2016 - İç Karia - 2.GÜN (Çiftlik - Fesleğen - Bozalan - Turkmenasarı (Dikmentepe)/Türkevleri)

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
2. GÜN PARKUR DETAYLARI:
2. Gün Başlangıç: 08:30 (Çiftlik)
2. Gün Bitiş: 18:30 (Dikmentepe/Türkevleri)

Toplam mesafe: 26 km.

* Çiftlik - Fesleğen – 8 km.
* Fesleğen – Bozalan – 8 km.
* Bozalan – Türkmen Asarı / Dikmentepe (Türkevleri sırtları) – 10 km.

Su: Yerleşimler arasında yükselti farkları (inişler-çıkışlar) olsa da mesafelerin kısa olduğunu söylemek gerekir. Yaz sıcaklarında yürüme gibi bir zorunluluk yoksa gereğinden fazla su taşınmasına gerek yok. Yürüyüş boyunca yerleşimler haricinde su kaynakları bulunmuyor ama yerleşimlerde su bulunuyor. Köyde çeşme aramaktansa köylerde yerli halktan da istenebilir. Mutlaka yardımcı olacaklardır.
Yerleşimler haricinde Çiftlik/Fesleğen/Bozalan arasında su kaynağı yok. Bozalan’dan Türkevleri/Ören’e doğru yürüyecekler için Dikmentepe eteklerinde (rüzgar şiddeti ölçüm direğini geçtikten sonra) su kaynağı bulunuyor. Bozalan çıkışında da bir su kaynağı var gibi gözükse de sıcak yaz ayları sonunda kuruyabileceğinden burada sabit bir su kaynağı var demek doğru olmayacaktır. Ancak Bozalan-Türkevleri arasını yürüyecekler için Dikmentepe’den suları tazeledikleri takdirde rahatlıkla parkuru tamamlayacaklardır.

Konaklama: Bu parkurda da pansiyon türü konaklama imkanı yok. Yürüyüşçüler kamplı yürüyebilirler. Çadırsız günübirlik yürüyüş tercih edilecekse Ören veya Türkevleri’nde konaklanıp, araç kiralanarak yürüyüş planı yapmak en mantıklısı. Yerleşimlere araçlarla ulaşım kolay olduğundan bu plan eğer bütçe sorunu yoksa problem olmayacaktır. Kalabalık olmayan yürüyüşçüler eğer doğada kamp atmayıp yerleşimlerde kamp atacaklarsa yerel halk evinin bahçesini, sundurmasını, çardağını seve seve yürüyüşçülerle paylaşacaktır.

Parkur Zorluğu: Milas’tan başlayarak Gökova Körfezine inan İç Karia parkurları ve Bozalan-Türkevleri arasında işaretler nispeten görülebiliyor. Ancak öylesine kritik noktalar oluyor ki işaret görmek gerekirken bu mümkün olmayabiliyor. Çiftlik’ten başlayarak sırasıyla Fesleğen ve Bozalan arasında tüm yürüyüşü bitirecek çok kritik bir yol ayrımı yok. Yine de kaçırıldığında zaman kaybı yaşanabilecek noktalar bulunuyor. Bu sebeple yürüyüş boyunca keyfinizin kaçmaması için GPS kullanılmasını tavsiye ediyoruz. Salt harita ve kitap taşımak bu noktaları kaçırmamak için yeterli şart değil maalesef.
Parkur patika anlamında zor değil sadece inişi ve çıkışı fazla. Çiftlik’ten Fesleğen’e ardından Küçükdağ’dan Bozalan’a iniş ardından Dikmentepe’ye çıkış gibi. Bu sebeple acele etmeden, sabırla ve enerjinizi idareli kullanarak yürümeniz mantıklı olur.
İşaret anlamında İç Karia’nın en iyi durumunda olan bölümü denebilir. Ancak Likya Yolu ile karşılaştırmamak lazım.
Karia Yolu kitabına sahip olanlar İç Karia parkurlarının Karpuzlu’dan (Alinda) başlayarak Bozalan’da bittiğini göreceklerdir. Bu bölümdeki notlar sizi Bozalan’a kadar getirip, ardından Gökova parkurlarına ait olan Türkevleri üzerinden Ören’e indiriyor. İyi bir tempo ile İç Karia parkurlarını baştan sona tamamlamak yaklaşık 8-9 gün.
Bozalan’dan Bodrum ve Milas yönüne minibüsler mevcut. Milas yönüne giden araçlar sürekli var ama Bodrum sık değil. Türkevleri’ne yürüyüş çok da kısa değil. Dolayısıyla yürüyüş Bozalan’da tamamlanabilir. Karia Yolu kitabına göre Bozalan İç Karia ve Gökova parkurlarının birleştiği lokasyon.
Yerleşimlerde ihtiyaçlar karşılanabileceğinden çok da moral bozarak, çıkıp inişin dert edilmemesi gereken bir parkur. Manzaraların bolca keyfini çıkarmak gerekiyor.
Ege ve Akdeniz bölgesi yaz aylarında çok sıcak olduğundan yürüyüşleri mümkünse ilkbahar veya sonbaharda programlamanızı tavsiye ederiz.


Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.




2. GÜN ROTASI - Crossingways

HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İkinci günün sabahına beklediğimizden çok daha dinç, hiçbir yerimiz ağrımadan uyanıyoruz. İlk gün hem yol hem de 34 km. derken yorulmuştuk. Parkur dağlık olmadığı için zorlayıcı değildi ama özellikle Mehmet’in gece bacaklarının zonklamasını beklerken Çiftlik Köyü’nün yakınındaki zeytinlikte tüm yürüyüşlerimizin en güzel uykularından birini çekiyoruz. Ne acılı ve sancılı gecelerimiz olmuştu. Yorgunluktan horlamaların yanında, çok sık olmasa da Mehmet’in gece 3’e kadar taban ağrıları, zaman zaman tutan başağrılarımızı bir kenara koyarsak adeta deliksiz bir uyku çekip turp gibi uyanıyoruz yeni bir güne.

Sabah saat 06:00’da uyanan Altuğ gece boyu dışarıdan gelen taze kekik kokularına daha fazla dayanamıyor ve kendini çadırın dışına atıyor. Öylece bir süre dışarıda oturan Altuğ sonrasında tanıdıklarına en güzel yol hediyesini götürmek üzere kekik toplamaya koyuluyor. Topladığı kekikler kokuları yol boyunca burnumuzun dibinden ayrılmayacak.

Kekik fotoğraf derken Altuğ 07:30’da Mehmet’i uyandırıyor. Dinlenmiş olmamızın yanında, kamp attığımız yere de bağlı olarak ikimizin de keyfi öylesine yerinde ki güle oynaya çantaları toparlıyor bugünkü yürüyüşümüze hazırlanıyoruz.

Dün gece Fesleğen’de Süleyman’ın kahvesini arayıp verdiğimiz yağda yumurta siparişini de hayal etmiyor değiliz. Sabah kahvaltısını biraz geciktirip 2.5 saat içerisinde Fesleğen’e ulaşabiliriz diye düşünüyoruz. Sonrasında yol boyu değişmez ziyafetimiz, ne olursa olsun yemeyi bir şekilde becerebildiğimiz yağda yumurta. Onun yanında buranın olmazsa olmaz kahvaltı malzemesi zeytin ve bal. Daha ne olsun? Şehirlerdeki 250 çeşit açık büfeden çok daha güzel ve çekici.

Bugün mesafe olarak daha kısa yürüyecek olsak da Fesleğen ve Bozalan sonrasında Dikmen Tepe çıkışları yine sıkı bir yürüyüş yapacağımızı gösteriyor. Bunun boyutunun (özellikle Bozalan sonrası) sabahın bu saatinde farkında değiliz ancak bugünün gecesini de güzel bir yerde noktalayıp yanımızda taşıdığımız Altuğ’un askerlik hatırası pilli Grundig cep radyosu ile Beşiktaş-Kayseri maçını dinlemeyi planlıyoruz. Anlaşılacağı üzere yine yoğun bir gündemimiz var.

Çadırı toplarken bile önümüzdeki 640 metre yükseklikteki Fesleğen Köyü’ne çıkışı dert etmiyoruz bile. Sonunda yağda yumurta var çünkü. Bulunduğumuz 340 metreden 640’a çıkmak çok da dert değil.

Bu arada Karia Yolu’nun İç Karia parkurları Bozalan’da sona eriyor. Ancak biz Bodrum-Akyaka parkurunun (Gökova parkuru) Bozalan-Türkevleri-Ören arasını da yürüyerek bu yürüyüşü Ören’de sonlandıracağız. Ören’den Akyaka’ya 2016 Sonbahar’da devam edeceğiz.


Sabah zeytin ağaçları altında taze kekik kokuları eşliğinde uyanmak. Rüya gibi. 


Taze kekiklere dokunur dokunmaz kokuları yer yeri sarıyor


Fesleğen yaylası karşı tepenin ardında. Yumurta ziyafeti bizi bekliyor karşı tepenin ardında.


Zeytin çiçekleri


Dikkatli bakınca ağaçların üzerinde bir dolu olay oluyor. Döngü...


Doğa uyumuyor ki. Bizimle birlikte herkes ayakta.

Toparlanma zamanı.


Bu güzel ağacın altında attık çadırı onunla hatıramız kalsın.


İkinci güne böyle başlıyoruz. Bakalım nasıl bitecek?

Sakin sakin toplanarak saat 08:30’da yola çıkıyoruz. Zeytinliğin tahta kapısını arkamızdan kapadıktan sonra zeytinliklerin yanından işaretleri takip ederek yürüyüşe kaldığımız yerden devam ediyoruz. Zaten işaretli yoldan çıkmadan kampımızı atmıştık. Patikanın bu bölümünde işaretleri görmeye başlıyoruz. Hatta bugün işaret anlamında daha iyi parkurları yürüyebileceğimizi söyleyebiliriz çünkü Fesleğen Yaylası trekking gruplarının sıkça ziyaret ettikleri bir lokasyon. Bu bölgenin halkı da yürüyüşçülere alışık ki karşılaşınca kolayca anlaşılıyor.

Yola çıkar çıkmaz GPS’e bakarak kabaca bir yön tayini yapıyoruz. Dün de gördüğümüz gibi karşıda gördüğümüz tepelerin ardına geçeceğiz. Zeytinliklerin arasından sağa kıvrılarak yükselen belirgin, işaretleri yerde veya duvarlarda gördüğümüz patikadan yürüyoruz. Çıkışımız merdivenden çıkar gibi taşlar üzerinden başlıyor, ilerledikçe patikalar daha düz hale geliyor. Arkamıza dönüp Çiftlikköy’ün güzel, iç açan manzarasına son bir kez daha bakıyoruz. Yürüyüş yollarını arşınladığımızdan bu yana “Bir daha buralara ne zaman geliriz acaba?” sorusunu değil birbirimize kendimize bile sormuyoruz. Bir şekilde arayı açmadan yine yollara geliyoruz. Likya Yolu’nun neredeyse bir çok patikasını birden fazla yürüdük.

Her yanımızın zeytinlik olduğu bu yoldan yaklaşık 500 metre yürüyor ve toprak yola çıkıyoruz. Bu toprak yolda sağa sola sapmadan, yolu keserek karşı tarafa geçip yeniden patikalara giriyoruz. Zaten yolun karşısında kayanın üzerinde işareti görebiliyoruz.


Zeytinliklerin arasından çıkışımız başlıyor.


Sağımız solumuz zeytinliklerle dolu.


Yükseldikçe Çiftlikköy karşı yamaçta kalıyor. Dün ilk olarak ulaştığımız Damyanı Mahallesi solda görünüyor


Çıkarken kekik kokularını ciğerlerimize doldurmaya devam ediyoruz.


Zeytinliklerin arasındaki patikadan bir yola çıkıyoruz ve yolu keserek karşıdaki patikalara giriyoruz. Taşlar üzerinde işaretler görülüyor.


Yolu kestikten sonra karşıdaki patikalara giriyoruz. İşaretleri görmek çok zor değil.

Yeni patika ile zeytinlikler yerini çam ormanına bırakıyor ve taş döşeli bu patikalardan yaklaşık 3 dakikalık kısa bir yürüyüşle (100 metre kadar) yeni bir toprak yola daha ulaşıyoruz. Artık Çiftlik aşağıdaki yola çıktığımızdan bu yana görünmüyor. Toprak yola çıkıp sağa saparak yoldan yürümeye başlıyoruz. Sola sapmıyoruz zira ilk çıktığımız yola geri dönerdik. Bunu da bir bilgi olarak vermiş olalım.

Toprak yola çıkıp sağa saptıktan sonra çam ormanı olan ancak açık alanların klasik bir şekilde zeytinlik olarak kullanıldığı alanlardan geçiyoruz. Gerçi bunun gibi solumuzda tek bir açıklık görebildik. Bu açıklıkta da aşağıda Çiftlik veya Pınararası köylerinden birisine bağlı bir mahalle görülüyor. Sağımız çam ormanı.


Çiftlikköy'e son kez bakıyoruz ve dört yanı orman ile çevrili Fesleğen Köyü'nün eteğindeki ormanlara giriyoruz.


Çam ormanı içerisinden kısa bir patika yürüyüşü yapıyoruz.


Orman yoluna doğru yaklaştıkça sanki taşların basamak şeklinde döşeli olduğu patika daha belirgin ve geniş hale geliyor.


Orman yoluna çıkıyoruz ve sağa doğru yürümeye devam ediyoruz.


Bu orman yolundan bir süre yürüyeceğiz. Sağa sola sapmak yok. 


Sağımızda çam ağaçları solumuzda zeytinlikler ve aşağıda yerleşimler gözüküyor.


Yol genelde düz ve belirgin bir çıkış yok.


Solumuzda manzara zeytinlik.


Bir süre sonra solumuzda aşağıda Çiftlik veya Pınararası'nın mahallelerinden birini görüyoruz.


Böyle bir yoldan yürümeye devam ediyoruz.

Yürüdükçe toprak yolun patikaya dönüşeceği, ancak ciddi bir tırmanış veya inişin olmadığı bu kısımdan yaklaşık 2.5 km. yürüyeceğiz. Kabaca Fesleğen’in bulunduğu tepelerin aşağısındaki yamaçlarda yürüyoruz diyebiliriz. Yol düz oldukça tempomuz da gayet iyi. Sabahın zaman zaman üşüten serinliği ve çiğ yağmış çimenler üzerinde yürüyor olmak harika. İnsan yol bitmesin istiyor çoğu zaman. Isıtan sabah güneş ağaçlar arasından bizi ısıtmaya istese de çam ağaçlarının da yardımıyla kah serinlik kah sıcak arasında giden keyifli bir yürüyüş yapıyoruz bu parkurda. Tabii hal böyle olunca yanımızda taşıdığımız GoPro ile videolar çekiyor, sohbetin, dertleşmenin amiyane tabiri ile dibine vuruyoruz. Ne zaman 2.5 km. tamamladık anlayamıyoruz.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere yaklaşık 45 dakikalık bir yürüyüşle patikanın sonuna ulaşıyoruz. Yolun sonuna doğru patika belirgin olsa da yol biraz daralıyor ve ağaçlık alandan çıkıp biraz daha makilik bölümden yürüyoruz. Kaşımıza çıkan sağda yerdeki kayada duran “X” işaretini görüyoruz. Zaten bu yamacın sonuna doğru geldik zira biraz daha yürürsek bir vadinin tepesine ulaşıp yolu otomatik olarak bitirmiş olacaktık. “X” işaretini gördüğümüz noktada bizi sağdan yukarıya doğru çıkartan işaretleri de görüyoruz tabii. Böylelikle sağa doğru tam 90 derecelik bir dönüş ile Fesleğen’e tırmanışımız saat 09:30 itibariyle başlamış oluyor.


Fesleğen'i çeviren tepelerin yamaçlarındaki bu yolda yürümek büyük keyif.


Bu bölümde gölge ve biraz daha ağaçlık kısımdan yürüyeceğiz.


Yol ayrımı var gibi görünse de geniş yoldan yürümeye devam ediyoruz.


Sabah serinliğini en güzel hissedebildiğimiz noktalardan biri.


Bu yolun sonuna dek yürüyeceğiz.


Çam ağaçları ve sabah rutubetinin kokusunu ciğerlerimize doldurarak iyi bir tempoda yürüyoruz.


Fotoğraftan belli olmuyor ama koyu bir sohbet halindeyiz. Arasıra dedikodu yapmak iyidir.


Geniş bir alana ulaşıyoruz. Bu bölümde su yok ama harika bir kamp alanı burası. Hemen Gopro ile kısa bir çekim yapıyoruz.


Geniş yol sona doğru daralmaya başlıyor.


2.5 km bu yoldan yürüdük ve sona yaklaştık.


Yol boyunca kırmızı-beyaz her zaman olmasa da kırmızı-kırmızı işaretler de bize yol gösterdi.


Yolun sonuna ulaştık. Buralarda "X" işaretini kaçırmamak lazım.


İşte yol ayrımı yerde "r" işaretini görüyor ve sağa saparak Fesleğen'e tırmanışa başlıyoruz. Fotoğrafın ortasında yerdeki taşta "X" işaretini görüyoruz. Fotoğafta zor ama yürürken görülüyor. Düz gidilirse yol bitiyor zaten.


Çıkışımız başlıyor. İşaretler sık ama kaybolmak için yanlış girilecek bir yol yok. 


Solumuzda arkamızda bıraktığımız manzara aşağıda bir yerleşim gözüküyor. Daha ileride de su parçasına benzeyen bir doğayı adeta yutmuş "kül havuzu" görülüyor.

Bizi 450 metrelerden 650 metrelere taşıyacak dik sayılabilecek bu çıkış yaklaşık 1.5 km. sürecek.

Çıkışa başlayıp arkamızı döndüğümüzde aşağıda daha deniz seviyesinde kalan köyleri görebiliyoruz. Burası Pınararası Köyü’nün mahalleleri. Daha ileride de göle benzeyen bir bir düzlük görüyoruz. İlk bakışta buranın her ikimiz de buranın bir göl veya deniz olduğunu düşünüyoruz. Ancak buranın böyle olmadığını bugünün sonunda daha net anlayacağız. Burası Ören’de bulunan termik santrale ait bir atık havuzu. Havuz derken için içi su dolu bir doğal oluşum değil. İçi kül dolu yapay bir atık havuzu. “Kül havuzu” veya “Kül Gölü”. Adını ne koyarsak koyalım böyle bir bölgede bu tür doğayı, köyleri yok eden bir oluşumu görmek bizi çok üzüyor. Ören-Türkevleri arasındaki bu havuzu dolduran termik santral doğa, deniz ve turizm içerisinde öylesine kötü duruyor ki...

Her zaman güzellikleri, keyifli anları, kişisel acıları anlatmak mümkün olmuyor maalesef. Bir süre daha inceledikten sonra bu tatsız manzaraya sırtımızı çevirerek kendimizi yeniden yokuşlara vuruyoruz.

Çok kısa bir süre sonra açıklıktan çam ormanı içerisine giriyoruz. Her ne kadar gölge az olsa da yine de sabah güneşinden öğleye doğru az esinti olan bir ortamda kötünün iyisi demek gerekiyor.


Çıkışımız başladı. İşaretler yerlerde veya ağaçların üzerinde görülebiliyor.


Başlangıçta çıkışımız bir makilik içerisinden oluyor.


Çok dik değil ama sabır gerekiyor. Sakin sakin.


Bir süre sonra çam ağaçlarının arasına giriyoruz.


Yerdeki taşın üzerinde orjinal kırmızı-beyaz işareti görebiliyoruz.


Patika belirgin. Kaybolma riski yok.


Çam ağaçlarının arasından Fesleğen'in doğusunda kalan tepeleri görüyoruz.


İşaretleri takip ederek yükseliyoruz.


Henüz çıkışı tamamlamadık ama tempomuz gayet iyi.


Yükseldikçe kül havuzu ve aşağıda kalan düzlükler daha belirgin hale geliyor. Yaklaşık 500 metre seviyesindeyiz.

Yukarılara doğru çıktıkça esinti olur düşüncemiz de hayalden öteye gitmiyor. Ara sıra tatlı bir esinti terimizi şöyle bir süpürüp serinlik verse de bu durum bugünkü sıcak havanın habercisi. Bu yüzden buraları da Likya gibi yazın yürümemekte fayda var. Öğretmen veya öğrencilerin bu konudan muzdarip olduğunu biliyoruz ama biz yine de bir kenarda not olsun diye tavsiye amaçlı hatırlatmak istedik.

Isınan hava ile buharlaşan sabah neminin çam ağaçlarının arasından etrafa bıraktığı tatlı reçine kokusu bu satırları yazarken bile burnumuza geliyor.

Bu bölümde işaretleri görebildiğimizi de belirtmiş olalım. GPS’e ihtiyaç duymuyoruz. Ama Karia’da GPS’e bakmak adeta tik oldu. Likya’da o kadar çok alışmışız ki burada bir süre göremeyince GPS’i kullanan Mehmet’in eli hemen kontrol etmek için gidiveriyor. Karia’da, GPS ve Mehmet birbirlerine o kadar alışmıştı ki şehirde bile birbirlerini arar duruma gelmişlerdi.

Zaman zaman manzaranın açıldığı bir yamaçtan çıkışımıza devam ediyoruz. Sıcağa rağmen mola verme gereği pek duymasak da ayak üstü telefon etmek için kısa bir soluklanma molası veriyoruz. Telefonları açıyoruz ve 5 dakika kadar konuştuktan sonra kaldığımız yerden yola devam ediyoruz.


Geniş bir açıklıkta yürümeye devam ediyoruz. Hava ısındı. Rüzgar yok maalesef. 


Manzara kuşbakışı hale gelirken sağ tarafta Fesleğen'e çıkan yolu görmeye başlıyoruz.


Açıklıktan yeniden ağaçlık alana girmeye başlıyoruz.


Buralarda kısa bir mola vereceğiz.


Mola manzaramız.

Bu da mola hatıramız...


Ağaçlığın aralarından yola devam ediyoruz..


Zaman zaman açıklığa ulaşsak da yukarılara çıktıkça gölgemiz daha fazla ancak esinti yok.


Bir de esinti olsa gölge öyle iyi gelecek ama burası kuytu bir bölge.


son çıkışlarımızı yaparken solumuzda kalan Fesleğen yolundan araba seslerini duyabiliyoruz.


Kayaların üzerinde işaretler var. Bu bölge işaret bekımından sorunsuz ama bu GPS kullanmıyoruz anlamına gelmesin.

Zaman zaman diklik azalsa da bu keyifli çıkışı saat 10:15’te yukarıdaki bir düzlüğe çıkmamızla tamamlıyoruz. Bu geniş düzlükte derme çatma yapılmış bir kale direği ve ilerideki arı kovanları güzel bir manzara oluşturuyor. Hatta keşke oynayan olsaydı da kaleye bir-iki şut çekseydik diye içimizden geçiriyoruz.

Futbol sahası yani düzlük ve arı kovanlarını sağımıza alarak, düzlüğün sağındaki tepeye doğru çam ağaçları arasından tırmanmaya başlıyoruz. Düzlüğün sağ yanından devam eden yolu takip etmiyoruz.

Çam ağaçlarının gölgesi taşların arasından devam eden güzel bir patikada, çok dik olmayan bu yamaca 5 dakikalık bir tırmanışın ardından yukarıda yeni bir düzlüğe ulaşıyoruz.

Belirgin bir patika ve yer yer görebildiğimiz işaretleri takip ederek yemyeşil bir çayırdan hafif bir çıkış daha yapıyor, solumuzda koyun otlağı olarak kullanılan bir tarlaya ulaşıyoruz.


Bir düzlüğe ulaşıyor olmamızın farkına varıyoruz. Diklik iyice azaldı.


İşte düzlük ileride. Bu kadar çıkış sonrası bir sevinç kaplıyor içimizi.


Çayırda bir kale direği ve ileride arı kovanlarını görüyoruz. 


Çayıra doğru yürüyoruz. Ah bir topumuz olsa ne güzel şut çekerdik birbirimize...
Çayırın ortasına girmeden kale direğinin arkasından solundan yukarı doğru çıkacağız. 


Direğin solundan yukarıya doğru çıkıyoruz. Kale direği olmasa bile çayıra girmeden solundan yukarıya çıkıyoruz. Patika belli oluyor hatta yer yer işaretler de var.


Patikadan hafifçe yükseliyoruz. Çayır aşağıda kalıyor.


Kısa bir süre diklik artıyor ama kısa sürüyor.


Kırmızı-beyaz işaretler yoksa burada kırmızı-kırmızı işaretler ağaçların üzerinde görülebiliyor.


Yeniden yükseldik ve bir açıklığa çıktığımızın farkına varıyoruz. Bu arada yerdeki kayaların üzerinde işaretleri görebiliyoruz.


Yeniden yolu düzledik. Etrafta bir yerleşim yok ama belirgin bir patikadan yürümeye devam ediyoruz. Patika belirgin olunca kaybolma riski de olmuyor haliyle. Biraz daha ilerledikten sonra solumuzda bir tarlanın dibine ulaşacağız.


Solda bir tarlaya ulaşıyoruz. Duvarının dibinden 90 derece ile sola dönerek dibinden devam eden patikayı takip ediyoruz. Sağımız çamlık, tarla ve duvarı solumuzda. Fesleğen az sonra karşımıza çıkacak.

İçerisinde bir göz barakası da olan tarlayı solumuza alarak örülü bahçe taşlarının kenarından devam eden belirgin bir patikadan biraz daha yukarıya doğru çıkarak tarlanın bittiği noktada, köşesinden sola dönüyor tarlayı yeniden solumuzda bırakarak yürümeye devam ediyoruz.

Tarlada hayvanları ile uğraşan adamla karşılıklı samimi bir selamlaşmanın ardından yürümeye devam ederek karşımızda Fesleğen Köyü’nün yerleşimini görmeye başlıyoruz. Haliyle yağda yumurta ziyafeti hayali ile heyecanımız biraz daha artıyor.

Öylesine bir çayıra ulaşıyoruz ki ortasında 2-3 ağaç bulunuyor ve alabildiğine düz. Tarla olduğundan haliyle işaret görünmüyor ama bu saatten sonra kaybolmak söz konusu olmayacağından GPS’e sadece yön belirleme amacı ile bakarak sağa doğru yürüyüp, tarlanın en sağından, tel örgülerin dibinden yürüyoruz. Bu yürüyüş bizi köy yoluna bağlıyor olacak.

Tarlanın sonunda toprak yola çıkıyor, ardından da köy yoluna ulaşıp sola dönerek Fesleğen’e doğru köy yolundan ilerlemeye başlıyoruz. Buradan sonra, Fesleğen merkezine (tabelanın olduğu camiye kadar) kadar artık patikalara girmek yok.


Tarlanın içerisindeki çam ağacının altındaki ağıl.


Yürüyoruz ve karşımıza Fesleğen çıkıyor. Burası köyün bir mahallesi.


Geniş bir tarlaya ulaşıyoruz. Tarlanın ortasındaki iki ağaç. ne güzel gölgesi var ama.


Tarladan sağa doğru yürüyerek duvarın dibinden köy yolluna doğru ilerliyoruz.


Geniş alanın sağına doğru ilerliyor hemen duvarın dibinden yürüyoruz. Önümüzdeki makiliğin içerisinden ilerideki toprak yola bağlanacağız. Köyün girişinde görünen evler solda kalıyor.


Makiliğin içerisine giriyor, dümdüz yürüyerek köy yoluna doğru ilerliyoruz.


Sıcaktan sonra bu gölgede durup dinlenmek çok iyi geliyor.


Sağımızda buğday tarlası yola doğru yürümeye devam ediyoruz.


Sağımızdaki buğday tarlası.


Toprak köy yoluna çıkınca sola dönüyoruz köyü ilk gördüğümüz evlere doğru yürümeye başlıyoruz. 

Burası Fesleğen’in mahallelerinden sadece birisi. Bu bölgede köyler oldukça büyük ve mahalleler arası oldukça uzak olabiliyor. Fesleğen’in yerleşimi de böyle hatta dediklerine göre bu çevrede dört tarafı ormanla çevrili başka bir köy de yokmuş. Google Maps üzeriden bakınca da fark ediliyor. Doğruya doğru.

Mehmet önden giderken Altuğ arkadan fotoğraf çekerek onu takip ediyor. İnsanlar oldukça cana yakın. Genellikle bu tür yerleşimlerden yürürken tarlalarda çalışan kadınlar şöyle bir bakıp işlerine devam edip, selamı sizden beklerler. Ama burada fotoğraf çeken Altuğ’a hemen sesleniveriyorlar:

- Hoşgeldiniz. Hoşgeldiniz. Nasılsınız? Nereden geliyonuz?
- Ben Kocaeli. Önden giden arkadaşım İstanbul ama bu sabah Çiftlik’ten yola çıktık.
- Köyümüz güzeldir. Gel çek bizim bir fotoğrafımızı.
- Tabii ki...

Uzayıp giden kısa ama ana fikir “içtenlik” ve “samimiyet”in olduğu bir sohbet. Şehirde başımızı önümüze eğip yürürken özlediğimiz de böyle karşılıklı kısa ama gönülden kopup gelen selamlaşma, içten bir samimiyet belki de. Şehirde zor tabii. Ne demek istediğimizi anlatabildik sanıyoruz...


Az önce yürüyüp köyü ilk gördüğümüz tepe, yürüyüp köy yoluna ulaştığımız düzlük.


Selamlaşıp ayaküstü sohbet ettikten sonra bir hatıra fotoğrafı çektirmeden yola devam etmek olmaz.


Köyün ilk yerleşimine ulaşıyoruz. Burası bizim Fesleğen yerleşimini ilk gördüğümüz nokta

İşte dört bir yanının ormanla çevrili olduğu Fesleğen Köyü. Köy tepelerin tam ortasında kraterde kurulmuş gibi duruyor.

Fotoğraf molasının ardından arkada kalan Altuğ Mehmet’e yetişebilmek için adımlarını daha hızlı atmaya başlarken Mehmet ile arasındaki mesafeyi ileride havlayan köpek seslerinden yaklaşık olarak hesaplayabiliyor. Buralarda köpeklerden çok da korkmamak gerektiğini de belirtelim. Frig Yolu’nun köpekleri daha fena. Buranın köpeklerinin parçalayacak şekilde saldırdığını görmedik, duymadık. Vakası yok mudur? Vardır tabii.

Mıcır dökülmüş köy yolundan yaklaşık 10 dakika yürümemizin ardından Fesleğen’in meydanına saat 10:45’te ulaşıyoruz. Meydanda bir cami bulunuyor. Tam yolun karşısında da Bozalan tabelasını görüyoruz ancak öncesinde Süleyman Bey’in bakkalına giderek yağda yumurta yiyeceğiz.


Yola devam ediyoruz. Yol boyunca tüm yaşayan ahaliden selam alıyoruz.


Köyün bu bölümünden yerleşimi ilk gördüğümüz noktalara doğru bakıyoruz.


Köy yolundan camiye doğru ilerliyoruz.


Köy içi yollar


Köy derken tek bir yerleşim anlaşılmasın. Köyler mahallelerden oluşuyor. Bir mahalleden ötekine 2-3 km. yürümek gerekebiliyor.


Mhalleleri birbirine bağlayan yollardan yürümeye devam ediyoruz.


Harika yol manzaralarımız oluyor. İzlemeye doyum olmuyor. 


Yol ayrımı gibi gözükse de dümdüz yola devam. Zaten içgüdüsel olarak düz gidiyoruz. Sağ taraf tali yol. 


İşte camiye ulaşıyoruz. Fesleğen merkez. Süleyman'ın bakkala uğramayıp Bozalan'a devam edilecekse burada tuvalet ve su ihtiyacı karşılanabilir.

GPS kayıtlarımıza da bakarsanız Fesleğen’de bakkalın farklı bir konumda olduğunu göreceksiniz. Yol üzerinde değil. Caminin yanından devam eden Bozalan patikalarına girmeden ilkokula doğru gideceğiz. Meydana çıkıp sola saparak asfalttan yürümeye devam ediyor, rotamıza bu noktada bir “sus” işareti koyuyoruz. Sabah kahvaltısı ve bakkaldan yapacağımız ikmal sonrasında yeniden bu caminin bulunduğu noktaya geri döneceğiz.

Sola saparak ilkokula kadar 400 metre kadar asfalttan yürüyoruz. Yolun bitip ilkokulu sağda gördükten sonra karşımızda köyün Çiftlik/Pınararası tarafından gelen araç yolu girişinde bakkalı görüyoruz. Saat 11:00. İşte yol boyunca kurduğumuz yağda yumurta hayallerimiz burada gerçek olacak.


Fotoğrafta gözükmüyor ama cami hemen sağda. Karia tabelası karşıda ve Bozalan'a ileride sağdan devam ediliyor. Parkur üzerinde olmayan Süleyman'ın bakkalı için asfalta çıkınca sola saparak 400 metre kadar yürümek ve yeniden bu noktaya geri dönmek gerekiyor.  

Bakkala giriyoruz ve Süleyman Bey’in eşi bizi karşılıyor. Burası hem bakkal hem de yanında bir de kahvehane var. Çok yağmurda, soğuklarda, aşırı sıcaklarda ilaç gibi gelir. Belli ki burası köy ahalisi tarafından kullanılıyor. Özetle, Fesleğen’deki bu bakkalda aradıklarınızı bulmak, ikmal yapmak mümkün. Bir “merhaba” demeden de yola devam etmeyin diyoruz.

Damla Hanım arka grubun ne zaman geldiğini sorduğunda Mehmet ile birlikte birbirimize bakıyoruz ve “Biz bu kadarız. Görüldüğü gibi” diyoruz. Birbirimizin şahidi olarak dün grup olduğumuzu Süleyman Bey ile konuşmamıştık. Meğer o bizi grup anlamış. Hatta yumurtaları hazırlamış bile. Haşlanmış olarak tabii. 30-35 tane hem de. Eyvahlar olsun. Bu kadar yumurtayı nasıl yeriz biz? Derileri pul pul dökeriz.

Tabii ki sorunun bizde olmadığını anlayan Damla Hanım eşinin bugünlerde kum döktüğünü (böbrek) kesin kendisinin yanlış anladığını söylüyor. Hatta yumurtayı yağda istediğimizde bizi kırmıyor sağolsun. Yağdakilerin yanında haşlanmış yumurta da yiyeceğiz.

Şakası bir yana (eğer alerjiniz yoksa) yumurta bu gibi yürüyüşlerde yiyebiliyorsanız her gün yiyin. İnanılmaz tok tutuyor ve verdiği enerji uzunca bir süre vücudunuzda kalıyor. Yorulmayı beklediğiniz yerlerde yorulduğunuzu hissetmiyorsunuz. Protein gerçekten çok önemli. Yürürken ihmal etmemek lazım.


İşte hayallerin gerçek olduğu an. "Ban Mehmet ban. Suyuna da ban."


Kahvaltı hatırası. Ne olursa olsun yumurta güzel ama zeytinlerden bir oturuşta 1000 tane yenebilir.

Soframız bir anda şenleniyor. Etrafımızda çocuklar, karşıya güneşin altına koçunu bağlayıp (cezalıymış) bizimle sohbete gelen Fikret Amca, müşterilerden fırsat buldukça yanımıza gelen Damla Hanım’la sohbet ediyor. Hepimiz birbirimizin sorularına yetişmeye çalışıyoruz:

Fikret Amca: Şimdi siz nereye gidiyorsunuz?
Altuğ: Bozalan.
Fikret Amca: Tamam yola çıkın devam edin.
Damla Hanım: Fikret amca bunlar işaretlerden gidiyorlar yoldan değil.
Fikret Amca: Heeee. Ama ne edecekler oradan gidip? Yol daha kısa.

Konuşma tanıdık geldi değil mi? Alıştık artık. Üzerine bir kez daha yaşadık...

Soframızda neler var? Yumurta, zeytin (hem yağda hem suda ayrı ayrı), bal, domates-salatalık. Sofrada köy harici üretilen domates-salatalık ikilisi. Günlük yumurta hemen dibimizde gezinen tavukların. Zeytin buranın ürünü. Bal da kendilerinin. İşte bu sofra klasik bir köy kahvaltısı. O sıra yanımızda oturup bizim hem yememizi hem de konuşmamızı seyreden Fikret Amca bu bölgenin sabah kahvaltısında bal ve zeytinin mutlaka olduğunu belirtmeden de geçmiyor.

Ne olursa olsun bu bölgede zeytini tatmadan yola devam etmeyin. Fesleğen olur, Karacahisar olur farketmez. Yağda veya suda. Çok lezzetli.


Sohbet koyu. Mehmet de dikkat kesilmiş dinleme modunda. Daldan dala atlamaktan ne konuşuluyordu bu kadar biz bile unuttuk.

Konu konuyu açıyor. Köy okulunun öğretmeni de aramıza katılıyor. Sohbet daha da kapsamlı hale geliyor. Öğretmen olunca çevremizdeki bütün çoluk çocuk öğretmenine çiçek toplayıp getirmeye başlıyor. Ortalık tam şenlik. Aynı bizim mideler gibi. Bu arada buradaki köy okulunun Milas’ta en düzenli türünden bir ödül aldığını da belirtelim. Öğretmenimize ve öğrencilere teşekkür ediyoruz.

Çay ve yemek sonrası sade sodalarımızı da içtikten sonra yola çıkma zamanı geliyor. Dört bir yanının ormanlar ile çevrilmiş bu güzel köyden ayrılma zamanı geliyor. Labranda ve Latmos parkurları (Kuzey kesimler) çok güzel ama buraları da görmeye mutlaka gelmek görmek lazım.

Hatıra fotoğrafı sonrasında saat 12:00’de yeniden yola koyuluyoruz. Hedefimiz Karia Yolu’nun İç Karia ve Gökova parkurlarının kesiştiği Bozalan Köyü. Süleyman Bey’in eşi de Bozalanlıymış. Buraya gelin gelmiş zamanında. 8 km. ötedeki köyüme selamımı götürün diyor.


Yola çıkış zamanı. Kayserili öğretmenimize (Mehmet'in yanında) selam olsun. Harika öğrenciler yetiştirmiş ve pırıl pırıl bir ilkokul yaratmış.


Yola çıkıyoruz. İşte Süleyman'ın marketi.


Yollara düşüyoruz yeniden. İleriden sağa dönerek camiye doğru geri yürüyeceğiz. Gidiş geliş ekstra bir 800 metre yürüdük ama değer gerçekten. Bir soda içip insanını tanımak bile önemli.


İşte ilkokul. Hakikaten pırıl pırıl duruyor. Yakından da baktık.

Fesleğen’e ulaştığımız noktaya, camiye geri dönüyoruz. Tabelanın yanından yeniden işaretli yollara giriyoruz.

Köy içi dar yollar ve patikalardan yaklaşık 1 km. kadar yürüyerek ormana gireceğiz. Camiyi sağımıza alarak girdiğimiz yoldan yaklaşık 150 metre kadar yürüdükten sonra eski kubbeli bir sarnıç ve birkaç evin bulunduğu bir bölgeye ulaşıyoruz. Bu tür sarnıçlar sadece tarihi dekor amaçlı kullanılıyor gibi gözüküyor. İçerisine bakmak istesek de bakamayız. Kapıları çocuk veya hayvanların düşmemesi için değil, hiç açılmamak üzere kapatılmış gibi görünüyor.

Sarnıcı geçip tam arkamıza aldıktan sonra tarla içerisine girerek neredeyse boyumuza kadar gelen buğdaylar arasından giden çok belirgin patikadan yürüyoruz. Mehmet dayanamayıp video çekimi yaparken sakince bir yürüyüş yapıyoruz. Fesleğen’de aldığımız verilere göre Bozalan’a 2-3 saatte varabilirmişiz. Kalan mesafeler de bunu gösteriyor zaten. Genelde köy ahalisinden süre ve mesafe konularında yorum almayacağız desek de tutamıyoruz kendimizi.

Tarladan yaptığımız 200 metrelik yürüyüş sonrasında köy içi asfalt bir yola çıkıyoruz. Bu yol köyün başka bir yerleşimine doğru giden ilkokul tarafından gelen yol. Tarladan çıkıp sağa dönerek asfalt yolu yaklaşık 600-700 metre kadar takip ettikten sonra yolun sağa ve sola doğru ayrıldığı, yolun bitiminde yine kubbeli bir sarnıcın daha bulunduğu bir noktaya ulaşıyoruz ki burası Fesleğen Köyü’nün yerleşiminden ayrıldığımız nokta olacak.


Yeniden bu sapağa ulaşıyoruz ve karşıdaki tabeladan Bozalan'a doğru yöneliyoruz.


Toprak yoldan devam edince kısa bir süre sonra bu sarnıca ulaşıyoruz.


Artık sadece antika amaçlı kullanılan bu sarnıcın etrafından dolanıyoruz ve arkasından yürümeye devam ediyoruz.


Sarnıcı arkamızda bıraktık ve tarlalara giriyoruz.


Tarlaların içerisinden  belirgin bir patikadan yürüyoruz. Buralarda işaret görünmüyor ancak kaybolma ihtimali yok.


Sağımız solumuz tarla ve boyumuza kadar gelen ekinler.


Tarlaların da sonuna ulaşıyoruz.


Fesleğen'i arkamızda bırakıyoruz. Cami arkada görünüyor.


Tarlaların ardından asfalt yola ulaşıyoruz ve sağa saparak yürümeye devam ediyoruz.


Kısa sürecek bu köy içi asfalt yürüyüşümüz başka bir sarnıca doğru ulaşmamıza kadar devam edecek.

Tam yol ayrımının karşısındaki orman içerisine giren genişçe bir toprak yola giriyoruz. Bu yol başta geniş olsa da çam ormanı içerisine doğru ilerledikçe patika halini alacak. Burası sadece bizi toprak yoldan yürütmemek için by-pass bir patika. Patikalar boyunca yürümek tabii ki tercihimiz ama yol ayrımında düz gitmeyip sola sapıp yoldan devam etseydik az sonra patika yolun bizi bağlayacağı toprak orman yolunda kesişiyor olacaktık. Tabii ki işaretleri takip ediyoruz ve bu yol ayrımının daha önce özellikle belirttiğimiz tüm yürüyüşün yönünü/süresini etkileyecek bir ayrım olmadığını da belirtmiş olalım.

Çam ormanının bu bölümünden yaptığımız, yer yer işaretlerin de görülebildiği bu yamaç bizi 5 dakikalık bir yürüyüşle toprak orman yoluna indiriveriyor. Sağa, orman içerisine doğru yoldan yürümeye devam ediyoruz. Saatler 12:30’u gösteriyor.


Solumuzda koca bir rüzgar ölçüm direği ve geniş düzlükler bulunuyor.


Asfalt yolu takip ediyoruz.


Yol ayrımına ulaşıyoruz. Burası önemli. Sağa veya sola sapmadan karşıdaki çamlığın içerisine gireceğiz.


Sağımızda yeni bir sarnıç daha görüyoruz.


Yol ayrımında sağa sola sapmadan dümdüz çamlığın içerisine doğru giriyoruz.


Dümdüz yürüyoruz ancak hafifçe yol sola kıvrılıyor.


Zaman zaman işaretleri görsek de patika belirgin. Yine de Mehmet sürekli GPS'i kontrol ediyor.


Orman içerisine girmek yerleşimden sonra iyi geliyor. Köy içi yollar bir süre sonra yormaya başlıyor. Gezgin olunca yeniden patikalara kavuşmak istiyor insan.


Her yanımız çam ağaçları ileride solda az sonra ineceğimiz toprak yolu görmeye başlıyoruz.


Patikalar bitiyor ve yeniden orman yoluna çıkıyoruz. Yola çıkınca sağa doğru devam edeceğiz.


Yola çıkıyoruz ve sağa doğru geniş orman yolundan yürümeye başlıyoruz.

Sağa saparak toprak orman yolundan yürümeye başlıyoruz. Yürüdüğümüz bu bölümde dev çam ağaçları var. Daha önce Datça tarafına hiç gitmemiş Altuğ’a Mehmet Datça’daki çamların da buradakiler gibi dev olduğunu söylüyor. Herbiri çok uzun ve yüce duruyor. Hani tekil olduğunda gölgesi az deriz ama orman olunca öylesine bir gölge oluyor ki, reçinesinin kokusu eşliğinde ile izlemek, koklamak doyumsuz hale geliyor. Böyle bir yolda kilometrelerce yürünebilir. Tabii bu koku çocukluğumuzun geçtiği Kerpe ormanlarına da has bir koku. Bu sebeple de etkileniyoruz hatta çoğu zaman melankolik ruhumuz ortaya çıkıveriyor. Hatıralar, anılar derken yolu ve işaretleri kaçırdığımız bile olabiliyor.

Yolda karşılaştığımız çobanlar ile selamlaşıyoruz. Buralarda gözlerimiz koyuna ineğe alıştığından uzun zaman sonra ilk defa keçi sürüsü gördüğümüzde şaşırıyoruz. Yürüdükçe algılarımız şehir detaylarından doğa ile alakalı bambaşka yerlere kaymaya başlıyor. “Buradaki çam ağaçları daha yüksek”, “bitki örtüsü Likya’ya benziyor” gibi.

Solumuzda uzanan ve sanki üzerimize devrilecekmiş gibi duran çam ağaçlarının yanısıra solumuzda derin bir vadi var. Hani tabanından bir dere akmıyor ama oldukça derin ve karşı yamaç da bu sebeple oldukça yüksek gözüküyor.


Toprak orman yolundan yürüyoruz. Rüzgar yok ama en azından gölgemiz var.


Yolun sağında sık olmasa da işaretleri görebiliyoruz. Zaten sapacak bir yer yok. Dümdüz devam.


Yolda gördüklerimiz ile selamlaşmayı ihmal etmiyoruz tabii.


Yol dümdüz. Bazı kısımlarda baton bile kullanmıyoruz.


Sol tarafımız derin bir vadi ama herhangi bir dere akmıyor.


Çam ağaçları da çok yüksek. Datça gibi.


Solumuzda derin vadinin karşısındaki yamaçlar var. İlerleyen saatlerde Bozalan'dan sonra karşı yamacın ardından yürüyor olacağız.


Yol dümdüz devam ediyor.


Yolun kenarındaki taşları dışarı atıyoruz. Sadece yürümüyor ıvır zıvır işlerle de uğraşıyoruz.


Aşağıdaki derin vadi. Bu kuraklıkta dere hayal etmeyin.


Vadi ve karşıdaki yamaçlar.


Taş yuvarlamaca işimiz bitti yürümeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Keçilerin yanından geçerken çoban köpekleri havlasa da artık köpeklere o kadar çok alıştık ki korkmadığımızı belli edip yürüyüp geçiyoruz. Frig’dekileri görüp yaşadıktan sonra bunları savuşturmak çok kolay geliyor. 2 km. öteden bizi görüp üşenmeden koşup gelmişlerdi yanımıza. Bunları Frig’de anlatacağız... Yazacak çok hikayemiz var.

Toprak orman yoluna girerek yaklaşık 1 km. yürüdükten sonra yolun sağa doğru keskin bir virajla dönüp solda aşağıda başka bir toprak yolu görmeye başladığımız bir noktada –peşimizden havlayan köpeklerin de sebebiyle- soldan taşların arasından aşağıda görünen yola doğru inen patikayı göremiyoruz. Neyse ki tam burada GPS’e bakacağımız tutuyor ve patikaya girmemiz gerektiğini anlıyoruz. İşaretler de görülüyor zaten. Her zaman yollar, işaretler suçlu olacak değil ya.

Patika kaçsa bile toprak yol ileride çatallaşarak bu toprak yola bağlanıyor ama doğru yöne gitmek önemli. İleride yolun çatallaştığı kısımda sola dönmek önemli. Solda aşağıda görünen yola bağlandığınız sürece bu nokta çok da kritik değil.

Kayaların arasından uzanıp inen bu kısa patikadan aşağıdaki toprak yola iniyoruz. Sola doğru devam ediyor ve karşıda görünen yol ayrımını görüyoruz. İşaretleri dikkat edildiği takdirde kaçırmak zor ancak bu ayrımın da önemli olduğunu belirtelim. Sağa doğru daha düz gibi görünen toprak orman yolunu takip ediyoruz. İşaret durumu çok da kötü değil ama yukarıda yazdıklarımızdan herhalde bu bölümde biraz dikkat gerektiği anlaşılıyordur diye ümit ediyoruz.


Her virajın ardında bizi ne bekler diyerek merak eder olduk. Sesler duyuyoruz.


İşte çobanlar ve keçileri. Hatta onu korumaya çalışan köpekleri. Frig'dekileri gördükten sonra korkumuz yok. Sadece havlıyor ve kokluyor bizi. 


Keçilerin ilgi odağı oluyoruz adeta. Çoğu hayretler içerisinde bize bakıyor.


Köpek çok havlayınca tedbir amaçlı tutuyorlar.


Km var orada?


Devam edin yolunuza bakalım işimize.


Bakışları bile güzel. Şaşkınlık içerisindeler.


Keçilerden sonra orman yolumuz yolumuz bitiyor. Daha doğrusu yol sağa dönüyor bizim sola patikaya girip solda aşağıda görünen diğer toprak yola inmemiz gerekiyor. Bu noktayı kaçırmamak önemli.


Aşağıdaki toprak yola iner inmez sağdan Küçükdağ'ın eteklerine doğru devam ediyoruz. Sol taraf az önce geçtiğimiz karşı yamaçlara ve Küçükdağ'ın arka eteklerine doğru çıkıyor. Bu sapak da önemli bir nokta. Sağa saptıktan sonra işaretleri de görüyoruz zaten.


Sağdan devam ediyor kısa bir süre daha toprak yoldan yürüyoruz. 

Sağa doğru devam edip yaklaşık 300 metre kadar yürüdükten sonra saat 13:00’de ormanın göbeğinde bulunan Karia Yolu tabelasına ulaşıyoruz. Bozalan 4 km.- Fesleğen 3 km. Doğrudur. Daha önce de belirttiğimiz üzere 1 km.lik sapmalar çok önemli değil.

Bu tabela aslında yürüyüşçüleri “buraya kadar” diyerek toprak yoldan ayırıp soldaki tepeye doğru çıkartıp Kapız Geçidi üzerinden Bozalan’a indiren patikalara sokan bir uyarı. Tabelanın yönüne çok dikkat etmeden, dumanlı başımız ayaklara “yoldan devam” komutunu veriyor ve toprak yoldan devam ediyoruz. GPS’e baktığımızda da yoldan çıktığımızın farkına hemen varıyoruz. Tabelanın olduğu noktaya geri dönüyoruz. Buralarda GPS gerçekten önemli. GPS’i kontrol ederek saatler kazandığımızı, daha da önemlisi kaybolmadığımızı gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz.

Tabelanın başına geldiğimizde patikayı farkediyor ve Küçükdağ’a doğru tırmanışımız başlıyor. Çam ormanı içerisinden yaptığımız bu güzel çıkış çok uzun değil zira üzerinde bulunduğumuz tepenin ardına geçeceğiz. Yaptığımız çıkış sonrasında bugünün en yüksek noktasına ulaşıp denizi görmeye başlayacağız. Yaklaşık 740 metre seviyelerine çıkacağız. Fesleğen 640 m.’de kaldı.

Başlangıçta biraz karışık gibi gözükse de yukarılara çıktıkça patika daha düz ve belirgin hale geliyor.

Dev çam ağaçlarının altından zaman zaman iniş çıkışlar da yaparak küçük yükseltileri aşıp çok keyifli bir patikadan tırmanış yapmamıza aldırmadan yürüyoruz. Tabeladan yaklaşık 1 km. sonra deniz ile karşılaşacağımızdan habersiz yolumuza devam ediyoruz.

İşte tabelaya ulaşıyoruz. Buradan karşı tepeye doğru patikadan çıkacağız. Bu işaret bizi orman yolundan patikalara sokacak. Toprak yoldan devam etmeyin!!! Önemli.


Rakamlar doğru sayılabilir.


İşaretlerden patikalara giriyoruz.


Küçükdağ tırmanışımız başlıyor.


Yükseldikçe çam ağaçları arasına giriyoruz.


Az önce saptığımız toprak yol aşağıda kalıyor.


İnişlerle çıkışlarla yürüyoruz. Aşağıda bir düzlüğe (çukura) inip karşı tepeye doğru tırmanacağız.


Geniş sayılabilecek bir çanağa girip yeniden tırmanmaya devam ediyoruz.


Burada da kamp için güzel bir düzlük var. Fakat su yok. Bu bölgede yol üzerinde su yok yeri gelmişken tekrar hatırlatalım.

Patika düz hale gelip Küçükdağ'ın zirvesine (bugünün en yüksek noktası) ulaştıktan sonra tepenin ardına geçtiğimizi fark ediyor, önümüzdeki açıklığa doğru adım adım yaklaşırken Mehmet’in Altuğ’a seslenmesi ile farklı bir noktaya ulaştığımız anlaşılıyor. “Gel Emmoğlu gel!! Bak nereye çıktık...”

Altuğ öncü kuvvet Mehmet’in yanına ulaştığında karşımızda uzanan Gökova Körfezi bizi tüm maviliği ile karşılıyor. Denizi görüyor olmak çok farklı bir mutluluk. Gökova Körfezi’nin eski kaynaklarda adının Kos Körfezi olduğunu da belirtelim. Kos Adası bugün Yunanistan’a bağlı Datça ve Bodrum arasında kalan büyük bir ada.

Saat 13:30 itibariyle az sonra inişe başlayacağımız Kapız Geçidinin tepesinde deniz manzarası molası veriyoruz. Önümüzdeki vadinin diğer tarafında Bozalan’dan sonra yürüyeceğimiz tepeleri ve Türkmenasarı’nı (Dikmentepe) görüyoruz. GPS’e bakarak buradan oralara nasıl gideceğimizi kestirmeye çalışıyoruz.


Arkamıza bakıyoruz ve az önce karşı çamların arasından düzlüğe indiğimizi fark ediyoruz.


Tırmanışımız bu bölümde biraz dik.


Yeniden ufak bir iniş ve çıkış yapıyoruz.


Çamların arasından yolumuza devam ediyoruz. Kaybolma riski çok yok çünkü işaretleri görebiliyoruz.


Tırman tırman nereye kadar?


Patika bu bölümlerde biraz daha düz hale geliyor.


Farkında olmadan deniz manzarasına doğru yürüyoruz.


Bu bölümde patika hakikaten harika hale geliyor. Bugünün en yüksek noktasındayız. Küçükdağ (740 m.).


Esinti yok ama gölgeden yürümek çok iyi geliyor.


Dev çam ağaçları arasından adım adım önemli bir hedefe yaklaşıyoruz.


İleride bir açıklık var ama deniz olabileceğinin farkında değiliz.


Alinda/Karpuzlu'dan başladıktan sonra İç Karia'da yürüyüşçülerin denizle buluştuğu ilk nokta. O an. Küçükdağ'ın Kapız Geçidi. (Kapıkırı-Bafa Gölü'nü saymıyoruz tabii)


Türkevleri ve Ören karşı tepenin (Dikmentepe) ardında. Biz Bozalan'a indikten sonra aşağıdaki vadiden yürüyerek karşı tepeye çıkacağız.


Çam ağaçları yüzyıllar boyunca buradan Gökova (Kos) Körfezini izliyor. Biri ona serin hava gönderirken diğeri de onu oksijene doyuruyor.


İç Karia'nın son noktası Bozalan Köyü  aşağıda görünüyor artık. Karşıda görünen kara parçası ise Nisan 2017'de yürümeyi planladığımız Datça Yarımadası.


Böylesi daha belirgin sanki.


Bekle Dikmentepe biz geliyoruz birkaç saate... (karşıdaki tepeler). Bu noktadan orasının 2013 yılında büyük bir yangın geçirdiği hiç belli olmuyor değil mi?

Deniz tarafına baktığımızda ise hemen karşıda Datça yarımadasını görüyoruz. Burası çok etkileyici bir gözlem noktası. Burada kısa bir mola vermeden yola devam etmemek gerekli.

Molanın ardından iniş başlıyor. Başlangıçta işaretli patikaları tespit etmek zor oluyor. Karşı yamaçları solumuza alarak biraz yürüyünce belli belirsiz bir patika karşımıza çıkıyor. Başlangıçta kıvrılarak makiliğin arasından yürüsek de 3-4 dakikalık kısa inişin ardından Küçükdağ (760 m.) eteklerinde bulunan Kapız Geçidinin tepesine ulaşıyoruz. Burasının antik bir yol olduğu aşikar zira örülü taşlar ve duvarlar hala yerli yerinde duruyor. Biraz aşağıya indikten sonra iki yükselti arasında kalan bu dar geçit çok daha net belli oluyor.

Bu tepelere çıkışın muhtemelen başka bir imkanı olmadığından bu tür bir yol yapılmış ve olası bir toprak kaymasını engelleyebilmek için duvarlar örülmüş. Zaten yukarıda manzara molası verdiğimiz yer oldukça geniş görüş sahip bir nokta. Likya Yolu üzerinde Kabak’tan Alınca’ya doğru yaklaşırken tüm kabak Koyu’nun görüldüğü manzara balkonunu anımsatıyor bize. Buranın bir farkı var. Manzarası daha geniş.


Küçükdağ'dan Bozalan'a doğru inişimiz başlıyor. 


Kapız Geçidine doğru ilerliyoruz. Manzaramız ömre bedel.


Kapız geçidine ulaşıyoruz. Burası oldukça eski, Bozalan'ı Fesleğen yaylasına bağlayan bir rota.


Bu dar geçitten inişimiz başlıyor. Buralarda biraz dikkatli olmak gerekiyor.


Geçidin tam tepesindeyiz.


Geçidin taş döşeli yollarından iniyoruz.


Kısa molalar veriyor çevreyi inceliyoruz.


Zigzaglar çizerek dik bir iniş yapıyoruz.


İniş sonrasında yolu bu yönde sanıyoruz ama sağda yamaçtan yürümeye devam eden Mehmet geçidin aşağısına geri dönüyor. Bu bölümler biraz karışık. İşaretler var ancak her yer biribirine yakın ve işaretler çalıların arasına gizlenebiliyor.


İşte Kapız Geçidinin aşağıdan görünümü. Taşlarla örülmüş duvarlar arasından zig zag çizerek iniliyor. Bozalan'a iniş karşıda yoğun olarak örülmüş duvarın aşağısından. Patika bu noktadan belli belirsin belli oluyor. biz fotoğraf çekmek için bu noktaya geldik.


Yakın dönemde buranın inşa edilmiş olması imkansız. Bu devirde bununla kimse uğraşmaz.


Gel Mehmet sağdaki yamaçtan geri gel. Çekimler tamam.


Patikadan inişimiz başlıyor.


Geçide son kez aşağıdan bakıyoruz.


Kapız Geçidi hatırası.


Zoraki gülmüyor Altuğ. Keyifler yerinde.


Geçidin aşağı noktasından Dikmentepesi (Türkevleri) manzarası.

Dik inişi olan Kapız Geçidini arkamızda bırakarak daha düz patikalardan, çam ağaçları arasından yürümeye devam ediyoruz. Patika ve işaretler çok daha belirgin hatta kırmızı-beyaz işaretlerin yanısıra kırmızı-kırmızı işaretler burada da karşımıza çıkıyor.

Bir süre sonra aşağıda zeytinlikleri görmeye başlıyor, biraz daha inince zeytinlik duvarının dibinden yürüyoruz. “Bozalan nerede?” diye birbirimize sorup bu dar patikalardan yerleşime ulaşmanın zor olacağını kafamızda kurmaya başlamışken, Kapız’dan yaklaşık 15 dakika sonra toprak orman yolunun başına ulaşıyoruz. Burası Bozalan’a inen, yerel halkın tarlalarına ulaşabilmeleri için açılmış köy yolu.

İndikçe yol daha düz ve yürünebilirliği kolay hale geliyor. Toprak yola ilk çıktığımız noktaya yol demek mümkün değil.

Sağımızda solumuzda bulunan zeytin tarlaları, Gökova Körfezi, karşıda Datça derken inişe devam ediyor, bir süre sonra aşağıda Bozalan’ı görmeye başlıyoruz.

Yukarıda tarlalarına giden insanlarla karşılaşıp selamlaştıktan sonra toprak yoldan yaptığımız rahat bir inişin ardından 250 metre yüksekliğindeki Bozalan’a saat 14:30’da ulaşıyoruz.


Geçitten sonra çamlık arasına giriyoruz ve yürünmesi kolay bir patikadan inişe devam ediyoruz.


Patika rahat. İşaretler de yer yer mevcut.


Daralıyor gibi gözükse de yürümek kolay. Fotoğrafın sağında taş üzerinde işaret görülebiliyor.


İniş nispeten sakin ve düz hale geliyor.


Kesilmiş bir çam. Vardır bir sebebi. Hemen öndeki taşta işaret (kırmızı-kırmızı) gözüküyor.


Çamın gözyaşlarını (reçine) kokluyoruz.


İnişe devam ediyoruz.


Bir zeytinliğin yanından yürümeye devam ediyoruz.


Patika dar değil ve belirgin. Kaybolmak söz konusu değil. Az sonra yola bağlanacağız zaten.


Aşağıda zeytinlikleri görürken onun da aşağısında, karşı yamaçlarda Bozalan görülüyor.


Az sonra ulaşacağımız yolu göremiyor, "acaba nerelere ulaşacağız?" diyerek birbirimize sorular soruyoruz.


Patika belirgin inişi makilik arasından yapıyoruz. Çam ağaçları yukarıda kaldı.


Dikmentepe buradan da görülüyor.


Yemniden ağaçlık alana girsek de bu çok kısa ve son oluyor.


Köy yolunun başına çıkıyoruz.


Bu yoldan Bozalan'a ineceğiz.


Sapmak, patika vs. yok. 


İndikçe sağımız solumuz zeytinlik halini alıyor.


İlk başlarda buralara yol demek imkansız. Her yer taşlık. Traktör bile zor çıkar buralara.


İndikçe yol haline gelmeye başlıyor.


Bölgenin değişmez manzaralarından biri. Tarlada sahibini bekleyen yalnız atlar.


Doğada herkes kendi dünyasında.


İnişe devam ediyoruz. Bazı tarlaların kuyuları var ancak suyun içilip içilemeyeceğini bilmiyoruz.  Sadece sulama amaçlı kullanılıyor olabilir. Yerleşim çok yakında olduğundan gerekmeyecektir.


bahçe duvarlarının yanından inişimize devam ediyoruz.


Bozalan aşağıda artık daha belirgin. Yaklaşık 15 dakikamız kaldı.


Karia Yolu'nun İç Karia ve Gökova parkurlarının kesişim noktası. Bozalan Köyü. Karşıda Datça Yarımadası.


Köy yolu ama uzun sayılır. İn in bitmiyor gibi geliyor zaman zaman.


Sadece manzara için birkaç sefer kısa molalar verdik.


Zeytinlikler burada da olmazsa olmaz.


Köyün girişinde selamlaşıyor, içten bir merhabasını alıyoruz.


Köyün ilk yerleşimine ulaşıyoruz.


Bozalan'a giriyoruz. İç Karia parkurlarının son noktası. En güney ucu.

Sabah 08:30’da Çiftlik’ten başlayan yürüyüşümüz, Fesleğen’de mola derken 6 saatte Karia Yolu’nun İç Karia (Ege) parkurlarını Bozalan’da tamamlamış oluyoruz. Çine/Karpuzlu’dan (Alinda) başlayan yürüyüş sonunda 8 günde İç Karia’yı (yaklaşık 175 km.) tamamlamış oluyoruz.

Yürüyüşümüz burada bitmeyecek tabii. Gökova parkurlarının Bozalan-Ören arasını da yürüyeceğiz. Yazımızın bu kısmından sonraki bölümler Karia Yolu kitabına göre Gökova parkurlarına ait. Lütfen internetinizin ayarı ile oynamayın, takipte kalın.

Bozalan’a tahmin ettiğimiz saatlerde ulaştık. Önümüzdeki yolun zorluğunu henüz kestiremediğimizden yola bir an önce devam etmemiz gerektiğini düşünüyoruz.

Bozalan’da kahve ve bakkal mevcut. Yürüyüşlerini burada bitirmeyi planlamış yürüyüşçüler için köyde minibüslerin (Milas yönüne gidiyor. Bodrum yönü daha seyrek) de bulunduğunu belirtelim. Hatta burada bir bayan tarafından işletilen bir köy kahvesi de olduğunu biliyoruz. Türkevleri tarafına devam etmemiz gerektiğinden kahveye kadar inmedik. Kahve köyde caminin yakınında.

Köyün yukarısındaki mahallelerinden aşağıya doğru iniyoruz. Karia Yolu için önemli bir kesişim noktası olsa da Bozalan’ın Datça ve Gökova Körfezi’ne bakan kendi halinde sakin bir köy görünümü var.

Parke taşlı yollarda yürürken köyün duvarlarında işaretler gözümüze çarpıyor. Cami tarafına doğru iniyoruz. Yanlış bir sokağa sapma durumumuz yok. Bir süre sonra Karia Yolu tabelasına ulaşıyoruz. Bu nokta yürüyüşçüler için Karia Yolu’nun Gökova parkurlarının Bodrum (Çakıllıyalı) ve Akyaka parkurları için yol ayrımı. Biz bu yürüyüşte Türkevleri-Ören tarafına devam edeceğiz.


Yukarıdan köy içerisine doğru indik.


Tipik bir Ege köyü daha ama bu sefer deniz yakın olunca mimari biraz daha değişmeye başlıyor haliyle.


Köy içerisinde duvarlarda işaretler bulunuyor. Bozalan merkezine gitmek için aşağıdaki cami ulaşım noktası olarak alınabilir. Biz oraya kadar inmeden Ören tarafına devam edeceğiz. Bakkal, kahve ve Milas yönüne giden araçlara cami civarında ulaşılabiliyor.


İşte yol ayrımı. İç Karia Gökova parkurlarının kesişim noktası. Aşağıya (Mehmet'in fotoğrafta indiği yön) Bozalan merkez, bir başka deyişle parkurun Bodrum'a devam eden bölümü. Sol taraf az sonra su molasından sonra devam edeceğimiz Ören yönü. 


Tam yol ayrımı duvar üzerinde üstüste iki adet kırmızı-beyaz işaret var. Anlamı: "Alternatif/Farklı rotaların" bulunduğu nokta.


Aşağıya fazla inmiyor, hemen soldaki beyaz evden su rica ediyoruz bizi kırmıyorlar haliyle. Dediğimiz üzere Bozalan merkez için aşağıdaki camiye doğru inilmesi gerekiyor.


İşte yol tabelası. Yönler ve mesafeler doğru. Aman yollar ve yönler karışmasın.

Tabelada yazan 21 km.lik Ören mesafesi doğru ancak bunun yaklaşık 10 km.si asfalt yol ve birçok yürüyüşçü için yürünmesine gerek yok. Likya Yolu için hiçbirimizin yürümediği Kumluca-Finike asfalt yoluna benzer bir yol burası. Türkevleri’nden Ören’e doğru yürürken sağda deniz manzarasının yanında solda termik santral manzarası bulunduğunu da belirtelim.

Tabeladan sonrası için su durumunu bilemediğimiz, güneş de yol boyunca tepemizden eksik olmadığından camiye doğru inip sularımızı tazeleyip yola devam etmeye karar verdik. Bozalan’a zaten Bodrum parkurunu yürümeye geldiğimizde yeniden geleceğiz.

Aşağıya doğru yürürken evlerden birinin balkonunda oturan bir karı-koca ile selamlaşıyoruz. Camiye kadar inmektense su ihtiyacımızı kendilerinden karşılayıp karşılayamayacağımızı soruyoruz. Bırakın itirazı içeriye buyur ediliyoruz. Teşekkür ederek dışarıda ayaküstü bir mola veriyoruz. Dışarıda öyle bir güneş var ki kafamızı öne eğdiğimiz anda bile yakan ışınlar yerden yansıyıp yüzümüze tokat gibi çarpıyor adeta.

Balkonun bir kenarındaki küçük muslukta şişene kadar su içiyor ve sularımızı dolduruyoruz. Ev sahibinin dediğine göre ileride su yokmuş. Dolayısıyla akşamı da düşünerek bu noktadan sonra sularımızı tam dolduruyoruz. Bizden sonra yürüyecekler için not olması bakımından az sonra yapacağımız vadi geçişi sonrasında Dikmen Tepesi’ne kadar 5 km.lik bir mesafede su kaynağı bulunmuyor. Yine de belirtmek gerekirse yerleşimden çıktıktan sonra karşımıza küçük bir su kaynağı çıksa da buna pek güvenmemek lazım. Biz GPS kayıtları üzerinde işaretledik ama sıcak ve kurak yaz sonrası kuruması muhtemeldir. Dolayısıyla Bozalan’dan bu yöne yürüyecekler için köyde su takviyesi yapılması gerekiyor.

Fazla zaman kaybetmeden yürüyüşe devam ediyoruz. Sunulan şeker ve kolonyayı kabul edip teşekkür ettikten sonra yukarıdaki tabelaya geri yürüyerek Bozalan’dan Ören yönüne doğru saat 14:45 itibariyle yürümeye başlıyoruz.

Su molası. Kendilerine buradan da teşekkür ediyor selamlarımızı gönderiyoruz. hangi yöne olursa olsun buradan yola devam edecekler burada su takviyesini mutlaka yapmalılar.


Tekrar yol ayrımına geri dönüp sağdan Ören yönüne devam ediyoruz. Az önce soldan yukarıdan indik bu noktaya.


Yeniden köyden çıkıyor, toprak yoldan yürüyüşe devam ediyoruz.


Köyü arkamızda bıraktık. Solumuzda Kapız geçidinin bulunduğu Küçükdağ sağımızda yamaçlarında zeytinliklerin olduğu vadi Adım adım az önce Kapız mevkiinden gördüğümüz vadiden içeriye doğru girerek Dikmentepe'nin bulunduğu yamaçlara geçeceğiz. 

Yukarıda kalan tabelaya doğru çıkıp sağdan geniş vadi içerisine doğru giriyoruz. Toprak orman yolundan yaklaşık 4.5-5 km. yürüyerek vadinin en dibine ulaştıktan sonra sağda kalan tepelere geçerek, upuzun bir vericinin (rüzgar ölçümü için dikilmiş, muhtemelen ilerleyen yıllarda rüzgar türbini dikilebilir) dibinden arkada kalan Dikmen Tepesi’nin eteklerine ulaşacağız.

Vadi içerisine toprak yoldan bir saatten fazla sürecek yürüyüşümüz doğa ve manzara açısından oldukça keyifli ancak yol boyunca gölge olmadığı için bu bölümün sonlarına doğru adeta sesimiz soluğumuz kesiliyor. Rüzgar bile esmiyor. Yazın buraların ne kadar sıcak olabileceğini Mayıs itibariyle bile rahatlıkla anlayabilmek mümkün.


Bozalan'ı arkamızda burakıyor, Türkevleri/Ören yönüne doğru ilerliyoruz.


Zaman zaman durup manzara seyretmeyi ihmal etmiyoruz tabii.


Yol genelde düz ancak tek sorun 5 km. boyunca gölge çok az. Sıcak bir yürüyüş olacak. İlkbahar böyleyse yazın kimbilir nasıldır?


Cılız da olsa akan bir su kaynağı. Sürekli akıyordur diyemeyiz dolayısıyla Bozalan'dan suları tazelemekte fayda var.


Zaman zaman karşılaştığımız gölgelerden biri. Ne güzel geliyor ama.

Bu bölümde yürürken geçilecek panoramik manzaraları doyasıya seyretmeye zaman ayırmak lazım. Bozalan’a inmeden Kapız Geçidindeki manzaranın aynısı ama seviye 700 metre değil 250 metre. Biraz daha farklı. Buradan manzaraları seyrederken Likya Yolu’nun Alakilise’den Zeytin’e, sonrasında Belören’e inmeden Alakilise’nin bulunduğu vadinin yukarıdaki toprak yoldan görülebildiği panoramaya benziyor.

Arkamızda bıraktığımız Bozalan’a doğru dönüp son bir kez daha baktıktan sonra bir iki keskin virajın ardından artık yerleşim kalmıyor yeniden doğanın kalbine doğru ilerlemeye başlıyoruz. Bu bölümde kaybolmayı gerektirecek bir durum olmadığını, sık olmasa da işaretleri görebiliyoruz. Toprak yoldan yürüyerek yola devam ediliyor. Oldukça belirgin olan, kafa karıştırabilecek iki yerde karşımıza yol ayrımı çıkıyor. Burada GPS’e bakıyoruz ancak ilkinde soldan, ikincisinde sağdan gitmek gerekiyor. Aslında işaretler var ancak yine de olası bir zaman kaybı olmaması için dikkatli olmak gerekli. Aksi takdirde aşağıda görünen zeytinlik ve tarlalara doğru inebilirsiniz. Burada biraz dikkat etmek gerekiyor. Dediğimiz gibi işaretler görülüyor ancak zaman kaybı yaşamamak önemli çünkü önümüzde karşı yamaç ve tepelere doğru yapacağımız bir çıkış var.

Sağdan girdiğimiz ikinci yol ayrımından sonra toprak yol yavaş yavaş patikaya doğru dönüşmeye başlıyor. Karşıda bulunan Karadağ eteklerine doğru ilerliyoruz ki bu kadar iç kesimlere yürüyeceğimizi GPS’e bakarak bile kestirememiştik desek yeridir.

Saat 16:00 itibariyle patikadan Karadağ eteklerine ulaşarak sağa doğru vadinin dibinden karşı yamaca doğru geçişe başlıyoruz. Yeni bölümü yürümeden önce kısa bir su molası vermeyi de ihmal etmiyoruz. Hatta güneşin zamanla yakıcı etkisini kaybetmesini hayal ediyoruz. Çevredeki sapsarı katırtırnakları bizi uğurlarken onlarla tekrar görüşeceğimizden eminiz.


Yamaçları aşıyoruz. Bozalan giderek küçülüyor ve gözden kayboluyor artık.. 


Yol boyunca sağımızdaki derin vadi. Tabanına kadar inmeden yamaçtan yürüyoruz.


Öylesine bağlayıp gitmişler bu eşeği. Sahibi buralarda bir yerde olmalı. Biz ona o da bize çekinerek bakıyor ve herkes kendi yoluna diyoruz.


Bir gölge daha çıkıyor karşımıza.


Bu parkurda yol ayrımları önemli. İşaretler var ama dikkatli olmak gerekiyor. Ağacın üzerinde ters "r" işaretini görüyor soldan devam ediyoruz.


Yolumuz düz sayılır. Bu güneşte bir de çıkış olsa tükenirdik.


Acaba arkasında ne var diyerek merak ettiğimiz, kıvrılarak giden yollar. Tekdüzeliğe biraz farklılık katıyor. 


Bir yol ayrımı daha. Sağdan devam ediyoruz. Burası önemli!!!


Yol boyunca sağımızda kalan vadide zeytinlikleri görülüyor.


Karadağ eteklerine doğru yaklaşıyoruz.


Bu bölüm zorlamıyor. Bir süre sonra sıcağı da çok dert etmiyoruz.


Karşı yamaçlarda günün sonunda eteklerinden geçeceğimiz. Dikmentepe (Türkmenasarı) selamlıyor bizi. Solda arkada kalan büyük tepe.


Zeytinlikleri seyretmeye devam ediyoruz.


1.5 saat sonra yürüyeceğimiz karşı düzlükleri yakından görmeye başlıyoruz.


Arkamıza bakıyoruz. Gökova ve Datça yerli yerinde ama Bozalan görünürde yok artık. 


Bir süre sonra eteğinden geçerek sağdaki yamaçlara geçeceğimiz Karadağ karşımızda duruyor.


Karadağ eteklerinden yapacağımız geçiş sonrasında tam karşı yamaçtaki zeytinlikler ve sonrasında sağdaki düzlük önümüzdeki rotamız.


Bu bölümde yanlış sapılacak bir kısım yok ancak önemli diyerek belirttiğimiz yol ayrımları bulunuyor.


İşte bir yol ayrımı daha soldan devam ediyoruz. Aşağıya vadiye doğru inmeden karşı tepeye doğru yürümemiz gerekiyor.


Hemen ardından bir yol ayrımı daha. Bu sefer sağdan yürüyoruz.


Sağdan yürüyoruz. İşaret var ama yerde. Zamanla kaybolabilir. Bu ayrımlarda dikkatli olmak gerekiyor.


İşte tam ayrımı bize gösteren yerdeki işaret. Yakın zamanda kaybolması muhtemel. Bir yağmur veya kötü niyetli tekmeye bakıyor.


Kaşı yamaca doğru yaklaşıyoruz. Toprak yol patikaya dönüşmeye başlıyor.


İlerleyen zamanda çıkacağımız düzlükler tam karşımızda dikilmeye başladı.


İşte yolun bitip patika olduğu nokta.


Su molası. Cana can katıyor. Dikmentepe'nin eteklerinde su bulacağımızdan habersiz suyumuzu idareli kullanmak durumundayız.


Karadağ eteklerine ulaşıyoruz.


İşte yolun sonu. Karşı yamaca geçmeye başlıyoruz. Patika belirgin.


Karşı yamaçtan, Yol boyunca sağımızda duran vadinin dibinden karşı yamaca doğru yürümeye başladık. 


Vadinin dibinde sağda aşağıda bir su sesi duysak da oldukça aşağıda ve görünmüyor. yanımızda yeteri kadar su olduğundan aşağılara inip arama gereği duymadık.


Karşı yamaca geçiyoruz. Az önce arkamızda bıraktığımız 5 km.lik yolun sonu karşıda kalıyor.


Bu yeni bölümün ilk kısımları heyelan olmuş bir alan. Malum tam Karadağ'ın eteklerindeyiz. Biraz hızlı yürüyoruz.


Patika ve işaretler bu kısımda görülebiliyor. Kaybolmamızı gerektirecek bir yol ayrımı yok.


Heyelan bölgesindeyiz. Yukarılara baktıkça adeta başımız dönüyor.

Başlangıçta tepenin altından, heyelan olmuş bir kısımdan geçiyoruz. Buralarda tabanda bir su sesi duyuluyor ve görülmüyor. Ne olursa olsun aşağılara inip su almak riskli olabilir. Bozalan veya Dikmentepe’den suları tazelemek lazım.

Bu kısımda yanlış bir yola sapmak mümkün değil hatta işaretler de sık ve net. Heyelan olmuş bölümü hızlı adımlarla geçerek patikalara giriyor, sağımızda kalan vadiyi de izlemeyi ihmal etmiyoruz. Artık günün yorgunluğu üzerimizde belirmeye başlamışsa da manzara hakikaten zihinlerimize kazınıyor.

Solumuzdaki tepe o kadar dik ki baktıkça üzerimize devrilecekmiş gibi duruyor.


Solumuzda Karadağ üzerimize çöküyor gibi.


Uzun bir süre sonra gölgelik bir alan.


Yerdeki büyük kayalarda işaretleri görebiliyoruz.


Bu kısımda işaret sorunu olmadığı belli oluyor sanıyoruz.


Dar sayılabilecek bir patikadan yürüyor heyelan bölgesinden çıkmak istiyoruz.


Karşı yamaçlar, zeytinlikler bizi selamlıyor. Az kaldı. 1 saate oradayız.


Yol boyunca sağımızda bulunan vadi ve tabanı dip nokta olan Karadağ eteklerinden çok daha belirgin. Az önce yürüdüğümüz yollar sağda görünüyor. Biz soldaki tepelere geçeceğiz.


Zeytin ağaçlarına yeniden dokunmaya başlıyoruz.


Patikanın ilk kısımları dik değil. Nispeten düz ve belirgin.


Heyelan bölgesini arkamızda bırakıyoruz. Son engeli de geçiyoruz.


Soldaki tepeler üzerimize devrilmeden geçtik. Hani aylardır yıllardır taş düşmüyordur belki ama ya düşerse?

Heyelan bölgesini de dahil ederek yaklaşık 700 metre sonra zeytinlikleri selamlamaya başlıyoruz. Kapalı tahta kapıları açıp tarlaların içerisinden geçerek sonrasında kapatmayı ihmal etmiyoruz. Nasıl bulduysak öyle bırakmalıyız.

Zeytinliklerin içerisinden yürüyerek yavaş yavaş yükseliyor ve yürüdükçe diklik artmaya başlıyor. Zeytinliklerden sonra patikalardan yürüyoruz. Hatta gölge de az olduğundan ilkbaharın coşkusu ile boy atmış otlar çalılar bizi adeta tüketiyor.

Tükenmişliğin vereceği ruhsal bir feryada kulak vermeden karşımıza çölde su bulmuş gibi iki koca keçiboynuzu ağacı çıkıyor. Birbirimize sormadan anında çantaları ve tshirtleri çıkartarak molamızı veriyoruz. Bazen öyle molalarımız oluyor ki birkaç dakika birbirimizle birşey konuşmadan öylesine oturuyoruz. Aynen bu anlardan birini yaşıyoruz bu yüce, ince ince esip terimizi soğutan keçiboynuzu ağaçlarının gölgesinde.

Mehmet konuşmaz ama Altuğ’un ağzı rahat durmaz ki, o bile konuşmuyor. Öylece oturuyoruz.

Yaklaşık 5 dakika, kendimize geldikten sonra ilk konuşma hamlesi Altuğ’dan geliyor “burası ne güzel esiyor. Çölün ortasında su bulmak gibi geldi. Bu nedir yahu sıcağın alnında kaldık kilometrelerce.”. Algı kapılarımız açılınca sohbet uzayıp gidiyor. Hatta akşam radyodan dinlemeyi planladığımız canlı Beşiktaş-Kayseri maçı için radyodan kanal bulmaya çalışırken radyoda karşımıza çıkan Joan Baez’e takılıyor kulaklarımız. Arkadan ince ince çalan müzik, üşütmeden hafif esen rüzgar ve gölge öylesine güzel geliyor ki...

Fazla zaman kaybetmeden bu cennet gibi yere veda edip yeniden yola koyuluyoruz. Çıkış giderek dikleşiyor ama uzun sürmüyor. Yol boyunca zeytinlikte çalışmaya gelmiş insanlarla selamlaşıyor, çıkışın dikliğinin azalarak patikaya döndüğü son bölümünde ise çam ağaçlarının arasından yürüyoruz.


karşı yamaçlara çıkışımız devam ediyor. Zeytinliklere doğru ilerliyoruz. 


Zeytinliklerin içerisinden yürümeye başlıyoruz.


Sağlı sollu zeytin ağaçları adeta kemerli kapılardan geçer gibi yol gösteriyor bize.


Arkamızda bıraktığımız, az önce eteklerinden geçtiğimiz tepe. Tahta kapıyı bulduğumuz gibi açıp kapattık yeniden.


Burada da zeytinlikten çıkıyoruz. Burayı da bulduğumuz gibi bırakıp tüm direkleri yerlerine takacağız.


İşaet ve patika sorunumuz yok bu bölümde de.


Güneş giderek yormaya başladı. Gölge bir noktada mola vermeye karar verdik.


İşte orası burası. İki dev keçiboynuzu ağacının püfür püfür esen gölgesinde molamızı veriyoruz. 


Tshirtleri bile çıkartıyoruz. Akşam maç dinleyeceğimiz el radyomuzda Joan Baez'i inceceik bir sesle burada dinlemek çok güzel geliyor. 

Molamız tamamlanıyor. Yola devam ediyoruz. Bozalan'dan sonra yürüdüğümüz toprak yollar karşı yamaçlarda görülebiliyor.


Bu kısımda tırmanış başlıyor. İşaretler yerlerdeki kayalarda da olsa görülüyor.

15 dakikalık molamızı da dahil edersek karşı yamaçtan 450 metre yüksekliğindeki bu bölüme (toprak köy yolu) ulaşmak yaklaşık 1 saat sürüyor. Toplam mesafe yaklaşık 2 km. İşaretler bu kısımda belirgindi ve kaybolmamızı gerektirecek bir durum olmadı. Hava sıcak ve çıkış nispeten dik olduğundan, yorgunluğu da hesaba katarsak iyi bir tempoda çıktık diyebiliriz.

Acelemiz de olmadığından 17:00’de toprak köy yolundan yürümeye başlıyoruz. Toprak yola çıktığımızda sağa doğru dönerek yukarıdaki vericiye doğru yani Dikmentepe’ye doğru çıkacağız. Sola doğru gidilirse rotamız üzerinde olmayan, aşağıda kalan Akçakaya Köyü’ne iniliyor.

Tam yola çıktığımızda Dikmen tarafından gelip köye doğru atla inen bir köylü ile karşılaşıyoruz. Bir kolu da havada. Merhabalaşıyoruz, ardından bize tarlada çalışırken akrep soktuğunu söylüyor. Görüldüğüne göre parmağına ilk müdaheleyi yapmış gibi görünüyor. Akrep öldürücü değil ama zehirin fazla kana karışmaması için kolunu kalp seviyesinden yukarıda tutmaya çalışıyor anlaşılan. Zor birkaç saat bekliyor kendisini.

Bu kısımda hazır sırası gelmişken yine hatırlatalım. Akrep, yılan, köpek var diye yürümemezlik etmeyin sakın. Köylüler buralardaki (Likya dahil) Akrebin öldürücü olmadığını ama çok acı verdiğini söylerler. Gerçi komplikasyonu kişiden kişiye değişir bu da ayrı bir mesele. Akrep ile fazla muhattap olmamak için taşların alına fazla el sokmamak, taşları yerinden kaldırmamaya çalışmak, rutubetli yerlerde kamp yapılacaksa eşyalara ve çevrede biraz daha dikkat kesilmek gerekiyor.


Zeytinlikleri de geçtikten sonra çam ağaçları belirmeye başlıyor etrafımızda.


Bozalan yönüne doğru manzaramız. Zeytinlikler aşağıda kalıyor. Bozalan'dan sonra yürüdüğümüz yollar sağdaki tepenin yamacında görülüyor.


Akşam oluyor. Tarlalarına çalışmaya gelmiş insanlar yavaş yavaş dönüş yolu için hazırlanıyorlar. Bizi farketmemiş olacak ki Altuğ selam verip "Merhaba" dediğinde ödü kopuyor amcanın.


Herkes için yola çıkış zamanı.


Tel örgülerin bittiği noktadan yürüyoruz. Tel örgü karşımıza çıktı diye durmak yok.


Son tırmanışları çam ağaçları arasından yapıyoruz.


Patika giderek düz hale geliyor. Dik eğim azaldı.


Toprak köy yoluna ulaşıyoruz. Sağa saparak rüzgar ölçüm direği ve Dikmentepe'ye doğru yürüyoruz. Sol taraf  Akçakaya Köyü'ne iniyor.


Biz yola çıkar çıkmaz köye doğru atı üzerinde hızla inen biri ile karşılaşıyoruz. Tarlada çalışırken  akrep sokmuş. Hemen kendi kendine pansuman yapıp köye doğru iniyormuş. Öldürücü değil ama sancısı çok. 


Toprak yola çıkınca sağa dönüp (denize doğru) yürümeye devam ediyoruz. 


Gölgelerimiz de bizimle birlikte geliyor. Ne sadakat ama binlerce kilometre usanmadan bizlerle oldular.

Toprak yola çıkıp sağa saptıktan sonra yoldan hafif hafif bir çıkış yapmaya başlıyoruz. Bugün için önümüzde başka patika kalmadı bu sevindirici bir haber oluyor bizim için. Yürümesine yürürüz ama üzerimizde yorgunluğumuz da arttı.

Köy yolundan yürüyüp sağımızda bulunan yamaçta yüksek çamlık izin verdikçe 2 saat önce geçip gittiğimiz Bozalan tarafındaki yamaçları ve Kapız Geçidini görüyoruz. 530 metrelere yapacağımız çıkış çok dik değil. Yaklaşık 2.5 km sakin bir şekilde çıkıyoruz. Yukarılara çıktıkça manzara daha da etkileyici oluyor haliyle.

Sağ tarafımızda kalan Bozalan’ı görmeye çalışırken solumuzda da yepyeni manzaralar karşımıza çıkıyor. Bu taraftaki manzaramız çok da iç açıcı değil. Aşağıda Ahmetler göleti hemen arkasında bırakın doğayı Gürceğiz Köyü’nü alıp götürmüş bir “kül havuzu” görülüyor. Burası Ören sahil yolu üzerinde bulunan Kemerköy Elektrik santralinin kül (kömür) atıklarının toplanması için yapılmış bir alan.Zaman geçtikçe daha kaç tane daha köy, ormanlık alan daha yok olacak kimbilir? Bu arada bu bölgede 2013 yılının Temmuz ayında yaklaşık 70 hektarlık ormanlık alanın de yangın ile kül olduğunu belirtelim. 2016 yılı itibariyle bu yazıyı yazarken kül havuzu daha çok yeniymiş zira Google Map üzerinde Gürceğiz daha yerli yerinde dururken, 2013’te yangınla kaybolan alan Google Map üzerinden rahatlıkla seçilebiliyor.

Yolumuzun üzerinde karşılaştığımız köylüler ile selamlaşıyor ayak üstü sohbet ediyoruz. Yine aynı güzellik ve samimiyette bir selamlaşma yaşıyoruz. “Hoşgeldiniz”. Hatta bayanların daha fazla konuşması, daha girişken olması ne güzel. Az önce akrebin gazabına uğrayıp atı ile neredeyse dörtnala giden adamı söylüyoruz. “Biliyoruz. Birşey olmaz biraz bağırır geçer” diyorlar. Buralarda bizim de benzer duruma düşüp düşmeyeceğimizi sorduğumuzda “ne işiniz var sizin bahçelerde? O zeytinlikte otları temizlerken olmuş. Siz öyle girmezsiniz oralara” diyorlar. İçimiz rahatlıyor. Akrebin soktuğu yer biraz kesilerek, kan akıtılıp mazot ile silinip yine mazotlu bezle sarılması gerekiyormuş acil müdahele anlamında. Aklımızda olsun. Karşılıklı birbirimize biraz daha laf attıktan sonra güleryüzle ayrılıyoruz. Önümüzden 2-3 saat önce geçmiş 3 kişilik bir yabancı grup olduğunu da öğreniyoruz. “Yolu onlara tarif etmeye çalıştık. Biri az bir Türkçe biliyordu ama sizin Türkçeler daha iyi” diyor köylü bayan gülerek. Karia’da Türkçe’den de böylelikle geçmiş bulunuyoruz.


Denize doğru toprak köy yolundan yürümeye devam ediyoruz. Solda işaretler görülebiliyor.


Sağımızda zeytinlikler ve Bozalan manzarası, solumuzda kül havuzu ve geniş bir ova manzarası var.


Sağımızdaki tarlada işlerini bitirmiş dinlenen köylülerle karşılaşıyoruz. Güzel ve samimi ayaküstü bir sohbetin ardından yürümeye devam ediyoruz.


Bir saat kadar süren yorucu patikalardan sonra toprak yoldan yürümek iyi geliyor.


Sağımızdaki sık çam ağaçları ters ışıkta güzel silüet oluşturuyor.


Deniz yönüne doğru yürüyüşümüz devam ediyor.


Bu da solumuzdaki manzara. Doğayı yutmuş termik santralin atıklarının döküldüğü kül havuzu.

Bu bölümde yanlış sapabileceğiniz bölümler olsa da yol üzerinde işaretleri yer yer görebiliyoruz. Yine de akıllarda kalması bakımından tek bir cümle ile yazacak olursak hedefin yukarıdaki büyük rüzgar ölçüm direğinin dibinden geçmek olduğunu söyleyebiliriz. İşaret görülemiyorsa direğe doğru giden yollar takip edilebilir.

Yukarıdaki uyarıların ardından toprak yola çıktıktan yaklaşık 1.5 km. sonra karşımıza yolun üçe ayrıldığı bir yer çıkıyor. Lafı evirip çevirmeden dümdüz ortadaki yoldan gidilmesi gerektiğini söyleyelim. Sağdaki veya soldakine sapmıyoruz. Direk ileride solda görülebiliyor. Olur da yazdığımız akıllarda kalmazsa “acaba nereye sapmamız gerekirdi?” diye düşünecekler düz gidilmesi gerektiğini bu noktada anlayacaklardır zaten.

Yükselerek çamların arasından yaklaşık 5 dakika yürüdükten sonra görüş oldukça açılıyor ve direk hemen dibimizde solumuzda tepemize devrilecekmiş gibi beliriyor.

Bu arada azalan suyumuzu, geceyi de buralarda geçireceğimizi düşünerek tazelemeyi düşünüyoruz. Hava kararmadığından çevremizdeki tarlalarda insanlar görülüyor. Tam bunu düşünürken solumuzdaki tarlanın ortasındaki bir kuyudan su çeken bir çocuğu gören Altuğ seslenip suyun içilip içilmediğini soruyor (bazen içilmeyebiliyor) ve yukarıdan kapıdan gelin kaplarınızı alıp doldurayım diyor. Yanına gittiğimizde az ileride yukarıda Dikmentepesi’nin dibinde akan su olduğunu söyleyince kendisinden su almıyoruz ve yürümeye devam ediyoruz.


Yürümeye devam ediyoruz.


Üçyol şeklinde bir yol ayrımına ulaşıyoruz.


Dümdüz ortadaki yoldan devam ediyor direğe doğru ilerliyoruz. Bu nokta önemli. Dümdüz sapmadan yola devam.


Bu yol bizi Dikmentepe'nin eteğine çıkartıyor olacak.


Bu bölümde dik olmasa da biraz çıkış var. Yine de patikada üzerimizde oluşan yorgunluk bitti.


Çevrede böyle tekil olarak bırakılmış çam ağaçları var. Buraya has bu çam türünün neslinin devamı için (Döllenme) herhalde.


Yol boyunca işaretler gözümüze çarpıyor. Hemen dibinden geçeceğimiz rüzgar ölçüm direği de karşıda.


Yükseldikçe Gökova Körfezi ve Datça'da karşımıza çıkmaya başlıyor. Malum patikadan yola çıktıktan sonra deniz yönüne doğru yürüdük.


Burada yol sola direğe doğru kıvrılıyor, soldaki tarladan su istiyoruz ama direği geçtikten sonra yol üzerinde akan su kaynağı olduğunu öğreniyoruz. Yürüyüşçüler için harika bir haber.


Rüzgar ölçüm direğinin dibinden geçiyoruz. Daha birkaç saat önce ne kadar uzakta görünüyordu üstelik!!!


Sağımızda harika bir panoramik bir manzara var. En sağda Bozalan, Gökova Körfezi ve Datça...


Solumuzda ki manzaraları, İlkbahar ile coşmuş ağaçları (Pynar) da atlamamak lazım.


Dikmentepe tam karşımızda.


Bozalan köyüne bir kez daha bakıyoruz. Bu noktada manzarayı doyasıya seyretmeden yola devam etmeyin.


Böyle bir yol ayrımı var gibi gözüküyor gibi görünse de karşıdaki tepeye (Dikmentepe) doğru dümdüz yürüyoruz.


Kurumuş ağaçlar bir abide gibi gözüküyor. Görsel olarak ilginç ama bu maalesef 2013 yılındaki yangının eseri.


Bu manzara nasıl unutulabilir ki.


Manzaraya son bakış. Tepenin Türkevleri tarafına geçiyoruz.


Dikmentepe'nin diğer yamacına geçiyoruz. Toprak yoldan hiçbir yere sapmadan yola devam ediyoruz.

Bu arada kendisinden –gerçeği öğrenene dek- bizim radyo veya telsiz vericisi olarak düşündüğümüz bu koca direğin aslında bir rüzgar şiddetini ölçen bir direk olduğunu öğreniyoruz. Çocuk üzerinde çeşitli aralıklarda küçük rüzgar güllerinin bulunduğu direği gösterip “Buraya böyle dikip gittiler” diyor. Muhtelemeldir ki eğer rüzgar değerleri uygun çıkarsa bu direk yerini rüzgar türbinine bırakacak. Yürüdüğümüz yerlerin de 2013 yılında büyük bir orman yangınına kurban gittiğini düşünürsek iki olay (yangın ardından direk dikilmesi) birbirini destekler gibi gözüküyor. Haklıyız veya değiliz ama günümüzde ardışık olarak gelen bu tür olaylara giderek daha şüphe ile bakar olduk maalesef. Şu anda yürüdüğümüz yerlerin bundan 3 sene önce ormanlık olduğunu birazdan yangından geriye kalanları gördükten sonra anlayacağız.

Bu arada sağımızda birkaç saat önce yürüdüğümüz yerleri, Bozalan’ı, Gökova Körfezi’ni ve karşıda Datça’yı panoramik olarak seyrediyoruz. Bu kısımdaki harika manzarayı seyretmeden geçmeyin ki Bozalan’ın bulunduğu vadinin görülebildiği son bölüm. Az sonra toprak yoldan yapacağımız son bir çıkış ile Dikmen Tepesi’nin (Türkmenasarı) diğer tarafına geçerek Türkevleri ve Ören manzarası ile tanışacağız. Yeni diyarlar bizi bekliyor...

Dikmentepe’nin yamaçlarındayız artık. Tepe karşımızda duruyor. Toprak yoldan tepeye doğru ilerliyoruz. Son bir yol ayrımı karşımıza çıksa da kafamızı karıştıracak türden değil. Soldan geniş yoldan devam ediyor. Sağa aşağı doğru inen yola girmiyoruz.

Yol yukarılara doğru düzleşmeye başladığında sağımızdaki bugün çorak kalmış tepenin yerel adı ile Türkmenasarı, yeni adıyla Dikmentepe olduğunu anlayabiliyoruz. Türkevleri ve Ören manzarası için bu tepenin arka yamacına geçmemiz gerekecek.

Aşağıdaki üçyoldan 1.5, veya direğin bulunduğu (sağınızda geniş panoramik Bozalan ve Gökova manzarası) bölümden 1 km. sonra Dikmentepesi’nin arka yamaçlarından geçiyoruz. Sağımızda Dikmen’in zirvesi, solumuzda aşağıda Akçakaya Köyü ve Ahmetler göleti görülüyor. Yol düz giderken hemen sola aşağıya doğru daha küçük bir toprak yol gidiyor. Buraya sapmayacağız ama sularımızı tazelemek için Dikmentepesinin buz gibi suyundan içeceğiz. Burası bu bölgedeki tek su noktası. Çok önemli bir konumdayız çünkü Türkevleri’nin yerleşimine kadar suları tazeleme imkanı yok. Bir başka deyişle Dikmentepesi’nin eteğindeki yaz-kış akan çeşme vadiden toprak yola çıktıktan yaklaşık 3 km. sonra.

Tam çeşmenin başında Akçakaya’lı Hasan (Fidan) Amca ile karşılaşıyoruz. Aslında yol üzerinden çeşme çok dikkat edilemeyecek bir konumda bulunsa da Hasan Amca çeşme başında atı ile aşağıdaki tarladan gelecek oğlunu bekliyor. Aşağıdaki küçük yolun kuru havada çamurlu hali burada bir su kaynağı olabileceğinin belirtilerini veriyor.


Dikmen'in kuzey yamacından yürümeye devam ediyoruz. Deniz buradan gözükmüyor ama sağımızda kaldı.


Solda aşağıdaki geniş ovada ilk göze çarpan hep kül havuzu oluyor.


Toprak yoldan yürürken sola doğru giren daha dar bir toprak yolun hemen dibinde çeşmeyi görüyoruz.

Hasan Amca karşılıyor bizi. Yürüdüğümüz yol hemen yukarıda kaldı. Çeşmenin yürürken solda aşağıda görülmemesine imkan yok.

Bizi uzaktan görür görmez selam verip seslenerek su için durmamızı söylüyor. Tabii “hayır” diyemeyiz çünkü çadırımızı kuracağımız Ören manzaralı terasta ihtiyacımız olan suyu buradan almamız gerekiyor.

Hasan Amca ile selamlaştıktan sonra çeşmeden kana kana su içiyoruz. Bölgenin önceki halini bilmediğimizden 3 sene önceki yangından eser gözükmüyor. Sadece tek tük görünen ancak kurumuş büyük ağaçların gövdelerinde kararmalar ve külleşme göze çarpıyor.

Hasan Amca başlıyor anlatmaya;

- Burası Türkmenasarı’dır. Yeni adı ile Dikmen Tepe. Bu tepenin dört bir yanından yaz-kış su çıkar. Buralar 2013’te yangından kül oldu. (Bunu duyunca daha bir dikkatli bakmaya başlıyoruz çevreye ve etkilerini gözlemleyebiliyoruz). Hepimiz söndürmek için çok uğraştık aşağılarda zeytinliklerimiz yandı kül oldu. Yeniden ektik. Yeniden başladık. Buralara hala gelip gittikçe ağlarım buranın haline.

Buralar anlaşılan 3 sene öncesine kadar koca koca ağaçların bulunduğu bir bölgeymiş. Hatta buraların nasıl yandığını Ören tarafına geçtiğimizde anlayacağız. Çamlık alanların yerinde artık dikenlerin olduğu bırakın yürümeyi ağaçlandırmanın bile zor olacağı bir bölge ile karşılaşacağız.

Hasan Amca’nın söyleyecekleri çok. Aşağıda kül havuzunu gösteriyor ve yakın zamanda yapılan termik santralinin atıklarının serildiği bu havuzun Gürceğiz Köyü’nü yuttuğunu söylüyor. Köy boşaltılıp insanlar başka yerlere yerleştirilmiş. Zaten tek tük havuzun tepede kalan evler fark edilebiliyor.

- Santral iyi güzel iş kapısı ama doğayı, köyleri yiyip bitiriyor be evladım.

Bugün bu manzaraya bakarken 10 sene sonra acaba nereler kaybolup gidecek diye düşünüyoruz. “Kül” bu. Doğanın geri kazanabileceği birşey değil. Tam anlamıyla o alanın sonu. Yakın zamana kadar Google Map'de bu alan yoktu.

- Bol bol doldurun oğlum bak bu çeşmeyi bu yolu açmaya gelen Kütahya’lı bir genç çocuk yaptı. Taaaaa tepelerden getirdi suyu borularla. Beş para almadı. Yoksa usta bulsak bir dolu para isterdi. Hayrına yaptı. Allah razı olsun diyor. Bak evladım burası Türkmenasarı. Her yanı su. Bunun gibi başka tepe yok bu çevrede. Burası çok eskilerden beri bilinen bir yer.

Sohbet çok keyifli devam ediyor. Nereden geldiğimizi sorup Mehmet “İstanbul” dediğinde en son 1960larda askerlik görevi için gitmiş güzel Anadolu insanından bugün cevabının verilmesi zor bir soru ile karşılaşıyoruz.

- İstanbul mu? Merkezinden mi?

Merkez? Bugün İstanbul için ne zor bir cevap değil mi? Kendisinin askerdeyken haftasonu izninde çıkıp gördüğü, 1960larda kendince İstanbul merkezinin dışında kalan yerler nereleriydi acaba? Herşey hele İstanbul öylesine değişti ki...

Sohbet güzel ama yanımıza gelen oğlu ile selamlaşıp aynı anda da veda ediyoruz. Tüm samimiyeti ile;

-Kalın sağlıcakla yine gelin emi? diyor.

Yola çıkıyoruz ve toprak yoldan yürümeye devam ediyoruz. Bu arada bu çeşmenin bulunduğu noktada tepede yangından kurmuş asırlık gibi duran iki koca çınar ağacı gövdesi var. Yükselip Ören tarafına geçtikçe çevrede yangının bıraktığı etkiler gözlerimizin önüne seriliyor.

Yanlış bölgelerde ayakta kalabilmiş tek tük ağaçların da rengi siyaha dönmüş utanç anıtı gibi dikiliyor. Toprak yeşermiş ama her yer diken. Hatta yürüdüğümüz toprak yol bu yangından önce Karia Yolu üzerinde değilmiş gibi çünkü işaretlerin bir kısmını yukarıda dikenlerin arasında görebiliyoruz. Hemen dibimizde işaretler ve bu toprak yol sanki yangın sonrasında genişletilmiş gibi duruyor.


Hasan Amca hem sohbet ediyor hem de köpeğine laf yetiştiriyor.


Türmenasarı'nın (Dikmentepe) dört bir yanından akan buz gibi su kaynaklarından biri burası. Biz yürüyüşçüler için büyük bir nimet.


Yangını anlattıkça efkarlanıyor Hasan Amca.


Hasan Amca. Kendisine sevgilerimizi gönderiyoruz.


Vedalaşarak kaldığımız yerden yürümeye devam ediyoruz.


İşte yangından arta kalan yanmış yaşlı çınar ağaçları. 2013 yılından önce buralar ne kadar güzeldi kimbilir.


Son çıkışlarımızı yapıyoruz.


Akçakaya Köyü ileride görünüyor.


Aşağıda geniş bir ova var. Milas yönüne doğru (kuzey) bakıyoruz. Fesleğen bu kadrajda görünmüyor ama soldaki tepelerin ardında kalıyor.


Kül havuzu ileride görülüyor.


Yürüdükçe yangının etkileri daha belirgin hale geliyor.


Yoldan dümdüz yürüyoruz. Sağımız solumuz 2013 yılından önce ağaçmış artık tamamen diken tarlası. İçerisine girmeye imkan yok. Kimbilir yürüdüğümüz bu yol da yangından sonra açılmış veya genişletilmiş olabilir.

İşte Google map üzerinden de anlatalım çevreyi. Deniz aşağıda kalıyor. Kül havuzu sağda ama bugün haritada göründüğünden daha da büyük. Gürceğiz'i yutmuş adeta. "X" ile işaretli tepe sağımızdaki Dikmentepe. Ortada yeşil olması gerekirken kahverengi olan alan yangının olduğu bölge. Aynı kahverengilik Türkevleri'nin yukarısında da görülüyor..

Yaklaşık 500 metre kadar daha yürüyerek bölgenin en yüksek noktalarından birine ulaşıyor (540 metre), karşımıza da Ören sahili ve Kemerköy Termik Santralinin bacası çıkıyor. Manzara ne kadar güzel olsa da bacayı görmemizle birlikte santralin bitmeyen uğultusu da başlamış oluyor.

Son birkaç paragraf ve fotoğrafta okuyanları bu iç karartıcı durum ve ruh halimiz ile sıkılmış olsak da gerçekleri paylaşmamız gerekiyor. Evet araştırmacı gazeteci değiliz ama karşımıza çıkan yerleri doğru olarak, güzeli güzel, acıyı acı olarak yazmalıyız.

Her ne kadar içimiz sıkılsa da çıkış bitiyor iniş başlıyor. Ören sahili yani deniz hemen aşağıda. Yürürken denizi görebiliyor olmanın keyfi bir başka. Karia’nın deniz olmayan (yürürken çok da aramadık desek yeridir) Ege parkurlarını tamamlıyor olmanın keyfinin yanısıra, yarın denize girecek olmamız, öncesinde deniz manzaralı bir kamp yeri hayali ve bu manzaraya karşı dinleyeceğimiz Beşiktaş maçının hayali ile yanıp tutuşuyoruz.

İnişimiz başlıyor ve 300 metre sonra bir yol ayrımına ulaşıyoruz. Türkevleri’ne inmek için yarın sağdan devam edeceğiz. Sol taraf parkura ait olmayan karşı tepeye doğru gidiyor.

İkinici gün yürüyüşümüzü bu noktada saat 18:30 itibariyle bitiriyoruz. Manzara harika ancak bölgede bize gölge olabilecek tek bir ağaç var onun altında da bir çukur içi su dolu. Çadır kurabilmek mümkün değil.

Etrafta düz bir yer arasak da yangın burayı silip süpürmüş adeta. Çadır kurulabilecek her nokta diken. Gece davetsiz bir motorize taşıtın tepemizden geçmemesini istediğimizden yol kenarına kamp atmayı ikimiz de istemiyoruz.

Burasının 2013 yılındaki büyük yangından önce çok farklı olduğu aşikar. Üzerinde yürüdüğümüz yollar bile bu tarihten sonra yapılmış çünkü kepçe izleri halen belli oluyor. Ayrıca yarın Türkevleri’ne inerken işaretlerin de belli yerlerde bıçak gibi uçurumlarla (açılan yeni yollar sebebiyle) kesildiğini göreceğiz.

Mehmet Altuğ’a yol ayrımında beklemesini söylüyor ve sırta doğru kamp için yer bakmaya gidiyor. 5 dakika sonra Altuğ’u el işareti ile bulduğu kamp alanına çağırıyor. Yoldan yaklaşık 50 metre kadar uzaklaştıktan sonra tüm yürüyüşlerimizin en güzel kamp alanlarından birisine ulaşıyoruz.


Dikmentepe'nin diğer tarafına geçiyoruz ve karşımıza Ören çıkıyor. Önde de termik santralin bacası görülüyor.


Çevreyi incelemeye başlıyoruz. Sağımızda Datça, önümüzde Ören görünüyor. Hemen ileride bir yol ayrımı var. Bugün yürüyüşü burada bitireceğiz. Bu gece çadırı kuracağımız alan görünmüyor ama hemen sağımızda kalıyor.


Yürüyüşü bitirip yarın başlayacağımız nokta. Yarın sağdan aşağıya Türkevleri'ne sonrasında Ören'e doğru iniyor olacağız. Bu noktadan sonra işaretlerle toprak yol arasında uyuşmazlıklar başlıyor. Bunun sebebi de 2013 yangını.


Çadır kamp alanımız. Dikeni ve düzlüğü olmayan bir yerde burayı bulduğumuz için çok şanslıyız. Harika bir manzaramız var. Yarın ineceğimiz yol ileride (üzerine güneş vuran kısım) gözüküyor.

Burası adeta bir balkon yoldan gözükmüyor. Otlar biraz uzun ama çadırı kurmadan üzerinde yürüyor biraz daha rahat hareket edilebilir hale getiriyoruz. Bu arada bölgede yakın zamanda ağaçlandırma çalışmasının da yapılmış olduğunu belirtelim çünkü çam ağaçları dikilmiş. Ama daha çok ufaklar.

Çadırımızı hemen kuruyor, radyomuzu TRT-1 Radyo’ya ayarlıyoruz. Ören’i aydınlatan, henüz batmamış akşam güneşinde hem manzarayı seyrediyor hem de Beşiktaş-Kayseri maçını radyodan dinliyoruz. Bu sezon şampiyonluk kovalıyoruz (bu satırları yazarken olmuştuk bile) kolay değil.

Maç arkada devam ede dursun akşamüstü güneşinde fotoğraf çekmek için vakit kaybetmiyoruz. Bulunduğumuz balkonda harika bir manzara var. Aşağıda Ören, karşımız Gökova Körfezi ve Datça Yarımadası, sağ arkamız Dikmentepesi. Bu anı ve ortamın verdiği huzuru kaçırmamak, doya doya yaşamak lazım. İkinci günün sonunda katettiğimiz toplamda 60 km.lik İç Karia yürüyüşümüzün sonuna ulaştık. Yarın sabah Türkevleri’ne inip sonrasında Ören’e geçerek yürüyüşümüzü bitireceğiz.Ancak şimdi bu manzaranın tadını çıkarmamız gerekiyor.


Çadır kurma çalışmamız hızla devam ediyor. İki günde 60 km. yürüyüş. Hiç fena değil. Soldaki bacanın bulunduğu termik santralin tüm çevreyi kaplayan  uğultusuna rağmen bu manzaraya karşı öylesine güzel uyuduk ki...


Bu da sağa (batı) doğru çadır manzaramız. Karşıda Datça Yarımadası. Aşağıda bu alandan gözükmüyor ama Türkevleri var. Dikmentepe'nin diğer yamacına geçtiğimizden Bozalan artık görünmüyor.


Çadırda Beşiktaş-Kayseri maç keyfi. Radyomuz da bangır bangır. Daha ne olsun??


Akşamüstü güneşi etkisini kaybetmeye başlıyor. Yarına Türkevleri'ne inişimiz buradan başlayacak. önümüzdeki ağaçların yangından dolayı kuruduğunu da belirtelim.

Herşey çok güzel ama tüm bu güzelliği şöyle ufak bir çizik atan, bir süre sonra rutin gelen termik santralin uğultusu oluyor. Yine de harika bir uyku çekeceğiz. Çok uzun yolumuz kalmadı. Yarın Türkevleri’ne 2 saatte inmeyi planlıyoruz.

Buralara son kez bakmıyoruz. Likya’da bunu çok yaşadık çünkü “acaba bir daha buralara tekrar gelir miyim?” dediğimiz her yere neredeyse iki seferden fazla gittik. Tamamen doğaçlama olarak hem de. Yürüdüğümüz yollar bize hiçbirşeyin ilk ve son olmayacağını öğretti. Bugün yürüdüğümüz her yere böyle bakıyor, gidemesek bile bir telefon ile ulaşabileceğimiz güzel insanlar olduğunu biliyoruz.

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates