt’ün (Söğüt) marinasını göreceksiniz.

Kepenekli'de ikinci yol ayrımı sağdan dümdüz yola devam.


İnsanın koşup atlayası geliyor böylesine bir yeşilin içerisine.


Yol üzerinde işaretleri görebiliyoruz. Solda taş üzerinde. 


Gökova'nın karşı sahilinde Ören'i görüyoruz.


Aşağıda Boncuk Koyu'na son kez bakıyoruz.


Henüz ayılmadığımız aşikar.

Orman yolundan adım adım Karacasöğüt'e


Yol zaman zaman vadi içerilerine de giriyor karşı yamaçlara geçiyoruz. Rota boyunca sert çıkış ve inişler bulunmuyor.  


Anlaşılacağı üzere yol düz ve bazen batonlar bizi değil biz onları taşıyoruz. Ama bu sakın baton alınmaması anlamına gelmesin. Baton önemli ve yol boyunca çok faydasını gördük.


Akşam yağan yağmur sebebiyle her yer öylesine güzel toprak ve çim kokuyor ki... Bu yazarak tariflenebilecek birşey değil 


Önde Domuz Burnu, arkasında Sedir Adası ve Orta Ada görülüyor. 

Sahil tarafı sadece denizden ibaret gibi görünse de aşağıda büyük sayılabilecek Karaca Adası bulunuyor. Bu adayı ancak Karaca sahiline ulaştığınızda görebiliyorsunuz.

Karaca’da seracılık ve tarımın olduğu küçücük bir yerleşim. Nokta gibi 10-15 dakika içerisinde girip çıkıyorsunuz. Bizim geçtiğimiz dönemde çevrede kimseleri göremedik ama çevrede keçiler vardı, fakat ev ve seralarda yaşam vardı. Acil bir ihtiyacınız yoksa Söğüt’e çok uzun yolunuzun kalmadığını (4 km. patika) belirtelim.

Karaca’ya deniz seviyesinden 170 metreden yaptığımız inişin sonunda köyün girişindeki ilk eve saat 10:30’a doğru ulaşıyoruz. Burada yol ikiye ayrılıyor gibi görünse de kafanız karışmasın çünkü 50 metre sonra birleşiyorlar. Görmedik ama evin yakınında olası bir köpek saldırısına maruz kalmamak için solda evden uzak olan yolu tercih ettik.

Bugünkü rotanın en yüksek noktası. 170 metre seviyelerinde yürüyoruz.


Yaklaşık 4 km. süren kolay çıkışı tamamlamak üzereyiz.


Aşağıa Karaca görülüyor.


Solda Karaca, arkasındaki koy Karacasöğüt. Sağda görünen kara parçası Karaca Adası. Buradan ada olduğu belli olmuyor tabii.


Karaca Köyü.


Köye doğru iniyoruz.


Aşağıda sera ve ekili alanlar gözümüze çarpıyor. Burası bölgenin bilinen sayfiye noktalarından birisi değil. Gelişmeden kalmış.


Yoldan yürümeye devam ediyoruz. Patika yok.


Köyün girişindeki eve ulaşıyoruz. Sağ veya sol farketmiyor. İki yol da ileride birleşiyor.


Evde bekçi köpeği olabileceği ihtimali üzerine soldaki yolu tercih ediyoruz.


Anlaşılacağı üzere Karaca'da su sorunu yok.


Evi geçtik. İki yol da tam burada birleşti.


Karaca'nın içerisindeki yoldan sapmadan dümdüz yürüyoruz.

Evi geçtikten sonra köy içi yoldan ilerliyoruz. Köyden çıkana kadar patika yok. Her taraf yemyeşil. Bahar gelmiş. Dereler akıyor. Hava akşamları serin ama gündüz güzel bir sıcaklık var. İlk evi geçtikten hemen sonra solda sürekli akan dere şeklinde bir su kaynağı görüyoruz. Bu su muhtemelen yaz kış akıyordur diye tahmin ediyoruz. Yürüyeceklerin akıllarında bulunsun. Yol üzerinde keçiler ve bu bölgenin endemik ağacı Sığla ağaçları karşımıza çıkıyor. Yağının çok kıymetli olduğu, izinsiz yağ çıkarmanın yasak olduğu bir ağaç. Duyduğumuza göre yağ çıkartma işleri ihale ile veriliyormuş. Sığla Yağının faydalarını duymuştuk ama okuyunca ve yerinde duyunca ne kadar özel olduğunu daha iyi anladık. Yaprakları çınara benziyor ama daha farklı.

Köy içi yoldan yürüyoruz. Burada geçmeye çalıştığımız dere tertemiz. Biraz içeride su takviyesi yapılabilir.


Dere buradan içeriye doğru gidiyor.


Karaca'nın asıl sahipleri bize şaşkınlıkla bakıyor.


Bölge sakinleri ile çabuk kaynaşıyoruz.


Karaca'dayız. Günün ilk hedef noktası.


Araç yolu bile olsa bu yollarda yürümek çok güzel ve keyifli.

Yukarıda tariflediğmiz girişteki evden 1.5 km sonra bir yol ayrımına ulaşıyoruz. Bu NOKTA ÖNEMLİ. Sağ taraf sahil ve yerleşimlere giderken biz denize sırtımızı veriyoruz ve sola sapıyoruz. Sola saptıktan 20 metre sonra (asfalt yoldan neredeyse hiç yürümeden) sağa tarlaların yanından giden bir ara (tali) yola giriyoruz. Bu yol ileride seraya doğru giden, solunuzun tarla, sağınızın portakal bahçesi olduğu traktör genişliğinde toprak yol. Bu girişi kaçırmamak gerekiyor.

Yol ayrımında patlayana kadar karadut ziyafeti verdiğimizi de belirtmemiz gerekiyor. Önemli bir noktayı tariflerken keyifli anlarımızı da anlatmayı ihmal etmeyelim.

Yol ayrımına ulaşıyoruz. Ayrımdan sola. Sağ taraf sahile doğru gider.


Yol ayrımında bu ziyafete herhalde kimseler "hayır" diyemez.


Var mı karadut isteyen?


Yol ayrımında sola sapar sapmaz işte bu yol ayrımına girmek gerekiyor. 


"Önden buyrun Altuğ Bey"


Ara yoldan yürümeye devam ediyoruz. Sağ taraf portakal bahçesi, sol taraf tarla.

Solda tarla ve sera var.


Portakallar çiçeklenmiş. Tatlı kokusunu derin derin ciğerlere çekiyoruz. Harika!!!

Toprak yoldan 300 metre kadar yürüdükten sonra derenin denize döküldüğü denize çok yakın bir noktaya ulaşıyoruz. Derenin üzerindeki köprüden geçiyoruz. Denize doğru baktığımızda karşıda Karaca Adası’nı görüyoruz.

Karaca çıkışına doğru ilerliyoruz.


İleride bir ev daha görmeye başlıyoruz.


Karaca çıkışındaki köprüye ulaşıyoruz. Buradan sonra yol tarifine dikkat!!!


Köprü sahile çok yakın. Azmak geniş ve derin. Karaca Adası karşıda görülüyor.


Köprüyü geçip yolu aramaya başlıyoruz. Yola düşen GPS'e sarılır.

Burada “yukarıda patikalara çıkışımızı” anlatacağımız tarif muhtemelen bu yazının yazıldığı dönemlerde geçerliliğini yitirmiş olacak. Hatta biz geçtikten 1 hafta sonra bile kapanmış olabilir. Köprüyü geçtikten sonra yol bitiyor ve bir eve ulaşıyoruz. Burada duvar gibi düzgün kesilmiş taşlardan oluşan antik kalıntılar gözümüze çarpıyor. Kimselerin olmadığı evin bahçesine çıkıyoruz. İçerisinden geçerek yukarıda makilik içerisine giren patikaya giriyoruz. Burada patika girişini bulmak için GPS yardımı alıyoruz. Bunu sizin de yapmanızı öneriyoruz. 

Evin bahçesinden çıkarken mülk sahibinin burayı tel örgüler ile çevirdiğini farkediyoruz. Direkler dikilmiş tel örgüler rulo olarak yerlerde. Yakın zamanda bu geçiş kapanacak gibi görünüyor.

GPS izlerini takip etmeye başlıyoruz. köprünün karşısındaki evin bahçesine doğru gidiyor.


Evin bahçesinde burada antik duvarlar görülüyor. Eski bir çiftlik, ambar, gözcü noktası da olabilir. Bölgenin sulak olması burayı her dönem tarım ve konaklama için elverişli hale getirmiş besbelli. 


Evin deposu. Tel örgü, kapı yok zaten. Merdivenlerden çıkıyoruz. Arkadaki zeytinliğe gireceğiz.


Zeytinlik içerisindeyiz. Karışıklık başlıyor. Yol arıyoruz. Ama işaret yok.


GPS yardımı ile evin arkasında yeni dikilecek tel örgünün direklerinin arasından patikaya girmeye çalışıyoruz.


Muhtemelen bu tel örgüler biz bu yazıları yazarken dikilmiştir. Bu yüzden yazımızda sizlerla paylaştığımız alternatif geçişleri okuyup en doğrusunu değerlendirmenizi tavsiye ederiz. Hangisi daha kolay ve uygulanabilir bilemiyoruz.


İzler çok yakın ama makilik içerisinde ilerlemek zor. Giriş patika gibi değil. İzlere yakın kalıp en açık yerlerden yürümeye çalışıyoruz.


İçeriye doğru girdikçe biraz daha yürünebilir hale geliyor.

Google haritalar üzerinden bir görüntü aldık ama bizden sonrakiler için ne yapmaları gerektiğini anlatalım. Evin karşısına geldiğinide önünden sahile doğru yürüyüp sahil üzerinden tel örgülerin ardına geçmeye çalışın veya içeriye doğru girerek sağdaki tarlanın karşısından makilik içerisine girerek 100-200 metre ilerideki patikaya ulaşmaya çalışın. Bunun için mutaka GPS veya Cep telefonu desteği alın zira burada patika belirgin olmayabilir, hatta siz açmak zorunda kalabilirsiniz. Bu kısım için fotoğraflarda verilen Google Maps görüntülerinden bir fikir edinmeye çalışın.

Haritanın işe yaramayacağı anlardan biri. Çünkü burası harita üzerinde nokta bir konum. GPS desteği olmasa bu girişi bulamazdık veya çok zaman kaybederdik. Daha önce de belirttiğimiz üzere Karia Yolu’da GPS kullanmak bazı yerlerde çok önemli. Rotaların bağlantı sayılabilecek birçok bölümü Likya Yolu gibi belirgin değil.

Tel örgüler ile karşılaşmanız durumunda alternatif çözümler. ÖNEMLİ!!!


Buraya biraz daha yukarıdan bakalım.

Tüm Datça parkuru boyunca yolun kapanma problemi olan tek kısım burasıydı. Tabii bu yolun yok olması anlamına gelmiyor sadece 50 metre kadar şaşıyor. Sonra yeniden rotadasınız.

Ebeveyn nasihati gibi tekrar olacak ama son bir hatırlatma; Karaca çıkışında köprüyü geçtikten sonra GPS veya cep telefonu yardımı alın, zaman kaybetmeyin.

Patika içerisine giriyoruz. Her taraf makilik, çalı ve diken. Ama patika belirgin. Nereden gideceğimizi kesitirebiliyoruz hatta seyrek de olsa işaretleri görebiliyoruz. İşaret olmasa bile bir patika ve insan izi gözümüze çarpıyor.

Çalılıkta çevreyi görebilmek mümkün değil. Yaklaşık 400 metre kadar yürüdükten sonra sık çamlarla çevrlili dar bir orman yoluna çıkıyoruz. Yolda işaretleri yerlerdeki büyük taşların üzerinde görmeye başlıyoruz.

Patika görülmeye başlıyor.


Patika genişliyor.


Alternatif çözümlerde de gösterdiğimiz orman yoluna çıkıyoruz.


Doğru yoldayız. İşaretleri yerdeki taşlarda görüyoruz.

Dar sayılabilecek bu enfes orman yolu bize eski Kerpe’de Miçolimanı ve Kefken arasındaki izole bir orman yolunu anımsattı. Çocukluk oralarda geçti haliyle böylesine deja-vu anları yaşıyor olmamız çok normal.

Orman yolu ve sonrasındaki patika çok belirgin. Sağa-sola girmemizi gerektirecek bir yol ayrımı yok. İşaretler de görülüyor. Yürüyüşçülerin keyfi yerinde. Sahilin dibinden yürüyoruz. Karaca Adasını ve sabah yürüyüşe başladığımız yerleri son kez gördükten sonra irili ufaklı koyların yukarısından geçiyoruz. Güneşin de olması Ege ve Akdeniz’in (Gökova Körfezi Ege’ye bağlı) alışılagelen turkuaz renklerini ortaya çıkartıyor. Neredeyse karşımıza çıkan her koyda durup denize büyülenmiş gibi bakıyoruz. Birçok kişinin sorusunu şimdiden duyar gibiyiz. "Hiç yüzmediniz mi?" Herbirinde yüzmeye kalksak yol muhtemelen 1 aydan fazla sürerdi. O kadar çok böyle birbirine benzer, küçücük bir taşlık veya kayalığı olan koy var ki büyülenmemek, durup seyretmemek elde değil.

Bu orman yolu bize eski Kerpe günlerini anımsatıyor. 80lerde Kerpe'de çocuk olmak güzeldi...


Makilik seyrek kızılçam ormanlarında görülen tüylu ladenler açmış. Çok güzel bir rotadayız.


Karaca Adası görülüyor.


Laden çalıları ve çiçekleri


İşte karşımıza yol boyunca çıkan sayısız küçük koydan sadece biri.


Burada denize girilmez mi? Girilir. Deniz Kestanelerine dikkat!!!


Photoshop yok. Sonradan ekleme yok. Buradan geçtik. Burayı gözlerimizle gördük.

Akyaka – Bördübet – Balıkaşıran arası genelde orman yolu ve köy yolu olsa da deniz konusunda seçenek arayanlar, yürüyüş konusunda zorluk çekmek istemeyenler bu parkurları tercih edebilirler.

Orman yolu Karacasöğüt koyuna doğru girdikçe yerini patikaya bırakıyor ve dar bir geçişin ardından Dedek Burnu üzerinden Karacasöğüt’ü saat 11:30’da görmeye başlıyoruz. Burası küçük yat iskelelerinin de bulunduğu korunaklı bir koy. Hatta burada Gökova Yelken Kulübü’nün de bir iskelesi bulunuyor.

Yol üzerinde "X" işaretlerini de görüyoruz ve orman yolu patikaya dönüşmeye başlıyor.


İşaretler taşların üzerinde genellikle.


Patika içi yollar çok güzel. Hava sıcak değil. Yürümek keyif veriyor.


Çamların çürümeye başladığı bir bölgeden geçerken çürüyen gövdeleri inceliyoruz.


Burada çam (kızılçam) ağaçları yaşlı ve bazıları devrilmek üzere.


Bu kadar uzayıp fırtınalara senelerce nasıl karşı koymuşlar anlamak güç.


İşaretleri takip ediyoruz. Zaten patika belirgin.


Patika belirgin olsa da işaretleri görebilmek güven veriyor.


Patika zaman zaman daralsa da bizi yavaşlatmıyor.


Deniz hemen aşağıda sağda. Patika çok güzel. Düşündüğümüzde bugünkü rotanın tek patika bölümü.


Karacasöğüt'ü görmeye başlıyoruz.

Deniz seviyesinden 50 metre yükseklikte Karacasöğüt’e doğru inişimiz başlıyor. İniş çam ağaçları ardından patika ve çok keyifli. Hemen aşağımız turkuaz deniz. Çantaları çıkartıp aşağıya atlasak denize ulaşabileceğimiz kadar yakın. Biz bunu mecaz anlamda yazdık zira sahil kayalık ve sığ. Ulaşılmasına ulaşılır ama sonuçları tatsız olur.

İzi ve patikanın belli olduğu bir yürüyüş yolundan denizin dibine kadar taşlı bir sahile kadar iniyoruz. Denizin ilk defa bu kadar yakınındayız. Ellerimizi deniz suyuna sokuyoruz. Yüzümüzü yıkıyoruz. Kısa bir fotoğraf molasının ardından sahil boyunca, denizin izin vermediği yerlerde biraz içeriden yürüyerek Karacasöğüt’ün en doğu ucuna saat 12:00’de ulaşıyoruz. Bu kısımlarda işaret bakımından bir sorun yok. Ayrıca patikalar da çok belirgin.

Yerleşim karşıda. Burası Karaca'dan daha turistik.


Solda bir yat limanı/iskelesi görülüyor.


Patikalardan yürümeye devam. Deniz hemen aşağıda. Yolun başında hayal ettiğimiz gibi.


Karacasöğüt manzarası. Burası bazı kaynaklarda Sazan Koyu olarak da geçiyor.


İniş sırasında devrilmiş çam ağaçlarını aşmak durumundayız.


Buradan aşağıya atlasak denize ulaşırız.


Deniz seviyesine doğru yavaş yavaş iniyoruz.


Patikanın ne kadar belirgin olduğu buradan daha iyi anlaşılıyordur muhtemelen.


Sahile iniyoruz. Denize en yakın işaret.


Deniz pırıl pırıl. Gökova Körfezi'nin her noktası cennet.


Karacasöğüt Yol Hatırası.


Sahilden yürümek mümkün olmadığından hemen arkadaki patikaya giriyoruz ve sahil şeridini takip etmeye devam ediyoruz.


Yeniden sahile iniyoruz ve bugünün patika yürüyüşünü tamamlamış oluyoruz.

Karacasöğüt’ün en doğu noktası belki de tüm parkurun en akılda kalıcı tarihi noktalarından birisi. Burada tarihi Piri Reis Orman Çeşmesi bulunuyor. Denizci ve kartograf Piri Reis’in (1470-1557) hazırladığı Kitab-ı Bahriye aklımıza geliyor. 1521’de tamamladığı bu eser bugün bile yer kabuğundaki değişimlerin (buzulların erimesi, Amerika kıtası gibi) gözlemlenmesi konusunda temel kaynaklardan biri olarak kabul ediliyor. Denizcilerin sığınabilecekleri limanları, adaları, geçitleri, limanlara nasıl ve nereden yaklaşılacağını anlatmıştır. 21. yy.da günce yazıyoruz diyoruz ama Evliya Çelebi ve Piri Reis’in yaşadıkları yüzyıllarda imkansız gibi görünen işleri yaptıklarını görüyoruz. Rehber Kitap denilince aklımıza ilk kaynaklardandır Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’si.

Piri Reis’in gezilerinde Karacasöğüt’e yanaşarak suyunu denizin dibindeki bu pınardan aldığı biliniyor. Çok etkileyici. Biz de denizin dibindeki tuzlu olmayan bu tertemiz sudan içerek sularımızı tazeliyoruz.

Tabii maaselsef burada bir küçük eleştiri/serzeniş (adına her ne ise) yapamadan geçemeyeceğiz zira 600 seneden fazla akan bu çeşmenin bugünkü durumu içler acısı. Bir yer piknik alanı olunca kirlilik 100 kat artıyor. Toprağın, çimenin rengi çevreye saçılan kömürlerden siyaha dönüyor, çevrede plastikler, belirgin bir kirlilik var. Bir yanda çeşmesinden susuzluğumuzu giderdiğimiz, 600 yıldan daha eski bir çeşme, yanında 1-2 gün önce yakılmış mangal artıkları. Bu lokasyonu bu durumda görmek üzücü.

Piri Reis Orman Çeşmesi. Su solda aşağıda akıyor. 


500 yıldan bile daha eski bu çeşme ile ilgili açıklama.


Çeşme ileride sağda. Böyle görüldüğüne bakmayın çevre oldukça kirli. Buradan sonra sahilden Karacasöğüt'e yürünemeyeceğinden içeriye doğru araç yolunu takip edeceğiz.

Çeşmeden Karacasöğüt’e sahilden yürüyerek gidebilmek mümkün değil zira çeşmeden sonra sahilden yerleşim mesafesi 100 metre olsa da ağaçlar denize öylesine uzanmış ki yürümek mümkün değil. Ayrıca sahil ve iç kesimler bataklık ve çamur gibi. Bu yüzden sahilden içeriye doğru girerek çam ve sığla ağaçları ve çiftliklerin de bulunduğu toprak araç yolundan yaklaşık 1 km.lik geniş bir “U” çizerek Karacasöğüt’e ulaşılıyor. Bu yol aslında Karacasöğüt’ten Piri Reis çeşmesine giden araç yolu.

Yukarıda belirttiğimiz üzere geniş bir “U” çiziyoruz ve toprak yoldan asfalt yola bağlanıyoruz ve Karacasöğüt’e saat 12:30 itibariyle ulaşmış oluyoruz. Piri Reis Çeşmesinden bu kısıma kadar kafa karıştıran bir ayrım yok. Toprak yolu takip etmek yeterli.

Çeşmeye gelen araç yolundan yürümeye başlıyoruz.


Sağ tarafımız oldukça sulak bir alan. Sığla ağaçlarını görmeye başlıyoruz.


Karacasöğüt'e ulaşmak için toprak yolda geniş bir "U" çiziyoruz.


Yerleşimler ve çiftlikler karşımıza çıkmaya başlıyor.


Büyükşehirlerde koşuşturmaca ile yaşarken burada yaşam sakin ve rahat. Acele yok.


Bölge sakinlari tarafından törenlerle karşılanıyoruz ve Karacasöğüt'e giriyoruz.

Yol ayrımına ulaştık. Yola devam etmek için sola sapmak gerekiyor. Sağa sapılırsa Karacasöğüt merkezine ve bakkala gidiliyor. 300 metre ilerideki bakkalın önemini tariflerde anlatmaya çalıştık. Eksikleri burada tamamlamak önemli!!!

Köşesinde Karia Yolu tabelasının da bulunduğu bu ayrımda sağa Karacasöğüt sahiline, sola Marmaris yönüne yani güneye gidiliyor. Yola devam etmek için sola dönmek gerekiyor. Karacasöğüt sahilini görmek ve bakkaldan alışveriş yapmak isteyenler sağa dönüp bu noktaya geri dönmeliler. Bakkal sapaktan sonra yol üzerinde ve çok yakında.

Asfalt araç yoluna çıktığımızda yola devam etmeyip, sağa sahile doğru giderek 300 metre ilerideki bakkalda öğle yemeği molası verip eksiklerimizi tamamlamaya karar veriyoruz.

Bu bakkal ikmal ve eksiklerinizin tamamlanması için çok önemli. Karia’da karşınıza çıkacak bakkal ve marketlerden eksikleri tamamlamak çok önemli. Likya’da olduğu gibi yol üzerinde gözlemeciler yok. Bunu Karia’nın geneli için söyleyebiliriz.

Bakkalda eksikleri tamamlıyor, çaylarımızı içiyoruz. Öğle yemeğinde menümüz belli. Ton Balığı. Sağolsun bakkalda da domates biber de bol. Daha ne olsun? Halimizden memnunuz.

Marmaris’e yakın olsa da haritaya bakıldığında araçla ulaşımı zahmetli gibi görünen Karacasöğüt’te tahmin edileceği üzere yazlık veler ve tekne iskeleleri bulunuyor. Buralara kadar geliyorsanız sahili de görmenizi öneririz.

Bakkalda verdiğimiz 1 saat moplanın ardından saat 13:30’da yeniden yola koyuluyoruz ve yol tabelasının bulunduğu noktaya geri dönerek yola devam ediyoruz.

Yol ayrımındaki Karia Yolu tabelası. Rakamlar tutarlı. Küçük farklar önemli değil.


Yola devam etmeden sağa saptık ve bakkala yani köy merkezine doğru yürüyoruz. Bakkal yol üzerinde ve uzakta değil.


Bakkalda öğle yemeği molası. Eksiklerimizi de tamamlama olanağımız oldu. Emecik'e kadar bakkal yok. 2-3 günlük mesafe.


Bakkaldan yola çıktık. Yol ayrımına geri döndüyoruz ve yürümeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.


Asfalt yoldan yürüyüşümüz başlıyor. Buradan sonraki hedefimiz Ayın Koyu.

Tabeladan sonra yaklaşık 700 metre içeriye doğru (güneye Marmaris’e doğru) yürüdükten sonra bir yol ayrımına daha ulaşıyoruz. Sağa dönüyoruz. Zaten burada bulunan tabelalar da bize gideceğimiz yönü gösteriyor. “Sadun Boro Yürüyüş Yolu”, “Kargı” gibi. Kargı bugün ulaşacağımız Löngöz’ün diğer adı. Sola giden yol ise Karacasöğüt-Marmaris ana yolu. Özetle bu ayrımda sağa Kargı yönüne doğru yürümeye başlıyoruz. Bu ayrıma gelmeden önce bir küçük ayrım daha gözünüze çarpabilir ama yukarıda tariflediğimiz ayrım çok daha belirgin ve net. Bu noktada bir yol işareti göremedik.

Karacasöğüt’ten başlayarak yolun tamamı Datça Yarımada girişi olan Balıkaşıran’a kadar asfalt veya toprak köy/orman yolu. Buradan sonra yapacağımız tarifler bu tür yollar üzerinden olacak.

Yol ayrımına ulaşıyoruz. Sağa doğru devam ediyoruz. Sola doğru Marmaris yönüne yürünüyor.


Sağa döndük.


Sapakta bugünkü yürüyüşü sonlandıracağımız Kargı Koyu (Löngöz) tabelası da var.


Asfalt yoldan yürümeye devam ediyoruz.

Sağa döndükten 500 metre sonra karşımıza bir yol ayrımı daha çıkıyor. Bu yol ayrımında da sola gidilmesi gerektiğini gösteren işaretler görülebiliyor. Sağa devam edildiğinde dünyanın çevresini teknesiyle dolaşan ilk Türk denizcisi olan Sadun Boro’nun da mezarının bulunduğu, koyun ortasında kendisinin yaptırdığı meşhur Deniz Kızı heykeli ile bilinen İngiliz Limanı’nına yani Okluk Koyu’nun kuzeyine ulaşılıyor. Sadun Boro’ya adanmış, geride gördüğümüz yürüyüş yolu da burada bulunuyor.



Sadun Boro, özellikle Gökova, Göcek, Fethiye gibi Güney Ege kıyılarının korunması için çok uğraşmış, özellikle gazete ve dergilerde yayınladığı yazılarla gençlere doğa ve deniz sevgisi aşılamayı amaç edinmiş.

Sadun Boro Yürüyüş Yolu

Karia Yolu’na devam edecekler bu ayrımdan soldan yürümeye devam etmeliler. Biz İngiliz Limanı yönüne devam etmeyip sola doğru asfalttan yürümeye devam ediyoruz. Bu kısımda yol üzerinde irili ufaklı çeşmeler görülüyor. Buralarda su sorunu bulunmuyor. Birinden su almazsanız sonrakinden alabilirsiniz.

Kargı yönüne doğru yürüyüp yerleşimden ayrıldığımızı ve ortalığın sakinleyeceğini düşünüyoruz ama yanılıyoruz. İnanılmaz bir hafriyat kamyonu trafiği var. Başımız şişiyor. Konuşmak, sohbet etmek gelmiyor içimizden. Tam kafa dinleyeceğiz diyoruz. Yanımızdan 2 tane kamyon geçiveriyor her yer toz toprak. Gürültü cabası.

Daha da ileride elektrik direkleri ve kabloların yerden döşenmesi için kepçeler çalışıyor. Burada birşeyler oluyor diyoruz. Hatta sorduğumuz yerel insanlar, çalışanlar sadece “çalışma var” diyerek geçiştiriyor. Detay vermiyorlar.

Bir sapağa daha ulaşıyoruz. Yola düz devam ediyoruz. Sağdan İngiliz Koyu (Okluk) ve Sadun Boro Yürüyüş Yoluna gidiliyor.
Ana asfalt yoldan yürümeye dümdüz devam.

Sol tarafta geniş bir düzlük var. Bir çok yer tarla.

Hafif bir çıkış ile asfalttan yürüyoruz. Kamyon geçmese iyi de yol hareketli olunca çekilmez hale gelir yürümek.

Yol üzerinde akan çeşmeler de bulunuyor. Bu rota üzerinde susuz kalmaznız söz konusu değil.

Çıkışa devam. Yorgunluk yok. Yemek yedik. Enerjimiz ve keyfimiz yerinde.

Tabii buraya kadar okuyanlar bilmiyor çünkü Karacasöğüt’te bakkalda öğrendiğimiz kadarıyla bu durum Cumhurbaşkanlığı’nın Okluk Koyunda bulunan sayfiye yerinin büyütme çalışmalarıymış. Öncesi varmıdır bilmiyoruz ama ilk olarak Turgut Özal zamanında adını duyduğumuz bu koy bugünlerde biraz daha betonlaşıyor sanki. Burada ve sonrasında gördüğümüz insanlardan duyduğumuz kadarıyla Okluk çevresindeki çok sayıda ekili ve orman arazileri istimlak edilmiş.

Sonradan haberlerde öğrendiğimiz kadarıyla; “Cumhurbaşkanları ve misafirleri için dinlenme yeri olarak kullanılan Marmaris’teki Okluk Koyu’na 170 metre uzunluğunda yatlar için yanaşma yeri yapılıyor. 2017 başında yıkılan konukevinin yerine lüks ve görkemli yeni bir konukevi yapılıyor.”

Yolun başlangıcı asfalt olsa da 3 km. sonra ulaşacağımız Okluk’tan sonra yol toprak olacak. Ayrımdan sonra asfaltta hafif bir çıkışın ardından Karacasöğüt’ün arkalarındaki düzlüklere son kez bakıyoruz ve araç yolu çam ormanları çevrelemeye başlıyor. Çıkışımız Buzağıotu mevkisinde son buluyor ve bu sefer tam tersini hafif bir inişle Okluk’a doğru yürüyoruz. Çıkışın tamamlanığı noktada “Kargı” tabelası bulunuyor hatta kırmızı-beyaz işaretler görülebiliyor. Zaten sağa-sola sapmamızı gerektirecek bir durum yok.

Buzağıotu sonrası inişimiz başlıyor. Asfalt yol çilemiz oluyor.

Ayın Koyu. Doğru yöndeyiz. Okluk Koyu ters yön çünkü bu tabela İngiliz Koyu olarak bilinen, az önce sağa girmediğimiz yolu tarifliyor.

Yürümeye devam. Kamyonlar nereye biz oraya.

Yol üzerinde işaretler görülebiliyor.

Akan bir çeşme. Bu akmazsa başka biri akabilir.

Suların bol olduğunu gösterebilmek için çok kısa süre sonra yol üzerinde başka bir çeşme daha karşımıza çıkıyor.

Çam ormanı ve sakin sakin akan güzel bir dere var.





Derenin suyu bile tertemiz görünüyor. Zorda kalırsanız güvene içilebilir.

Tek bir yerleşim ve ilerisinde Orman Müdürlüğü'ne ait yangın müdahele noktasını geçiyoruz. Bu arada sağımızda solumuzda bize eşlik eden küçük bir dere daha var. Bu arada dereyi görmemizle birlikte çam ağacından çok sığla ağaçlarını görmeye başlıyoruz. Öylesine güzel bir yeşili var ki sanki yeşilin kalbine doğru ilerliyormuşuz gibi geliyor insana. Bu kısımlarda su sorunu yok. Sularınızı Ayın Koyu’na kadar farklı noktalarda tazeleme imkanınız bulunuyor.

Okluk Koyu girişine (tahmin edileceği üzere buraya giriş yasak, tel örgülü ve Konukevi yazıyor) saat 14:30’da ulaşıyoruz. Kamyonlar girip çıkmaya devam ediyor. Yol sola doğru Ayın’a doğru kıvrılıyor ve ileride hafriyatın çalışmasının devem ettiği bölümü de geçtikten sonra trafik sona eriyor. Dünya varmış!!!

Tek haneli bir yerleşimden geçiliyor.


Burada da bir çeşme var. Buranın suyu daha bol. Bu suyu Ayın'dan sonra arayacağız tabii. Yürüyeceklerin dikkatine.


Kamyonlardan sonra kepçeler de karşımıza çıkıyor. Fotoğrafta görünen yeni döşenmiş elektrik direkleri kaldırılıp kablolar yerden geçecekmiş.


Yangın Müdahale istasyonuna ulaşıyoruz.


Yangın İstasyonu'nu da geçtik. Bu kısımları mümkün olduğunca hızlı yürüyoruz.


Okluk'a az mesafemiz kaldı.


Okluk'a ulaşıp, Konukevi girişinin önünden geçiyoruz.


Malderesi'nin kollarından biri burada da usulca akmaya devam ediyor.


Gürültülü ve hareketli Okluk bölümünü tamamladık sayılır. Malderesi Mevkisi'ne devam ediyoruz.


Tel örgüleri geçince çile bitecek. Manzara yine bizim olacak. Yine dokunacağız ağaçlara ve doğaya.

Konukevi girişinden yaklaşık 15 dakika sonra Malderesi Koyu’na ulaşıyoruz. Bu sakin koya Malderesi döküldüğünden denize girme imkanının zor olduğu cennet gibi bir koy. Çünkü sahil tarafı tamamen sazlık. Malderesi Koyu’na ulaştığınızda gürül gürül akan birkaç su kaynağı karşınıza çıkacak. Sularınızı tazeleyin. Bu bölgedeki su kaynaklarının parkurun son su temin noktaları olduğunu belirtelim.

Koyun girişinde karşıda görünen Okluk koyundaki hummalı inşaat çalışmasını uzaktan daha belirgin görebiliyoruz. Girişte tek tük evler var. Bazıları terkedilmiş gibi bazılarında yaşam var ama kimseler yok. Belki sadece yazın kullanılıyorlar.

Maldere’ye kadar 17 km. yol yürüdük. Bünye olarak yorulmadık ama Okluk Koyu’na kadar gürültüden yorulduk. “Kafamız kazan gibi oldu” desek yalan olmaz. Koyun girişinde kısa bir mola veriyoruz. Ayakkabıları çıkartıp bir süre yol kenarında dinleniyoruz. Her taraf sessiz ve sakin.

Yoldan geçen bir jandarma aracı bizi dinlenirken görüyor. Önce önemsemiyor olsalar da araçlarını geri getiriyorlar, selamlaşıp hal hatır sorup, birbirimize kolay gelsin dileklerimizi ilettikten sonra yollarına devam ediyorlar. Belli ki yürüyüşçülere aşinalar.

Malderesi Koyu


Koyun girişinde yerleşimler var ama kimseleri göremedik.


Okluk sonrası asfalt yol toprak oluyor. Bizim için daha iyi.


Klasik Ege ve Akdeniz'de gördüğümüz küçük çiftlik evleri. Daha büyüğüne ne gerek var? Bize kalsa bir dubleks dikerdik.

Saat 15:15 gibi yeniden hareketleniyoruz ve yürüyüşe kaldığımız yerden devam ediyoruz. Eğer önümüzde sert bir çıkış yoksa hava kararmadan Löngöz’e ulaşmış olacağız.

Yol sahilden içeriye doğru giriyor. Önce 500 metre ardından 200 metre sonra Marmaris bisiklet rotalarına ait iki yol tabelası karşımıza çıkıyor. Biz sola sapmadan dümdüz yoldan Omuzkuyusu yönüne doğru yürümeye devam ediyoruz. Bu arada sağ tarafımızda Malderesi sığla ağaçlarının altından huzurla, sakin bir şekilde akıyor.

Mola sonrası yürümeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.


Sığla ağaçlarını sulayan Malderesi.


Berrak ve huzurla akan Malderesi. Seyretmeye doyamazsınız.


Marmaris Bisiklet Yollarına ait tabelalar da var yol üzerinde ama yürüyüşçülerin kafasını karıştırmasın. Ana yoldan yürümeye devam ediyoruz.

Çok geçmeden Maldere Koyu’nun batı kısmına ulaşıyoruz. Sahilin dibinden yürümeye devam ediyoruz. Hızlı yürümesine yürürüz ama manzaraları seyretmeden de olmaz. Sahil yürüyüşümüzün ardından Omuzkuyusu mevkisine ulaşıyoruz. Burası herkes tarafından hatırlanabilecek bir nokta zira evin dibinde iki tane koca baz istasyonu var. Baz istasyonlarını geçtikten sonra karşımıza bir çeşme daha çıkıyor. Bir öncekinde sularımızı doldurduğumuzdan burada su molası vermiyoruz. Çeşmeden sonra Malderesi Koyu ardımızda kalıyor.

Çeşmeden yaklaşık 1 dakika sonra sağa sahile doğru giden bir yol daha görecek olsanız da ana yoldan yürümeye devam ediliyor. Bu yol da Ayın Koyu’na gidiyor olsa da biz GPS izlerine göre anayoldan yürüyoruz.

Maldere Koyu sonrası denizden uzaklaştığımızı zannetsek de Ayın Koyu’na doğru yürüdüğümüzün farkındayız. Yakın bir zamanda bir dönemecin ardında, bir tepenin arkasında yeni bir koy bizi karşılayacak. Rotanın bu kısımları böyle. Denizden biraz yükselince aşağıda öncekine benzeyen yepyeni bir koy karşınıza çıkıveriyor. Yürüyüşü patikalarda yapmayı tercih etsek de manzaralar, koylar, yemyeşil doğa ve bizi yeşili ile içine çeken sığla ağaçları patikaya olan özlemimizi unutturuyor.

Malderesi Koyu'na bir de bu açıdan bakalım.


Malderesi denizle burada buluştuğu için sahil sazlık. Yol üzerinde deniz için daha iyi seçenekler var.


Koyun batı bölümü. Sahil boyunca yürüyoruz.


Konukevi çalışmaları buradan daha iyi görülebiliyor.


Mevsim itibariyle her yer sessiz ve sakin.


Koyun çıkışında Omuzkuyusu mevkisindeki yerleşime ulaşıyoruz.


Burada iki büyük cep telefonu vericisi bulunuyor. Radyasyon iyidir.


Omuzkuyusu'nda da çeşmeler var ama bu çeşmeler ilerleyen bölümler için önemli. Buradan sonra rota su bakımından bu kadar bereketli değil. Burada sularınızı tazeleyin. Bol su için. 


Ayın mevkisine doğru yürüyoruz.


Yolumuz bu şekilde. Ara yol, patika vs. yok.

Maldere Koyu’ndaki son çeşmeden 10-15 dakika sonra (yaklaşık 1 km.) sonra Ayın Mezarlığı’na ulaşıyoruz. Mevkinin adı Ayın. Burada da bir çeşme var. Bu bölgede çeşme çok. Görünüşe göre 12 ay akıyorlar. Bu sebeple bizim GPS verilerinde belirttiğimiz su noktaları tümünün 12 ay aktığını düşünüyoruz. Cılız akan, dönemsel kaynakları işaretlemedik. Doğanın ne edeceği belli olmaz. Bu sebeple su planlamanızı GPS üzerindeki noktalara göre değil sanki suya her daim ihtiyacınız olacakmış gibi düşünün. Her kaynağı değerlendirmeye çalışın.

Mazarlığı geçtikten sonra sağa doğru Ayın Koyu’na giden araç yolu ayrımını görüyoruz. Ayın Koyu’nun bir diğer adı da Sarıdana. Bu ayrımda sağa devam etmeden düz yürüyoruz. Eğer araç yoluna girersek koyun ortasından akan azmağın diğer tarafına çıkarız ve geniş yataklı azmaktan karşıya geçmemiz mümkün olmaz. Bu sebeple ana yoldan çıkmadan yürümeye devam ediyoruz. Bu kısımda karışıklık yaşamıyoruz zira işaretler de yol üzerinde görülebiliyor.

Ayın Mevkisi. Ayın mezarlığı.


Bir çeşme daha. Sularınızı mutlaka tazelemek gerekiyor. Burası rotada hatta Bördübet'e doğru yürüyecekler için karşılaşılan son su kaynakalarından biri.


Ayın Mezarlığı. hani "son durak" diye bunu koymadık. Yürüyeceklerin aklında kerteriz olarak kalsın diye ekledik.


Bir çeşme daha. Otobandan önce son çıkışlardan birisi.


Yol ayrımını geçtikten sonra yürümeye devam ediyoruz.


Sarıdana yönüne devam ediyoruz.


Geniş bir düzlükteyiz. Doğada bir başımızayız sanki. Harika bir an bu.

Ayın Mevkisindeki ayrımdan 500 metre sonra yol çatallaşıyor ve iki kısma ayrılıyor (Mezarlıktan yaklaşık 750 m. sonra). Bu mevkinin adı Kocaayın. Burada sağdan Sarıdana/Ayın Koyu, Çiçekli yönüne, yani denize doğru yürüyoruz. Eğer yürüdüğünüz dönemde kaybolmaz ise bu ayrımda Sarıdana ve Ayın’a ait tabelalar da bulunuyor. Sola devam etmeyin zira bu yol bir gün sonra Löngöz’den sonra ulaşacağımız Küfre’ye doğru tepelerden devam ediyor. İşaretlere burada dikkat etmek gerekiyor.

Sapakta göreceğiniz çeşme bu parkurun son su noktası. Hatta Küfre’de kimseler yoksa buradan yanınıza alacağınız su ertesi gün için de büyük önem taşıyor.

Önemli bir yol ayrımına daha ulaşacağız. Burada bir ev daha bulunuyor.


Yol ayrımı. Sağdan yürümeye devam etmek gerekiyor. Burası önemli. DİKKAT!!!!


Bu çeşme Löngöz öncesison su ikmal noktası. Ayın'da çeşme yok. Bu çeşme çok önemli. Hatta Löngöz'da işletme kapalı ise Bördübet'e kadar bu  çeşmeden akan suyu içmaek durumunda kalabilirsiniz.


Yol ayrımında sağa doğru saptık ve Sarıdana Koyu'na doğru yürüyoruz. 


Bu bölgede çok sayıda at var. Yabani değiller.


Toprak yoldan yürünüyor. Patika yok. İşaretler de görülebiliyor yol boyunca.


Yol işaretleri. Bunları görüyor olmak güven veriyor.

Toprak yoldan Sarıdana Koyu’a doğru yaklaşık 1.5 km. yürüyüş ile sat 16:15’te ulaşıyoruz. Yol boyunca tel örgüler ile çevrilmiş geniş bahçeli bir çiftlik ve atıl durumda bir tatil köyü gördük. Tatil köyü demesek de orman içerisinde, sahile kıyısı olmayan butik tarzda harika bir yer. Muhtemelen işletme izinleri konusunda sorun yaşamış olabilir diye düşündük çünkü Ayın Koyu bilinen bir Mavitur lokasyonu.

Tabii yürüdüğümüz mevsim itibariyle doğa burada öylesine etkileyici ki yol boyunca karşımıza tohumları Kıbrıs adasından getirildiği için Kıbrıs akasyası ismini alan, yuvarlak sarı çiçekli Kıbrıs Akasyaları çıkıyor. Bunlar katırtırnağı değil.

Yol boyunca geniş düzlükler de görülüyor.


Makilikler haricinde coğrafyanın geneli kızılçam.


Kızılçamlar


Sarıdana'ya doğru bir çiftliğin yanından geçiyoruz. 


Atıl durumda bir tatil köyü


Kıbrıs Akasyaları.


Kıbrız Akasyası'na biraz daha yakından bakalım.


Deniz (Sarıdana Koyu) bu tepenin ardında.

Karşımıza bir anda dingin bir koy çıkıveriyor. Sarıdana Koyu (Kocayalı Koyu).Ayın ve Sarıdana’yı içerisine alan, batıda İnce Burun, doğuda Ayın burnu arasında kalan bu körfezin adı Ayın Körfezi. Hayranlıkla izliyoruz tüm sahili. Çok etkileyici. Gökova’nın tam karşısında Akbük-Turnalı arasında bulunan Kıran Dağları ve sahili görülüyor. Azmağın diğer tarafındaki sahil kumluk ama geçebilmek mümkün değil. Burada koyun sahili biraz daha kayalık ve taşlı. 

Sarıdana’yı geçtikten 3 dakika sonra koyun kuzeyinde Ayın koyuna ulaşıyoruz. Burası çok daha etkileyici. Kumu taşlık ve olağanüstü dinginlik burada var. Tarifleyebilmek o kadar zor ki. Çevrede tek tük görülen insanların sesleri rahatsızlık vermiyor bile. Havanın 2.5 saat sonra kararacak olmasını dert etmiyoruz bile. Mesafe anlamında Karacasöğüt-Ayın arası 12 km., Okluk mevkisine kadar asfalttan, sonrasında toprak orman yolundan yürünüyor ve zor bir rota değil.

Ayın sahilinden koy dışında bulunan Zeytinli Adası ve üzerinde küçük bir fenerin bulunduğu Kara Adası görülüyor.

Ayın Koyu’nda tekne turizmi ve araçları ile gelenlere hizmet veren sezonluk olarak açık olan yerel bir işletme de bulunuyor. Bu işletmenin önünden geçerken sadece bekçisi vardı ve selamlaşıp, kısa bir sohbetin ardından yola devam ettik.

Sarıdana'ya akan azmak sağda. Karşı kumsala her dönem yürüyerek geçmek mümkün olmayabilir.


Sarıdana Koyu


Sarıdana sahilinin kumsalı denize akan azmağın diğer tarafında ileride görülüyor. Bu kumsala ulaşmak için Ayın mezarlığından sonra Ayın mevkisinde sağa sapmak gerekiyordu. 


Denize kadar uzanmış çam ağaçları.


Dingin sahil. Dingin dünya. Buraları görünce bırakın insanın aklına şehirlerin gelmemesini, dönesi gelmiyor.


Sağda önde Zeytinli Adası, solda üzerinde küçük kılavuz deniz feneri ile Kara Adası görülüyor.


Ayın Körfezi

Gözümüzü sahilden alamıyoruz.


Sarıdana'dan çıkıp kısa bir yürüyüşle Ayın Koyu'na doğru yürüyoruz. Görüleceği üzere buraları da toprak araç yolu.

Ayın Koyu'ndan Zeytinli ve Kara Adası daha belirgin görülüyor.


Ayın Koyu'nda bulunan sezonluk işletme. Her dönem açık değil.

Ayın’dan sonra 1 km yürüyerek, deniz seviyesinden 25 metre yükseliyoruz ve Sarıdana ve Ayın’ı yukarıdan iziliyoruz. Bu yüksek noktada aynı zamanda Ayın’ın en uç noktasına giden İnce Burun’a giden yol ayrımı bulunuyor.

Kısa fotoğraf molasının ardından “U” dönüşü yaparak (buruna doğru yürümüyoruz) inişe geçiyoruz ve burunun ardında bizi yepyeni bir koy daha selamlıyor. Çiçekli. Burası yemyeşil çayırdan oluşan cennet gibi bir koy. Koyun dışında küçük Çamlı Adası görülüyor. Daha da ileride özellikle tekne kullananların çarpmamak için dikkat ettiği küçük kayalıklardan oluşan Köremen Adaları bulunuyor. Bu adaların gerisinde de Çiçekli Burnu gözümüze çarpıyor. Fazla söze gerek yok çünkü gelip görmek lazım buraları. Tarifleyerek hissiyatları insanın uzun uzun yazası geliyor ama okuyanları sıkmamak lazım.

Ayın Koyu aşağıda görülüyor.


Yoldan kısa ve kolay bir çıkış yapıyoruz.


Manzaraları doya doya seyretmeden Ayın'dan ayrılmayın. Belki bir gece kamp bile atabilirsiniz buralarda. Fakat Ayın'da su olmadığını belirtelim.


İnce Burun'da balıkçılar ve piknik yapan insanlar görülüyor.


Ayın ve Çiçekli'yi birbirinden ayıran İnce Burun'a ulaşıyoruz. ileride arabanın bulunduğu yerden "U" çizerek Çiçekli'ye ineceğiz. Manzarayı merak edenler burunun ucuna kadar yolu takip edip gidip gelebilirler.


Çiçekli Koyu. İleride Çamlı Adası görülüyor.


Çiçekli Koyu'nun düzlükleri yemyeşil çayırlar ve çam ağaçları. Kamp için uygun bir nokta olabilir.


Yoldan yürümeye devam ediyoruz. Çiçekli Koyu girişine doğru yürüyoruz. Ayın Koyu soldaki tepenin ardında kaldı.


Çamlı Adası.

Çiçekli Koyu’nun girişine 400 m.lik inişin ardından ulaşıyoruz. Saat 16:45. Boncuk’tan buraya kadar 24 km. yürümüşüz. Löngöz’e 6 km. var. Hava kararmadan yetişiriz. Hesaplarımızda yanılma olmaz.

Çiçekli Koyu’nun girişinde Marmaris’ten günübirlik gelmiş bir grup görüyoruz. Piknik yapıyorlar. Zamanın olduğunu bilen Altuğ çay ikramını geri çevirmiyor ve kendileriyle kısa bir sohbet ediyor. Mehmet de daha ilerideki çayırda telefon ve dinlenme molası veriyor.

Altuğ sohbete başlar başlamaz Marmaris’ten gelen insanların kendisini Likya Yolu ve Karia Yolu web sayfalarından tanıdığını öğreniyor. İnsanların güzel işler yaptığımızı söylediklerini duyduğumuzda daha bir mutlu oluyoruz. Daha fazla sarılıyor uğraşlarına, heveslerine.

Sohbet güzel hatta ikinci çayı da koydu Altuğ ama yola devam etmek zorundayız. Çiçekli Koyu’nun girişinde piknik yapan bu güzel insanlarla vedalaştıktan sonra kaldığımız yerden yola devam ediyoruz. Nursel Hanım, Fatma Hanım ile Kenan Bey’e sevgi ve selamlarımızı gönderiyoruz...

Çiçekli Koyu sahili. Her yer yemyeşil çayır.

Güzel insanlarla kısa sohbetin ve çay ikramı sonrası Çiçekli'den ayrılıyoruz. Sevgilerimizi gönderiyoruz.

Koya son kez bakıyoruz ve içeriye doğru giriyoruz.

Sağdan, daha geniş yoldan yürüyoruz. Kafa karıştırabilecek bir bölüm değil. Buraya geldiğinizde zaten sağdaki daha geniş yolu takip etmeniz gerektiğini anlayacaksınız.

Altuğ'un çay molası sırasında Mehmet de ilerideki düzlükte mola verdi.

Sahili ardımıza alarak içerilere doğru yürümemiz gerekiyor. Çiçekli Koyu girişi yürüyüşümüzün 25. km.si. Kenan Beylerden ayrıldıktan sonra Mehmet’i yolun kenarındaki bir çayırda dinlenirken gören Altuğ bir molayı da burada veriyor. Hesabımıza göre Löngöz’e 4-5 km civarında bir mesafe kaldı ve toprak yol değilse 1 saat içerisinde hava kararmadan varabiliriz. Ama bu yol hiç belli olmaz. Nice 5 km.ler gördük 3 saatte bitmeyen...

Saat 17:00’de bu çayırda iki yoldaş günün son molasını veriyoruz ve 17:15’te günü bitirmek üzere yola koyuluyoruz.

İkinci gün yürüyüşü son mola.

Çiçekli sonrasını geniş bir patika olarak nitelendirmek lazım çünkü arabanın zor ilerleyebileceği türden bol taşlı ve toprak bir yol. Biz yürüyüşçülerin tercihi her zaman böyle yollar oluyor tabii.

Yol boyunca dere yatağının yolu tahrip etmemesi ve daha rahat akması için beton köprü üzerinden geçiyoruz. Kupkuru dere yatağı beton köprü sonrası sağımızda kalıyor. Çıkışın sonuna doğru yol sola dönüyor ve yol boyunca güneş turuncuya çalan son ışıklarını doğaya bırakırken Kıbrıs Akasyalarının yuvarlak sarı çiçekleri yolumuzu aydınlatan küçük lambalar gibi parlıyor. Kepenekli’ye yaptığımız çıkış sonunda deniz seviyesinden 100 metre yükselmiş oluyoruz.

Çiçekli’den başlayan, yaklaşık 1.5 km. süren çıkışın sonunda yukarıda Kepenekli mevkisine ulaşıyoruz. Burada Marmaris bisiklet rotalarına ait bir tabela da var. Yol üzerinde işaretleri de görebiliyoruz. Yine de zaman kaybetmemek ve güneş batmadan Löngöz’de olmak istediğimizden GPS’i sürekli kontrol ediyoruz.

Çiçekli sonrası yolu takip ederek Kepenekli'ye doğru çıkıyoruz.

Beton bir köprü üzerinden geçiyoruz.

Kuru dere yatağınız sağımıza aldık ve tırmanmaya devam ediyoruz.

Güneş yatay hale geldi ve etkisini kaybetmeye başladı.

Gökova'nın kuzeyi (Bozalan, Ören, Turnalı) ile karşılaştırıldığında güney kısımı yüksek tepelerin, dağların olduğu bir coğrafya değil. 

Arıkovanlarını geçtiğimizde yol ikiye ayrılıyor ve sola dönüyoruz. Zaten sola dönmeniz gerektiğini anlayabiliyorsunuz.

Kıbrıs Akasyaları. Kepenekli Mevkisi ve yol ayrımı yukarıda görülüyor.

Çamura girmeden atlaya zıplaya yürümeye devam ediyoruz.

Kepenekli Mevkisi. Yol ayrımı. Sağa dönüp Löngöz'e doğru inişimiz başlıyor. Sola dönmeyin!!!

Kepenekli çıkışını takmalayıp yol ayrımına ulaştığımızda sağa doğru yürüyerek Löngöz’e doğru ilerliyoruz. Kafaların karışmaması için Kepenekli’deki bu yol ayrımında sağa dönülüyor ama çıkış sırasında (yukarıda yazdık) belki kafanızı karıştırabilecek küçük bir yol ayrımı daha var burada sola dönmek gerekiyor.

Kepenekli’den sonra yürüdüğümüz yol toprak orman yolu. Geniş ve düz. Çiçekli sonrası gibi taşlı, kayalık veya stabilize değil.

Hatırlarsanız, Maldere çıkışında sola girmeyip Sarıdana sahiline doğru yürümenizi vurgulamıştık. Çeşmenin bulunduğu sapaktan bir şekilde sahile doğru değil de yolu karıştırıp sola yürümüş olsaydınız Sarıdana, Ayın ve Çiçekli Koylarını bypass ederek buraya bağlanırdınız ama arada sapaklar ve yollar olduğundan bu birleşim noktasına bağlanmanız GPS olmadan veya birine sormadan (birisini görebilmek büyük şans olur herhalde) çok zor olurdu.

Yaklaşık 3 km. boyunca sağımızda kupkuru bir dere yatağını takip ederek orman yolundan yürüyoruz. Sağa sola sapmamızı gerektirecek, kafa karıştıran bir yol ayrımı bu bölümde yok. Dere yatağında kuraklığa dayanıklı sandal ağaçları gözümüze çarpıyor. Birkaç yerde “U” dönüşleri yapıyor, sağda dere yatağını takip ederek iyi bir tempoda Löngöz’e doğru ilerliyoruz.

Löngöz'e inerken yine toprak yoldan yürünüyor.

Bol virajlı yolda hızımızı arttırdık. Yolu tamamlayıp dinlenmek istiyoruz.

Sağ tarafımızda kuru ve derin bir dere yatağı görülüyor.  

Dere yatağında incelemelerimiz devam ediyor.


Löngöz artık çok yakın. GPS yalan söylemez.

Tepe noktadan (Kepenekli) yaklaşık 3 km. sonra Sülüman Deresi mevkisine ulaşıyoruz. Burada yol ikiye ayrılıyor ve biz bugünün yürüyüşünü bitirmek üzere sağdan Löngöz (Kargı) Koyu’na doğru yürüyoruz. Kargı Koyu ve Karia Yolu tabelası bu ayrıma ulaştığınızda karşınızda görünen tepeciğin tam arkasında kaldığından soldan yürümeye devam ederek yolu uzatmayın ötesinde ters yöne sapma gibi bir sorun yaşamayın. Görüleceği üzere Marmaris Bisiklet Rotalarının tabelasını her zaman takip etmemek gerekiyor. Çünkü bisiklet ile çok sorun olmayabilecek, geri dönülebilir bir mesafe yürüyüşçüler için çileye dönüşebilir. Günün başında bitireceğimiz noktayı çoğunlukla programladığımız için fazlasını veya eksiğini yapınca moral ve bünyelerde aksaklıklar ortaya çıkmaya başlıyor.

Sağdan yürümeye devam ederek 300 metre sonra Karia Yolu tabelasına ulaşıyoruz. Sağdan Löngöz’e doğru ilerleyerek yürüyüşümüzü 100 metre sonra sahilde bitiriyoruz. Sabah saat 09:00’da Boncuk’ta başlayan ikinci gün yürüyüşümüz 18:15’te Löngöz (Kargı) Koyu’nda son buluyor.

Sülüman Deresi'ne ulaştık. Soldan yürümüyor, tabelanın arkasındaki küçük tepenin ardına geçmek için sağdan yürüyoruz. 

Sağdan devam edin. Soldan yürüyüp yolunuzu uzatmayın!!!

Löngöz ve Karia Yolu tabelasına doğru son adımlar.

Löngöz'e (Kargı Koyu) ulaşıyoruz. Yürüyüşümüz yarın sabah tam bu noktadan, kaldığı yerden devam edecek.

Löngöz'deki Karia Yolu Tabelası. Rakamlar doğru.

Girişte havlayan bir bekçi köpeği olsa da bağlı ve biz buna alışığız. Saldırılara karşı koyabiliriz. Zaten bu yorgunlukla bir köpek havladı diye geri dönmeye de hiç niyetimiz yok.

Bu muhteşem sahilin adı Löngöz, diğer adı ile Kargı Koyu. Açık denize öylesine kapalı ki yapı olarak Üçağız’ı anımsatıyor. Burada bir yerleşim yok sadece tekne turizmine hizmet veren bir işletme var. Ali’nin Yeri. Ali dededen kalan bu toprakları işletiyor. Çevre çam ormanı olsa da sahili okaliptüs ağaçları ile dolu.

Sahile doğru yürüyoruz.

Bugünlük bizden buraya kadar...

Löngöz'deki işletme.

Gökova’nın karşısında Akbük’ü görmemiz gerekirken Löngöz “L” şeklinde kapalı bir koy olduğundan Gökova’yı göremiyoruz. Ortalık sakin, dingin ve rüzgarsız.

Ali’ye sesleniyoruz ama kimseler yok gibi. Sesimize cevap gelmiyor. Çok yorulduk ve güneşin aydınlattığı son nokta olan tahta iskelenin üzerinde çantalarımızı ve ayakkabılarımızı çıkartarak ayaklarımızı denize sokuyoruz. Deniz girmek istemedik çünkü serin ve ıslanırsak, yorgunluğun etkisiyle de üzerimizdeki üşüme hissi tüm rahatımızı kaçırabilir.

Sahildeki iskelenin üzerinde vakit geçirirken araç ile geliyor Ali Ölmez. Merhabalaştıktan sonra bizden birkaç gün önce gelen arkadaşlarımızdan (Reha Bahtiyar) bizim geleceğimizi söylemiş sağolsun. Bizi tanıdığını hatta bugün geleceğimizi bildiğini söylüyor.

İskeleye bağlı tekneler

Kargı Koyu'nda okaliptüs ağaçları var.  Çadırımızı fotğraftaki hamağın tam yanına kuracağız.

Burası açık denize kapalı "L" şeklinde bir koy. Dalgasız ve sakin.

İskelede Ali ile hatıra fotoğrafı

Bu sahilde bir gece konaklayacağız. En güzel yerlerden birisi.

Deniz çok durgun. Teknelerin karaya vurmadan koya girmeleri için direkler dikilmiş.

Löngöz'deki iskele. Yazın burası tekne ile doluyormuş.

Tesis derken akıllara lüks bir yer gelmesin. Salaş ve kendi başınızın çaresine bakmanız gereken bir yer burası. Suyu ve tuvaleti olduğundan bir miktar ücret vermek gerekecektir. Çadır parası olarak diyebiliriz. Sonuç olrak buranın bize sunduğu bazı kolaylıklardan yararlanıyoruz. Su dolduruyoruz, tuvalet kullanıyoruz, gerekirse sıcak bir şeyler içme imkanımız oluyor. Bu durum genelde karşılıklı olarak yanlış anlaşılabiliyor ancak böylesine bakir yerlerde yürürken arada sırada böyle yerlerde mola vermek çok iyi oluyor.

Ali'nin Yeri.

Ali’nin dediğine göre burası sezonluk olarak açıkmış. Yemek hizmeti talep ve imkanına göre (eğer elinde verebileceği birşeyler varsa) oluyormuş.

Biz gittiğimizde kapalıymış tesisi ama “aç kalmayız yeriz hepberaber birşeyler” diyor. Çadırı nereye kuracağımızı sorduğumuzda eliyle okaliptüslerin altını gösteriyor ve “her yer sizin” diyor.

Çok içerilere gitmeden ve hava kararmadan hemen çadırı kurmak istesek de ortam o kadar huzurlu ki. Canımız hiçbirşey yapmak istemiyor. Ne acelemiz var ki zaten?

Çadırımızı hava kararmadan kurduk. Burada çadır kurduğunuzda manzarayı bizim için de doya doya seyredin.

İskelede otururken kamaralı küçük bir balıkçı teknesi koya giriyor. İskeleye yanaşıyor ve kayığı bağlıyor. İçinden bir çift iniyor. Karşıdan Ören’den geliyorlarmış. Daha doğrusu Örenlilermiş. Balıkçılıkla geçimlerini sağlayan bu çift Ali ile merhabalaşıyor. Ören’de evleri varmış ama çoğu zaman bu teknede yatıp kalkıyorlarmış.

Bu çifti neden anlattık? "Ne gerek vardı?" diyebilirsiniz. Çünkü bugünün yemek menüsünü onlar hazırlayacak. Ali’ye yemek yiyebileceğimizi söylediğimizde “hallederiz” demişti. Ama şimdi asıl ziyafet bu çiftin getirdiği bir kova taze balık ile başlayacak.

Ali içeriden gelip “balık yermisiniz?, yanına da kuzineye patates ve domates atarız.” dediğinde içimiz içimize sığmıyor. Hayaller gerçek oldu.

Yemeğimizi beklerken. Kuzine yanıyor. patatesler içeride. Biz de telefonlarımızı şarj edip yarınki programımızı yapıyoruz.

Hava kararmak üzere. Hemen çadırımızı kurup içeriye gidiyoruz ve gürül gürül yanan bir kuzine ile karşılaşıyoruz. Herşey harika. Sofrayı kurmaya yardım ediyoruz ve patlayana kadar balık yiyiyoruz. Barbundan Sokara kadar her çeşit var. “Bu nedir?” diye sormaktan biz sıkıldık onlar sıkılmadı.

Sohbet güzel ama yorgunluk yine kazanacak gibi gözüküyor. İki gün boyunca 70 km.ye yakın yol yürüdük. Parkurun geneli orman yol olunca, biz de hızlı hareket ödünce böyle oluyor. İkimiz bir araya gelince birbirimizi tutamıyoruz.

Akşam yaptığımız plana göre yarın Bördübet'i geöip Datça Yarımadası'na Balıkaşıran'dan girmiş olacağız. Bu 30 km.'nin üzerinde yol demek. Parkurlar kolay gibi görünse de üç gün boyunca 30 km. üzerinde yürüyoruz.

Ali’den duyduğumuza göre buraları kamplı yürüyenlerden öte daha çok günübirlik yürüyenler oluyormuş. Minibüslerle geliyorlarmış.



Kargı Koyu Hatırası.

Löngöz’ün durgun denizi bize ninni olurken bu gece de üşümeye devam ediyoruz. Yarın bir aksilik olmaz ise 30 km. üzerinde yol yürüyerek Bördübet ve Balıkaşıran Boğazı üzerinden Datça Yarımadası’na gireceğiz. Orman yolu olsa da yollarda kimseler yok. Her yer sakin. Ne olursa olsun doğanın kucağında 10 gün geçireceğiz. Doğa üşütür, terletir ama en güzeli öğretir. Yer yürüyüş bir ders, bir tecrübe...

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates