2017 Nisan - Datça - 3.GÜN - Löngöz (Kargı) - Küfre Koyu - Bördübet - Balıkaşıran - Çatı Koyu

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 07:45 (Löngöz)
Bitiş: 18:45 (Çatı Koyu)

Toplam mesafe: 39 km.

* Löngöz (Kargı Koyu) – Küfre: 15 km.
* Küfre – Bördübet: 12 km.
* Bördübet – Balıkaşıran Mevki (Datça Yarımadası Girişi): 8 km.
* Balıkaşıran – Çatı Koyu: 4 km.

Su: Su problemi yaşanabilecek bir rota. Löngöz'den yola çıkarken mutlaka sularınızı tazelemeniz gerekiyor. Löngöz'de olmasa bile yol üzerinde yerleşim belirtisi olan Kargı ve Küfre'de mutlaka su takviyesi yapmak gerekiyor. Löngöz ile Bördübet arası 27 km. olduğundan yerleşimlerden yardım almadığınız takdirde gölgesi neredeyse hiç olmayan bu rotada keyif almak yerine çile çekebilirsiniz. Yolda kimseler ile karşılaşmayacakmış gibi suyunuzu kontrollü tüketmeye çalışın.

Golden Key'i geçtikten sonra Bördübet çıkışında bulunan çeşmeden sularınızı tazeleyebilirsiniz. Çeşmenin kurumuş olma ihtimaline karşı Bördübet içerisindeki yerleşimlerde de su ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Bördübet'ten çıktıktan sonra Balıkaşıran'a kadar su ve yerleşim yok. Balıkaşıran'dan Datça parkurlarına girdikten 4 km. sonra balıkçı barınağı olan Çatı Koyu'nda (Büyük Çatı) sahilde bir tulumba bulunuyor. Bu tulumbadan su ihtiyacınızı karşılayın.

Gölgenin az olması sebebiyle sıcak dönemlerde yürüyüş yapacakların bu parkurda su bakımından tedarikli olmaları gerekiyor. Su kaynakları çok iyi değerlendirilmeli çünkü Akyaka-Balıkaşıran arasında su kaynaklarının düzenli ve dengeli dağılmamış. Su konusunda bölgede yaşayan insanlardan yardım istemekten çekinmeyin.

Yemek ve İkmal: Tüm rota üzerinde bakkal ve market bulunmuyor. Löngöz'deki işletme sezonluk açık olduğu için eksiklerinizi tamamlamanız konusunda yetersiz kalabileceğinden tedarikli olmanızda fayda var. Bu rotalarda yanınızda 2-3 günlük yemeğinizi taşımanız sizi rahatlatır.

Yol üzerinde Likya Yolu gibi yerel insanların yürüyüşçülere sundukları gözleme, portakal suyu, çay gibi ikram ve fırsatlar yok. Çantanızda ne varsa kumanyalarınız da bunlar oluyor.

En yakın bakkal Datça'nın Emecik Köyü'nde. Balıkaşıran'dan yaklaşık 30 km. sonra. Sonraki gün Çatı Koyu'ndan başlayarak Emecik'e ulaşmak biraz zahmetli olabileceğinden Balıkaşıran veya çatı Koyu ile Emecik arasını iki gün olarak planlamanızı tavsiye ederiz.

Yol üzerinde bulunan çiftliklerde yaşayanlardan talep edebileceğiniz çok acil ihtiyaçlarınız haricinde, yürüyüşe başlayacağınız Löngöz'de uzun bir süredir tekne turizimine hizmet veren Ali'nin Yeri (Ali Ölmez, +90-546-2102709, +90-536-4124823) eksiklerinizi tamamlamak için tek olanak.

Anlaşılacağı üzere yürüyüşe Akyaka'dan başlayanlar için Karacasöğüt'teki bakkal veya Datça'dan gelenler için Emecik çok önemli ikmal noktaları.

Konaklama: Parkur üzerinde pansiyon türü konaklama imkanı yok. Bu rotada kamplı yürümek gerekiyor. Araçlar transferi ile yürüyenlerin bölgeyi bilen bir şoföre ihtiyaçları var. Bu bölgelere araç ile ulaşmak kolay değil yollar çok bozuk.

Pansiyonlu, çadırsız yürümek isteyenler bir gün içerisinde imkansız olabilecek mesafeler yürümek durumunda kalabilir, keyif alacakken yürüyüş çileye dönebilir. Kampsız yürüyeceklerin araç transferi ile günübirlik yürüyüşlerle planlama yapmaları gerekiyor.

Çadır konaklama yapacaklar için seçenekler çok. Bördübet civarında denize yakın bir konumda kamp atılabilir. Balıkaşıran sonrası sessiz ve sakin koylarda da kamp atma imkanınız var.

Parkur Zorluğu: Su ve yemek probleminiz olmadığı sürece mesafe haricinde zor bir rota değil.

Löngöz'den Bördübet'e kadar toprak yol, Bördübet'ten Datça girişi, Balıkaşıran'a kadar asfalttan yürünüyor. Balıkaşıran sonrası Çatı Koyu'na kadar parkurun tamamı patika. İşaret ve patikaları dikkatli takip etmek gerekiyor. Araç yollarında yürüdükten sonra patikalara girince işaretleri takip etmeyi ihmal edebiliyor.

Yol üzeri görsel olarak keyif verse de Küfre ile Bördübet arasında birkaç yol ayrımı  bulunuyor. Buralarda doğru yöne girip zaman kaybetmemek önemli. İşaretler her ayrımda rahatlıkla görülemediği için gerektiğinde GPS veya cep telefonu desteği almanız zaman kazandırabilir.

Balıkaşıran'dan başlayan Datça parkurları zor değil. Parkurlarının genelinde işaretlemeler oldukça iyi durumda olsa da bölge bakir ve yerleşimler az olduğundan GPS veya cep telefonlarınızda rotaların bulunması faydalı olur. Bu yorum tüm Datça Yarımadası için geçerlidir.


Uzun iniş-çıkışlar içermese de su ve ikmalin kısıtlı olduğu bir Karia Yolu parkuru. Bu tür rotalar yürüyüşçüleri su ve yemeklerini planlamak durumunda bıraktığı için deneyim kazandırıyor. Karia Yolu'nun Akyaka ve Datça arasına kalan parkurların yükseltileri ve parkurları zorlu değil ancak eksikleri tamamlamak için ikmal ve konaklama imkanlarının kısıtlı olması sebebiyle planlı ve programlı yürümek, doğada açlık ve susuzluğunuz ile başa çıkma konusunda biraz daha tecrübeli olmak gerekiyor.


Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Havası mı temizdir, biz mi dinlendik, uyku mu kaçtı bilinmez ama sabah erken uyanıyoruz. Saat 06:00. Altuğ çadırın dışına çıkıp çevrede gezinmek, Mehmet biraz daha yatmak istiyor. “Nasılsa yetişiriz dert değil. Uyuyayım biraz diyor.”



Harika bir sabah. Deniz o kadar durgun ki insanın farkına varmadan üzerinde yürüyesi geliyor. En ufak bir deniz hareketi yok. Olağanüstü. Bu anı yaşıyor olunca insan kendini özel hissediyor. Doğayı korudukça, ona sahip çıktıkça hepimiz için var. Benzer bir manzara herkesi bekliyor burada.



Ali de uyuyor. Herkes uyuyor. Bize dün akşam balık getiren çift de balıkçı teknelerindeki kamarada uyuyorlar.



Güne erken başlayan Altuğ iskelede fotoğraf çekip oturduktan sonra üşüyerek çadıra geliyor ve denizin dibinde kurduğumuz çadırda keyife devam ediyor.



İki dost birbirimizi öyle iyi tanıyoruz ki. Ne kadar yürürüz, ne zaman yürüyüş biter, 1 saatte nerelere ulaşabiliriz, acıkmamız, gerginliklerimiz. Doğa aktivitelerinde bunlar o kadar önemli ki...


Löngöz'de üçüncü gün başlıyor.

Güneş yükseliyor.

Durgun deniz. Ortam çok sessiz.

Kim burada bir sabaha uyanmak istemez ki?

Düş gibi

AliBar işletmesi sahilden böyle görünüyor.



Saat 07:00’de Altuğ Mehmet’i uyandırıyor ve hazırlanmaya başlıyoruz. Kahvaltımızı yola çıktıktan sonra keyif alacağımız bir yerde yapacağız.



Datça’ya varmamıza daha 1 hafta var. Bunu biliyor olmak, doğanın içerisinde adım adım günlerimizi geçirecek olmanın mutluluğu var. Son günler yaklaştığında yürüyüşün bitmesini isteyebiliyor insan. Ama bitecek olmanın da bir burukluğu oluyor. Değişik bir ruh hali ve ikilem oluşuyor üzerimizde.



Sabah 07:30’da giyinip, çantalarımızı hazırlayıp çadırımızı toplamaya başlıyoruz ve 07:45’de yürüyüşe başlıyoruz.



Sularımızı da sabah tazeliyoruz ki bunu yapmak özellikle sıcak dönemlerde yapılacak yürüyüşler için çok önemli. 27 km. uzaklıktaki Bördübet’e kadar su kaynağı yok. Tabii yol üzerinde Kargı mevkisi ve Küfre’den geçerken yerleşimler göze çarpacak ama bunu çok acil durumlar için akıllara kaydetmek gerekiyor.

Yürümeye başladığımızda Ali de uyanıyor. Sularımızı da son bir kez daha tazeledikten sonra kendisi ile vedalaşıp, teşekkür ederek yola çıkıyoruz.


Yola çıkıyoruz.


Bugün uzun bir yürüyüş olacak. Hedefimiz Datça Yarımadası’na Balıkaşıran’dan girmek. Havanın aydınlık olduğu saatlerde yürüdüğümüzden olması gerkenden biraz daha hızlı olmalıyız. Dün akşam Ali ve balıkçı genç arkadaşa Çatı Koyu’na ulaşmak istediğimiz söylediğimizde inanmak istemediler. Şaşırdılar. Oraya kadar gidilmez yürüyerek dediler. Deneyeceğiz...



Löngöz’de Ali’nin işletmesinde girdiğimiz noktaya tekrar geri geliyoruz ve Karia Yolu tabelasının yanından kaldığımız yerden yürümeye başlıyoruz.



Harika bir sabah, hafif bir serinlik var, havada bulut yok. Biz bugün tahminimizden fazla yol alırız gibi gözüküyor. Coğrafya bir gün öncesi ile aynı olsa bile yeni yerler, yeni koylar, tepeleri aşıp arkasındaki manzarayı merak arzumuz bizi her sabah yürüyüşe yeniden başlıyormuşuz hissi ile yola çıkmamızı sağlıyor. İnsanın içindeki yaşam sevinci ve merak etme isteği bitmediği sürece yollar da bitmiyor.



Toprak yola çıkıp sağa saptıktan 5 dakika sonra sağda çok geniş bir düzlük çıkıyor karşımıza. Daha doğrusu düzlük daha deniz seviyesinde ve biz hafif bir tırmanış ile çukurda kalan bu çok geniş düzlükte birkaç küçük çiftlik evi ve ekili araziler bulunuyor. Löngöz’ü de içine alan bu bölgenin adı Kargı veya Tuzla Mevkisi. Hatta yol üzerinde bulunan koy da Kargı Koyu olarak biliniyor. Haritadan baktığımızda biz burayı Likya’nın Kekova bölgesinde bulunan Sıçak Yarımadası’na (Aperlai) benzettik. Düzlüğün deniz tarafından Nergislibaşı Tepesi (180 m.) bulunuyor. 


Löngöz girişinden sağa doğru dönüyoruz. Toprak yoldan yürümeye başlıyoruz.

Bördübet çıkışına kadar toprak yoldan yürüyeceğiz.

Bakmayın güneşe, bugün de hafif üşüten bir sabah serinliği var.

Kargı olarak da bilinen Tuzla Mevkisi.

Sağda geniş düzlükler var. Arkada Negislibaşı Tepesi görülüyor.

Bugünün uzun bir gün olacağının bilincindeyiz. Yavaş yavaş tempo tutacağız.

Tuzla Mevkisinde (Kargı) yerleşimler göze çarpıyor. Kimseler var mı bilinmez ama çok acil ihtiyaçlar için birileri mutlaka bulunabilir.



Patika yok. Araç yolunu takip ediyoruz. İşaretler de çoğu zaman gözümüzün önüne çıksalar da yolun başında tariflememiz gereken yol ayrımları var. Yanlış yöne girildiği takdirde kaybolmak sözkonusu olmaz ancak ciddi zaman kaybı yaşanır. Bu tür ayrımlar Karia Yolu’nu Likya Yolu’ndan ayıran en önemlifarklardan biri. Çünkü Likya Yolu artık çok sayıda insan tarafından yürünüyor. Dolayısıyla, işaretten, babaya kadar her şey belirgin. Bunlar yoksa bile ayak izlerinden yolun nereye gittiği fark edilebiliyor artık. Ancak Karia’da böyle bir durum (eğer bu yol bir ara yol ise) söz konusu değil.



Aşağıdaki geniş düzlüğü ve panoramik manzarayı hayranlıkla seyrederek toprak yoldan yürüyoruz. Yola çıktıktan yaklaşık 1 km. sonra sağdaki büyük düzlüğü arkanızda bırakmanıza yakın (Kesmelibıçak mevkisi) ağaçların arasındaki en son prefabrik dubleks bir ev/kulübe göreceksiniz (bizim yürüdüğümüz tarihte kahverengi dış cephe boyası vardı). Bu evi geçtikten 200 m. sonra karşınıza bir yol ayrımı çıkıyor. Bu yol ayrımında sağa aşağı doğru devam eden belirgin toprak araç yolundan değil solda yukarı Hırsız Tepe veya Tenelli mevkisine giden yola girmeniz gerekiyor. Son iki gün toprak yoldan yürümeye öylesine alışmışız ki sağdan devam edip 300 metre sonra geri döndük. Kendine güven her zaman doğru yönde çalışmıyor. Sağa devam etmiş olsak aşağıda görünen koyun dibine inmiş olacaktık ve bir şekilde, büyük bir zaman kaybının ardından bu ayrıma geri dönecektik. İşte Karia’da bu tür ayrımları kaçırmamak için GPS desteği gerekebiliyor.



Okuyacakları daha fazla paranoyaya sürüklememek için sağa saptıktan sonra yerdeki bir taşta kırmızı-beyaz işareti görüyoruz ve orman yolundan çıkışımız devam ediyor.


Marmaris Bisiklet Yolu tabelaları burada karşımıza çıkıyor.

Sağda çam ağaçları arasındaki bu son kulübeyi geçtikten sonra yol ayrımı karşımıza çıkacak.

Yoldan emin adımlarla yürüyoruz. İşaret aramamızı gerektirecek bir durum yok.

Bugünün ilk yol ayrımı. Buraya DİKKAT!!! Sola sapmak gerekiyor. Sağdan Kargı Koyu'na inilir. Ayrımda bir işaret görülmüyor.

İşareti sola saptıktan sonra sağdaki bir taşın üzerinde görüyoruz.

Tenelli Mevkisi veya Hırsız Tepe'ye doğru çıkışa başlıyoruz. Bugünün ilk ve son çıkışı.

Yükseldikçe Tuzla düzlüğü aşağıda kalıyor.



Solda birkaç arı kovanının olduğu çok sert olmayan bu çıkış yaklaşık 2.5 km. sürüyor ve deniz seviyesinden 150 metre yüksekliğe ulaşıyoruz. Biraz daha detay vermek gerekirse;


Çıkış sırasında kafa karıştıran bir ayrım yok. Toprak yol çok geniş ve belirgin, ayrıca işaretler ile karşılaştığınızda kendinize güven geliyor. Burada da Marmaris bisiklet rotalarına ait tabelalar da bulunuyor. Yukarıda belirttiğimiz üzere 2.5 km. sonra sağa tam bir “U” dönüşü yaparak çıkışı tamamlamış oluyoruz. Bu dönüş sonrası da çıkış düz sayılabilecek kadar yumuşak. Marmaris Bisiklet Rotaları’na ait bir tabelanın da bulunduğu “U” dönüşünde yol ikiye ayrılıyor gibi gözükse de yoldan çıkmadan tam “U” dönüşü yapacağınız için karışıklık yaşamanız düşük ihtimal. Yine de gözünüz işaretlerde olsun.

Çıkış sırasında Kargı’nın batıya bakan Tuzla Koyunu, tarlaları bir baştan bir başa görebiliyoruz. Yükseldikçe aşağıda kalan irili ufaklı tepeler ve küçük vadiler çok daha belirgin hale geliyor. Hangi yöne bakarsak bakalım manzara harika. Yaşamak, gelip görmek lazım. Şu an doğada sadece biz varmışız gibi bir ortam var. Ses yok, hareket yok ayak seslerimizden başka...

Tırmanış sert değil.

Makilik bitkisi olan katırtırnağı yol üzerinde karşımıza çıkıyor. Sapsarı çok güzel görünüyor.

Tuzla (Kargı) Koyu

Çıkışımız devam ediyor. Sağdaki vadinin ardından dolanarak Yediadalar'a doğru ineceğiz.

Hırsız Tepe (Tenelli) çıkışı. Rotanın tek çıkışı işte böyle görünüyor.

Tuzla Koyu ve batıya bakan boğazı.

Kargı aşağıda kaybolmak üzere arkada Gökova'nın kuzey sahilleri (Ören) görülüyor.

Yoldan çıkmadan "U" dönüşü yapıyoruz ve toprak yoldan yürümeye devam ediyoruz.

Yolumuzun üzerinde yukarıya doğru çıkarken beyaz bir at da biz ona doğru yürüdükçe yukarıya doğru kaçıyor. Muhtemelen Kargı’daki düzlüklerde otlarken bu yola girmiş ve biz ona yaklaştıkça o da kaçıyor. Herhangi bir ara yol olmadığından bir yaklaşıyoruz o kaçıyor. En sonunda makiliklerin arasında bulduğu bir boşluğa sığınarak geçmemizi bekliyor. Yakınından geçerken nefes aldığını duyabiliyoruz. Daha fazla korkutmamak için hiç kendisine bakmadan yürümeye devam ediyoruz.

Yukarıda tariflediğimiz “U” dönüşü sonrası virajlı orman yolundan 1 km. yürüdükten sonra hafif bir inişin ardından sağa doğru bir “U” dönüşüne daha rastlıyoruz. Tenelli olarak bilinen bu mevkide de Bisiklet rotalarına ait bir tabela bulunuyor.

Toprak yoldan yürümeye devam ediyor, bu son “U” dönüşünden sonra geniş ekili alanlara sahip Yastıkdüzü ovası yeni hedefimiz. Tenelli mevkisinden Yastıkdüzü yaklaşık 6 km.

Biz çıkıyoruz Kargı'dan bu yana bizden kaçan at da yukarıya doğru çıkıyor. Muhtemelen yol ayrımı olmadığı buradan da anlaşılıyor. Atın kaçabileceği bir yer yok. O yukarı biz arkasından kendisini takipteyiz. 

Tenelli Mevkisine yaklaşıyoruz.

Tenelli Mevkisinde (Hırsız Tepe-160 m.) yol tam sağa dönüyor. 

Tenelli'de az önce aşağıda sağda gördüğümüz vadinin karşı yamacına geçiyoruz.

Yol üzerinde işaretleri görebiliyoruz.

Bu kısımda sık virajlar var. Yol kıvrıla kıvrıla devam ediyor.

Bölgenin olmazsa olmazı arı kovanlarını görüyoruz.

Artık arı kovanlarından korkumuz yok. Kararlı ve emin bir şekilde yürüyoruz. Yine de temkinliyiz tabii.

Vadinin karşısında bulunan Koyun Tepesine çıkışımız tamamlanmak üzere.

Çıkış tamamlanıyor. Koyun Tepeden Hırsız Koyu'nu görmeye başlıyoruz.

Hırsız Koyu ve Teke Burnu.

Koyun Tepe'den iniş başlıyor. İnişten sonra günün sonuna dek deniz seviyesine yakın yürüyeceğiz.

Yastıkdüzü deniz seviyesine yakın bir yükseklikte olsa da inişimiz 150 m. yüksekliğindeki Koyun Tepesi'ne çıkışımızın ardından başlayacak. Koyun Tepesine ulaştığınızı hem inişe başlayacak olmanızdan hem de sağınızda aşağıdaki Hırsız Koyu’na inen oldukça bozuk ve tali bir yoldan anlayacaksınız. Buradan sonra Gökova’nın yepyeni manzaraları sizi karşılıyor olacak.

İlk iki günün sonunda 60 km.’nin üzerinde yol yürüdüğümüz ve halen benzer tempoyu koruduğumuz için ayaklarımızda su toplamaları başlamış durumda. Mümkün olduğunca durumu idare etmeye çalışsak da bir süre sonra yere basamıyor, eğreti bir şekilde yürüyoruz. Yakın bir yerlerde küçük bir su balonu patlatma operasyonu yapmamız gerekecek.

İnişimiz sırasında Hırsız Koyu, Teke Burnu ve ardında Teke Koyu’nu görmeye başlıyoruz ve 3.5 km sonra deniz seviyesinden 25 metre yükseklikteki Yastıkdüzü’ne saat 10:00’da ulaşıyoruz.

Yastıkdüzü’ne girişte 400 metre aralıklarla iki-üç noktada yolun sağında tali yol girişleri ve yol ayrımları görüyoruz. Buralara girmiyoruz çünkü bu yollar sağımızda kalan Teke Koyu, Teke Burnu ve Hırsız Koyu’na giden ara yollar. Biz daha belirgin olan sol yoldan yürüyoruz. Tabii yürüyeceğimiz yol konusunda bu derece emin olmamızda işaret ve GPS’in de emeği var. Hakkını vermemiz lazım.

Küçük bir su hatırlatması: Yastıkdüzü yürüyüşümüzün 12. km.si ve henüz su kaynağı karşımıza çıkmadı. Rotanın çok zorlu olmaması, havanın sıcak olmaması da bizim şansımız tabii. Yol üzerinde gölge yok. Aşırı sıcakta perişan olabilirdik.

Yastıkdüzü’ne ulaştığımızı “T” şekilinde bir yol ayrımından anlıyoruz. Tam karşımızda tel örgüler ve ağaç gövdesi üzerinde sola dönmemizi gösteren ters “r” işareti var. Sağa devam eden yol kısa bir süre sonra Teke Koyu’nda son buluyor.

Sola saparak Yastıkdüzü’nün geniş tarlalarının ortasındaki toprak köy yolundan yürüyoruz. İçeride sürekli yaşayan birisi var mıdır bilinmez ama burada da tek bir çiftlik evi gözümüze çarpıyor.

Koyun Tepe'de genel manzara

İniş başladı. Sağda Hırsız Koyu'na giden yol var. Düz yürümeye devam.

Görüleceği üzere yolda gölge yok. Sıcak havalarda dikkatli olmak lazım.

Yastıkdüzü'ne ulaşıyoruz. Sola düzlüklerin bulunduğu Yastıkdüzü'ne sapıyoruz. Sağa doğru yol Teke Koyu ve Burnuna doğru gidiyor (çıkmaz yol).

Yastıkdüzü'ne ulaştık.

Eğer görebilirseniz sapakta ters "r" işareti bulunuyor.

Yastıkdüzü

Bölgenin coğrafyası çam ormanı ve makilik. Çocukluktan bu yana Marmaris Çam Balını duyarız. Bölge çam ormanı ve mümkün olan her yerde arı kovanlarını görebilmek mümkün.

Yastıkdüzü’nden çıkışında da bir “T” yol ayrımı bulunuyor. Bu sefer sağa Küfre yönüne sapıyoruz.

Toprak orman yolundan 1.5 km.’den biraz az bir mesafe yürüdükten sonra Küfre girişine ulaşıyoruz. Çam ormanının yanında burada sığla ağaçları görmeye başlıyoruz. Kuru bir dere yatağı bile olsa sığla ağaçları hemen ortaya çıkıveriyor. Yemyeşil yaprakları ters ışığın da etkisiyle lamba gibi parlıyor.

Yol üzerinde tali bir yol ayrımı karşınıza çıkacak olsa da ana yoldan ayrılmadan yürümeye devam etmek gerekiyor. Yolu takip etmek yerine sağdan yürünürse Küfre Koyu'na ulaşılıyor.

Yastıkdüzü çıkışı. Yol ayrımı. Sağa doğru devam ediyoruz.

Yastıkdüzü sonrası Küfre'ye doğru ilerliyoruz.

Yol kenarında yarım santim genişliğinde bir delik. Ne olabilir acaba?

Yollar oldka düz baton kullanmaya gerek duymuyoruz. Tabii çantalarımızın 11-12 kilo olmasının da etkisi var. Sanki sırtımızda yok gibiler.

Dere yatağından geçiyoruz.

Bu coğrafyada ortam biraz sulak olunca hemen sığla ağaçları yetişmeye başlıyor.

Küfre'ye yaklaşıyoruz.

Bir yol ayrımı karşımıza çıkıyor ancak daha belirgin olan mevcut araç yolundan yürümeye devam ediyoruz. Sağdaki yol Küfre sahiline doğru gidiyor.

Çok kısa sürse de bu bölümün gölge olarak geçtiğimiz bölümü

Sığla yaprakları

Sığla Ağacından sığla yağı elde edilmesi. (Kaynak: Google)

Küfre'ye ulaşıyoruz. İleride insan seslerini de duymaya başlıyoruz.

Yürüyüşün 15. km.sinde saat 11:00’e doğru Küfre’ye giriyoruz. Burası da sayfiye yeri sayılabilecek ama tarımın olduğu yemyeşil bir yer. Zaten Gökova mavituruna çıkanların da uğradığı koylardan biri Küfre Koyu. Yazın buraya araçlarla da geliniyor. Dolayısıyla popüler ve bilinen bir nokta. Ama bu mevsim bölge sakinlerine ve biz doğaseverlere emanet.

Yazının başında Bördübet’e kadar su kaynağının olmadığını yazmış olsak da burada 12 ay boyunca yaşayan insanlar var. Çok acil bir durumda su takviyesi yapabileceğiniz bir lokasyon Küfre. Hani bir restoran, bakkal yok ama insanların su ve diğer acil yardım talepleriniz karşısında yardımcı olabileceklerini düşünüyoruz.

Yola çıktığımızdan bu yana mola vermedik. Küfre girişindeki yemyeşil çayırlarda hem yemek molası verip hem de ayaklarımızda oluşan su toplarını patlatmaya karar veriyoruz. Patikalarda yürümüş olsak böyle bir operasyona gerek olmazdı. Monotonluğu sevmeyen ayak tabanlarına (düz yollarda uzun süre yürüyünce) bu tür müdahelelerde bulunmak gerekiyor. Bir süre sonra yere düzgün basamaz hale geliyorsunuz.

Yemeğimizi yiyiyoruz. Menü belli. Ton balığı, etimek. Sıkılmıyoruz ton balığı yemekten. Aksine süpermarketlerde satılan ve bir süre sonra plastik yiyiyormuşuz tadı veren dürümlerden çok daha iyi Etimek. Daha da hafif, bayatlamıyor ve birçok yerde bulunabiliyor.

Yarım saat yemyeşil çayırın ortasında öylece dinleniyoruz. Çevrede zaman zaman sakinliği bölen insan ve elektrikli testere seslerinden başka bir ses yok.

Ne zaman kalkıp yola devam ederiz diye birbirimize sormuyoruz ama yola devam etme vaktinin geldiğinin farkındayız. Hadi 5 dakika, yok 10 dakika derken yola koyuluveriyoruz saat 11:45’te.

Küfre düzlüğü başlıyor.

Yabani değil ama Küfre'de atlar özgürce geziyor.

Gökova'nın ortasında kendi aleminde küçük bir yerleşim.

Burada kulübe tipi küçük evler var. Yol üzerinde çöplerimizi atabileceğimiz bir de çöp kutusu bulunuyor.

Yoldan yürümeye devam ediyoruz.

Denizi görmüyor olsak da sahil sağdaki düzlüğün sonunda bulunuyor. Çok uzakta değil.

Zeytinlikler içersine bu tür depoları görebilmek mümkün.

Küfre içerisinde yürümeye devam ediyoruz.

Keyfimiz yerinde ama kahvaltıyı yürümekten çabucak yaktık bitirdik. Karnımız acıktı. Öğle yemeğini 11:00'de yemeğe karar veriyoruz.

Öğle yemeği sonrası mecburi bakım saati geliyor. Her yürüyüşçünün çilesi su topları. Pansuman yapıp önlem almadan yürümek çok zor oluyor.

Küfre Koyu

Küfre sahilinde de sulak bir alan var dolayısıyla sahilinde denize girebilmek çok uygun gözükmüyor. Küfre'de yazın tekne turizimine hizmet veren bir işletme de bulunuyor. Aşağıda görünen yeşil çatılı yer. Ama şimdi kapalı.

Ayaklara pansuman yapıldı Altuğ'un yüzü gülüyor.

Tekneler açısından harika olsa da Küfre’de denize rahatlıkla girilebilecek bir kumsal yok. Burada da deniz bir azmak tarafından beslendiğinden sahil biraz çamur ve batak gibi görünüyor. Ancak aşağıda yazın işlediği belli olan küçük bir tesis var. Şimdi kapalı tabii.

Küfre’ye giriş ve çıkış yaklaşık 2 km. sürüyor. Küfre çıkışında deniz seviyesinden yaklaşık 100 metre yükselerek Küfre Tepesi eteklerinden sağda Küfre Koyu’nu ve bölgenin coğrafi yapısını doya doya izleme olanağı buluyoruz.


Küfre’den Bördübet’e kadar çok sayıda mevki geçeceğiz. Ancak bunlardan en etkileyici olanı hemen karşımızda bulunan Yedi Adalar. Neden yedi denmiş bilinmez ama haritadan da bakıldığında sayısı altı olan irili ufaklı adalar Gökova’nın ortasına serpilmiş inci tanesi gibi. Masmavi denizin ortasında öylece duruyorlar. ne ilginçtir anakaradan bakınca adalar farklı bir gezegen gibi görünür birçok insana. 

Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın "Adalar burada gökyüzünde asılı gibi durur. Burası Gökova'nın, dünyanın merkezidir" dediği Yedi Adalar sığla ağaçları ile doludur. Yaz aylarında Gökova'nın sert Kıran Rüzgarı burada görülmez.

Balık Bankası adlı hikayesinde yılan balıklarını anlatır 
Halikarnas Balıkçısı. Yılan balıkları Yedi Adalar'dan Bahamalara kadar 3 yıl süren bir yolculuğa çıkarlar. Orada yumurtlayıp ve ölürler. Yumurtadan çıkan yavrular hiç bilmedikleri denizlerde Gökova'yı bulup Yedi Adalara geri dönerler. Halikarnas Balıkçısı'nın bu hikayesini defterinize veya aklınızın bir kenarına not edin.

Yedi Adalar Küfre ile Taneli Burun arasında kalan adalardan oluşuyor. Küfre Koyundan başlayarak Taneli Burun'a kadar güneye doğru sırasıyla Babüş Bükü, Uzun Liman (Saklı Koyu), Karaağaç Limanı, Bekar Koyu ve Gökçeağaç Bükü bulunuyor. Tüm bu koylar teknelerin demirleyebildiği, çam ağaçları ile çevrelenmiş cennet gibi yerler olduğundan emin olun. Tabii biz bu koyların hepsini bulunduğumuz konumdan göremiyor olsak da yakınlarından bir yerlerinden geçiyoruz.


Haritadan bakılırsa adaların adları kuzeyde hepsinden ayrı olarak bulunan Göllü Ada. Küfre'ye en yakın olanı Küçük Ada, batıya doğru sırasıyla Zeytinli Ada, Uzun Ada ve daha çıplak ve en batıda bulunan Martılı Ada.

Yol boyunca birçok yerde işaretleri görebiliyoruz.

Küfre Koyu'nu seyrediyoruz. Fotoğraf ve Gopro molası verdik. Sakin ve huzurlu bir yer burası.

Küfre'den çıkıyoruz. Artık ileri bakma zamanı. Yepyeni burunlar, adalar ve koylar bizi bekliyor.

Yedi Adalar'ı görmeye başlıyoruz.

Küfre Tepesi'nden Yedi Adalara doğru.

Toprak yollarda yürüyor olsak bile Gökova'nın cennet gibi noktalarından biri. Tek gürültü ayak seslerimiz.

Küfre Koyunu son kez gördüğümüz nokta.

Küfre Tepesi'nden Yedi Adalar. Aşağıda sağda Babüş Bükü görülüyor. Koyun girişindeki büyük olan ada Zeytinli Ada, arkasında Uzun Ada görülüyor.

Uzun Ada, arkasında Martılı Ada ve en arkadaki burun Taneli Burun.

Yedi Adalar Hatırası.



Görseli anlatırken yolu da anlatmaya çalışalım çünkü Bördübet’e kadar birkaç yol ayrımı var. Zaman kaybetmemek için yola, işaretlere ve GPS’e çok dikkat etmek gerekiyor. Hatta bazı yerlerde üçyol ayrımı bile bulunuyor. Özetle “Küfre-Bördübet arasındaki yol ayrımlarına dikkat” tavsiyemizi unutmayın. Toprak yollarda gereksiz yere zaman kaybetmeyin.



Küfre tepesinden inişe başladıktan 2 km. sonra ilk yol ayrımı Saklı Mevkisinde karşımıza çıkıyor. Yola soldan düz devam ediyoruz. Sol taraftaki yol daha belirgin ve daha sık kullanıldığı açıkça belli oluyor. Sağ taraf ise hafif bir çıkış ile “U” dönüşü yapılacağı belli oluyor ve çok yakınınızda bulunan Uzun Liman’a (Saklı Koyu) iniyor. Hani sağa devam etseniz bile yol bitecek ve buraya geri dönülür.



Bu bölümlerde deniz manzaraları yerine çam ağaçları ve makilikler hatta Bördübet’e doğru ekili alanları görüyoruz. Bu sebeple burada biraz daha tempolu yürümeye ve zamandan kazanmaya çalışıyoruz ki manzara ve fotoğraf çekeceğimiz noktalarda molalarımızı uzun tutabilelim.


Yedi Adalar'dan Bördübet'e doğru yürümeye devam ediyoruz.


İlk yol ayrımı soldan yürümeye devam ediyoruz. Sağ taraf Saklı Koya (Uzun Liman) doğru gidiyor

İnişi bu bölümlerde tamamladıktan sonra yol öylesine düz hale geliyor ki batonlarmızı da kullanmıyoruz. Tabii çantalarımızın da ağır olmamasının da hızlı yürümemizde katkısı var.



Bu yol ayrımını geçtikten 5 dakika sonra (100 m. sonra) bir yol ayrımına daha ulaşıyoruz. Burada sola sapmamak gerekiyor ve dümdüz sağdan yürüyoruz. İki yol da benzer sıklıkta kullanılıyor gibi gözüküyor.


İkinci yol ayrımı. Sağdan yürümeye devam ediyoruz. 


Yürüyüşümüze yaklaşık 1.5 km. herhangi bir yol ayrımı ile karşılaşmadan yürüyoruz. Tabii bu sırada karşımıza yol işaretleri çıkmıyor değil ama bazı sapaklarda işaretleri göremedik. Zaten bir tanesini kaçırsanız yanlış yola girseniz sorun başlıyor.



Saat 13:00’de Nergizlidüz mevkisi’ne ulaşıyoruz. Nergizlidüz civarında tarım yapılan düzlükler bulunuyor.


5 dakika arayla iki yol ayrımı geçiyoruz ve ikisinde de dümdüz soldan yürümeye devam ediyoruz. Tali yol görünümünde olan sağdaki yola girmiyoruz. Sağa doğru giden yollar Çamaltı (Gökağaç) ve Bekar Koyu ve Yedi Adaları tam karşıdan göreceğiniz enfes koylara doğru gidiyor. Tabii biz yürüyüşçüler çile çekmeyi sevdiğimizden ana yoldan yürümeye devam ediyoruz. Anlaşılacağı üzere buralarda yoldan çıkmak için seçenek bol.

Yedi Adalar'ı geçtik. Nergislidüz Mevkisi civarlarındayız. Orman yolundan yürüyoruz.


Üçüncü yol ayrımı. Soldan yürümeye devam ediyoruz. Sağ taraf Yedi Adalar'ı tariflerken anlattığımız Bekar Koyuna doğru gidiyor.


Dördüncü yol ayrımı Nergislidüz Mevkisinde. Soldan düz devam ediliyor. Sağ taraf Taneli Burun'a doğru gidiyor. Her yol ayrımında işaretleri göremiyorsunuz.

Görsel olarak çok değişiklik göstermeyen bir coğrafya olsada burada ciğerlerinize tertemiz havayı çekin. Eğer ara yollara girip koylara inmeyi düşünmüyorsanız bu bölümler hızlı yürünebilir.

Nergizlidüz’de üstüste iki yol ayrımını geçtikten yine 5 dakika sonra Baykuş Mevkisine ulaşıyoruz. İki yol da sık kullanılıyor gibi gözüktüğünden GPS yardımı alıyoruz ve sağdan yürüyoruz. Tabii bu noktada hangi yöne yürüyeceğimizi belirlememizde yardımı olan bir tabela görüyoruz. “Amazon”. Amazon bu bölgenin en eski işletmesi. Sahibi 70li ve 80 li yıllarda spor programları, Tele Pazar türünde programları Cenk Koray ile birlikte sunmuş olan Güneş Tecelli. Bördübet’e ulaşmak için Amazon tatil köyünün de önünden geçeceğiz. Bördübet’ten Löngöz tarafına (ters yöne) yürüyecekler de bu ayrımda “Yedi Adalar” tabelası ile karşılaşacaklar.

Özetle, Nergizlidüz-Baykuş mevkisinde 200 metre aralıklarla üstüste gelen 3 yol ayrımında ilk ikisinde soldan üçüncüde sağdan yürümeye devam ediyoruz.

Baykuş Mevkisi. Beşinci yol ayrımı. Sağdan yürünüyor. Amazon yazan tabela da takip edilebilir.


Tam bu sapakta Yedi Adalar levkhası da bulunuyor. Tabii bu ters yönden yürüyenler için geçerli. Datça yönünden gelenler Yedi Adalar yönüne devam etmeli.

Bu yol ayrımlarından sonra karşımıza çok sayıda ekili arazi çıkıyor. En azından görsel biraz değişiyor yoksa artan susuzluğumuz ile birlikte sıkılmaya başlamıştık. Mevsim bahar olunca tarlalar yemyeşil, birileri çalışıyor ekinler biçiliyor.

Bu arada 20 km.si ve susuzluğumuzun arttığını söyleyebiliriz. Sularımızı bu mevsimde bile idareli olarak kullanmaya gayret ediyoruz ama bu rotayı yazın ve sıcakta yürümenin büyük çile ve sağlık sorunları doğurabileceğini belirtelim. Yol boyunca gölge bir nokta da yoktu.

Baykuş mevkisinde sağdan yürümeye devam ediyoruz ve 500 metre sonra son yol ayrımına Çelikli mevkisinde ulaşıyoruz. Burada ikiden fazla yol ayrımı gözümüze çarpıyor. Biz sağ ve soldaki ayrımlara girmeden karşımızda bulunan yoldan yürüyoruz. Bir “Amazon” tabelası burada da bulunuyor. Sağdan devam edilirse 2 km. sonra Çatalca mevkisi ve Çatalca Koyu’na ulaşılır. Bu ek bilgiyi de vermiş olalım.

Buraya kadar çok sayıda burun ve koy adı verdik zira buralı özel noktalar. Bir herbirine tabii girmedik ama her sapağın sonunda cennet gibi bir koy olması muhtemeldir.

Orman yolundan yürüyoruz. Susuzluğumuz artmış durumda.


Son yol ayrımı. Çelikli Mevkisi. Soldan yürüyoruz. Sağ taraf Çatalca Burnuna doğru gidiyor.


Bördübet'e yaklaştıkça ekili alanları görmeye başlıyoruz.


Çam ağacın üzerinde küçücük bir Marmaris yol tabelası.

Burası Küfre-Bördübet arasında tarif edeceğimiz son önemli kritik yol ayrımı idi. Ezberinizde tutmaya gerek kalmadan GPS ve telefon desteği aldığınızda görseli az olan ama kolay olan bu kısmı hızlıca geçebilirsiniz. Buralarda su kaynağı ve gölge bölümler de olmadığından buraları hızlıca geçmenizi ve Bördübet’e ulaşmanızı öneririz.

Susuzluğumuz arttı ve karşımıza çıkan ilk yerleşim,ev ve kişiden su isteyecek duruma geliyoruz. Çünkü en yakın su noktası ne kadar uzakta kestiremiyoruz. Yukarıda tariflediğimiz Çelikli’deki son sapağı geçtikten 1 km. sonra yolun solunda tarlaların olduğu bir açık alana ulaşıyoruz. Tabii bu tarlaların olduğu kısımda bahçe duvarı ve içerisinde inşaat çalışmaları var. Biz bugün düzlük ve tarla diyor olsak da bizden sonrakiler çok daha farklı bir manzara ile karşılaşabilirler.

Orman yolu genişliyor.


Baharın en güzel renklerini burada görmeye başlıyoruz. Sadece ciğerlerimizi temiz hava ile değil, gözlerimizi de bahar manzaraları ile doyuruyoruz.

Yolun sağında tahta bungalowlar inşa etmekte olan bir işletme çıkıyor. Çalışma olduğundan henüz işletme diyemeyiz ama birileri var. Mehmet öncü oluyor ve su istiyor. Sağolsunlar bizi çevirmiyorlar ve bahçeye buyur ediyorlar. 

Kendi bungalowlarının önünde sandalyelere oturuyoruz ve Kabak (Fethiye) Koyundan buraya gelmiş Cevdet ve ailesi ile tanışıyoruz. Tanışma faslında isimlerimizi duyduğunda o bizi likyayolu.org web adresinden tanıdı. Kabak’ta daha önce Reflections’u işletmesinin ortaklarındanmış ama artık Kabak Koyu’nun kalabalıklığından buraya ailecek kaçtıklarını söylediler. Buradan geçecekler Cevdet’in yerinde kısa bir mola verebilirler.

Susuzluğun üzerine kahve tiryakisi Altuğ’a ikram ettikleri Nescafe ve buz gibi soda için sade bir teşekkür az kalır. Önceki güncelerde mutlaka yazmışızdır ama Mehmet’in kafein türü içecekler içmediğini de rotamızın bu bölümünde belirtmiş olalım. 

Yarım saat molanın ardından fazla zaman kaybetmeden yola koyulmanın vakti geliyor. 13:30’da verdiğimiz molanın ardından saat 14:00’de Bördübet’e doğru son adımlarımızı atacağız. Su içmek, sohbet hatta kafein iyi geliyor.

Cevdet bize Amazon Tatil Köyü’nün girişini geçtikten sonra çeşme olduğunu söylüyor. Tabii bunu öğrenmek bizi mutlu ediyor. Bunu bilmiyor olsak buradan suya kadar olan 10 dakikalık mesafede birbirimizle kavga bile edebilirdik. Sözlü tartışma yanlış anlaşılmasın. Gerçi o da birbirbirimize laf atma şeklinde oluyor o da ayrı. Susuzluk böyle birşey işte. Önce sağına soluna sonra kendine zarar veriyor insan.

Bu arada ilk defa bu yürüyüşümüzde birbirimizle (Kızlan çıkışı) hiç tartışmadık. Galiba yaşlanıyoruz artık.

Bördübet girişinde sadece tarla değil işletme çalışmaları da var. Sağdaki geniş düzlüğe tahta bungalowlar yapılıyor. 


Hareket olan bu ilk noktadan su istemeye karar veriyoruz.


Cevdet ve oğlu ile hatıra fotoğrafı. Su ve kahve için kendisine teşekkür ediyoruz.


Su içtik keyfimiz yerine geldi. Yola devam etmek için hazırlanıyoruz.


Yol üzerinde işaretleri görebiliyoruz. Burada sağda taşların üzerinde. 


Her yer ilkbahar. Yürüyüş için belki de en güzel mevsimlerin başında geliyor.

Yürüyüşe kaldığımız yerden devam ediyoruz ve görüyoruz ki çam ağaçları arasında kalan bu düzlüklerde neredeyse herbirinde bir çalışma var ve dahası olacak. Yakın zamanda buralara irili ufaklı işletmeler olacak gibi görülüyor. Bizden sonra yürüyecekler şaşırmasın.

Cevdet’in yerinden çıktıktan 500 metre sonra Amazon’a gelmeden önce bir yol ayrımı daha karşımıza çıkıyor ve biz soldan çam ormanı içerisinde doğru yürüyoruz.

Bördübet'e doğru adım adım yaklaşıyoruz.


Bördübet girişindeki yol ayrımı. Soldan orman içerisine doğru giriyoruz.

Bu ayrımdan çok kısa bir süre sonra yılların işletmesi Club Amazon’un önünden geçiyoruz. Daha sezon açılmamış, kapalı. Ama içeride sezona hazırlık çalışmaları var. Club Amazon çam ormanı içerisinde ama deniz kenarında değil. Sahile çok yakın olsa da hatta denize girmek için işletmeden dışarı çıkıp yolun karşısındaki iskeleden kanolara binerek sahile ulaşabiliyorsunuz. Dileyen bizim yürüdüğümüz yoldan da yürüyebiliyor.

Özetle, yukarıda tarif ettiğimiz son yol ayrımının bulunduğu Çelikli sapağından Club Amazon hatta sahile ulaşmak yaklaşık 2-2.5 km. sürüyor.

Club Amazon girişini geçtikten hemen sonra yolun solunda Cevdet’in bize söylediği çeşme karşımıza çıkıyor. Kana kana su içiyor, şişelerimizi dolduruyoruz. Parkur bilgileri ve yazının başında da belirtmiş olduğumuz üzere Löngöz’den buaraya kadar yol zor değil ama mesafe uzun ve gölge yok. Sıcak havalarda bu rota için ekstra su takviyesi yapmanızı tavsiye ederiz.

Club Amazon. Yol üzerinde tabelalarını görmüştük.


Club Amazon önünden yürümeye devam ediyoruz.


Club amazon'un müşterilerinin denize gitmek için kullandıkları iskele. Buradan kano ve deniz bisikletleri ile sahile iniliyor. Temiz ve doğal uygulama. Beton da dökülebilirdi.


Orman Yolu.


Löngöz'den sonra karşımıza çıkan ilk doğal su noktası. Löngöz'den 27 km. sonra. Cevdet de ikram etmişti.ama burada da doya doya, kana kana su içiyoruz ve stokluyoruz.


Bördübet girişindeki çeşme. Çok önemli bir su kaynağı. Hangi yöne yürüyorsanız yürüyün bu kaynaktan mutlaka sularınızı tazeleyin.

Çeşme’den sonra karşımıza turkuaz renkli Bördübet Koyu çıkıyor. Yürüyüşümüzün 24. km.si. saat 15:00. Çam ağaçlarının adeta deniz uzandığı bu dingin koyda zamanınız varsa mola vermenizi öneririz. Yol üzerinde kamp için uygun bir yer gözükmesede koyun karşısında düzlük ve sahil göreceksiniz. Koyun karşısına gitmek için Amazon’a gelmeden önceki yol ayrımında sağa doğru yürümek gerekiyor.

Yoldan yürümeye devam ediyoruz ama her adımda bir fotoğraf için duruyoruz neredeyse. Her adım farklı bir manzara karşımıza çıkartıyor sanki.

Bördübet Koyu’nun ince bir kolu olarak duran bu koy bazı denizci kaynaklarındada Küçükgünlük Koyu olarak da biliyor. 

Löngöz'den sonra ilk defa sahile bu kadar yaklaştık. Burası Bördübet Koyunun bir kolu. Küçükgünlük Koyu. 


Karşı sahilde kampa uygun yerler gözüküyor.


Amazon'a gelmeden önceki yol ayrımından karşı sahile ulaşılıyor. Küçükgünlük Koyu ve Küçükgünlük Tepesi.


Bu da Bördübet Hatırası olsun


Çam ağaçlarının denize doğru uzandığı bir koy.

Yürüdükçe görüş açımız genişliyor ve Bördübet Koyu karşımızda belirmeye başlıyor. Yalan değil denizi görünce çocuk gibi oluveriyoruz. Kısa bir telefon ve fotoğraf molası veriyoruz. Yolun kenarında öylece oturup yanımızda taşıdığımız kuruyemişlerden yiyiyoruz. Aynı kuruyemişleri biribirimize neden ikram ettiğimizi bilmiyoruz ama halimizden pek memnunuz.

Toprak yoldan Bördübet’e doğru yürümeye devam ediyoruz. Küçükgünlük Koyundan doğuya doğru döndüğümüzde bize Balıkaşıran’a kadar eşlik edecek sert rüzgarı almaya başlıyoruz. Bazı bölümlerde rüzgar öylesine esecek ki adım atmakta zorlanacağız.

Toprak yol Bördübet çıkışına kadar devam ediyor. Bördübet çıkışında uzun sürecek 8 km.lik asfalt yol yürüyüşü yapacağız.

Yolun tam sola döndüğü noktada görüş alanımız genişliyor. Bördübet Koyu ve ileride Datça Yarımadasını görmeye başlıyoruz.


Harika sahiller. Hangi birini seyretsek ayrı bir güzel geliyor.


Küçükgünlük Koyu arkamızda kalıyor.


Bördübet'e doğru yürüyoruz.


Bugün kaderimizde sürekli toprak yol yürümek varmış.


Susuzluk da kalmadı. Tempomuz iyi. Bugün hedefimiz önce Balıkaşıran ve sonrasında Çatı Koyu. Daha çok yolumuz var.


İrili ufaklı koyları geçerek yürümeye devam ediyoruz.


İleride de görüleceği üzere yol sahil boyunca devam ediyor.

Kafa karıştıracak bir yol ayrımının olmadığı bu bölümde Bördübet sahilini seyrederek yürüyoruz. Sahilde tesis gibi bir yer görsek de burasının Bördübet’in diğer işletmesi olan Golden Key’e ait olduğunu görüyoruz. Çevrede kimseler gözükmüyor.

Bördübet Deresine kadar sahilden yürüyor, dereyi takip ederek sahili ardımıza alıp içeriye doğru giriyoruz. Bördübet dersi upuzun bir dere değil. Sadece salihde geniş sulak alan oluşturuyor ama burada çok sayıda kuş gözümüze çarpıyor.

Klasik yerleşim isimlerini duyduktan sonra Bördübet’in ismi kulağa değişik geliyor. Bunun da bir hikayesi var tabii. Yıllar önce İngiliz donanması saklanmak amacıyla bu koyu seçmiş ve çevredeki kuş türlerinin yoğunluğu sebebiyle buraya “Bird the bed” (kuş yatağı) adını vermişler. Adı da Türkçe’ye “Bördübet” olarak uyarlanmış.

Bördübet Koyuna bakan dingin bir sahil. İleride bir iskele görünüyor. Burası Golden Key otelinin iskelesi. Otel burada değil ama.


Yol boyunca Golden Key tarafından dikilmiş çeşitli yol uyarı işaretleri var. Yaya, bisiklet için uyarılar. 


Burada bile bir gece geçirilebilir.


Sadece sahiller değil, sahile doğru böylesine dik duran tepelere bakmak o kadar mutlu ediyor ki insanı.


Yolun sağında deniz var ama sol tarafımız daha çorak ve makilik.


Bördübet Koyu


Burası da Bördübet Sahilinde bulunan sulak alan. Bördübet'e ismini veren "Bird the Bed" bölgesi.

Sağımızda solumuzda geniş ekili alanlar var. İçerilere doğru tek tük çiftlikler görüyoruz ama çevrede hiç insan sesi yok. Bördübet büyük bir yerleşim değil. Camisi kuzeyde (Aşağı Bördübet) ama biz o yöne doğru yürümeyeceğiz. Parkur bilgilerinde verdik ama buralarda bakkal bulunmadığını tekrar hatırlatalım. Bakkaldan eksiklerinizi tamamlamak için Datça’nın Emecik Köyüne kadar yürümek gerekiyor. Ancak su hatta çok acil ihtiyaçlar için işletme veya çiftliklerden yardım istemekten çekinmeyin.

Köy yolunu takip ederek Golden Key butik otelinin önünden geçiyoruz. Burada da sezona hazırlıklar devam ediyor. 

Bördübet Koyu. Görüleceği üzere burada birçok koya dere karışıyor ve sulak alanlar oluşuyor. Gökova'nın her sahili kendine özel ve endemik.

Bakmayım böyle sakin dalgaya sert rüzgar var.

Sahilden içeriye doğru girmeye başlıyoruz.

Yoldan sağa sola sapmadan yürüyoruz. İçeriye doğru girine rüzgar azaldı.

Geniş düzlükler görülüyor.

Neredeyse 30 km.ye yakın yürüdük buna rağmen hızımız oldukça iyi.  

Yolun solunda makilik ve orman arazisi var.

Ekili araziler.

Golden Key otelinin önünden geçiyoruz.

Otelin önünden geçtikten sonra yol sola kıvrılıyor. Solda direk üzerinde "r" işareti görülebiliyor.

Golden Key önünden geçtikten sonra karşımıza bir yol ayrımı çıkıyor. Marmaris-Datça yol ayrımı. Ayaklarımız bizi Akyaka’dan buraya kadar getirdi. Şimdi yol ayrımı zamanı. Saat 15:30 ve yürüyüşün 27. km.si. Tabii ki sağa, Datça yönüne sapıyoruz ve yürümeye bu sefer asfalt yoldan devam ediyoruz.

Bu sapakta bir çeşme de bulunuyor. Hemen su eksiklerimizi tamamlayarak yola koyuluyoruz. Zaman kaybetmek istemiyoruz. 

Asfaltta yürümeyi sevmediğimiz doğru. Keyif vermiyor ve ayaklar çok kısa süre içerisinde su toplamaya başlıyor. Hatta zemin sert olduğu için çok daha uzun mesafelerde dizlerde ağrılar bile oluyor ki akşam dinlenip geçecek türden değil.

Bördübet çıkışı. Karia Yolu tabelası yolun karşısında. Sağ taraf Datça'ya, sol taraf Marmaris'e doğru gider. Tabii ki sağa sapacağız.

Sapakta bulunan çeşme. Suları tazelemeyi ihmal etmiyoruz.


Yol ayrımında bulunan Karia Yolu tabelası. Rakamlar doğru.

Bördübet çıkışında sağa Datça yönüne saptıktan sonra önce Marmaris-Datça Karayolu, ardından Balıkaşıran’a kadar asfalttan yürüyoruz. Bugün hedefimiz Balıkaşıran’dan 4 km. sonra ulaşılan, su kaynağı olduğunu bildiğimiz Çatı Koyu. Akşam ve yarın yolun başında susuz kalmak istemiyoruz çünkü. Açlıkla derdimiz yok ama su moral demek bizim için.

Deniz manzarası olmadan bazı evlerin yakınından geçerek yürümeye devam ediyoruz ve bir süre sonra bizi aptala çeviren rüzgar ile sahili sağımıza alarak yürümeye başlıyoruz. Öylesine esiyor ki konuştuğumuzu duyamıyoruz zaman zaman. Yürümek bile zor oluyor.

Yürüyüşümüzün ilk 1 km.sinde Datça yönüne giden asfalt yol çam ağaçları arasından yürünüyor. Buraya kadar yol düz. 1 km. sonra yolun sağında evleri ve sahili görmeye başlıyoruz. Bördübet sahili Bördübet deresi sebebiyle sazlık ve otlu gibi görünse de sulak alan olması sebebiyle kuşlar ve diğer deniz sakinleri için doğal bir yaşam alanı oluşturmuş. Her yer bizim keyfimize uygun olacak değil ya. Burası doğa.

Yol ayrımında sağa sapıyoruz. 

Sapakta sola sapılırsa Marmaris'e doğru gidilir. 

Toprak yol yerini asfalta bırakıyor.

Asfalt olunca daha hızlı yürürüz diyoruz ama bir süre sonra çekilmez hale geliyor.

Bördübet sahilini gördüğümz bir açıklığa ulaşıyoruz.

Yerleşimden geçiyoruz. Çok acil ihtiyacı olabileceklerin aklında olsun.

Bördübet'i de ardımızda bırakıyoruz.

Asfaltta hızlı yürümeye başladık ama çabuk bezdik. Bize patika ve toprak yol lazım.

Evleri geçtikten sonra hafif bir tırmanış ile deniz seviyesinden 35 metre yükseğe ulaşıyoruz. Bu arada yolun solunda kayaların üzerinde işaretleri görebiliyoruz. Zaten sağa sola girmemizi gerektirecek bir ayrım da yok.

Yerleşimden uzaklaşıp aşağıda turkuaz renkli sahilleri geçtikçe keyfimiz yerine geliyor ama asfalt yolun uzun olması sebebiyle bu bölümü fazla konuşmadan, az mola vererek, hızlı adımlarla tamamlamaya çalışıyoruz.

Sahillerin gözalıcı ve zihinlere kazınan türden turkuaz renkleri var. Bördübet’te evleri geçtikten 3 km. sonra Hasanhüseyin Adası’nın önünden geçiyoruz. Mesafeyi uzatan bol virajlı yollardan yürümenin yanında rüzgarla savaş halindeyiz. Öylesine bir esinti var ki kulaklarımız ağrıyor. Başımıza ağrılar giriyor.

Hafif bir çıkış yapıyoruz.

Sağımızda ufak bir tepe var.

Sahil boyunca yürüyüşümüz başlıyor.

Bödübet artık arkamızda kaldı. Yürümek ne kadar güzel ve yüce bir aktivitedir. Daha 1 saat önce karşıda görünen sahillerde yürüyorduk. 

Asfalttan yürümeye devam.

Yol boyunca kıvrıla kıvrıla devam eden yollar. Hepsini yürüyeceğiz. Karşıda  Hasanhüseyin Adası görülüyor.

İrili ufaklı koyları geçiyoruz. Hepsinde de iniş var ve yüzme imkanı bulunuyor.

Trafik kurallarına uyuyoruz tabii.

Bitmeyen yollar. Bitmeyen rüzgar.

Mehmet'in rüzgara isyanı.

Alabildiğine turkuaz.

Yol üzerinde işaretler görülebiliyor.

Hasanhüseyin Adası. Arka fonda Datça Yarımadası.

Az önce kıvrılarak giden yolları da arkamızda bıraktık.

Akyaka parkurlarını tamamlamak üzereyiz. Balıkaşıran'a ulaştığımızda Datça parkurları başlayacak.

Gökova'nın bitmeyen rüzgarı.

tamam kurallara uyuyoruz da artık bitsin şu asfalt yol.

Bördübet sahillerine son kez bakıyoruz.

Datça-Marmaris yolu göründü (Akmusluk mevkisi). Çok mutluyuz!!!

Asfalt yürüyüşünün 7. Km.sinde saat 17:00’de Datça-Marmaris Karayolu’na (Akmusluk mevkisi) ulaşıyoruz ve yürüyüşümüzün Akyaka bölümünü tamamlamış oluyoruz. Burada da benzer bir yol ayrımı var ama kafaların karışması mümkün değil. Sağa doğru yol Datça (Reşadiye) Yarımadasına giriyor sola doğru Marmaris’e gidiyor. Bir hafta boyunca Datça Yarımadasını bir baştan bir başa yürüyeceğiz. Datça diye yola çıktığımız için burada heyecanımız daha bir farklı. Sanki buraya kadar ısınmışız yürümeye yeni başlıyoruz gibi. Üç günde 100 km. yol yürüdük. Ne ısınma ama!!!

Bu yol ayrımında bir su kaynağı yok. Ana yol olması sebebiyle yol çok işlek. Kafalarımız şişmeden ve akşam olmadan Datça yönüne doğru yürüyoruz ve 1-1.5 km. sonra saat 17:30’da Balıkaşıran mevkisine ulaşıyoruz. Burada Balıkaşıran ve Karia Yolu tabelaları bizi karşılıyor ve hayalini kurduğumuz Datça patikaları burada başlıyor.

Akmusluk Mevkisi. Akyaka Parkurlarının sonu. Sola Marmaris'e, sağa Datça'ya gidiliyor.

İşte karşıda sağdaki yoldan geldik ve bu yöne doğru yürüyeceğiz. Kurtulamadık asfalttan. Ama az kaldı Balıkaşıran'a

Bördübet sapağından sağa saptık ve Datça'ya doğru yürüyoruz.

Bördübet yolundaki gibi ortadan yürünmüyor burası anayol ve oldukça işlek.

Sakinliğe öylesine alışmışız ki birkaç araç geçti ve başımız şişti.

Eski Datça-Marmaris yolunu da görüyoruz. Bugün yol daha geniş. Zamanında eskiyolları kullananlar bayağı bir yoruluyormuş bu yollarda besbelli.

Balıkaşıran Mevkisi!!! Yaşasın!!!

Balıkaşıran mevkisi Datça Yarımadası'nın en dar noktası. Akdeniz ve Ege arasında 500 metre kadar bir mesafe vardır. Sağda ege, solda Akdeniz’i seyredebiliyorsunuz. Adını halk arasındaki söylentiye göre Ege’den Akdeniz’e veya Akdeniz’den Ege’ye doğru balıkların uçması nedeniyle almıştır. Eskiden balıkçılar balığın az olduğu taraftan bol olduğu tarafa kayıklarını sırtlarında taşıyarak geçirdiklerinden ''Kayıkaşıran'' olarak da bazı kaynaklarda yazar.

Ege tarafındaki (Gökova) koyun adı Balıkaşıran, Akdeniz tarafındaki koyun adı Bencik'tir.

Antik dönemde Knidos'lular Pers saldırılarını engellemek için bu dar alana bir kanal açıp Datça’yı bir adaya çevirmeye çalışmışlar fakat kayalık arazide kazalar çok olunca kahinlerin "Zeus isteseydi oraya bir kanal yapardı." demeleri üzerine kanal işinden vazgeçiliyor.

Balıkaşıran özel bir nokta. Sağda Ege denizini görüyorsunuz, solda Akdeniz. “Bir dilek tutun” diyerek Karia Yolu Datça parkurlarını yürümeye bu noktadan sonra başlıyoruz.

Datça Parkurları Ege ve Akdeniz'in birbirine en yakın olduğu Balıkaşıran'da başlıyor.

Eski Datça-Marmaris yolunu keserek patikalara iniyoruz. Datçanın yüzlerce koyunu adım adım göreceğiz. İlk koy Balıkaşıran Koyu.

Balıkaşıran'da yolkenarında bulunan Karia Yolu tabelası. Rakamlar doğru. Aslında Çakal'a fazla mesafe yok ama biz bugün sadece 4 km.sini yürüyeceğiz. Gün devamına yetmedi.

Yolda yürümeye öylesine alışmışız ki yoldan patikaya girer girmez işaretleri ve GPS’i takip etmeyi unutup dümdüz Balıkaşıran sahiline doğru iniyoruz. Tabii sağımız ve solumuzdaki koyları hayranlıkla seyrederken yoldan çıkıveriyoruz. Aşağıda burunun dibine ulaştığımızda Mehmet GPS’i kontrol ediyor ve rotadan çıktığımızı söylüyor. Arkasındaki Altuğ’a GPS’i veriyor ve Altuğ geri dönüyor. Eski teknikle rotayı bulmaya çalışıyoruz. İşaretleri bulan birbirine seslenecek. Altuğ yukarıda tek bir çam ağacının üzerinde silinmeye başlamış ters “r” işaretini görüyor ve Mehmet’i yukarıya çağrıyor. Aşağıdan yukarıya çıkan Mehmet yeniden öne geçerek çam ağacının solundan patikaya giriyoruz ve aşağıya doğru dar sayılabilecek bir patikadan inmeye başlıyoruz.

Aşağı indiğimizde meğer başlangıçta dalgınlıkla girdiğimiz yanlış patika ile birleşecebileceğimizi farkediyoruz ama doğru rotayı takip ediyor olmamız bizden sonra yürüyecekler için daha önemli. 

Yoldan aşağı iniyoruz.


Balıkaşıran Koyu görülüyor.


Balıkaşıran Koyu. Biz üzerinde bulunduğumuz tepenin soluna (batısına) ineceğiz.


Patikalara giriş öncesi hatıra. Uzun yollardan sonra patikalara sıra geliyor.


Altuğ geri çıkıyor ve burada bir düzlükte tek başına duran çam ağacı üzerinde ters "r" işaretini görüyor. Ağacın hemen yanından patikaya giriliyor ve aşağıda Balıkaşıran Koyu'na iniliyor.


Burunun aşağısına kadar indik ve bu noktaya geri çıktıktan sonra ağacın yanından patikaya giriyoruz.

Çatı koyuna kalan kısa mesafede bile 5 koy geçecek olmamızdan habersiz aşağıda sahile iniyoruz ve Datça parkurlarının ilk koyu olan Gökçeler Koyunu sahilden geçiyoruz. Burada bulunan koylar genellikle balıkçılar tarafından kullanıldığı belli oluyor. Sahilde genellikle çöpler hep balıkçı artıkları ve deniz ganimetleri. Kasalar, plastik terlikler, şişeler gibi. Alıştığımız görüntüler.

Balıkaşıran koyunun sonuna kadar sahilden yürüyoruz ve solda koyun ardına giden patika ve işaretleri görüyoruz.

Bitki örtüsü genellikle çam ormanı ve makilik. Sulak kısımlarda sığla ağaçları karşımıza çıkıyor.

Balaıkaşıran koyunun batı ucuna iniyoruz. Patika biraz dar ve taşlar sebebiyle kayabiliyor.


Balıkaşıran Koyu'na indik. İlerideki iskeleyi geçtikten sonra, sahilin sonundan patikalara yeniden gireceğiz.


Sahil ileride sağa doğru dönmeye başladığında biz solda orman içerisine girip Balıkaşıran'ın devamına karşıdaki tepeyi aşarak ulaşacağız.


Bunun gibi onlarca koy geçeceğiz Datça'ya kadar.


Balıkaşıran Koyu

5 dakika sonra arka Balıkaşıran Koyunun devamı olan sahile iniyoruz. Burada denize dökülen küçük bir çay var. Sahilin sonunda birkaç balıkçı teknesi görüyoruz. Tabii Çatı Koyu neresi tam olarak bilemiyoruz ama elimizdeki tarife göre 2-3 km. daha ileride olması gerekiyor. Her koya inişimizde “acaba burası mı?” sorusunu soruyoruz birbirimize ama yürümeye devam ediyoruz.

Sahilden içeriye doğru giriyoruz ve işaret ve belirgin patikayı takip ederek balıkçı teknelerinin bulunduğu Balıkaşıran'ın sonuna ulaşıyoruz. 35 km.nin üzerinde yol yürüdük bugün ama bu manzaralar, ortam tüm yorgunluğumuzu unutturuyor, aksine gün sonuna doğa ananın bize hediyesi oluyor.

Balıkaşıran Koyu'nda yürümeye devam ediyoruz. Batıya doğru yürüdüğümüzü belirtelim.

Ayaküstü Gopro molası.


Balıkaşıran'ın en batı ucunda balıkçı teknelerini görüyoruz.


Sahilden yürüyoruz. Burada da küçük bir tatlısu kaynağı denize akıyor.


Sahilden boydan boya yürümek mümkün değil. İçeriden yürümeye devam ediyoruz. İşaretleri ağaçların üzerinde görebiliyoruz, zaten patika da kendini belli ediyor.


İşaret öndeki sığla ağacının üzerinde.


Orman içerisinde yollar belirgin.

Balıkaşıran Koyunun en batı ucu korunaklı, doğal bir balıkçı barınağı işlevi görüyor.

Balıkçı kayıklarının olduğu koyun sonundan yeniden patikalara giriyoruz. Burada patikaları çok detaylı tariflemeye gerek yok zira rota ve işaretler belirgin. Kayalıklı bir patikadan hafif bir çıkışın ardından yaklaşık 700 metre sonra başka bir koya daha iniyoruz. Burada bahsi geçen çıkışlar deniz seviyesinden bizi en fazla 10 metre yükseltiyor. Sert ve zorlu geçişler yok.

Birbirinden güzel koyları aşıyoruz. Tekne ile geziyor olsak bu kadar detaylı göremezdik.

Küçük koyun sonunda kayanın üzerindeki, işareti görüyoruz ve yine kısa bir çıkış-inişin ardından Küçük Çatı Koyu’na saat 18:15’te iniyoruz. Bizden sonra yürüyeceklere bir tavsiye, “ardınızda bıraktığınız koylara arkanıza dönüp bakmayı ihmal etmeyin.”

Patikalara yeniden giriyoruz. İşaretler var.


Özlediğimiz patikalara kavuştuk. Yorgunluğumuzu unuttuk.


Küçük Çatı Koyu'na doğru yürüyoruz.


Makilikler arasından kısa sürün bir yürüyüş oluyor.


Deniz seviyesinden 5-10 metre ble yükselsek koyları aşağıda görmeye başlıyoruz. Arkamızda kalan Balıkaşıran Koyunu görüyoruz.


Patikadan yürümeye devam ediyoruz.


Patikalardan yürüdükçe ne kadar yol yürüdüğümüzü unutmuş haldeyiz.


Bu kısımları koşar adım geçiyoruz.


Güneşi görmeye başladığımıza göre bir tepeye ulaştık. Aşağıda bir koy görmeyi umut ediyoruz.


Doğruymuş. Hemen koya iniyoruz ve koyun sonunda görünen kayaların üzerindeki işareti takip ederek yeniden patikalara giriyoruz.


Bir iki sefer keyifli olsa da koylara sürekli inip çıkmak yorgunluğu arttırıyor.


Koyun sonunda işareti görüp patikaya giriyoruz.


Sahilin yukarısından koyun arkasına geçiyoruz.


Arkanızda bıraktığınız manzara karşınıza çıkacaklar kadar güzel olabiliyor.


Küçük Çatı Koyu öncesi bu sahili geçeceğiz.

Kumsala sadece ayak izlerimizi bırakıyoruz.


Her koy birbirinden güzel


Sahilden yeniden içerideki patikalara giriyoruz.


Çünkü daha ileriye yürüyebilmek mümkün değil. Buradan içeriye girmek zorundayız.


Burada bir gece çadır bile atılabilir.


Patika üzerinde işaretler görülebiliyor.


Patikalar burada da belirgin.


Ağaç üzerindeki işaret bizi Küçük Çatı'ya indiriyor.


Küçük çatı sahiline iniyoruz ve sonuna kadar yürüyoruz. Zaten daha fazla ileriye de gidebilmek mümkün değil. 


Ağaç üzerindeki bu işaret bizi içeride patikalara sokuyor. Sahilde bulunan sazlıklar buranın sulak olduğunun da bir göstergesi olsa gerek.


Küçük Çatı Koyunu hem sahil hem de içerideki patikalar ile aşıyoruz.


Küçük Çatı'nın doğu tarafını arkamızda bıraktık. İşaretleri takip etmeye devam ediyoruz.

Küçük Çatı Koyu geniş bir koy. Sahilden boydan boya yürüyebilmek mümkün değil çünkü ağaçlar ve doğa deniz ile öylesine kucaklaşmış ki sizi mecburen denizden içeriye doğru sokuyor.

Geçişin mümkün olmadığı bir noktada sahilden içeriye doğru giren patikayı görüyoruz. Benzer şekilde yeniden sahile indikten sonra bir kez daha içeriye girip çam ve sığla ağaçları arasından geçtikten sonra hafif bir tırmanışın ardından Küçük Çatı Koyu’nun batı ucunu yukarıdan seyretmeye başlıyoruz. Burası kuzeye kapalı korunaklı bir koy.

Küçük Çatı’nın sahiline daha fazla inmeden yukarıdan yürümeye devam ediyor, akşam güneşi yavaş yavaş ışıklarını kapatırken yukarıdan Küçük Çatı'yı son kez doya doya seyrediyoruz. Kamp konusunda hiç endişemiz yok zira yanımızda Bördübet’te doldurduğumuz sularımız bu gece konaklamaya yeter gelir ve burada bile kamp atsak en azından Çatı Koyunda veya Çakal’da sularımızı tazeleme imkanımız olduğunu biliyoruz.

Orman içerisine yeniden giriyoruz.


Koyun içerisine bırakılmış bir surf tahtası. İşaretler ağaçların üzerinde.


Böyle kısa kısa tepeler çıkarak yürüyoruz. in ve çık. Testere dişleri gibi. 


Küçük Çatı'nın en korunaklı bölümüne ulaşıyoruz. Karşıda çam ağaçları altında güzel bir kumsal görülüyor. Burası Küçük Çatı'ya son baktığımız nokta.


Büyük Çatı Koyu'na doğru yürümeye başlıyoruz.


Şimdi Küçük Çatı'dan Büyük Çatı'ya geçiyoruz. Küçük bir tepeyi aşıyoruz.

Yola çıkmadan önce parkurlar hakkında genel bilgi sahibi olmak önemli. Özellikle su konusunda. Tabii buralarda yerleşim de az olduğundan erzak konusu da önem kazanıyor. Buraların Likya Yolu gibi olmadığını ve biraz daha tecrübe gerektirdiğini belirtelim. Rotaların kolay olduğuna aldanmamak gerekiyor.

Çatı Koyu'nun bulunduğu mevkiye indiğimizde her yanımızın sığla ağacı olduğu cennet gibi bir ortamda yürüyoruz. Günün sonuna yaklaşıyoruz. Işık yatay geliyor ve sığla ağaçlarının yemyeşil yapraklarını öylesine güzel aydınlatıyor ki bu ortamdan etkilenmemek elde değil.

Dar patikalardan sahilden içeriye doğru girdiğimizde sığla ağaçları arasında bir düzlüğe ulaşıyor, ileride yolumuzun üzerinde sakin sakin akan küçük bir derenin sesi ile kendimizden geçiyoruz. Günün son ışıkları sığla ağaçları arasından üzerimize vururken derenin sesi, denizin iyot kokusu ile karışmış toprak kokusu ve tariflemenin zor olduğu düşsel bir ortam bizi büyülüyor.

Çatı Koyu’nun sahiline kadar mesafe ve süre kalmış olursa olsun burada 5 dakika mola veriyoruz. Vermek zorundayız. Doğanın ruhu yanıbaşımızda, bizimle birlikte sanki. Nefesini hisseder gibiyiz. Bizi burada tutuyor.

Yürüyeceğiniz dönemde bu küçük su kaynağı akar mı bilinmez ama suyunun tertemiz göründüğünü söyleyebiliriz.

Tepeyi aşarak Büyük Çatı Koyuna iniyoruz.


Bizi deniz seviyesine indirecek bu patika biraz dar gibi görünse de zor değil


Saat 18:30. Sığla ağaçlarının bulunduğu harika bir düzlüğe ulaşıyoruz. Burada güneş hala etkisini kaybetmemiş durumda.


Sığla ağaçları. Koku alma duyunuz iyi ise değişik bir kokusu var. Buhur Ağacı olarak da biliniyor.


Güneş son kez vuruyor üzerimize. Çok etkileyici bir ortam var burada. Büyük Çatı Koyundaki karmaşayı görünce burada kamp atmadığımız için pişman olduk desek yalan söylemiş olmayız.


Suyun aşağıdaki gölete dökülmesinin sesi var burada. Harika.


Tam burada saatlerce oturup su öylece seyredilebilir.

Derenin üzerinden geçerek devam eden patikada yürümeye devam ediyoruz. 2-3 dakika süren bir çıkışın ardından aşağıda bir düzlük, toprak yol ve kulübe görüyoruz. Bu toprak yol Çatı Koyu’na araç olduğunu gösteriyor zaten burası doğal bir balıkçı barınağı.

Balıkaşıran’dan Çatı’ya kadar 3-4 kez kısa iniş-çıkışlarla koydan koya geçtik. Yüzlerce koya sahip Datça parkurlarının (kolay gibi görünse de) bir zorluğu da bu. O kadar çok in-çık yapıyorsunuz ki yorgunluğunuzun temelini biraz da bu in-çık hareketleri oluşturuyor. Bakmayın kolay gibi göründüğüne.

Çayın üzerinden geçerek yürüyüşe devam ediyoruz.


Son bir tırmanış.


Aşağıda düzlük, kulübe ve yolu görmeye başlıyoruz. Çatı Koyuna geldiğimizi düşünüyoruz.


Yola iniyoruz.

Patikadan aşağıda toprak yola inerek Büyük Çatı Koyu, bilinen adı ile “Çatı Koyu”nun sahiline birgün önce Löngöz’deki gibi ağaçlar arasından yürüyerek saat 18:45’te ulaşıyoruz. Bugün rotamız 39 km. sonunda tamamlanmış oluyor ve hedeflediğimiz gibi Akyaka’dan başlayarak üç günde Datça Yarımadasına girmiş oluyoruz.

Çatı Koyu da Löngöz’e benziyor, kapalı ve durgun. Ağzı doğuya doğru açılıyor ve kuzeyi kapalı olduğu için sert rüzgarı almıyor. Doya doya denize girebilmek için uygun gözükmüyor. O kadar çok tekne var ki, su da durgun olunca sığ ve suyun dibi çamurlu.

Büyük Çatı Koyuna (Çatı Koyu) ulaşıyoruz. Aynı Löngöz gibi ağaçların arasından geçiyoruz.

Çatı Koyu. Bu koya Datça'dan araçla da ulaşılabiliyor.


Çatı Koyu bölgedeki balıkçıların iskelesi ve çekek yeri. Onlarca tekne var burada. Fotoğrafta çıkmamış ama su tulumbası hemen çam ağacının arkasında.


Denizi sığ ve çamurlu. Çünkü koy kapalı. Akıntı ve dalga olmadığı için çamur vs. dibe çöküp kalıyor.

O kadar yorulduk ki çantalarımızı çıkartıp denize girmek yerine belimize kadar suya giriyoruz. Çok iyi geliyor. Suya girince 3 günde 100 km.den fazla yol yürüyen bacaklarımız bir anda beton gibi oluyor. Yorgunluğu suya girince hissetmeye başlıyoruz.

Çatı Koyunun biz yürüyüşçüler için tek olumlu tarafı sahilde su çekmek için tulumba olması. Onun haricinde çok sayıda kayık ve balıkçı olması sebebiyle çevre çöpe dönmüş durumda. Çadır için değil sahile içerilere bile kurmak için bile uygun yer bulabilmek kolay değil. Çadır için uygun bir düz alan bulup mıntıka temizliği yapıyoruz. Araç yolu varken böylesine doğal bir koruganlığı temiz tutabilmek çok mu zor acaba? Buzdolabının içerisine konan poliüretan malzeme bile çöp olarak var. Varsın gerisini siz düşünün.

Çevrede kimseler yok. Tek tük gördüğümüz kişiler de kafalarını çevirip bize selam vermek istemiyor. Deniz sefasının ardından sularımızı doldurup çadırımızı kuruyoruz ve çadırda zaman geçiriyoruz ve bir süre sonra da dalıp gidiyoruz.

Yarın hedefimiz Çakal ve Emecik olsa da dördüncü günü biraz daha kısa tutabiliriz. Yarını bünyemizin sesini dinleyerek tamamlamaya karar veriyoruz. Acelemiz yok. Zorlamaya hiç gerek yok...

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates