2017 Nisan - Datça - 4.GÜN - Çatı Koyu - Gerence Koyu - Eksera Koyu - Küçük Çakal Koyu - Çakal

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 09:00 (Çatı Koyu)
Bitiş: 14:00 (Çakal)

Toplam mesafe: 11 km.

* Çatı (Büyük Çatı Koyu) – Gerence Koyu: 3 km.
* Gerence – Eksera Koyu: 4 km.
* Eksera Koyu – Küçük Çakal Koyu: 2 km.
* Küçük Çakal – Çakal (Büyük Çakal Koyu): 2 km.

Su: Parkur başında (Çatı) ve sonunda (Çakal) su var ancak arada geçilen çok sayıda koyda su kaynakları bulunmuyor. Çatı Koyu'nda (Büyük Çatı) su kaynağı sahildeki tulumba. Bu tulumbadan su ihtiyacınızı mutlaka karşılayın. Datça'da yürürken karşınıza çıkacak tüm su kaynaklarından yararlanın ve verimli kullanın.

Su problemi yaşanabilecek bir rota. Parkur boyunca gölge az olduğundan özellikle sıcak dönemler bu parkurda su bakımından sorun çıkartabilir. Mesafenin kısa olması su sorununu bir miktar azaltacak olsa da aralarda kamp atılırsa su bakımından tedarikli olmak gerekiyor. Yolda kimseler ile karşılaşılmayacakmış gibi suyunuzu kontrollü tüketmeye çalışın. Karia Yolu ikmal noktalarının ve işletmelerin Likya'ya göre daha seyrek olması sebebiyle doğada biraz daha tecrübe gerektiriyor.

Çakal'da bulunan su kaynağı sahildeki özel mülk içerisinde. Sahile ulaştığınızda özel mülke ait evin önünde bir çeşme bulunuyor ama akmadığı takdirde çiftlik çalışanlarından yardım alabilirsiniz. Çakal'da suyunuzu karşılayamadığınız takdirde en yakın su noktası yaklaşık 5 km. uzaklıktaki Alavara mevkisinde yol üzerinde. Bu da yaklaşık 1-1.5 saatlik bir yürüyüş demek.

Yemek ve İkmal: Tüm rota üzerinde bakkal, market veya işletme bulunmuyor. Çakal'da bulunan özel mülk (çiftlik) işletme değil. Yemek ve kumanya bakımından tedarikli olmanızda fayda var. En yakın ikmal noktası Çakal'dan 17 km. uzaklıkta Emecik'te. Datça parkurlarının tamamını yürüyecekseniz yanınızda 2-3 günlük yemeğinizi taşıyor olmanız sizi rahatlatacaktır.

Yol üzerinde Likya Yolu gibi yerel insanların yürüyüşçülere sundukları gözleme, portakal suyu, çay gibi ikram ve fırsatlar yok. Çantanızda ne varsa kumanyalarınız da bunlar oluyor.

Çakal'da bulunan yer özel mülk olduğu için su haricinde sanki takviye ve ikmal yapmayacakmış gibi plan yapmak gerekir.

Konaklama: Parkur üzerinde pansiyon türü konaklama imkanı yok. Bu rotada kamplı yürümek gerekiyor. Günübirlik yürüyüş yapacaklar için araçların sadece Küçük Çakal ve Çatı Koyuna ulaşabildiğini, bunun yanında yolların bozuk ve toprak olduğunu belirtmek gerekiyor.

Parkuda pansiyon imkanı yok. Sadece çadır ile konaklama mümkün. Sessiz ve sakin koylarda da kamp atma imkanı var fakat su ve yemek açısından tedarikli olmak gerekiyor.

Çakal'da suyunuzu çiftlikte tazeledikten sonra çiftlik çıkışında kamp için uygun düzlükler var.

Parkur Zorluğu: Su ve yemek probleminiz olmadığı takdirde orta seviye bir rota.

Rotada işaret sorunu yok. Patikalar da yöre halkı tarafından kullanıldığından oldukça belirgin. Datça parkurlarının genelinde işaretlemeler iyi olsa da bölge bakir ve yerleşimler az olduğundan GPS veya cep telefonlarınızda rotaların bulunması faydalı olacaktır.

Çok sık iniş-çıkışlar içerdiğinden özellikle grupları yavaşlatabilecek, su ve yemek ikmalinin kısıtlı olduğu fakat olağanüstü bakir koyların yorgunluğunuzu unutturduğu keyifli bir Karia Yolu parkuru. Bu tür rotalar yürüyüşçüleri su ve yemeklerini planlı tüketmek durumunda bıraktığından doğada deneyim kazandırıyor. Karia Yolu'nun Akyaka ve Datça arasına kalan parkurların yükseltileri ve parkurları zorlu değil ancak eksikleri tamamlamak için ikmal ve konaklama imkanlarının kısıtlı olması sebebiyle planlı ve programlı yürümek, doğada açlık ve susuzluğunuz ile başa çıkma konusunda biraz daha tecrübeli olmak gerekiyor.


Parkur Yükselti Grafiği: Daha büyük görsel için resmin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İlk üç gün 30 km. üzerinde yol yürüdük ama bugün farklı olacak. Hemen baştan söyleyelim. Artık patikalardayız ve 30 km.yi patikalarda yürüyebilmek kolay değil. Datça’da genellikle patikalarda yürüyor olacağız. Dolayısıyla günlük patika hedeflerimizi 20-25 km. civarında tutmayı planladık.

Sabah uyanır uyanmaz çok da temiz olmayan Çatı Koyundan ayrılmak üzere hızlıca toparlanıyoruz. Sabah çok erken balığa giden balıkçıların seslerini duyduk ama çadırdan dışarı çıktığımızda etrafta kimseleri göremiyoruz. Lost Adası gibi dışarıda hareket olduğu belli ama bakınca kimseler görünmüyor.

Çadırımızı toparlayıp, sahildeki tulumbadan su şişelerimizi doldurduktan sonra saat 09:00’da yola çıkıyoruz. 


Çatı Koyu'nun tavukları ve halka açık follukları


Çatı'dan günaydın.


Deniz bıraktığımız gibi. Sakin ve sessiz.


Sahildeki tulumbadan sularımızı tazeliyoruz. Çakal'a kadar 11 km. su yok. 


Son hazırlıklar. Bir kedi gördük sanki.

Çatı Koyuna girdiğimiz ağaçlıktan çıkıyoruz ve sağa doğru yürümeye başlıyoruz. Yaklaşık 50 metre sonra Çatı’nın Datça karayoluna bağlandığı yol ayrımına ulaşıyoruz. Yol ayrımında karşımıza duvar gibi bir kayalık çıkıyor. Solda kayalık üzerinde “X”işaretini de görüyoruz ve ayrımda sağa saparak sahil şeridini takip etmeye devam ediyoruz. 

Toprak orman yolundan 2 km. yürüyeceğiz. Sadece yolun sonuna yakın bir yol ayrımı olsa da işaretleri yol üzerinde görebiliyoruz. Kafa karıştıran bir yol ayrımı da bulunmuyor. 


Çatı sahilinden çıktık sağa döndük ve yürümeye başlıyoruz. İleride bir yol ayrımı görüyoruz.


Yol ayrımı. Sağdan sahili takip ederek yürüyoruz. Datça-Marmaris karayoluna giden sol tarafta duvarda "X" işareti görülüyor. 


Kısa süreli orman içi yürüyüş yapıyoruz. Sağdakiler çınar değil sığla ağaçları

Sağımızda Çatı Koyuna son kez bakıp yoldan yürümeye devam ediyoruz. Deniz seviyesinden 20-30 metre yükselip yeniden deniz seviyelerine doğru iniyoruz ve Ballıcak Bükünün arkasından geçiyoruz. Makilik sebebiyle Ballıcak Bükünü görmeden geçtikten sonra Yumurta Tepe eteklerinde yeniden 40 metreye çıkıyoruz ve karşıda Boynuzcuk Burnu ve koyunu görüyoruz. 

Çatı Koyundan çıktıktan yaklaşık 1.5-2 km. civarında süren bu yürüyüş sonunda karşımıza yol ayrımı çıkıyor. Aslında buraya bir yol ayrımı demek çok doğru olmayabilir zira sağ tarafa doğru gidilirse Boynuzcuk Koyuna inilir ve geri dönmek durumunda kalınır. Ayrımda sola çam ağaçları arasına giren bol gölgeli yola giriyoruz. Ayrıca çam ağacı üzerinde gayet belirgin kırmızı-beyaz yol işareti de bulunuyor. 


Çatı Koyundan çıkıyoruz.


Çatı Koyu


Bakalım kaç koy göreceğiz bugün


GPS kontrolü ardından yola devam. Ballıcak Bükü yakınlarındayız. İçeride olduğumuzdan sağdaki çam ağaçlarından ötürü görünmüyor.


Arazi yapısı bu şekilde. Makilik.


Yumurta Tepe'ye doğru hafif bir çıkış


Emin adımlarla ilerliyoruz


Yumurta Tepe eteklerinde arkamıza bakıyoruz. Aşağıda çatı daha ileride Balıkaşıran görülüyor.


Yol üzerinde işaretler bulunuyor


Çıkış bitti iniş başlıyor. Boynuzcuk Burnu ve Koyu görülüyor


Yol ayrımı. Soldan yürüyoruz. Sağ taraf Boynuzcuk'a doğru gider buraya geri döner.


Soldan yola girdik. Ağaç üzerinde işaret görülüyor.


İşaretler taze ve belirgin

Orman yolu giderek daralıyor ve kendimizi bir anda Boynuzcuk Koyunun sahilinde buluveriyoruz. Taşlı ve dingin bir sahil. Sabah saatleri ve rüzgar da yok. Biz ortamı yazdık gerisi sizin hayal gücünüze kalıyor. 

Sahilin neredeyse sonuna kadar yürüyoruz ve solda çam ağaçları arasında işaret ve patikayı görüyoruz. 


Burada da kısa süreli bir gölge ortam var. Datça parkurlarında çok sık değil bu tür gölgeler. Sıcak dönemlerde yürüyecekler dikkat!!!!


Yarım saat olmadan iki koy geçtik (Ballıcak ve Boynuzcuk) bu da üçüncüsü.


Tam hayal ettiğimiz gibi. Hatta bu koyda suda çırpıntı bile var.


Bu rotada koylara inildiğinde genelde sahilin sonuna kadar yürüdükten sonra patikaya giriliyor


Sahilin sonuna doğru solda belirgin bir patikadan içeriye giriyoruz


Patika belirgin işaretler görülebiliyor. İçimiz rahat


Makilik içerisinden yürüyoruz


Kısa süren tırmanışlar yapıp arkada başka bir koya iniyoruz. Bu rotanın patika düzeni böyle.


Makilerin arasında çam ağaçları da bulunuyor.

Datça parkurlarının başında bir yorum yapmak gerekirse, özellikle patikalarda işaretlerin iyi ve görülebilir olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Dolayısıyla yol tarif yaparken çok da zorlanmayacağız desek yeridir. Bunun yanında Datça parkurlarının sahil kesimleri rota bakımından birbirine benzer durur. Kısa inişler çıkışlar ile onlarca koyu peşisıra geçersiniz. 

Patikalara girdikten sonra Boynuzcuk Burnunun arkasından 100 metre kadar kısa ve hafif bir tırmanış ile geçip tepe noktaya ulaştığımızda karşıda yeni bir koy daha bizi karşılıyor. Gerence. Diğer adı ile Armonika. Bu arada arkamıza baktığımızda geride kalan koyları da görebiliyoruz. 


İşaretleri takip ederek yürümeye devam ediyoruz.


Çıkışı tamamladık. Katırtırnakları arasından yürüyoruz.


Kısa sayılabilecek mesafe yürüsek ardımızda bambaşka bir manzara oluyor. İleride Balıkaşıran halen görülebiliyor


Datça'nın isimsiz bakir koylarından sadece birisi


Sahil şeridini takip ederek yürümeye devam ediyoruz. Bitki örtüsüünün bize verdiği izin ölçüsünde manzaramız bazen böylesine genişliyor ve birbiri ardına gelen koy ve burunları görüyoruz.


Deniz seviyesinin 5-6 metre üzerindeyiz ve sağımız deniz. Dokunabilecek kadar yakın. Tam hayal ettiğimiz gibi.

İşaret ve patikanın belirgin olduğu, çam ağaçları ve çalılar ile çevrelenmiş patikalarda yürüyoruz ve 100-150 metre kadar yürüyüp aşağıya inince deniz seviyesinden en fazla 5-10 metre yükseklikte yürümeye devam ediyoruz. Deniz atladığımızda ulaşabileceğimiz kadar yakınımızda. Üç gün boyunca orman yollarında 100 km. yürüdükten sonra şimdi tam hayal ettiğimiz gibi bir ortamdayız. Doğanın kalbindeyiz. Keyfimiz yerinde. 

Deniz kenarında yürüdükten kısa bir süre sonra yeniden patikalar yeniden çam, pırnal ve sandal ağaçları ile kaplanıyor ve 700-800 metre kadar patika ve işaretleri takip ettikten sonra saat 10:00’da Gerence Koyu’na iniyoruz. 


Bu bölümde patikada yürüyor olmaktan büyük keyif alıyoruz.


Böylesine ferah bir görselde neden mutlu olmayalım ki?


Kısa süreli bir makilik geçişi yapıyoruz.


Sahilden ayrılmadan yürümeye devam ediyoruz.


İlk hedef Gerence Koyu


Yürüyeceklerin dikkatine.İşaretler görülebilir durumda ve taze. Sevgili Altay Özcan ve ekibine teşekkür etmemiz gerekiyor


Makiliklerin değişmezlerinden sandal ağacı. Sahile doğru iniyoruz.


Gerence Koyuna ulaşıyoruz. Sahilden karşı kumsala kadar yürüyeceğiz. Gerence'de mola sonrası arkada görünen küçük tepeyi çıkacağız


Gerence Burnu


Gerence'de sahile uzanan ağaçlar. Koy rüzgar almayınca deniz ile dost olmuşlar


Kızılçamlar denize dokunacak gibi


Gerence'nin girintili iç sahili


Aynı anda söylememiz rastlantı olamaz. "Burada mola versek mi?"


Denize bakmaktan gözümüzü alamıyoruz. Çatı Koyundaki kargaşa sonrası burada mola vermeye karar veriyoruz

O gün havanın açık olması mı, rüzgar olmaması mıdır bilinmez ama tüm Datça parkurları içerisinde aklımıza en çok yer eden koylardan biri oldu Gerence. Gerence Burnunun güneyinde doğuya bakan, kuzeye kapalı korunaklı bir koy burası. Çam ağaçları ile çevrili mavi ve yeşilin bir arada olduğu, hatta burada bir gece konaklasak mı dediğimiz kadar özel bir lokasyon. 

Yola çıkalı 1 saat oldu. Birbirimize burada kızıyoruz. Neden mi? Böylesine güzel koylar dururken tren gibi durmadan yürüyoruz diye. Tamam her koyda durmak imkansız ama burası görsel ve ruhsal olarak hoşumuza gitti neden durmayalım? 

Görüşlerimizi açık açık beyan edince tabii ki mola veriyoruz Gerence’de. Küçük bir kumsalı var buranın. Bir boy kadar. Boylu boyunca yatınca kafanız çalılara değip, ayaklarınız denize ulaşacak kadar. 

Çevrede ses yok. Çatı Koyunun karışıklığından sonra burası bambaşka bir dünya adeta. 

Yürüyüşümüzün 4. Günündeyiz ve denize girmedik. Çantaları çıkartıp bir şeyler atıştırdıktan sonra kurtlanıyoruz. Ne yapsak diye düşünüyoruz. Denize giriyoruz. Hani bunu yapılamaz gibi anlatıyoruz ama deniz soğuk ve daha yolumuz olduğu için ıslanmak da istemiyoruz açıkçası. Denize girmiş olmaktan tabii ki pişman değiliz. Çam ağaçlarının denize kadar eğildiği bu koyda her yer öylesine sakin ki suya elimizi değdirdiğimizde çıkan su damlasının sesini bile duyabiliyoruz. 

Denizden çıkıp kumsala boylu boyunca uzanıyor ve doğal imkanlarla havlusuz kuruyoruz. İyice gevşedik. Geçen 3 günün yorgunluğunu unuttuk gibi hissediyor olsak da öyle olmayacak zira vücutlarımızın böylesine bir deniz terapisine ihtiyacı varmış. Yola çıktıktan sonra anlayacağız ki geçtiğimiz 3 gün 100 km.ye yakın yürümüş olmanın yarattığı yorgunluk ve bitkinlik çökecek üzerimize. 


Düş gibi


Gerence'nin küçücük kumsalında mola zamanı


Şimdi makinayı bırakıp denize girme zamanı

Gerence’de 1 saat molanın ardından saat 11:00’de yürüyüşe kaldığımız yerden devam ediyoruz. Gerence Koyunun sahilinden buruna doğru yürürken solda patikayı görüyoruz ve içeriye doğru giriyoruz. 

İçeri girer girmez cennet gibi koyun cehennem gibi ortamı ile karşılaşıyoruz. Çöp yığını. Buraya gelen teknelerden (balık veya turistik farketmez) atıldığı belli olan bu çöpler içerisinde yürüyüşçülerin taşıyamayacağı malzemeler mevcut. Buraya kadar tekne ile gelirken bunların boşlarını buralra sanki denizden gizlermiş gidi hemen içeriye dökmenin ne gereği var sanki? 

Gerence Burnunun tepelerine doğru 500 metre kadar sert bir çıkış ile tırmanıyoruz ve bir anda deniz seviyesinden 50 metre yüksekliğe ulaşıyoruz. Bizim için uzun sayılabilecek dinlenmenin ardından bu sert çıkış zorluyor. 

Gerence (Armonika) Koyu’na son bir kez daha baktıktan sonra yepyeni koylara doğru yürümeye devam ediyoruz. 

İnsanın ayrılası gelmiyor buradan


İlla karşımıza çıkar bir çer çöp. Hemen sahilin içi. Çöplerde otopsi yaptık yürüyüşçü işi değil. Çoğu teknelerle taşınmış. DOLUSU TAŞINMIŞ NEDEN geri gitmemiş? NİÇİN? NEDEN?


Gerence Burnunun arkasından küçük bir tepe çıkışı yapıyoruz. 1 saat mola sonrası zor geldi.


Yürüdüğümüz coğrafyanın yükseltileri az olduğundan 10 metre bile yükselince aşağıda koylar önümüze seriliveriyor


Her yer makilik


Gerence'ye son kez bakıyoruz ve yola devam ediyoruz yeni koylar bizi bekler.


Patika üzerinde işaretler görülebiliyor. Gerence Burnunun arkasına geçmek için kısa bir çıkış yapıyoruz ama hava esmeyince fena sıcak basıyor.


Çıkışı tamamladık ve Gökova'yı gören panaromik bir noktadan manzarayı seyrediyoruz. Bir yandan da soluklanıyoruz


Parkur orta seviye ve keyifli bir parkur sadece su tüketimi konusunda tecrübe ve idareli olmak gerekiyor.


Sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz. Ender de olsa karşımıza çıkan gölge noktalardan

Her yanımız makilik. Hiç esinti yok. Böylesi bir yerde yazın yürümeyi hayal ediyoruz kısa süreliğine. Cehennem gibi olur herhalde. Tepede panoramik bir Gökova manzarası ile karşılaşıyoruz. Manzarayı seyretmek aynı zamanda sert çıkış sonrası dinlenmek için iyi bir fırsat ve bahane oluyor. Sırt boyunca yürümeye devam ediyoruz. Aşağıda irili ufaklı turkuaz renkli koy diyemeyeceğimiz küçük girintiler var. Hafif eğimli inişin ardından Gerence’den yaklaşık 1 km. sonra (iniş-çıkış dahil) aşağıda küçük bir koya daha iniyoruz. 

En çok da yoran bu zaten. İn ve çık sonra tekrar in bir daha çık.Tahtalı Dağına çıkar gibi sürekli çıksak daha az yorulurduk herhalde. 


Rotanın keyif aldığımız bölümlerinden. Patika belirgin. Manzara güzel. Sohbet koyu daha ne olsun?


İrili ufaklı koyları ve burunları geçiyoruz


İşaretler yerlerdeki tek parça taşlarda görülebiliyor. Patikalar da yeterince belirgin


İleride Balık Adasını görüyoruz. Kaya parçası olsa da bir ismi var


Patikanın nasıl olduğu buradan daha net belli oluyordur herhalde


Yorgunsanız veya çantanız ağırsa karşınıza çıkarsa eğildiğinizde yerden kalkamazsınız


Sahil boyunca yürüyünce yeni bir koya daha ulaşıyoruz.


Balık Adası ve turkuaz bir deniz. Gökova. Özel bir coğrafya.


Koya ulaştık. İnmeden olmaz. Sahilin sonundaki makiliklere çıkan patikalar buradan da görülebiliyor.


Artık güneş hep tepemizde. İlk gün bize bile sürpriz olan yağmurlu ve bulutlu hava sona erdi.


Koya iniyoruz. İner inmez karşıdaki küçük tepeyi aşan patikaya gireceğiz.

Koy ortadan ikiye küçük bir tepe ile ikiye bölünmüş. Sahile inip tekrar küçük tepeyi aşıp koyun bittiği yerde ters “r” işaretini görüp sola patikaya giriyoruz ve yürümeye devam ediyoruz. 

Deniz seviyesinden 25 metre kadar yükseldikten sonra yaklaşık 300 metre sahile paralel bu seviyelerden yürüdükten sonra arkada daha geniş bir sahile iniyoruz. Bu sahil kuzeye açık ve Gökova’nın meşhur rüzgarlarından nasibini aldığı her halinden belli. Sahil aynı Kerpe’nin orman içi ıssız sahilleri gibi denizin getirdiği, yakmakla bitmeyecek kadar çok tahta parçaları ve çöplerle dolu. 

Gökova’nın Kıran dedikleri sert rüzgarının etkisini burada daha iyi görüyoruz. Sahile kadar uzanmış olan makilikleri rüzgar ve deniz öylesine bir fön çekmiş ki hepsi rüzgarın estiği yöne doğru (denizden karaya) dallarını jöle sürmüş gibi yatırmışlar. Çam ağaçları bile koca gövdelerini bile yatırmış rüzgar. İlginç bir görüntü. Burada daha önceki dingin koylara göre farklı sert bir rüzgar ve dalga var. 


Koyun batı tarafına geçmek için bu küçük tepeyi aşıyoruz.


Bizi en çok yoran bu küçük tepeleri aşmak. İn ve çık bitmiyor. Her güzelin bir zorluğu olmalı


Koyun batı tarafı. Tabii ki iniyoruz.


İndikten sonra tekrar çıkıyoruz. Ters "r" işareti görülebiliyor zaten. Patika da belirgin


Kısa bir çıkış daha başlıyor


Dere yatağı gibi geniş bir oyuk içerisinden yürüyoruz


Arkada bizi bekleyen yepyeni bir manzara


Benzer coğrafya, benzer patikalar


Sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz


Gerence'de verdiğimiz 1 saatlik molanın bizi dinlendireceğini düşünmüştük ama bugün erken yorulacağız gibi


Aşağıda yeni bir koy daha bizi bekliyor. Bir süre sonra hepsi birbirine benzemeye başlıyor.


Yorgunluk bile olsa üzerimizde her koyda durup kısa bir süre manzarayı seyrettik


Aşağıdaki koya iniyoruz


İşaret yoksa "babalar" var


Sahile ulaşıyoruz.


Öğleden sonra hava biraz daha esmeye başlıyor. İyi de oluyor.


Gökova'nın sahile taşıdığı ganimetler

Sahilin sonuna kadar yürüyüp yeniden patikaya giriyoruz. Tahmin edileceği üzere küçük bir tepeyi aşıyoruz ve 5 dakika sonra arkada daha güzel bir sahile iniyoruz. Burada çam ağaçları denizin dibine kadar gelmiş. Yürüyüşümüzün yaklaşık 5. km.si ve saat 12:00. 

Kumsala inmeden sahilin sonuna kadar yürüyoruz ve patikalara giriyoruz. Bu kısımda yaklaşık 2 km. boyunca içerilerden yürüyor olacağız, sonrasında Eksera Koyu’na ulaşacağız. 

Makilikler içerisinden yaptığımız yürüyüşte sahilden sonra sert bir çıkış ile kısa sürede 60 metre seviyelerine ulaşıyoruz. Ulaşmasına ulaşıyoruz ama buralarda ikimizin de vücutlar “yoruldum” demeye başlıyor. Hani bu mola ile geçebilecek türden değil. İlk üç gün 100 km. yol yürü, dördüncü gün vücutları daha sert bir coğrafyada yürümeye zorla. Olmuyor. Aslında olur ama yürümenin ötesinde insan ne olursa olsun biraz da dinlenmek, doğada sakin bir gün geçirmek istiyor. Buraya sadece yürüme eylemi için gelmediğimizi unutmamamız gerekiyor. 

İlginçtir ikimiz de birbirimize yorulduğumuzu söyleyememişiz ki Çakal’da (eğer mola için uygunsa) uzun bir dinlenme arası vermek istediğimizi burada birbirimize söylüyoruz. Altuğ da Çakal’ın ne kadar uzakta olduğunu sorup duruyor zaten. Var bir derdi besbelli. 

Makilikler içerisinden yaptığımız yaklaşık 1 km. süren çıkışlar ve inişler sırasında patika ve işaretler belirgin. Kafalarımız karışmadan rahat rahat yürüyoruz. Zaten yorgunluk var bir de işaret ararsak iyice morallerimiz yerlebir olur. Aralarda kısa iniş çıkış ve düzlükler olmuş olsa da ilk çıkış ve son iniş bizi zorluyor. Denizin keskin ozon kokusu, bu bölümde yerini makiliklerin buram buram kokan bir bahar havasına bırakıyor. 


Ardınızda bıraktığınız coğrafyayı da gözlemleyin. O bile güzel


Sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz. 2-3 dakika sonra yeni bir koya daha ineceğiz


Yeni bir koy, yepyeni bir heyecan


Gökova'nın sert rüzgarının ağaçları ve makilikleri ne derece dövüp, eğdiğinin kanıtı. Herşey eğilmiş


Koyun sonundan patikaya giriyoruz. İşaret ilerideki çam ağacı üzerinde


Kuzeye açık bu koyu da geçiyoruz


İn çık bile olsa böyle bir yerde yürümek öyle keyif veriyor ki.


Koca bir sene büyükşehirlerde insanların özlemi. Ege ve Akdeniz'in masmavi denizi


Denize bakmaya doyamıyoruz


Yeni bir koy daha. Burada çamlar sahile çok yakın. Deniz fotoğraftaki gibi. Photoshop yok


Sert rüzgara dayanamamış ağaçlar da var tabii


Koya iniyoruz.


İşaretler yeterince belirgin. Bu rota için GPS'e ihtiyacınız olmasa bile Karia Yolu için en azından akıllı telefonlarınızda rota yüklü olsun. datça'nın başka bölümlerinde ihtiyacınız olacak


Tam burada kısa bir su molası verdik


Mola manzaramız


Koyun sonundan yeniden patikalara giriyoruz. Buradan sonra sırada Eksera Mevkisi var


Yaklaşık 2 km boyunca Eksera Burnunun arkasından geçerek Eksera Koyuna doğru yürüyeceğiz


Patika belirgin


Kısa çıkışlar ve inişler yapıyoruz


Patika belirgin olsa da zaman zaman çalılıklar arasına giriyoruz


Bu bölümlerde dere yatağı gibi bölümler karşımıza çıkıyorki ileride Eksera Dere yatağı üzerinden yürüyeceğiz


Patka oldukça geniş. Tempomuz da iyi


Eksera mevkisine doğru yaklaşıyoruz.


İşaretleri yerdeki taşlarda da görebiliyoruz


Kısa bir çıkış daha


Her yer makilik. Esinti yok. Çevrede öylesine güzel bir bahar kokusu var ki...


Maki ve Kızılçamlar arasından yürüyoruz 


Gün boyu denize çok yakın yürüdük ilk defa oldukça içerilere girdik. En fazla 500 metre


Vadi gibi bir yerde yürüyoruz. Çevrede nerelerde olduğumuzu tespit edebileceğimiz hiçbirşey yok. Her yer birbirinin aynısı gibi


Tekrar aşağı doğru inmeye başlıyoruz.


Eksera Mevkisine ulaştık. Mevki derken yerleşim gibi anlaşılmasın. Fotoğrafta görüldüğü gibi


Tekrar denize doğru yürümeye başlıyoruz. Buraları Eksera Burnunun arkasında kalan kısımlar

60 metreden tekrar 5-10 metre sevyelerine indiğimizde bir dere yatağı üzerinde sahile doğru yürüdüğümüzü farkediyoruz. Burası Eksera Deresi. Tabii kupkuru. Doğa öylesine güçlü ki dere yatağı senelerce akmasa bile “su yolunu bulur” derler. Burada bunun ne kadar doğru olduğunu görebiliyoruz. Su yolu bulmuş ve burasını bir dere yatağı olarak bellemiş. Olur da bir gün akarsa buradan akacak. Sağdan soldan gelen irili ufaklı tüm su kaynakları bu yatakta toplanıp denize akacak. 

Daha önce defalarca Datça gelip gitmiş olan Mehmet Altuğ’a Aktur’a gelmeden Soğuksu mevkisindeki vericileri, yangın gözetleme kulesi ve Datça-Marmaris karayolunu gösteriyor. “Daha yolumuz çok” diyor. 

Dere yatağı üzerinden yürüdükten 200 metre sonra geniş bir açıklığa ulaşıyoruz. Burada karşımızda sık ağaçlar var. İşaret de göremediğimiz için GPS yardımı alıyoruz ve karşıdaki ağaçlar değil de biraz soldan başka bir dere yatağını takip ederek yürümeye başlıyoruz ve çok kısa bir süre sonra da ağaçlar üzerinde kırmızı-beyaz işaretleri görebiliyoruz. 


Datça konusunda tecrübeli Mehmet yukarıda karayolu ve vericileri gördü ve onu gösteriyor


Datça-Marmaris karayolu buradan gözüküyor. Yukarıları Soğuksu mevkisi ve tepede yangın gözetleme kulesi ve vericiler gözüküyor.


Karayoluna arkamızı dönerek Eksera Dereyatağı üzerinden sahile doğru yürüyoruz. Dere derken akarsu anlaşılmasın. Kupkuru. Doğa yatağını yapmış, bir gün akmayı bekliyor. Ne zaman isterse.


İşaretleri de görüyoruz.


Dere yatağı sığla ve çam ağaçları arasına doğru giriyor. burada işaret ve patika göremediğimizden zaman kaybetmemek için GPS'ebakıyoruz ve yolu bu yatağın biraz solunda buluyoruz.


İşte böyle. Orman içerisine dere yatağını takip ederek girmedik ve 10 metre kadar soldan içeriye giriyoruz. 


Sığla ormanı içerisindeki dere yatağından yürüyoruz. Sığla varsa mutlaka sulak bir bölge olduğunu anlıyoruz 


İşaretler de karşımıza çıkıyor. Burada bizi Eksera Koyuna indirmeyip sola yönlendiriyor

Bu açıklıkta bir GPS yardımı almak faydalı olabilir zira burada birkaç dere yatağı kolu gözümüze çarptı. Kaybolmazsınız ama zaman kaybı yaşanabilir. 

Dere yatağı bizi bir süre sonra çam ağaçları arasından yürünen bir patikaya bağlıyor. Saat 12:45 ve yürüyüşümüzün 7. km.sinde sağda Eksera Koyu ve Eksera Burnunu gördüğümüz noktaya ulaşıyoruz. Makilik ve dere yatağı geçişinin ardından sahil yürüyüşümüz kaldığı yerden devam ediyor. Küçük Çakal Koyuna kadar sahil boyunca yürüyeceğiz. 


Eksera Burnu ve Eksera Koyu


Eksera Koyunun batısına iniyoruz


Tekrar denize ulaşıyoruz


Sahilden kısa bir yürüyüş ile koyun sonundan patikalara yeniden giriyoruz. Yeni hedef Küçük Çakal Koyu.


Çok etkileyici. Yürürken akan bir su, denizin verdiği haz bambaşka.

Eksera Koyunun batısında ulaştığımız koy kayalık ve taşlı. Batıya doğru koyun neredeyse somnuna kadar yürüyerek patikalara giriyoruz. 

Eksera’dan başlayarak Küçük Çakal Koyu’na kadar yapacağımız 1.5 km.lik yürüyüşün tamamı sahilden olacak. Tabii ki birkaç tane de koya inip çıkacağız. Bitmeyen iniş çıkışlar yorgunluğumuzu arttırmaya devam ediyor. 

Eksera Mevkisini ardımızda bıratıktan sonra belirgin patikalardan yürümeye devam ediyoruz. Buralarda patikaları kesen, sahile kadar uzanan yeni açılmış geniş toprak yollar çıkıyor. Bu açılan yollar muhtemelen olası bir yangına müdahele için açılmış yollar. Eksera ve Küçük Çakal arasındaki bu bölümde 300 metre aralıkla (arada bir koy daha geçiliyor) iki kere patikayı kesen bu yollara sapmadan sahil boyunca yürümeniz gerekiyor. Zaten balıkçılık ile uğraşanların da kullandığı Karia Yolu patikaları belirgin ve işaretli. 

Eksera’yı ardımızda bırakıp, solda patikayı kesen ilk toprak yolu (yangın yolu) geçtikten sonra patikalar bizi başka bir koya indiriyor. Her koy birbirine benzemeye başlıyor bir süre sonra. 


Burada da koyun snuna kadar yürüyoruz


Makiliklerde en muzdarip olduğumuz iki sorun var. Şortlarla yürüdüğümüz için bacakların çizilmesi ve sırtımızdan içeri giren küçük dallar


Sahil oyunca yürüyeceğiz. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hiçbirşey olmamış gibi


Sahile uzanan çam ağaçları


Patikalar belirgin. Karia bir yüüyüşçüler için yeni bir yol olsa da bu yollar bugün balıkçılıkla uğraşan yerel halk tarafından kullanılıyor


Sert rüzgarların aşındırdığı kayalar ve kuruttuğu çok sayıda ağaç görüyoruz yol üzerinde


Bu manzaralar için bu parkuru yürümeye değmez mi?


Uzun Eksera Burnu arkada kalıyor. 


Tempomuz iyi. Adım adım yaklaşıyoruz Küçük Çakal'a


Kızılçam


Dönüp bakıyoruz arkamıza. Denize girip çıkası gelmez insanın buralarda


GPS'te olmayan, yukarıda bir yol görüyoruz.


Arkada Eksera Burnuna son kez bakıyoruz


Yukarıda gördüğümüz yol. Burası yangına müdahele amaçlı yapılmış. Sahilin yukarısındaki kayalıklara kadar ulaşıyor. Yangına müdahele amaçlı denizden su çekmek için bu kadar uca kadar açılmış olsa gerek. Patika görüldüğü gibi yolu kesiyor ve sahilden yürünmeye devam ediyor. 


Yangın Yolu. Soldan yukarıya devam ediyor. 300 metre sonra bir tane daha göreceğiz. Her ikisinde de sahil yolunu takip edeceğiz


Bir koya daha ulaşıyoruz. Tabii ki ineceğiz. İnmeden olur mu?

Koyun ortalarında solda çam ağacı üzerinde işareti görüyoruz ve yeniden patikalarda yürümeye başlıyoruz. Koy aşağıda kalıyor ve burayı da geçip gidiyoruz. 

Buralarda rüzgarın etkisini öylesine iyi görüyoruz ki denizin dibindeki çamlar sert rüzgar ve tuzdan olsa gerek kuruyup kalmışlar. Üzerlerinde sadece kozalakları var öylece anıt gibi duruyorlar. 

Koyu geçtikten 200 metre sonra karşımıza bir yangın yolu daha çıkıyor. Sahil şeridini takip ederek yürümeye devam ediyoruz. Aşağıda turkuaz deniz, suyun içerisinde tek tük kaya ile öylesine güzel görünüyor ki. 

Anlaşılacağı üzere kısa mesafe içerisinde 3’ten fazla koy geçtik. Yürümeye devam ediyoruz. İkinci toprak yolu (yangın yolu) geçtikten sonra daha küçük bir koya daha iniveriyoruz ve koyun sonundaki çam ağacının dibinden yeniden patikalara giriyoruz. Artık birbirimize Çakal Koyu’nu sorar olduk. 


Sakin bir koy daha. Bu koylar sabah saatlerinde sakin ama öğleden sonra rüzgarlı olabiliyor. Bakmayın böyle göründüğüne


Okurken bizimle birlikte yürüyenler. Mola vermek isterlerse bu fotoğrafta biraz durup sahile oturabilirler. Üşüyenler güneşe, harareti olanlar gölgeye 


Koyun sonuna kadar ulaşıyoruz yeniden. Bugünün ritüeli bu. Sahile in koyun sonuna kadar yürü.


Arkamıza baklayı ihmal etmiyoruz tabii


Solda ağaç üzerinde işareti görüyoruz ve patikaya giriyoruz


Bugün yorgunluk erken çöktü üzerimize


Koya son kez bakıyoruz ve yürüyüşe devam ediyoruz


Kurumuş dal ve yapraklar daha önce bir yapı olduğunu düşündüğümüz bir oyuğun içerisinde toplanmış


Sahil boyuna yürümeye devam ederken buralarda eski Kerpe yıllarını anıyoruz. Üzerimizde bir mayo ve terlikle kilometrelerce sahilden yürürdük defalarca. Sıkılmadan. 


Kısa bir çıkışın ardından burunun tepesine ulaşıyoruz


Tepe dediğimize aldanmayın. Deniz seviyesinden en fazla 10 metre yükseliyoruz.


Karşımıza çıkan ikinci yangın müdahele yolu. Yolu keserek sahilden yürüyoruz.


Buralarda karşılaştığımız balıkçı çift Küçük Çakal'a az yolumuzun kaldığını söyleyen balıkçı çift, oraya ulaştığımızı "bizim sahilde arabayı göreceksiniz. Orası Küçük Çakal. Sonra da Çakal var" dediler 


Tüm yorgunluğumuza rağmen denize bakmaya doyamıyoruz 


Yeni bir koy daha karşımıza çıkıyor


Yükseklik korkusu olanlar buralarda yürümekten korkmasınlar sakın. Hiçbir risk yok.


Sahile iniyoruz


Sahile inip kumsalın birriğiyerde görünen çam ağacının yanından patikaya tekrar gireceğiz


İşaret sık ve görünür durumda


Bir koyu daha geçtik. Kısa da olsa gölgeden yürüyor olmak keyif veriyor


Eksera Burnu ne kadar uzakta kalmış. GPS'e bakınca az gibi geliyor ama buradan bakınca iyi yürüyoruz


Kısa bir çıkış daha


Yeni bir koy ve burun bize "merhaba" diyor. Bu sefer aşağıya inmeden arkasından geçiyoruz


Devrilmiş çam ağaçları zaman zaman karşımıza çıkıyor

150 metre sonra aşağıda daha büyük bir Koy olan Küçük Çakal Koyu’nu görmeye başlıyoruz. Bizim ulaşacağımız Büyük Çakal Koyu buradan 2-3 km daha ileride. 

Küçük Çakal Koyu’na iniyoruz burası da Gökova’nın sert rüzgarlarındann nasibini almış. Bu arada bu kadar koyun ismini nereden öğrendik? Yolda karşımıza çıkan balık tutmaya gelmiş yerli bir çifte tek tek sorduk. Sadece yürümek değil, bastığımız toprağı, gördüğümüz çiçekleri, bitkileri, koyları öğrenmek de önemli. 

Küçük Çakal’a iniyoruz. Eksera öncesindeki koy gibi burası da öyle bir rüzgar almış ki dikenli makilikler rüzgarın estiği yöne doğru kendilerini jölelemiş gibi yatmışlar. Saat 13:30 ve yürüyüşümüzün 9. km.si. 


Küçük Çakal'ın doğu sahiline ulaşıyoruz


Sahile inişe başlıyoruz


Makilikler arasından sahile ulaşıyoruz. Sahildeki çöplere bakılırsa burası da çok rüzgar alan bir koy


Dikenli makiler


Saat 13:30 civarı. Rüzgar saha göre daha fazla


Küçük Çakal Hatırası


Sahil çok bakir ve dikenli.70li ve 80li yılların keşfedilmemiş kumsalları da böyleydi. Sahillerde küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar otlardı


Hemen önümüzdeki burunu aşıp Küçük Çakalın araç yolu bağlantısının bulunduğu diğer sahiline yani batı tarafına ulaşacağız. 
Burada da yukarıdan koya inen bir araç yolu gözümüze çarpıyor. Sahili baştan başa geçiyoruz ve sadece 3-4 dakika süren küçük bir tepe geçişinin ardından Küçük Çakal’ın diğer koyuna ulaşıyoruz. Burada az önce gördüğümüz balıkçı çiftin arabasını da görüyoruz. Ne mi avlıyorlar? Kalamar. Her koya gün boyu oltalar bırakıp topluyorlar. Bizim gibi koy koy yürüyorlar. 

Küçük Çakal’ın batı ucu daha derli toplu. Deniz çöpü daha az. Çamlar sahile doğru öylesine güzel bir gölge yapmışlar ki insanın mola verip öylece bir ağacın altında dinlenesi geliyor insanın. 

“Araç gördük” dediğimize göre buraya Soğuksu tarafından ulaşım olduğunu da belirtelim. 


Yukarıda bir orman yolu daha görülüyor


Sahilin sonuna ulaşıyoruz


Yeniden patikalar ama çok kısa sürüyor bu geçiş


Küçük Çakal'a iniyoruz


Küçük Çakal'a datça'nın soğuksu mevkisinden gelen toprak araç yolu


Küçük Çakal'a ulaştığımızı müjdeyen aracı görüyoruz


Mola vermeden çakal'a devam ediyoruz


Tabureye kalamar çaparisi bağlı

Koyun ortasında çam ağaçları arasında Büyük Çakal’a giden araç yoluna giriyoruz. Bu arada Büyük Çakal’a Çakal da deniyor. Yolun girişinde karşıdaki çam ağacı üzerinde bizi bu yola yönlendiren ters “r” işaretini de görebiliyoruz. 

Gövdelerine sarılıp onlara adeta bir elbise olmuş, çam ağaçları arasından devam eden toprak yolda yaklaşık 700 metre yürüyoruz. Bir süre sonra gölge sona eriyor ve çevremizi saran makilikler arasından devam eden yolda kısa bir çıkış ve inişin ardından yürüyüşümüzün 10. km.sinde Çakal’a saat 14:00’te ulaşıyoruz.

Burası özel bir mülk. Kapı kapalı. Karia Yolu tabelası var. Yolumuz doğru ama ne yapacağız? Kapının üzerinden atlayıp özel mülke girmek olmaz. Hem ayıp olur hem de her türlü köpek olur. Doğada gördüğümüz köpek ile mülk içerisindeki köpekler daha farklı. Köpekler bulunduğu ortamı koruma içgüdüsü ile kapalı yerlerde daha saldırgan oluyorlar. Bizim de kaçacak yeri olmadığından kovalamaca başlıyor haliyle.  


Çakal sahiline inen 300 metrelik yürüyüşü saymazsak bügünkü yürüyüşümüzün patika bölümleri tamamladık


Koyun sonunda solda Çakal'dan gelen araç yoluna giriyoruz


Orman yolundan içeriye doğru yürüyoruz


Üç gün boyunca 100 km böyle yollardan yürüyüp patikaları özlemiştik. Şimdi de yorgunluktan sebepli, patikalardan sonra bu yolları özlediğimizi farkediyoruz


Bakalım Çakal nerede karşımıza çıkacak?


İşte Çakal girişindeki yol tabelası. Asmak istedik ama kırılmış


Çakal girişi. Çakal'da özel mülk bulunuyor. Hemen GPS'e bakıyoruz ve sağa doğru mülkün bahçe çitlerini takip etmemiz gerektiğini anlıyoruz

Önümüzde demir kapıyı görünce "Ne edeceğiz? Girmek mi gerekiyor?" diyoruz, sağa sola bakıyoruz ama bizden öncekilerin girdiğine dair bir belirti yok. GPS’e sarılıyoruz ve anlıyoruz ki tel örgüleri takip ederek sağa sahile doğru yürümemiz gerekiyor. 

Artık üzerimizdeki yorgunluk iyice arttı ve Altuğ Mehmet’e “Eğer burada birileri varsa hem suyumuzu dolduralım hem de birşeyler yiyelim ne dersin? Hatta burada konaklayabiliriz bile” diyor ve benzer yorgunluğu yaşayan Mehmet de bu öneriyi kabul ediyor. Günü 11 km. ile bitirmek mi? Görülmemiş bir durum bizim için ama yalan değil yorgunuz. Tutup hergün onlarca km. yol yürüdük dağlar, bayırlar aştık diyecek değiliz ya? 

Çatı ile Çakal arasında maalesef su kaynağı göremedik. Çakal Koyunda bu özel işletmede su olduğunu biliyoruz. Bir şekilde su almak durumundayız. Burada konaklayamayacaklar için birkaç km. ileride Alavara mevkisinde su kaynakları bulunduğunu belirtelim. 

Özel mülkün tel örgülerini takip ederek sahile doğru 300 metre yürüdükten sonra Büyük Çakal Koyu’na yani Karia Yolu kitabında yazan Çakal mevkisine ulaşıyoruz.


Rotayı buraya kadar detaylı anlatmaya çalıştık. Ama anlaşılacağı üzere kafa karıştırabilecek, kritik bir yol ayrımı bulunmuyor. Çok sayıda ıssız ve sakin koyun geçildiği bu parkurda koylara inişler ve çıkışlar genellikle koyun başında ve sonunda bulunuyor. Bulunamayacak ve görülemeyecek gibi değil zaten. 


Sahilde hemen karşımıza çıkan evin önünde musluğu görüyoruz ve susuzluğumuzu gideriyoruz. Hayalimiz olan yumurta ziyafeti için birbirimize bu soruyu tekrar soruyoruz ve “tanrı misafiriyiz” diyerek yumurta istemeye karar veriyoruz. Hayır derlerse yola devam edeceğiz. Sonuçta burası işletme değil özel mülk. Vermeyebilir. Kızmaca darılmaca yok.


Bahçe çitlerini takip ederek sahile doğru yürüyoruz


Sahil tabeladan 300 metre uzakta


Arasıra çalılık artsa da yolumuzu buluyoruz


Sahile inen patika rahat. Tel örgüleri aşmak için çabalamaya gerek yok


Çakal sahilini görmeye başlıyoruz


Bugünkü yürüyüşü tamamlamaya çok az kaldı. Çiftlikte birileri varsa ve sorun olmazsa umarız bir gece burada kalabiliriz çünkü beynimiz "bugün buraya kadar" diyor


Özel mülkün sahilindeki ev


Sahile ulaştığınızda göreceğiniz barbekünün yanındaki musluktan sularınızı doldurabilirsiniz

Buradan sonra yazacaklarımızı o gün orada yaşadıklarımızı bir yol hatırası olarak okumanızı öneriyoruz. Zaten öyle ama çiftliğin 20 yıllık kahyası Köyceğiz’li Bıyık Dayı (Cemal) sizler bu yazıyı okurken orada çalışmıyor olacağından yürüyeceklerin karşısına benzer bir davet çıkar mı bilemeyiz. Dolayısıyla yürüyecekler burada su harici bir ikmal noktası olmadığını bilmeleri gerekiyor. Alavara’daki tek tük çiftlik evi haricinde buraya en yakın ikmal noktası Çakal’a 17 km. uzaklıktaki Emecik’te.

Sağımıza solumuza tüm yorgunluğumuzla aylak aylak bakınıyoruz. Burası çok geniş bir arazisi olan bir çiftlik. Datça’da bunun gibi çok sayıda özel mülk olan sahil var. Sahili kullanmak yasak değil tabii. Yanlış anlaşılma olmasın. Öylece geçip gidebiliyorsunuz. Bu tür yerlerden su istemeye çekinmeyin. Fakat işletme olmadığı için önce izin istemeniz iyi olacaktır. Sonrası zaten sizin dialog kurmanıza kalmış. Yardımcı oluyorlar bir şekilde. 

Türkçesi yeni gelişen yabancı uyruklu (Gürcü olabilir) bir arkadaş bizi karşılıyor. Bahçede bir kenara oturuyoruz. Merhaba diyerek ona dinlenmek istediğimizi söylüyoruz. Buyur ediyor bizi çiftliğin dışında bulunan ardiye gibi bir odanın önündeki sandalyelere. Hemen ardından Bıyık Dayı çıkıp geliyor. Bizim geleceğimizi biliyormuş sağolsun bu tarihlerde burada yürüdüğümüzü bilen sevgili Garip Yüzer aramış. Aramamış olsa bile buyur edip o yorgunlukla bizi yola koymayacak birisi Bıyık Dayı. Neden Bıyık Dayı? Bknz: fotoğraflar. İki oğlunu buradan aldığı maaşla okutuyor üniversitelerde.


Köyceğizli Bıyık Dayı (Cemal) öğle rakısını koymuş oturuyor. Bakmayın sert görünümüne güzel insan. Çiftliğin 20 yıllık kahyası bugün orada değil. Burada çalışıp iki oğlunu üniversitede okutmuş. Burada boş durmamış keman çalmayı bile öğrenmiş

Tanışma faslından sonra Mehmet karnımızın aç olduğunu ve en azından haşlama yumurta olup olmadığını ve yanımızdakileri yiyip yiyemeyeceğimizi soruyor. Yumurta da laf mı? Her yer tavuk. Tavuk follukları bahçededeki sığla ağaçları üzerinde. 

Bıyık Dayı "tabii" diyor. İçeride Gürcü çalışanı çağırıp “çocukların istekleri var karınlarını doyursunlar ne istiyorlarsa yap çayı koy bakalım.” diyor. 

“Boşverin haşlamayı omlet gibi yapsın bir tavaya olmaz mı?” diyor. 

Mükemmel olur. Çekindiğimizden söyleyememiştik. İsabet oldu. Mehmet hemen tarif etmeye başlıyor omleti. "Göz göz olsun. 7-8 tane kırabilirsiniz."

“Yumurta sıkınıtısı yok. Her yer tavuk. Yiyin bol bol” diyor Bıyık Dayı. 

Sohbet, karşılıklı iyi niyet olunca herşey daha keyifli oluyor. Yürüdüğümüz binlerce kilometre boyunca biz mi şanslıydık, yoksa iyi niyetimiz güzellikleri mi çekti bilemeyiz ama bugüne kadar keyfimizi kaçıran, tartıştığımız kimseler olmadı yol üzerinde. Bugün de öyle. Yollara düşme niyetimiz, robot olmadan isteyerek, keyifle yürüyor olmamız, birlikte yürümekten keyif almamız, daha da önemlisi beklentilerimizi yüksek tutmamaktan olsa gerek.


8 yumurtalı omlet. Yemek yiyince gözlerimiz parlamış


Tavuklar doğal folluklarında


Sığla ağacına konan kuşlar!!!

Omleti bol ekmekle yerken kendimize geliyoruz ve bugünün yürüyüşünü burada tamamlamaya karar veriyoruz. Çadır için Bıyık Dayı’dan izin alıyoruz ve geniş bahçenin karşısında çayırda duran kepçenin tam önüne çadırımızı kurmaya karar veriyoruz. Bıyık Dayı’nın dediğine göre koy gece denizden rüzgar alırmış, korunaklı bir yere kurun dediği için kepçe rüzgarı keseceği için en uygun yer olarak burayı buluyoruz. Son 3 gündür üşüyoruz zaten artık havanın biraz ısınmasını istiyoruz. 

Birçok ortamda çadır kurmuştuk. Şehirin ortasında, parkta, uçurum kenarında ama bir kepçenin önüne hiç yatmamıştık. 

Kamp yerimizi de belirledikten sonra keyif yapmaya başlıyoruz. Bıyık Dayı Datça’ya gideceğini söylüyor ve çiftliği bize bırakıyor. Sıcak su olduğunu, duş alabileceğimizi söylediğinde bayram ediyoruz ve hemen duş alıyoruz. 

Akşamüstü öylesine serin bir rüzgar var ki duştan çıkınca donuyoruz ve kendimize gelmek için kapalı bir yerde kurumaya çalışıyoruz. Dediği doğruymuş akşamları serin oluyormuş burası. Denize girmediğimiz iyi olmuş. Daha önümüzde 1 hafta var ve hastalıkla uğraşmak istemiyoruz.


Sahildeki çeşme. Bu çeşme yürüyüşçüler için çok önemli.
Bıyık Dayının bir iki tane çaparisi var. Sabahtan atıyor. Arasıra kontrol ediyor. Akşam çekiyor. Ne çıkarsa. Bugün bahtında kefal var. Ayıklıyor ve derin dondurucuya atıyor. Toprak sahibi geldiğinde yapıyorlarmış.


Çakal sahili. Karşı görünen sahiller Ören


Çakal'daki özel mülkün bahçesi


Akşam oluyor. Güneş batıyor. Dördüncü günümüz Datça Yarımdasının Çakal Mevkisinde son buluyor


Batıya doğru bakarak yarın bizi bekleyen patikalar ve yolları düşünüyoruz. İlk üç günden sonra dördüncü gün çok zor oluyor. Yarın hedef Kızlan.

Akşam çorbamız ve yanımızda taşıdıklarımızı da yedikten sonra Bıyık Dayı kendisine koyduğu bir duble rakısı ve piposu ile güzel bir Gökova akşamında sohbetimizi ediyoruz ve güzel bir dostluk kuruluyor aramızda. 

Bıyık Dayı, namıdeğer Cemal Abi bugün orada olmasa da memleketine döndüğü Köyceğiz’den bizleri hala arar durur. Yol dostlukları ve arkadaşlıkları önemlidir. Zor unutulur. Severek yaptığınız bir işe eşlik eden veya yardımcı olmuş kim olursa olsun unutulmuyor. O yolun hatıraları içerisinde yaşıyor. O yoldan tekrar geçtiğinizde anımsatıyor kendisini. 

Hava karardı uykumuz geldi. Bıyık Dayı da bir göz odasının olduğu ilerideki kulübeye gitti. Biz de telefon ve pilleri şarj etmek üzere mutfakta prize takıyoruz ve çadıra doğru yürürken bir yerlerden keman sesi duyuyoruz. 

Karanlıktaki tek ışık kaynağından geliyor keman sesi. Bıyık Dayı’nın odasından. Odasının Türk bayrağı ve Atatürk resimleri ile dolu olduğu uzaktan bile görülüyor. İçeride keman çalıyor. Ertesi gün öğreneceğimize göre senelerce burada boş oturmamış kendince bu tür hobilerle uğraşmış. Keman çalmayı öğrenmiş mesela. Gayet de güzel çalıyordu. Yalan değil. 

Çadıra yatmak için girdiğimizde kolay olsa bile üç gün boyunca yaptığımız yürüyüşün yorgunluğunun dördüncü gün çıktığının farkına vardık. Acelemiz olsa tamam ama o kadar çok yürümüşüz ki bugün 10 günlük yürüyüş programımızın 15-20 km. önünde olduğumuzu görüyoruz. Acele etmemek gerekiyor. Keyif ve sabırla yürümek gerekiyor. Böyle yazıp akıl veriyoruz ama biz akıllanırmıyız? Hayır. Çünkü yarın hedefimiz yeniden bir 30 km. daha yürüyerek Kızlan’a ulaşmak. Evet 20 km. yürümek isteriz ama kargaşa ve yerleşimden uzaklaşmak için 30 km. yürümeyi tercih edeceğiz. 5. günün güncesinde bizi daha iyi anlayacaksınız.

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates