2016 Ekim - Gökova - 3.GÜN (Turnalı - Akyaka)

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
3. GÜN PARKUR DETAYLARI:
3. Gün Başlangıç: 07:30 (Turnalı sonrası 3. km kamp alanı)
3. Gün Bitiş: 12:00 (Akyaka)

Toplam mesafe: 18 km.

* Turnalı - Akyaka - 18 km. (Bir gün önce Turnalı sonrası 3 km.lik kamp alanına yapılan yürüyüş bu mesafeye dahildir.)

Su: Yol üzerinde su kaynağı yok ancak parkur çok zorlu değil. Turnalı veya Akyaka'dan yola çıkarken sular tazelendiğinde yol boyunca yeterli olacaktır ancak yaz aylarının buralarda çok sıcak olacağını özellikle belirtmek gerekiyor.
Yürüyüş boyunca irili ufaklı yerleşim (Orbuk mevkii gibi) ve zeytinliklerden geçildiğinden buralarda yaşayanlardan su istenebilir ancak buralarda her daim birisinin olabileceğinin garantisi yok.
Kıran Dağları ve Gökova Körfezi'ne paralel yürünen bu parkur uzun iniş çıkışlar içermediğinden yolun başında abartmadan taşınacak su parkurun sonuna kadar yeterli olacaktır. Turnalı içerisinde veya Turnalı Öğretmenevinde su mevcut. Akyaka zaten büyük bir yerleşim. Pazar alanı içerisinde çeşme var onun haricinde her türlü alışveriş ve takviyenin yapılabileceği süper marketler de mevcut.
Özetle yol üzerinde bir yerleşim/köy ve çeşme olmadığını belirtmek gerekiyor.

Konaklama: Turnalı sahili veya Öğretmen evinde konaklama imkanı var. Yol boyunca kamp atmak isteyenler için Turnalı sonrası 5. veya 6. km.'de çam ormanı içerisinde çok uygun düzlükler bulunuyor. Turnalı'da konaklamayıp yola devam etmeyi düşünenler için belirttiğimiz düzlüklere ulaşmak için 1.5-2 saat yürüyüşü planlamaları gerekiyor.
Turnalı'da pansiyon olarak girişte yaz döneminde neredeyse tamamen dolu olan Turnalı Öğretmenevi (Yaşar Bey 0-252-239 10 09, 0-537-325 32 84) bulunuyor. Bahçesine çadır kurulmasına izin verilmiyor ama yine de sormakta fayda olabilir.
Öğretmenevi'nin bahçesine çadır kurmak mümkün değilse aşağıda denizin dibine kamp atılabilir. 
Turnalı sahilinde parkura girmeyip asfalttan denize sıfır devam edildiğinde, sahil kesminde restorantlar (Çardak Restaurant gibi) bulunuyor. Çok ihtiyaç duyulursa (sağanak yağış, sakatlanma) buralardan da yarım istenebilir. Zorunlu kamp için de yardımcı olacaklardır. İşaretli parkur üzerinden de yukarıdan buralara inilebilmesi mümkün. "Akyaka 11. km., Turnalı 4.km." yol tabelasının bulunduğu noktadan Karia Yolundan çıkarak sahil kısmındaki bu işletmelere inilebiliyor.
Akyaka'da çok bilinen, kampın ücretli ancak her türlü imkanın (duş, deniz, market) olduğu Akyaka (Gökova) Orman Kampı bulunuyor. Açık olup olmadığını öğrenmek için telefon etmek yeterli olacaktır. Bunun haricinde "citta slow" (yavaş şehir) ünvanlı Akyaka'da her bütçeye uygun pansiyon türü işletmeler bulunuyor. Akyaka'ya gelmeden orman içerisinde kamp atılabilir.
Turnalı'da market yok ancak Akyaka bu konuda çok zengin. Her türlü market bulunuyor.

Parkur Zorluğu: Kıran ve Çıkın Dağ geçişinin ardından (Akbük-Turnalı) kolay gelen, yürüyüşçüleri rahatlatan çok keyifli bir parkur. Akyaka yönünden gelecekler için kendilerini Turnalı sonrası çok daha zor parkurlara hazırlamaları gerekiyor. Doğa yürüyüşlerinin keyfi de burada. O gün bir önceki güne uymaz.
Özetle, bu parkurun uzun iniş çıkışlar içermeyip, zorlu olmadığını, yine de güzel patikalar üzerinden 300 metre seviyelerine çıkılacağını belirtmek gerekiyor.
Bir, iki yer haricinde işaret konusunda herhangi bir sorun yok hatta Gökova Parkurları'nın en sık ve belirgin işaretlemelerinin görülebildiği bölüm olarak nitelendirilebilir. 
GPS kullanılması her zaman tavsiyemizdir ancak işaretlerin görülemediği durumlarda daha ileriye gitmeden geriye dönerek en son işaretin görüldüğü noktaya geri dönmek gerekiyor. Kaybolmamak ve zaman kaybetmemek için işeretli yürüyüş yollarında bunu önemli bir kural olarak benimsemek lazım.
Turnalı sonrası toprak yol çıkışı bu bölümün uzunluk bakımından en zor kısımı denebilir ama harika Gökova, Datça Yarımadası ve Kıran Dağı manzaraları, bunun üzerine doyumsuz çam ormanı patikaları tüm yorgunluğu unutturuyor. Parkur diğer bölümlerle kıyaslandığında kısa olduğundan rotanın tadına varmak için kısa molalar vermenizi öneririz.  
Yukarıda belirttiğimiz üzere kırmızı-beyaz yol işaretleri çok iyi. Taze ve görülebilir. Kaçırılmaması ve yol üzerinde kalabilmek için kritik olabilecek ve zaman kaybına yol açabilecek bazı kısımlar;
* Turnalı sonrası asfalttan solda toprak yola girdikten 3 km. sonra yol ikiye ayrılıyor. Soldan çıkışa devam etmeyip sağdan denize paralel devam etmek gerekiyor. 
"Akyaka 11. km., Turnalı 4.km." sarı Karia Yolu tabelasının görüldüğü Kıran'a doğru çıkan köy yolu üzerinde aşağı doğru 300 metre sonra yoldan ayrılarak soldan çamlar içerisinden devam eden orman yoluna girmek gerekiyor. 
* Akyaka'ya doğru Kuyucak-Doğrukaya yol tabelalarının görüldüğü dörtyol ayrımında yolu keserek yürünüyor. Dörtyol sonrası yürümeye 1 km. daha devam ederek deniz tarafında sağda zeytinlikler ve ufak tefek evlerin görüldüğü Orbuk Mevkii'ni arkada bıraktıktan sonra yolun sağa kıvrıldığı bir noktada yoldan ayrılıp patikalara giriliyor. Aşağı doğru yoldan yürümeye devam etmeden soldan bir araç genişliğindeki bu girişi görebilmek mümkün. İşaretli yol bu patikadan gidiyor fakat bu yol ayrımının kaçırılması halinde Orbuk'tan inen köy yolu da Akyaka'ya ulaşıyor. GPS kullanıldığında bu tür sorunları yaşamak çok daha düşük ihtimal.
Yol yazısında bu bölümleri "ÖNEMLİ NOKTA" diyerek fotoğraflarla anlatmaya çalıştık.
Ne olursa olsun işaretler genel olarak taze ve sık olsa da Karia Yolu parkurlarında GPS veya cep telefonu aplikasyonu kullanılması tavsiyemizdir. Buraya yüklenmiş rotalar kırmızı-beyaz işaretler takip edilerek oluşturulmuştur.
Bölgede kamp ateşi yakmayı ormanlık alanların çok fazla olmasından dolayı önermiyoruz. Ağaçlar çok kuru olduğundan kamp ateşi büyük tehlikeler doğurabilir.  

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Gece boyunca yağan yağmurun sonunda kapalı bir hava beklerken bizi öylesine güzel güneşli hava karşılıyor ki, dün gece uzunca süre yağan yağmurdan eser yok. Sabah çadırdan kafamızı çıkardığımızda harika bir sonbahar güneşi ve yağmur sonrası toprak kokusunun harmanlanıp ruhumuzu okşayacağını tahmin edemezdik.

Uzun zamandır kullandığımız çadırımızın artık değişim zamanı geldiğini kenarlarından azar azar su almaya başlamasından anlıyoruz. Yeni dönemde yeni eve çıkma kararı alıyoruz. Taşınma derdimiz yok.

Bugün planımız öğlen Akyaka’ya ulaşıp saat 12:30’da Akyaka’dan Ören’e giden minibüsü yakalamak. Ören’de de bir saat kadar dinlenip, denize girip akşam uçağına yetişmek. Akyaka’dan Muğla’ya gidip oradan Milas’a da gidebiliriz ama Nisan’da deniz sezonunu açtığımız Ören’de şans bu ya deniz sezonunu kapatma fırsatını değerlendirmek istiyoruz.

Sabah 06:30’da uyanarak toparlanmaya başlıyoruz. Önümüzde kalan 14-15 km.lik parkuru sabah saat 07:30 çıkışla 12:30 gibi tamamlamayı düşünüyoruz. Burayı daha önce yürümüş arkadaşların yorumlarına göre bu parkurun geride bıraktığımız iki güne (Ören-Akbük, Akbük-Turnalı) göre nispeten daha kolay olduğunu öğrenmiştik.

Sabah uyanıp toparlandıktan sonra zaman kaybetmeden kamp attığımız zeytinliğin üzerindeki, işaretlerin de bulunduğu toprak orman yoluna çıkıyoruz ve yürüyüşümüze kaldığı yerden devam ediyoruz.

Toprak yola çıkar çıkmaz bir gün önce arkamızda bıraktığımız yolları ve Turnalı’ya dönüp bakıyoruz. Bugün harika bir güneş var. Daha yola çıkar çıkmaz toprak kokusu burnumuzun dibinde bitiveriyor. Çevrede adaçayı, kekik, çam ve diğer tüm kokular buram buram tütüyor. Hele güneş etkisini göstermeye başladığında hafif bir buharlaşma ile kokuyu burada tarifleyebilmek zor. Manzaralar ve anıların yanısıra bu harika kokular bu üç günlük yürüyüşümüzden geriye kalanlar arasında başköşede.


Çadırımızı toparlayarak yola çıkmak için son hazırlıkları yapıyoruz.


Hemen yukarıdaki torak yola çıkıyoruz. Aşağıda Turnalı ve buraya kadar çıkan toprak yol görünüyor.

Yola çıkar çıkmaz işareti görüyor, hatta anında bir yol ayrımı ile karşılaşıyoruz. Solumuzdaki tepelerin ardında Kıran Köyü’ne doğru çıkan toprak yoldan ayrılarak sahile yakın ve paralel giden yoldan yürümeye devam ediyoruz. Bu yol ayrımında işarete devam etmek lazım ki kaçırılırsa yolun devamında işaretlerin bulunduğunu, görülmediği takdirde yeniden geri dönülmesi gerektiğini tavsiye ediyoruz ki gereksiz yere yorgunluk ve zaman kaybı yaşanmasın.

Yukarıya çıkan toprak yolu solumuza alarak daha dar bir yoldan yürümeye devam ediyoruz ve 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından peşisıra zeytinliklerin ve içerisinde kulübe türü evlerin bulunduğu küçük bir yerleşime ulaşıyoruz.

Saat daha uyanmak için erken gibi gözükse de evlerde kimseler görülmüyor. Evlerin yanından geçerken burada antik bir yerleşim olduğunu duvar kalıntıları, bugün depo amaçlı kullanılan kaya mezarından anlıyoruz. Zamana ve talana yenik düşmüş maalesef. Böyle görüntüleri görünce üzülüyor, tarihin, güzelliklerin kendi elimizle yok ettiğimizin daha iyi farkına varıyoruz. Amacımız buradaki insanları eleştirmek veya kötülemek değil. Bu görüntüler Türkiye’nin birçok yerinde var. Tarihi korumak sadece antik şehirleri ve çevresini SİT alanı ilan etmekle olmuyor. Zihniyet önemli.


ÖNEMLİ NOKTA!!!! Yürümeye başlar başlamaz yol ayrımı karşımıza çıkıyor. Sağdan denize paralel yürüyor, yukarılara doğru çıkarak iç kesimlere doğru giden sol tarafa girmiyoruz.


Yol nispeten daha düz. İşaretler yol boyunca taşların üzerinde görülebiliyor.


Parlak sabah güneşi kendini göstermeye başlıyor.


Akyaka'ya doğru yürüyoruz ve güneş tam karşıdan vuruyor.


Mahalle gibi küçük bir yerleşime ulaşıyoruz.


Zeytinlikler içerisinde evler ve büyük bir kayanın dibine kurulmuş bu son ev karşımıza çıkıyor. Kayanın aslında salt taştan oluşmadığını, evin tarihi kalıntılar üzerine inşaa edildiğini göreceğiz.


Sağımızda Gökova Körfezi ve Datça Yarımadası. Bu parkur denize paralel yürünüyor.


Evin karşısındaki kaya mezarı


Son evin aşağısındaki büyük blok taşlar görülüyor. Muhtemelen gözlem amaçlı kullanılmış küçük bir kale kalıntısı.

Solda depo amaçlı kullanılan kaya mezarı ve karşısındaki son evi geçtikten 1 dakika sonra solda bize sağa patikaya girmemiz gerektiğini gösteren işareti görüyoruz.

Sağa zeytinlikler içerisinden dik sayılabilecek bir yamaç ve belirgin bir patikadan dikkat ederek iniyoruz çünkü gece yağan yağmur yerleri kaygan hale getirmiş durumda.

Zeytinliklerin bulunduğu sırttan inip aşağıda başka dar yola bağlanır bağlanmaz Akyaka yönüne doğru devam edip 100 metre sonra Akyaka’dan Kıran’a doğru bol zigzaglar ile çıkan köy yoluna ulaşıyoruz.

Asfalt köy yolundan aşağı doğru (Akyaka yönü) yürümeye başlıyoruz. Bu yoldan çok uzun yürümeden yaklaşık 1 km. yürüyerek yeniden patikalara gireceğiz.


Mahalleyi arkamızda bırakarak yürümeye devam ediyoruz ve aşağıdaki benzer bir yola inmek üzere patikalara giriyoruz. Aslında bu yolun sonu da birazdan ulaşacağımız asfalta çıkıyor. Bu girişin kaçırılması parkur için kritik bir sorun değil.


Patikalar üzerinden fazla uzun olmayan bir yamaç inişi yapıyoruz. Solda "r" yol işareti görülüyor.


Yamaç boyunca geniş bir zigzag yaparak aşağıya iniyoruz.


Patika belirgin ancak dik


Güneş önden gelince, yağmur damlaları ve sis ile birlikte olağanüstü ışık oyunları karşımıza çıkıyor.


Aşağıya doğru inmeye devam ediyoruz. İniş oldukça dik. Kaymamak için dikkatli olmak lazım.


Zeytinlik inişi tamamlanıyor ve aşağıda bir yola ulaşıyor, Akyaka yönüne doğru (sola) yürümeye devam ediyoruz.


Kıran'a çıkan köy yoluna ulaşıyoruz. Aşağıya doğru inmeye başlıyoruz. Yukarıda bahsi geçen patikaya girilmemiş olsa, mahalleden sonra bu yola ulaşılabiliyor.


Akyaka'ya doğru yoldan yürüyoruz. Fotoğraflarla tarifi imkansız harika bir çam ormanı kokusu var çevrede. Gece boyunca yağan yağmurun ertesi sabah bize hediyesi oluyor.

Yol üzerinde sol tarafta işaretleri görüyor, tam karşıdan gelen güneşin yarattığı ters ışık oyunlarını hayranlıkla seyrediyoruz. Tabii güneş çıktıkça artmaya başlayan buharlaşma sonucunda çevreye salınan çam ağaçlarının kokusu harika. Her sefer birbirinden farklı olur tamam ama burada 10 kere daha yürüsek böyle bir ortamla karşılaşamayız herhalde?

Yoldan aşağıya doğru asfalttan yürüyoruz ve 500 metre sonra karşımıza Karia Yolu tabelası çıkıyor. Burada aynı zamanda yürüyüşü daha kısa tutup anayola ve sahildeki restoranlara doğru indiren (Main Road) tabela da bulunuyor. Tabii bu parkur üzerinde olan bir yönlendirme değil, sadece yönlendirme tabelası. Akyaka 11 km., Turnalı 4 km. diye gösteriyor olsa da Turnalı’dan buraya yaklaşık 5.5 km. yürümüşüz.

Öğlen minibüsünü yakalayabilmek için hızlı adımlarla asfalttan yürümeye devam ederek 300 metre sonra bizi yoldan ayırarak soldaki orman yoluna sokan işareti görüyoruz. Yeniden harika bir çam ormanı içerisinden, tepeleri, patikaları aşarak yürüyor olacağız.

Tam bu sırada asfalttan patikaya girmeden önce yukarıda Kıran’dan gelen bir araç yanımızdan geçiyor ve biraz ileride duruyor. Sohbete alışkın olduğumuzdan yürüyoruz ve her zamanki gibi “Merhaba gençler. Nereye gidiyorsunuz?, Nereden geliyorsunuz? Neden yürüyorsunuz?” sorunlarına standart yanıtlarımızı hazırlıyoruz.

İleride duran araçtan genç biri iniyor ve yanımıza koşarak geliyor.

- Altuğ Abi merhaba ben Halil Sarıoğlu. diyor.

Son dönemlerde o kadar çok mesajlaşma yapmıştık ki herkese uzun uzun cevap vermeye çalıştığımızdan adını hatırlayabildiğimizi söylersek yalan olur.

- Hatırlarsan seninle Karia Yolu Datça hakkında şu zamanda yazışmıştık.

Bunu dedikten sonra Altuğ’da jetonlar düşüyor ve sosyal medyanın sanal gerçekliğinin fiziksel gerçekliğe dönüşebildiğine bir kez daha şahit oluyoruz.

Bizi tanıması, durup inmesi, ardından tüm ailesinin merhaba demesi çok mutlu ediyor bizi. Güzel birşeyler yapıyoruz ki faydalanan insanlar tanışmak ve laflamak için duruyorlar. Ne güzel...

Karşılaştığımızda zeytine giden sevgili Halil ve ailesine buradan selam, sevgilerimizi gönderiyor, istek parçalarını çalacağımıza söz veriyoruz. Her ne kadar hatıra fotoğrafı çekilmeyi unutmuş olsak da bu satırların hatıra niteliğinde olmasını diliyoruz.

Vedalaştıktan sonra orman yoluna girerek çıkışımız başlamış oluyor. Bu parkur yükselti anlamında Ören-Akbük-Turnalı’ya göre daha insaflı. Maksimum 300 metreye çıkıp, kısa iniş çıkışlar ile Akyaka’ya ineceğiz.


Yolun solunda işaretleri görebiliyoruz.


Yoldan yürümeye devam ediyoruz.


Yola çıktıktan 500 metre sonra kaşımıza çıkan yol tabelası. "Main Road" tabelası sahil kenarında asfalt yola iniyor. Bilgi amaçlıdır.  Sağa sapmadan düz devam ediyoruz.


GPS ile mesafeleri doğrulamaya çalışıyoruz.


ÖNEMLİ NOKTA!!! Tabelaları geçip 300 metre sonra solda binlerce arı kovanının bulunduğu orman yoluna giriyoruz. Girişe dikkat edilmesi lazım. Dümdüz yoldan aşağıya inmeyin. Halil ile vedalaştığımız nokta da tam burası.

Yola girer girmez karşıda yol boyunca bizi bekleyen binlerce arı kovanını görüyoruz. Hani korkumuz yok dedik ama 1000’e yakın kovanın dibinden geçebileceğimizi tahmin edememiştik.


GPS’e göre kovanlardan sonra toprak yol sağa doğru kıvrılarak yukarıya çıkıyor. Yol boyunca işaretler görülebilir halde. Önümüzde GPS olunca, sağlığımızı riske atmadan toprak yol yerine kovanların arkasından geçerek birgün önce Sarnıç çıkışında yaptığımız gibi dimdik bir tırmanış yapmak durumunda kalıyoruz.

Sarnıç çıkışına göre biraz daha kolay ve kısa 5 dakikalık dik çıkışın ardından yeniden işaretli çam yapraklarının halı gibi döşendiği patikalara ulaşıyoruz. Kovanlar o kadar çok ki yukarıdan bakınca kovanlar o bölgede bir şehir gibi gözüküyor. Google Map’ten tam kuşbakışı şehirlere bakarmış gibi.

Bol gölgeli bir çam ormanı içerisinden yürüdüğümüzden daha etkisini gösteremeyen güneş ve sabah serinliği o kadar güzel geliyor ki neredeyse hiç terlemiyoruz. Çalılıklı bölgeleri geçerken gece yağmış, ağaçlar üzerinde kalmış yağmur damlalarının üstümüze başımıza değmesi, damlaması üşütebiliyor bile.

Yukarıdaki orman yoluna ulaşmamızın ardından yürüyor, arı kovanları sebebiyle kısa bir süreliğine ayrıldığımız, ama GPS ile sürekli takip ettiğimiz işaretlere ve patikaya yeniden kavuşuyoruz.

Buradan sonra yaklaşık 2 km boyunca zaman zaman genişleyen, fakat izlerin ve işaretlerin kaybolmadığı, çam ormanı içerisinden yürünen harika bir patikadan yolumuza devam ediyoruz. Patika gerçekten çok keyifli ve sıkılmadan GPS’e çok sık bakmadığımız (sadece zaman zaman kontrol amaçlı) bir kısım burası.


Tprak yol kovanların diğer tarafında içeride kaldı. Bu kovanlar sadece görünen. İçeride ve ileride daha yüzlerce var. Tamam korkmuyoruz ama bu kadar kovanın arasından geçmeyi gözümüz yemedi.


GPS'i de sürekli kontrol ederek kovanların açığından geçiyoruz. 


Arıcıların çadırının önünden geçederek karşıdaki yamaca doğru çıkacağız. Yol ve patika bu yamacın yukarısına doğru çıkıyor.


Bunu gördüğümüzde şekerli su sanmıştık ama arıların su ihtiyaçlarını gidermeleri için yapılıyormuş. Aksi takdirde su için denize inip geri dönemiyorlarmış. İçerisinde çam gövdesi kabukları da var. Şeker yok.


Soldaki yamaca doğru kısa ve dik bir tırmanış yapacağız. GPS kullanıyor olmanın rahatlığını burada da yaşıyoruz. Yüzlerce arı kovanının içerisinden geçmemek için elde olmayan sebeplerle işaretleri biraz uzaktan takip etmek gerekebiliyor.  


Soldaki yaömaca doğru çıkıyoruz. Çam ağaçları çok yüksek ve etkileyici. Karşıdaki bodur çamların arasında girdikten 5-10 metre sonra patikaya ulaşacağız.


Arı kovanları aşağıda kaldı.


İşaretli patikalara ulaşıyor, kaldığımız yerden yürümeye devam ediyoruz.


Bu kısımda işareler oldukça net ve güzel. Kaybolmayı gerektirecek kritik bir nokta yok. Bu bakımdan gerek doğası, gerekse işaret anlamında Gökova'nın en keyifli parkurlarından birisini yürüyoruz.


Dev çam ağaçlarının altından yürümek, nemli çam kokusunu ciğerlerimize doldurmak anlatılamayacak kadar keyifli.


Patikalar zaman zaman orman yoluna bağlanırken bir süre sonra yeniden patikaya dönüşüyor.


Bu kısımda da Kıran Dağı eteklerinden denize paralel yürüyoruz. Deniz sağımızda. 

Yükseklik anlamında arı kovanlarının bulunduğu kısımda deniz seviyesinden 50 metre yükseklikte çıkışa başlayıp, 250 metre seviyelerine ulaşmış bulunuyoruz. Mesafe uzun olunca nasıl çıktığımızı anlamıyoruz bile. Bu sebeple çıkışın zorlu olmadığını belirtmemiz lazım.

Saat 09:15’te ormandan çıkıp bir açıklığa ulaşıyoruz. Aslında buraya bir açıklık demek çok doğru olmasa gerek. Kısa bir vadi geçişi yaparak karşıdaki tepeye geçiyoruz. Hani son yarım saattir orman içerisinden ilerledikten sonra güneşi tepede gördüğümüz bir noktaya varınca adına “açıklık” demiş olduk.


İşaretli patikalardan hafif bir tırmanış ile yürüyoruz.


Patika üzerinde işaretler de görülebilir durumda. Bu kısımda GPS kullanma gereği duymuyoruz.


Sabah güneşi yavaş yavaş tepemize doğru çıkıyor olsa da bulunduğumuz ortamda öylesine güzel serin bir gölge var ki zaman zaman üşüyoruz bile.


Bizi tam karşıdan tüm gücü ile selamlayan güneşi ve çam ormanı içerisindeki ters ışık oyunlarını seyrediyoruz.


Çamlar çok büyük ve etkileyici. Seyretmeye doyamıyoruz.


Buranın verdiği huzur fotoğrafçının selfisine de yansımış.


Dev çam ağaçlarının arasından yürümeye devam ediyoruz.


İşaretleri takip etmeye devam. Kaybolmak zor ama dikkatli olmakta fayda var. çam ormanı içerisinde birsüre sonra her yer birbirine benzemeye başlıyor.


Uzunca bir süre çam ormanı içerisinden yürünen bir bölümdeyiz.


Ardımızda bıraktığımız, her ne kadar birkaç km. olsa da zaman zaman uçsuz bucaksız gibi gelen yollar.


Yol üzerine devrilmiş ağaçlar.


Bu kısımda ağaçların üzerinden atlamak gerekebiliyor.


Hatta eğilip geçmek de gerekebiliyor.


Kısa bir vadi geçişi yapmak üzere açıklığa doğru ilerliyoruz.

Kısa vadi geçişinin ardından ulaştığımız yamaçta yüksek çalılar ve devrilmiş çam ağaçlarının arasından ilerleyerek görmekte zorlandığımız işaretleri aramaktansa GPS yardımı yamacın ardına geçiyoruz ve yeniden çam ormanı içerisine giriyoruz. Mümkün olduğunca sağımızdaki deniz manzarasının yanında, solumuzda yükselen Kıran Tepelerini izliyoruz.

Denize paralel, sırtlardan küçük tepeleri aşarak Akyaka’ya doğru ilerleyişimiz devam ediyor. Çam ormanının ardından bir vadi geçişi daha yapıp, işaretleri görebildiğimiz bir patikadan 5 dakika kadar yürüyerek çok alışkın olduğumuz bir bölgeye, zeytinliğe ulaşıyoruz.

İçerisinde arı kovanlarının da bulunduğu zeytinliği boydan boya geçerek yürümeye devam edeceğiz ancak ileride duyduğumuz insan sesleri pek selam verip geçeceğimiz türden olmayacak. Akıllara hemen tatsız bir durum gibi gelebilir ancak durum böyle değil.


Bir açıklığa doğru çıktığımızı azalan gölgelerden anlıyoruz.


Kısa bir vadi geçişi yapıyoruz.


Kısa geçişin ardından yamacın diğer tarafında yüksek otlar ve devrilmiş ağaçlar arasından geçerek işaretleri arıyoruz.


İşaretleri bulmak zor olunca bir noktadan sonra zaman kaybetmemek için GPS yardımı alıyoruz.


Yüksek yüksek otların arasından...


Ulaştığımız açıklıkta solda Kıran Dağları'nın etkileyici manzarası var.


Sağımızda ise Gökova Körfezi.


Açıklıktan yeniden ormana giriyoruz.


Kısa orman içi patika geçişimizin ardından yeni bir açıklığa doğru ilerliyoruz.


Bir vadi geçişi ile karşıyamaçlara bağlanıyor. İrili ufaklı tepeleri bir bir aşıyoruz.


Karşı yamaçta orman içerisine giriyoruz.


Karşı yamaçta bir zeytinliğe ulaşıyor, solda bir duvar ve dikenli telleri görüyoruz.


Yürümeye devam edince, zeytinlik genişliyor ve arı kovanlarının da bulunduğu daha geniş bir alana ulaşıyoruz. Zeytinlikte "Günaydın" diyeceğimiz birilerini görüyor,  güzel bir sohbete doğru ilerliyoruz.

Karşımıza sabah kahvaltısı için büyük bir zeytin ağacının altına yayılmış kalabalık bir aile çıkıyor. Merhabalaştıktan sonra yemek ve çaya davet ediliyoruz ve “hayır” diyemiyoruz.

Mersin’den mevsimlik olarak arıcılık yapmak için tanıdıklarının zeytinliğine gelen bu sıcakkanlı ailenin yemek menüsü ve daveti için özel bir paragraf açmamız gerekiyor. Mersinlilerin “sıkma” olarak bildiği, bizim daha genel adı ile dürüm olarak bildiğimiz, sac üzerinde pişen ince hamuru (genel adı lavaş ama yufka deniyor) ve içerisine konan peynir veya yeşillikler ile hele ki dağ bayır yürüyorsanız enfes lezzetlerden biri.

Yazarken tekrar acıktığımız için yemek kısımını biraz da fotoğraflarla anlatmış olalım.

Sohbet sırasında tüm ailenin sadece Mersin’den değil, Denizli’de öğretmen olan oğullarının haftasonu ziyaretlerine geldiğini öğreniyoruz. Denizli’den gelmiş tatlı torunları da halinden mutlu hepberaber büyük bir zeytinin altında oturuyorlar. Bir göz arabaları, iki tane de çadırları ile uzun zamandır burada arılarını bekliyorlar. Hepsi bulundukları durumdan o kadar memnun ki birbirlerine çekinmeden laf atıyor, espiriler peşisıra geliyor. “şunu da yemeden, bunu da tatmadan, bir çay daha içmeden bırakmayız” diyor. Peynirli olan sıkma değil de salatalı olan harikaydı. Bunu da yazmış olalım ki bir gün yaşlandığımızda neyin iyi neyin kötü olduğunu hatırlayalım. Bilenler bilir ama ekmeklik/böreklik amaçlı açılan hamur ile sıkma (dürüm) için açılan hamurun farklı olduğunu belirterek damak noktası programını sonlandıralım.

Zeytinlikte Mersinli arıcılarla kahvaltı zamanı


"Sıkma" hazırlanıyor.


Bir tane ile doymak pek mümkün değil. Çok lezzetli...


Bir yandan sıkma için yufka pişiyor bir yandan da böreklik yufka.


Bu böreklik yufka. Daha büyük ve hamuru biraz daha farklı. Sıkma yapacağı zaman sesleniyorlar: "Sıkmalık hazırla" diye.

Bir yandan sıkmaları yiyip, bir yandan odun ateşi üzerindeki sac üzerinde sürekli çevrilen yufkayı izlerken, gözlerimiz saatte. Yaklaşık 8 km. yolumuz kaldı ve bu yaklaşık 2 saat demek. Saat 10:00 yaklaştığından durumumuzu anlatarak bu güzel insanlara veda ediyoruz. Tabii Halil’de unuttuğumuz gibi hatıra fotoğrafı çekilmeyi burada ihmal etmiyoruz.

Vedalaşarak saat 10:00’a doğru yola koyuluyoruz. Bu arada kovanların yanından geçerken Altuğ yol boyunca arı kovanlarının yakınında gördüğü su veya benzeri bir sıvının çukur veya geniş bir leğen içerisine konmuş çam gövdesi kabuklarını “bu leğendekiler şekerli su mu?” diye soruyor. Suymuş. Meğer arıların su ihtiyaçlarını karşılamaları için hazırlanıyormuş. Aksi takdirde arı su için deniz yakın olduğundan denize inermiş bir daha dönemezmiş. Suyun az olduğu yerlerde bu uygulama görülebiliyormuş. Neredeyse her geçtiğimiz kovan kolonisi yakınlarında rastladık.

Eğitici öğretici bilgileri bir kenara koyarak kalan yolumuzu tamamlamak üzere hızla kovanların yanından geçtikten sonra devam eden patikadan çam ormanı içerisine giriyoruz.


Hatıra zamanı. Mersin'li bu güzel insanlara çok teşekkür ederiz.


Kovamların yanından korkmasak da hızlı ve kendinden emin adımlarla geçiyoruz.


Akyaka'ya zaman olarak ne kadar kaldığını kestiremiyoruz ama Ören'de denize girmek için saat 12:30'da Akyaka'ya varmış olmamız gerektiğini biliyoruz. Gerçi zeytinlikten sonra çok zor ve zamanı uzatan bölümler geriye kalmıyor.


Zeytinliği boydan boya geçerek patikalara giriyoruz.


Sağımızda deniz solumuzda çam ormanı.


Karşımızda da çam ormanı. Zeytinliğin sonuna geldik.


Yeniden çam ormanı içerisinden yürümeye başlıyoruz.

Orman içerisine girerek denizi sağımıza alarak yürüyoruz. Çam ormanından eski nesil elektrik direklerini takip ederek kısa bir patika yürüşünün ardından dibinde mağaraların bulunduğu kısa bir vadi geçişi ile yeniden işaretlerin de bulunduğu, birkaç “U” dönüşü içeren bir ormana daha girdikten sonra çıkışa devam ederek tepenin ardında bulunan düzlüklere ulaşıyoruz.

Tepenin ardına geçtiğimizde ulaştığımız düzlükler ve hemen sonrasında gelen toprak köy içi yollar bu parkurun 330 metre ile en yüksek noktası oluyor. Toprak yollardan yürüyerek önce ufak bir yerleşime ulaşıyor, yol boyunca izleri takip ettikçe toprak yol daha genişlemeye, önce mıcır sonra asfalta doğru dönmeye başlıyor. Bu bölümde işaretlerin gayet güzel olduğunu belirtmek lazım.

Saat 10:30 itibariyle Akyaka’ya 6 km. kaldığını gösteren tabelaya ulaşıyoruz. Rakam doğru ancak Turnalı’dan buraya kadar olan 9 km.lik mesafe yazandan daha fazla. Yaklaşık 11-12 km yazması gerekirdi.


Patika biraz karışıyor gibi görünse de işaretleri takip ediyoruz. Bu bölümde eski elektrik direklerini takip ediyoruz.


Elektrik direkleri de patika boyunca bizi takip ediyor.


Biraz karışıyor gibi olduysa da yeniden belirgin bir patikadan yürümeye başlıyoruz.


Sağ tarafta Gökova'yı takibe devam ederken, karşıda Datça Yarımadası'nın girişini görüyoruz. Gökçe ve Çetibeli köyleri tam karşıda.


Bir vadi geçişi ile diğer yamaca geçiyoruz. Bu bölümde eski mağaralar gözümüze çarpıyor. İçleri boş.


Vadi geçişinden karşıda görünen yamaca doğru çıkarak bugünün en yüksek noktası olan 300 metre seviyelerine ulaşacağız.


Karşı yamaca girerek son tırmanışlarımızı yapıyoruz. Elektrik direklerini takip etmeye devam ediyoruz.


Yamaçtan çıkışımız devam ediyor. İşaretler ve patika burada da belirgin. Kaybolma ihtimali yok denecek kadar az ama yine de burası doğa dikkatli olmak lazım.


Geniş zigzaglar ile patika çıkışımızı tamamlamak üzereyiz.


Orman içerisinden çıkış bile olsa yürümek büyük keyif veriyor.


Çıktıkça dallı budaklı patika daha açılmaya ve genişlemeye başlayacak.


Genişleyen patika aynı zamanda yaklaşan yol bağlantısının da habercisi.


Ptikalardan orman içi yollara bağlanıyoruz.


Solumuzda Kıran Dağlarını takip etmeye devam ediyoruz.


Orman yolu köy içi yola dönmeye başlıyor.


Zeytinliklere ulaşıyoruz. Burası aynı zamanda bugünün en yüksek noktası (300 m.).


Zeytinliklerin yanından yolu takip ederek yürüyoruz.


Zeytinlik bittiğinde yol sola tam bir 90 derece dönerek bizi daha geniş araç yollarına bağlıyor.


Yol kenarında Karia Yolu tabelası ile karşılaşıyoruz. Her tabela bir hedefin sonu, merak uyandıran yeni bir parkurun başlangıcı oluyor.

Yol tabelasının gösterdiği yöne doğru (Akyaka tabii ki) yürümeye başlıyoruz. Önümüzdeki yolun zorluğu hakkında fazla bir fikrimiz olmadığından saat 12:30’a ucu ucuna yetişebileceğiz gibi gözüyor. Yol zor değil ama patika olunca ister istemez asfalta göre biraz daha yavaş yürünüyor. Ayaklarımız köy yolu ve asfaltı görünce zamanı kısaltabilmek için normalden biraz daha hızlı yürümeye başlıyoruz. Yaklaşık 2 km. sonra saat 11:00’de Kuyucak sapağına ulaşıyor, sağa sola sapmadan yolun karşısına geçerek yoldan yürümeye devam ediyoruz.

İşaretler yol boyunca direk veya ağaçlar üzerinde görülüyor ama olur da yukarıda bahsi geçen Kuyucak sapağından aşağı doğru asfalt takip edilerek yürünürse yine Akyaka’ya ulaşılabiliyor. Bunu da ek bir bilgi olarak vermiş olalım. Yerleşimlere yaklaştıkça alternatifler artıyor ama bu kısımda işaretli patikaları tercih etmenizi öneririz çünkü güzel ve kolay bir kısım.

Bu kısımlar deniz seviyesinden yaklaşık 150 metre yükseklikte Akyaka’nın kuzeybatısında bir yayla yerleşimi olan Kuyucak’ın tepelerine yaslanmış, Orbuk mevkiisi. Karia Yolu’nun Akyaka/Ula/Muğla/Yatağan parkuru boyunca bu yayla yerleşimlerine ulaşılabiliyor.

Sağa sola sapmadan yürümeye devam ediyoruz ve sağımızda zeytinlikler ve içerisine kurulmuş irili ufaklı kulübeleri hatta butik otel türünde işletmeleri görüyoruz.

Hızlı adımlarla yürüyor olsak da çevreyi izlemememiz için bir sebep değil. Kuyucak sapağı sonrasında dev çam ağaçlarının altından geçiyoruz. Bir arada olunca çok etkileyici gözüküyorlar. Ümit ediyoruz bir doğa talanına kurban gitmezler çünkü yürüyünce bu anıt ağaçların ihtişamı daha iyi anlaşılıyor.

Kuyucak sapağından yaklaşık 1 km, bir başka deyişle sağdaki zeytinlikleri geçip yolun sağa doğru kıvrılmaya başladığı sırada sola giren bir patikayı takip etmeye başlıyoruz. Aslında yolu takip edip sola kıvrılmadan dümdüz patikaya giriyoruz desek de olur.

Yoldan patikaya bağlanan bu kısım girişinde bir öbek taşın olduğu, belli belirsiz tekerlek izlerinin de görülebildiği bir araç genişliğinde bir yol. Hani burası kaçırılsa bile asfalt yol yine Akyaka’ya iniyor.


Tabelayı takip ederek sağa Akyaka yönüne doğru yürümeye başlıyoruz.


Toprak yola çıktığımızda zamandan kazanmak için biraz daha hızlı yürüyoruz.


Her bir yanımız tahmin edilip görüleceği üzere zeytinlik, çam ormanı yoksa zeytinlikler var.


Kıran Dağları'nın manzarını seyretmeden, havasını derin derin ciğerlere çekmeden yürümemek lazım.


Toprak yol devam ettikçe mümkün olduğunca hızlı yürüyüp bu kolay bölümü zaman açısından fırsata çevirmeye çalışıyoruz.


Yüksek çam ağaçlarının dibinden geçiyoruz.


Akyaka2ya çok yolumuz kalmadığından eminiz ama yetişebilmek için adımlarımız daha bir hızlı atılıyor.


Saat 11:00. Akyaka'dan Kuyucak'a çıkan yola ulaşıyoruz. karşıdan karşıya geçerek kaldığımız yerden yürümeye devam ediyoruz.


Bir yayla köyü olan Kuyucak yolu. Buradan yukarıya çıkılmıyor sadece bilgi amaçlı. Yolun karşısına geçip yürümeye devam ediyoruz.


Gökova, Datça ve Bozburun dev çam ağaçlarının bulunduğu yerler. Bu kadar sık yüksek çam ağacını milli parklar haricinde görebilmek pek mümkün olmasa gerek.


Buralaruın olmazsa olmazı. Kaktüsler. Bir dokun bin ah işit. Hakikaten öyle ki mayvalarının üzerindeki dikenler batınca görmek bile mümkün değil.


Parkurun en keyifli bölümlerinden biri. Burada atılan her bir adım öylesine mutluluk veriyor ki...


Çam ağaçları sonrasında Orbuk mevkiisine ulaşıyoruz. Burada birkaç zeytinlik içerisinde evler ve doğa içerisinde butik oteller göze çarpıyor.


Dev çam ağaçları, arkada Kıran Tepeleri sırasında bulunan Firenkdağı.


Kafayı kaldırınca baş döndürüyor değil mi?


Yerleşimden yürümeye devam ediyoruz. Dümdüz Akyaka'ya doğru devam ediyoruz. Sağa sola sapmak yok.


Orbuk Mevkii sonrası Akyaka'ya iniyor olacağız. 


Sağımızda bulunan düzlükte zeytinlikler.


Yerleşimden çıkmaya başlıyoruz.


Arkamızda bıraktığımız toprak köy yolları.


karşıda görünen son evden sonra bizi bu yoldan çıkartıp sola patikalara sokacak işareti göreceğiz.


ÖNEMLİ NOKTA!!! Yerleşim sonrası yolun sağa kıvrıldığı noktada patikalara giriyoruz. Çam ormanı içerisinden Akyaka'ya son iniş burada başlıyor. Olur da burası karıştırılırsa toprak yol Akyaka'ya iniyor zaten. Yanlış yola girmedikçe zaman kaybı yaşanmaz ama patikalar yerine araç yolundan yürünmüş olur.


Bir araç genişliğindeki bir yoldan patikalara giriyoruz.

Çam ormanı içerisinden yürünen, işaretlerin kaybolmadığı, bizi Akyaka’ya kadar indirecek 2.5 km.lik patikalara girmiş bulunuyoruz. Kısa vadi geçişleri, boyları 1 metreye ulaşan, üzerinden Akdeniz’in kavurucu yaz sıcağının geçtiği sararmış otlar ve tabii ki dev çam ağaçları.

Akyaka’dan Patikalardan bir süre toprak yola çıkıyor olsak da bu sevincimiz kısa sürüyor ve GPS ve işaretlere göre yeniden benzer çam ornaı içerisinden devam eden patikalara iniyoruz.

Deniz seviyesine inmemizin ardından orman içerisindeki patika da orman yoluna bağlanıyor, arı kovanlarının bulunduğu bir kısımdan Akyaka’ya doğru son adımlarımızı atıyoruz.


Patika yok gibi görünse de belli belirsiz var ama işaretler de var.


Yeniden çam ağaçları gölgesine giriyoruz.


Deniz seviyesinden 100 metre yükseklikteyiz ve bu kısımlarda Akyaka'ya doğru belirgin bir inişimiz başlıyor.


Çalılıklar içerisinden ilerliyoruz. Buralarda sarmaşıklar bacaklarımızı çok kaşındırıyor. Nasıl bir tür ise bugüne kadar binlerce km. yürümüş Altuğ'un kolu su toplayacak kadar kabarıyor.


Dik bir vadi geçişi ile karşı yamaca geçip inişimize kaldığımız yerden devam ediyor.


Aşağıdaki vadinin tabanına kadar inip geri çıkıyoruz. Akyaka'ya 1 km. kadar yolumuz kaldı ama hala orman, çalı, çırpı içerisinde yürüyoruz.


Vadi geçişi sonrasında yeniden patikalara giriyoruz ve inişimiz kaldığı yerden devam ediyor.


Dev bir kaplumbağa başı. Aman uyuyor uyandırmayalım. Dikkatli bakıp, hayal dünyası açık olunca çevrede böylesine objeleri görebilmek mümkün oluyor.


Çamların ve otların arasından sakin bir şekilde yürüyoruz. Saat 11:30. Minibüse yetişeceğimizden artık eminiz.


Kenarında arı kovanlarının bulunduğu toprak yola ulaşıyoruz. Toprak yoldan son bir yürüyüş ile Akyaka'ya ineceğimizi sanıyoruz ama aldanıyoruz. Toprak yolun karşısına geçerek kovanların arasından yeniden patikalara giriyoruz.


Yola iniyoruz ve GPS'i kontrol ediyoruz. Kovanların yanından karşıya giriyoruz. Dikkat edilirse girdikten hemen sonra işaret görülebiliyor.


Yolu kesip, patikaya giriyor, inişe kaldığımız yerden devam ediyoruz. 


İşaetler yerlerdeki taşlarda veya ağaç gövdelerinde görülebiliyor. Zaten bu kısımda artık dümdüz aşağıya indikten sonra bir şekilde Akyaka'ya ulaşılabiliyor.


Yerleşimlere yaklaşırken son 1 km.yi asfalttan yürümeye o kadar alışmışız ki merkeze 1 km.den az bir mesafe kalmış olmasına rağmen yürüdüğümüz yollar aynen bu şekilde.


Patikalar tamamlandı. Arı kovanlarının bulunduğu bir yola ulaşıyor, kovanların önünden sola doğru toprak yoldan yürümeye devam ediyoruz.

Artık arı kovanından korkmuyoruz ya paldır küldür yürüyoruz. Arı kovanlarının sahibi ile selamlaştıktan sonra arkamızdan seslendiğini duyuyoruz:

- Aman abi yukarıdan gidin. İleride kovanı açtılar. Önünden geçmeyin sararlar. Kusurumuza bakmayın. Özür dileriz...

Hani alıştık ya umursamıyoruz. Dert etmiyoruz diyelim. Hatta arkaya dönerek bir yandan yürüyüp bir yandan da sorun yok diyoruz. Ancak kafamızı önümüze çevirdiğimizde kovanları açmış olan astronot tipinde giyinmiş arıcılar bize yukarıdan dolanmamızı hararetli bir el hareketi ile anlatmaya çalıştığında durumun ciddiyetini anlıyoruz ve yolun yukarısında kendimize ağaçların arasından ilerleyerek toprak yolun paralelinde kısa bir süreliğine ilerleyip kovanları ardımızda burakıyor, yola yeniden iniyoruz.

Yaklaşık 5 dakikalık bir yürüyüşün ardından Orman kampının tam karşısına ulaşıyoruz ve sola doğru ana yoldan devam ederek “Citta Slow” (Yavaş Şehir) ünvanlı Akyaka’nın pazar alanının bulunduğu yere saat 12:00’de ulaşıyoruz.

Asfalta çıktığımız noktanın tam karşısı yürüyüşçü ve tatilciler tarafından da bilinen, kamp imkanı olan Akyaka (Gökova) Orman Kampı. Çam ağaçlarının altında, denize çok yakın ferah bir ortamda çadır kurup ihtiyaçları kaşılayabilmek mümkün. Tabii belli bir kamp ücreti de var. Kampın sezon dışı açık olup olmadığını sormakta fayda var (+90-252-243 51 56, +90-551-448 70 34).


Sola döndüktan sonra arıcıların kovanlardan bazılarını açtıkları ve bizi sarabilecekleri yönünde uyarısı sonrasında bu kovanların biraz tepesinden dolanarak yeniden toprak yola iniyoruz.


Toprak yoldan Akyaka'ya son adımlarımız


GPS tam Akyaka'ya 250 metre gösteriyor ama etrafta hiç yerleşim belirtisi yok.


İleride yolu görmeye başlıyoruz. Saat 12:00


Akyaka Orman Kampının tam karşısına çıkıyoruz.


Akyaka merkezine doğru çok kısa bir yürüyüş yapacağız. Orman Kampı'nın girişi sağda görülüyor. Pazar yeri 200 metre kadar ileride solda.

Akyaka’ya erken ulaşınca pazar alanındaki çeşmede elimizi yüzümüzü yıkıyor, kendimize geliyoruz.

Bu arada Akyaka’nın Karia Yolu üzerinde önemli bir kesişim noktası olduğunu belirtmek lazım. Gökova, Datça ve Muğla Parkurları buradan başlıyor. Örneğin Ula üzerinden giden yol ve yaylalara bu pazar alanının içerisinden geçerek çıkılıyor.

Pazar alanından biraz daha ileri doğru yürüyüp Migros’un önünde Muğla’dan gelip Ören’e doğru giden aracı beklemeye başlıyoruz. Aynı araç saat 16:00 civarlarında da var. Ören-Akbük parkuru yazısında bu aracın saatleri ile ilgili detaylı bilgi vermiştik.

12:30’da minibüse binerek üç gün boyunca yürüdüğümüz yollardan Ören’e geri dönüyor, doğada geçirdiğimiz zaman içerisinde adım adım yürümekten aldığımız keyif ve mutluluk az geldi. Daha doğrusu tam tadına varmaya başlamışken yarım kaldı. Bitsin istemedik...


Solda Akyaka pazar alanı. Muğla parkurlarına pazar alanının içerisinden giriliyor. pazar alanı içerisinde bir çeşme de var.


Akyaka'da yürüyüş biter. Nisan 2017'den buradan Datça'ya doğru yola devam edeceğiz.


Muğla'dan gelecek minibüsü bekliyoruz.


Muğla-Akyaka-Akbük-Ören minibüsü. Dönüş yolu. Olmak zorunda mı sanki?

Ören'de fotoğrafını çektiğimiz minibüs saatleri. Turnalı üzerinden olana bindik. Minibüs nihai saatleri için telefonların yürüyüşçülerin notlarında bulunmasında fayda olabilir.
Nisan ayında açtığımız deniz sezonunu 09 Ekim itibariyle tamamen rastlantı olarak yine Ören’de kapatıyor, yaklaşık 1.5 saat zaman geçirerek Ören’den Milas’a oradan da havaalanına dönüyoruz. Uçak havalandığında yürüdüğümüz yerleri havadan görmeye çalışıyoruz.

Her dönüşümüz bir öncekinden daha buruk oluyor.

Yürüyüşümüzü Akyaka’da sonlandırırken, Nisan 2017’de kaldığımız yerden Datça parkurlarını yürümek üzere geri döneceğimizin sözünü birbirimize veriyoruz.

Gezginin hikayesi aralarda yaşadıklarında gizlidir. Gidiş ve dönüşler hep bilinir ama asıl merak uyandıran bilinemeyenlerdir...


İtiraf edelim burada yürüyüşü bitirip fotoğraf çekmeyi hiç sevmiyoruz. Nisan 2017'de görüşmek üzere...

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates