2015 - İç Karia - 1.GÜN (Çine/Karpuzlu - Alinda - Tekeler - Yahşiler - Kullar - Yörük Geçidi - Bağarcık) - 24.Ekim.2015.Cumartesi

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1. GÜN PARKUR DETAYLARI:
1. gün Başlangıç: 08:50 (Karpuzlu)
1. gün Bitiş: 18:30 (Bağarcık – 2.5 km. kala kamp)

Toplam mesafe: 26 km. (Karpuzlu – Alinda 1 km., Alinda - Tekeler 6 km., Tekeler – Yahşiler giriş 2 km., Yahşiler giriş – Kullar 10 km., Kullar – Bağarcık 9 km.). Kullar-Bağarcık arası normalde 9 km. ancak Bağarcık’a gelmeden 2,5 km. kala doğada kamp attığımızdan Bağarcık’a kalan bölümü ikinci günde bulabilirsiniz.

Su: Karia Yolu’nın Karpuzlu-Milas arasındaki Beşparmak (Latmos) parkurlarında su problemi olmadığını söyleyebiliriz. Yanınızda taşınacak 1 litre su ile aralarda yapılacak takviyeler ile rahatlıkla yetecektir.
Bu bölümlerde yerleşimler arası mesafeler de çok uzak değil ve parkurlar illa ki yerleşimlerden geçiyor.
Suyunuzu yerleşimlerden de tazeleyebilirsiniz çünkü bu parkurda yerleşim yerleri arasında büyük mesafeler yok.

Konaklama: Kapıkırı haricinde Beşparmak parkurları sürdürülebilir turizm anlamında henüz gelişmemiş. Dolayısıyla bu bölgelerde yürüyeceklerin programlarını çadırlı kamp veya ekip olarak gidilecekse araç kiralama şeklinde yapmaları uygun olur. Ekipçe minibüs kiralandığı takdirde başlangıçta bırakıp bitiş noktasında da araç yürüyüşçüleri bekleyerek Kapıkırı’da tercih edilebilecek hesaplı bir konaklama ile hergün yürünecek parkurlara ulaşım sağlanabilir.

Parkur Zorluğu: Ciddi zorluğu olan bir parkur değil ancak deniz seviyesinin üzerinde yüründüğü (yaklaşık 400-500 m.) ve inişli, çıkışlı patikalar içerdiğinden yürüyüş enerjisinin biraz daha dikkatli kullanılması faydalı olur.
Yerleşim yerlerine ulaştıkça arkanızda bıraktığınız yolların farkına daha iyi varabiliyorsunuz.
Alında sonrası su kemerini geçip asfalttan patikalara girdikten sonra Tekeler köyüne kadar uzun bir çıkış yapmanız gerekiyor. Benzer ve biraz daha zorlusu Kullar Köyü sonrasında yapacağınız çıkış için de geçerli.
Yahşiler sonrasında dere yatağına doğru yapılacak iniş 2016 yılından itibaren gölet amaçlı olarak kapatılmış. Notlarımızda dere olarak gözüküp bugün itibariyle gölete dönüşmüş olsa da gölete doğru inip sağa doğru ilerleyip bentin üzerinden geçilebilir. Bizim notlarımızdaki dere geçişine aldanmayın.
Kullar’dan yapılacak çıkışın (Yörük Geçidi) ardından nispeten daha düz bir zeminde ama derelerin aktığı birkaç ufak çanaktan geçerek Bağarcık’a ulaşıyorsunuz.
Bu bölümde yukarıda da belirttiğimiz üzere zorlu patikalar yok ancak yol uzun ve işaretleri takip etmek biraz sorunlu.
Bu bölümler Karia’nın Datça ve Bozburun etapları kadar popüler olmadığından işaretlerin zamanla silinmeye başladığını, hatta görebilmek için çok küçük kaldıklarını söyleyebiliriz. Hatta bazı bölümlerde sadece tek yönlü yürüyüş düşünülerek işaretleme yapıldığını fark edebilirsiniz.Aşağıda daha detaylı yazdığımız günce içerisinde de belirteceğimiz üzere Karia Yolu Likya Yolu kadar popüler ve sık yürünen bir yol değil. Karia’nın bu bölümlerde (İç Karia – Beşparmak Parkurları) yürüyeceklerin daha önce buraları yürümüş bir rehber veya rotaları yüklü bir GPS cihazı ile yürümelerini önemle tavsiye ediyoruz.
Özellikle dağlık kesimlerde kaybolup, zaman kaybetmek her türlü kaza ve paniğe yol açabileceğinden bu uyarımızı dikkate almanızı rica ediyoruz. Tabii işaretsizlik parkurların tümü için geçerli değil ancak Karpuzlu’dan Milas’a kadar birçok bölümde bu durumla karşılaşacaksınız. İşaretlerin takip edilememesindeki en temel sorunlar:
- İşaret sıklığı az ve işaretler küçük. Farkedilmeleri sorun oluyor.
- Zamanla silinmeye başlayan işaretler
- Bazı bölümlerde rehber kitap baz alınarak tek yönde yürünebileceği düşünülerek işaretlenmiş gibi görünüyor.
Ayrıca bu bölümler Akdeniz gibi yazın da çok sıcak oluyor dolayısıyla yüksek olmasına aldanıp Haziran ve sonrası için yürüyüş programı yapmamanızı öneririz.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.




Yol boyunca çok sayıda su noktasını işaretledik. GPS verilerine ulaşırken Wikiloc'ta nokta kısıtlaması olduğundan hepsini kaydedemedi. Tüm noktaların bulunduğu dosyayı yukarıda linkin bulunduğu  CROSSINGWAYS sitesi üzerinden indirmenizi öneririz. Veya email yoluyla da talep edebilirsiniz.

HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Uzun süren Likya Yolu yürüyüşleri, yazıları, ekstra aktiviteler derken yeni yerleri keşfetmek için 2015 yılını beklemek gerekiyormuş meğer.

Likya ve St.Nicholas Yollarını yürüdükten sonra 2013 yılında aramıza katılan Türkiye’nin en uzun kültür rotası olarak Karia Yolu’nu yürümeye karar verdik. Önceleri St. Paul Yolu’nu yürümek istiyorduk ancak bu sefer Antalya dışına çıkıp Ege’yi görmek istedik.

Kendimizce Karia Yolu’nu 5 ana parkura böldük ve Likya Yolu’nda olduğu gibi sindire sindire yürüyerek tamamlamaya karar verdik.

- İç Karia (Çine/Karpuzlu, Bafa Gölü, Milas, Bozalan/Gökova Körfezi)
- Gökova Körfezi; Bodrum, Bozalan, Ören, Akyaka
- Datça Yarımadası
- Bozburun (Marmaris) Yarımadası
- 2, 3 günlük kısa sürelerde tamamlanabilecek Muğla Yatağan ve Dalyan parkurları

Yine iki kişi Mehmet ve Altuğ olarak yürüyeceğiz. Birlikte yaptığımız yürüyüşün üzerinden neredeyse 1 sene geçmiş. Şehirde görüşsek de izinler, zaman ve çalışma saatleri birbirine uymuyor ve keşiflerimize böylesine ara vermek durumunda kalıyoruz.

Heyecanımız yolculuk günü yaklaştıkça daha da artıyor. Karayolu (otobüs) ile Bursa, İzmir üzerinden Aydın Çine’ye gideceğiz oradan 30 km. uzaklıktaki Karia Yolu’nun en kuzeyindeki başlangıç noktası olan Karpuzlu köyüne minibüs veya taksi ile ulaşarak yürüyüşümüze başlamayı planladık.

Bir hafta boyunca haberlerde aldığımız yoğun ve gökgürültülü sağanak yağış uyarılarını son saatlere kadar “acaba değişir mi?” diyerek dinliyoruz ancak Çine’ye gidene dek yağmur hiç kesilmeden yağıyor.

Buluştuk sonunda. Yeni keşifler için yola çıkıyoruz.

Yol boyunca hava durumunu cep telefonlarından kontrol ettiğimizde sadece Cumartesi günü sağnak yağış gözükmesine rağmen şans yüzümüze gülecek ve Çine’de kesilen yağış yolculuğun sonuna dek yerini serin sonbahar güneşine bırakacak.

Çine Otogar’da saat 07:30’da indiğimizde araçla 15-20 dak. süren Karpuzlu minibüslerinin otogardan saat 09:30-10:00 civarında kalkmaya başlayacağını öğreniyoruz. Saate baktığımızda neredeyse 1 saat bile kaybetmeden yürüyüşe başlayabileceğimizin farkındayız. Dolayısıyla Otogar’daki taksi ile anlaşarak (70 TL) Karpuzlu’ya araçla gitmeye karar veriyoruz ki. 2-3 saat boyunca otogarda zaman kaybetmenin bir anlamı yok. Kalabalık gruplar için günü kaybetmemek (eğer halihazırda minibüs yoksa) için taksi çözümünün mantıklı olduğunu belirtmek lazım. Karpuzlu’ya ulaşmak Likya Yolu üzerinde Fethiye/Ovacık’a ulaşmak kadar kolay ve çok seçenekli değil.

Taksiyle yola çıkarak sağanak yağışlı geçen günlerin ve gecenin ardından bulutların arasından bize selam eden sabah güneşi ve zeytin ağaçlarını selamlayarak Çine’de 30 km. uzaklıkta bulunan Karpuzlu kasabasına doğru ilerliyoruz. Şoförün dediğine göre bu sene buralarda zeytin çok olmamış. Altı gün sonra Milas’a ulaştığımızda bu dediğinin tam tersi ile karşılaşacağız ki her yanımız zeytinle dolu olacak.

Çine'den Karpuzlu'ya yolculuğumuz başlıyor.

24 Ekim 2015 Cumartesi sabahı saat 08:00’de Karpuzlu’ya ulaştığımızda yürüyüşe kendimizi hazır hale getirmek için Karpuzlu Belediye Meydanında bulunan kahveye (Camlı Köşk) gidiyoruz. Sabah çayı hatta Cumartesi günü de Karpuzlu pazarı olduğundan sıcak simitlerimizi alarak hem yürüyüş için hazırlanıyor hem de kahvaltımızı ediyoruz.

Ege bile olsa buralara kış uğramaya başlamış. İçeriye dolan güneşe rağmen soba da hafif hafif yanıyor. Biz müsait yerlerde şortlarımızı giyip çantaları yürüyüşe hazır hale getirdikten sonra saat 09:00’da yürüyüşe başlıyoruz. Buranın insanı güler yüzlü selam vermek için düşünmüyorlar bile.

Karpuzlu içerisinden Alında Antik Kentine doğru çıkışa başladığımızda kasaba içerisindeki tek tük de olsa görülebilen kırmızı-beyaz işaretleri izliyoruz. Her zaman yaptığımız gibi yol üzerinde gördüğümüz limon, portakal ve mandalinalardan yanımıza almayı ihmal etmiyoruz. İlerleyen zamanlarda yorgunluğumuza sulu sulu çok iyi gelecekler.

Karpuzlu’dan çıkıp yukarılara doğru yükseldikçe hemen önümüzde tüm heybetiyle Alinda antik kent kalıntılarını görmeye başlıyoruz.

Karpuzlu meydanındaki kahvede yürüyüş hazırlıklarına başlıyoruz.


Sabah serinliği var ama hava güneşli olacak gibi.
Günlerdir yağan yağmurdan sonra bugün ilk defa hava güneşli.


Yola çıkmaya hazırız. Başlangıç hatırası.

Bu daha iyi sanki.

Tabela önü fotoğraf molası.
Bu kadar da çabuk mola verilmez ki

Karia Yolu tabelası der ki; İlk hedefiniz Yahşiler'dir...
Bu tabela hemen kahvenin karşısında

Kahvenin yanından Alında'ya doğru yürümeye başlıyoruz.

Hava güneşli ve yağmur yağmayacak gibi ama belli olmaz.

Köyden çıkışımız yükselerek devam ediyor.

Cumartesi günleri Karpuzlu Pazarı.
Karpuzlu ve çevre köy insanları pazara doğru iniyor.

Yukarıda gördüğümüz yuvarlak kayalar göreceğimiz yer şekillerinin habercisi

Karpuzlu'nun en tepelerindeki son mahalleye doğru çıkıyoruz.

Yükseldikçe güneş sis ile harika görüntüler sunmaya başlıyor.

Çıkışa devam.

Karpuzlu aşağıda kaldı.

Az sonra Alında sınırlarına doğru tırmanmaya başlayacağız.

10.Sokak'tan girerek son evin yanından Karpuzlu'yu terk ediyoruz.
Ev duvarları ve direk üzerindeki işaret dikkatimizi çekiyor.

Çantalarımıza dalından kopardığımız mandalinaları koyarak kasabadan çıkıyoruz.
Karşıda görünen örme duvarlar ev değil Alinda'nın duvarları...

Yürüyüşün başında şunu açıkça ve çok net olarak söyleyelim. Karia Yolu yeni bir yol. Likya Yolu kadar popüler ve sıkça yürünen bir yol değil. Karia’nın Datça ve Bozburun parkurları popüler olabilir ama bu bölümlerde yürüyeceklerin daha önce buraları yürümüş bir rehber veya rotaları yüklenmiş bir GPS cihazı ile yürümelerini önemle tavsiye ediyoruz. Doğada yürümek çok güzel ama kaybolmak, zaman kaybetmek her türlü kaza ve panik durumlarına davetiye çıkarmak anlamına gelir ki Milas’a kadar yürünecek tüm parkurlar dağlık ve yaklaşık deniz seviyesinden 500-600 metre yükseklikte. En azından yürüdüğümüz Milas’a kadar birçok bölümde;

- İşaret sıklığı az ve işaretler küçük. Fark edilebilmeleri sorun olabiliyor.

- İşaretler giderek silinmeye başlamış.

- Bazı bölümlerde işaretler tek yönde yürünebileceği düşünülerek işaretlenmiş ki Karpuzlu yönünden geldiğimiz için bazı bölümlerde görebilmek neredeyse imkansızdı. Rehber kitap yönünün Milas’tan Karpuzlu’ya doğru olduğunu belirtelim.

Bu durumla özellikle Kapıkırı’ya doğru yürüdüğümüz bölümlerde sıkça karşılaştık. GPS olmasaydı saatlerce zaman kaybedebilirdik. Fazla zigzaglı bölümlerde GPS bile bazen şaşırdı. Kendine gelmesini bekledik.

Bu yazdıklarımız burayı bize kazandıran Yunus Özdemir, Altay Özcan ve Dean Linesley’i eleştirmek için değil kesinlikle. Buraları sürdürülebilir turizme kazandırmak ile yolu ve işaretleri canlı tutabilmek apayrı kavramlar. Likya Yolu üzerinde zaman zaman Kültür rotaları Derneği gönüllülük ile yurtdışı veya yurtiçinden katılımcılarla işaretleri yeniliyorlar. Zaten Likya Yolu patikaları da artık o kadar belirgin ki kaybolma alternatifini seçebilmek çok da kolay değil. Biz zaman zaman babalar dikerek işaretler oluşturmaya çalıştıysak da bu bölgede de Likya Yolu’nda olduğu gibi bir gönüllülük çalışmasına, işaretlerin her iki yönde, daha sık olarak işaretlenmesinde, çok acil olarak ihtiyaç var.

Özetlemek gerekirse; Karpuzlu’dan Milas’a kadar olan bölümde rehber veya parkurları yüklenmiş GPS olmadan yürümeyin diyoruz. GPS derken cep telefonlarını GPS olarak görmeyin çünkü sıkça yardım alacağınız için kısa sürede pil sorunu yaşayabilirsiniz.

Alinda Karpuzlu’nun hemen çıkışında tepede yer alan üzerinde çok da çalışma yapılmamış bir antik şehir.

İç Karia Bölgesinde bulunan Alinda doğuya bakan bir yamaçta Karialılar tarafından kurulmuş. Tarih sahnesine çıkışı, Karia Prensesi Ada (İ.Ö. 4. yy.) ile olmakla birlikte, kent hakkında bilinenler M.Ö. 14. yy.'a kadar uzanır. Alinda Hitit İmparatoru II. Mursilis (M.Ö. 1350 - 1320) döneminde Seha Irmağı Ülkesi'ne bağlı bir kentmiş ve Hititler döneminde isminin İalanta olduğu bilinmektedir.

Karpuzlu’dan 10 dakikalık bir yürüyüşle ulaştığımız Alında’da hem yürüyüşümüze devam ediyor hem de çevreyi geziyoruz. Karşımıza ilk olarak stoa çıkıyor. Stoa antik mimaride bir sokak veya agoranın yanında yer alan, üstü kapalı, sütunlu galerilere verilen isim. Buralar genellikle halka açık yerler olup, kentin yönetim veya ticaret merkezi olan bölümleriymiş.

Etrafta zeytin ağaçları arasında çok sayıda birbirinden farklı yapı var. Antik tiyatro, gözetleme amaçlı inşa edilmiş kuleler, surlu yapılar ve eski çoban kulübeleri. Burası çok etkileyici. Bu bölümde işaret görebilmek zor çünkü tarihi/sit alanlarına işaretleme yapmak yasak ama zeytin ağaçlarının gövdeleri işaret anlamında değerlendirilebilirmiş.

Karpuzlu arkamızda kaldı. Doğa ve geçmişe doğru ilerliyoruz.


Yamaca kurulan Alinda'da karşımıza ilk olarak kentin stoası çıkıyor.


Stoa genel anlamda ayakta ve oldukça etkileyici.


Bulunduğumuz yerin altında koca bir şehir gömülü.


Yürüdüğümüz bu düzlüklerde şehrin ticaret merkezi var muhtemelen


Alinda konum itibariyle doğuya bakan muhteşem bir manzarada.
Eskiler medeniyetler şehirleri yamaçlarda konumlandırırken Selçuklu ve Osmanlı ile kentler ovalara inmiş. Örnek Karpuzlu.


Altuğ'dan Alinda hatırası


Daha yolumuz uzun. Bu kadar sevinmemek gerek...


Çevreyi gezdikten sonra bu tepeye doğru çıkacağız.


Çevrede geziyoruz. Şehir çayır çimen ve zeytin ağaçları altında kalmış.
Bu duvarın arkasına doğru geçeceğiz.


Etrafı inceleyerek şehir ve bölge coğrafyası hakkında önceden okuduklarımızı doğrulamaya, anlamaya çalışıyoruz.


Duvarın arkasına geçerek tepeye doğru tırmanacağız.
Karia yolunun genelinde tarihi görebilmek mümkün.


Kimbilir bu 3 sütunun bulunduğu yerde ne var...


Alinda'nın halen ayakta duruyor olması kenti daha etkileyici ve ilgi çekici hale getiriyor.


Karpuzlu giderek aşağıda kalıyor.


Tepeye doğru tırmanışımız başlıyor.


Likya'nın Pynar ağaçları ne kadar sıksa yol boyunca
Karia'nın da Zeytin ağaçları sürekli karşımıza çıkacaklar.


Güneş yükseldikçe şehrin üzerindeki sis tabakası da incelmeye başlıyor.


Yamaçtan zigzaglar çizerek çıkıyoruz.


Mehmet iki zeytin ağacı arasından tören alanına girer gibi.
Şaka bir yana GPS'e bakarak yönümüzü anlamaya çalışıyoruz.
Antik şehir olduğundan işaret neredeyse yok gibi...


Alinda Stoası ve Karpuzlu.
Dün ve bugün tek bir fotoğraf karesinde.

İşaretlerin görülemediği Karpuzlu sırtlarında amaç solda kalan tepeye doğru tırmanmak. Zaten tepede de tarihi kalıntıları görebiliyorsunuz. Bir bakıma hem şehri gezip hem de tepeye doğru çıkıyorsunuz.

Tırmandıkça Karpuzlu üzerine çökmüş sabah sisi muhteşem görüntüler sunuyor. Bir gün önce yağan sağnak yağmur toprağı ıslatmış ama çamur etmemiş dolayısıyla GPS yardımı ile yürüdüğümüz çok da belirgin olmayan patikalarda keyifle ilerliyoruz.

Bir süre tırmandıktan sonra antik tiyatro girişine ulaşıyoruz. Girişi ve yapısından buranın antik tiyatro olduğunu anlıyoruz ancak doğa tiyatronun kendisini adeta yutmuş. Buranın bir antik tiyatro olduğunu yukarıda kalan son birkaç basamağından anlayabiliyoruz. Burada yatan neredeyse 2500-3000 yıllık tarihi böyle görmek hüzün veriyor.


Anfi tiyatronun önüne doğru geliyoruz.


Bu da tiyatronun girişi


Tiyatronun manzarası da harika.


Tiyatro diyoruz ama geneli çok tahrip olmuş durumda.
Hatta birkaç seneye üst kat basamakları da kalmazsa il bakışta tiyatro demek zor olacak.


Tiyatronun üst basamakları


Tiyatrodan yukarıya doğru çıkışımız devam ediyor.


Zeytin ağaçları arasından manzaralı bir çıkış yapıyoruz.


Zirvenin arkasına doğru geçmeden Karpuzlu'ya son bir bakış.
Karpuzlu üzerindeki sabah sisi dağılmaya başlıyor.


Zeytin ağaçları arasından zirve üzerindeki patikalara doğru son adımlar

6 gün boyunca arşınlayacağımız Beşparmak dağlarının her noktası tarih. Burası tarihe değer veren bir ülkede bulunuyor olsa sadece bu dağlara bile girişi ücretli yapar, tarihi bölgeleri birbirine çok daha cezbedici şekilde bağlardı. Fotoğraflardan görmek zor olabilir ancak buraları yürüyecekler ne demek istediğimizi yaşadıkça daha iyi anlayacaklar. Yürüdüğümüz yolların neredeyse çoğu taş döşeli antik yollar (kral yolu, ticaret yolları vs.) ve halen ayaktalar.

Antik tiyatronun yanından tırmandığımız deniz seviyesinden 250 m. yükseklikteki tepenin arkasına doğru geçiyoruz ve Karpuzlu’ya tepeden son bir kez daha bakıyoruz. Tepenin ardına geçtikçe karşımıza zeytin açağları arasında çoban kulübeleri ve gözetleme kuleleri çıkıyor. Kule halen ayakta ve yapısı bozulmamış. İçeride kirişleri, kapı ve çerçevelerin bağlandığı bölümler hala belirgin.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğiz. Hatta fotoğraflardan da görüleceği üzere Beşparmak Dağlarının bulunduğu bu bölge kaya yapısı bakmından çok farklı. Kayalar neredeyse yuvarlak. Çok ilginç şekiller oluşturuyor. Hani sadece bir kayaya dalıp gitseniz onu kafanızda bambaşka şekillere sokar, hayal dünyanızda canlı bir yaratık haline getirebilirsiniz.


Yamaçtan yaptığımız yürüyüşle tepenin ardına geçiyoruz.


Alinda kalıntıları buralarda da devam ediyor.


Çevrede belirgin yapı kalıntıları görülebiliyor.


Tüm ovayı gören bir gözetleme kulesi olsa gerek.


Halen ayaktaki bu yapıyı inceliyoruz.


Kulenin içerisinden bir görünüm.


İncelememizin ardından yeniden yola koyuluyoruz.


Tarihi yapıların yanısıra Beşparmak Dağı eteklerinde
göreceğimiz yusyuvarlak kayalarla karşılaşıyoruz.


Karpuzluyu gören son tepenin ardından nispeten düz patikalarda yürümeye başlıyoruz.
Alinda'nın zamanında oldukça büyük bir yerleşim olduğu aşikar
zira çok uzun bir süre tarihi kalıntılar arasından yürüyoruz.

Tepeyi tırmanıp arka sırtlardan, nispeten düz bir patikadan yürüdükçe karşımıza lahit mezarlar çıkıyor. Likya Yolu üzerindekileri gördükçe buradakiler çok daha sade ve küçük. Zaten sadece lahitlerin şekillerine bakarak farklı bir coğrafyayı yürüdüğünüzü rahatlıkla söyleyebilirsiniz.

Karpuzlu sonrası tepeye doğru yaptığımız çıkışın ardından bolca tarihi eser kalıntısı ve zeytin ağaçları gölgelerinden yaptığımız 1 km.lik çok hafif çıkışlı, nispeten düz bir yürüyüş sonrasında saat 10:00 civarında bizi Tekeler’e doğru giden asfalt yola çıkartan tarihi kemerlerin altından geçiyoruz.

Patikalardan asfalt yola çıkıyoruz. Yaklaşık 1 km. boyunca yürüyeceğimiz asfalt yoldan hafif bir iniş yapıyoruz. İşaret göremediğiniz takdirde kemerlerden yola çıktığınızda karşıda göreceğiniz eve doğru ilerlemeniz gerekiyor.


Düz sayılabilecek patikalardan yürüyüşümüze devam ediyoruz.


Karşıda görünen yamaca doğru ilerliyoruz.


Tüm yürüyüş boyunca en yakın yol arkadaşlarımız kadim zeytin ağaçları olacak...


Yeni bir kalıntının daha eteklerinden geçiyoruz.


Yürüyüş oldukça keyifli ve hava da tamamen açacakmış gibi görünüyor.


Anıt gibi duran dev kayaların dibinden yürüyoruz.

Hatta bazısının dibinde sığınaklar bile var.
Altına girmek için iyi bir özgüven lazım herhalde.


Kayanın altına girmek isteyen var mı?


Hemen önümüzde bir yol ayrımı varmış gibi gözükse de iki patika da birleşiyor.
GPS'e göre üstteki patikadan ilerliyoruz.


Karşı yamaca direk olarak çıkmayıp sağa doğru kıvrılarak yolumuza devam edeceğiz.


Etrafı incelemeye devam ediyoruz. Her yer tarih.


Zeytin ağaçları ve kayaların kapattığı bir patikaya giriyoruz.

Gölge kesimlerde etrafımızdaki nemli toprak kokusunu hayal edebiliyorsunuzdur umarız.


Karpuzlu'nun kurulduğu ova çok aşağılarda kaldı.


Patikamızın sınırlarını özenle döşenmiş antik taşlar oluşturuyor.


Bu bölümlerde patika oldukça belirgin ancak tarihi bölümlerden geçtiğimizde
zaman zaman irili ufaklı başka patikalar da çıkıyor önümüze.


Antik mezar taşları ve lahit kapaklarının dibinden geçiyoruz.
Likya'daki lahit mimarisi ile karşılaştırıldığında çok daha basit ve sade.


Çevrede başka mezar taşları da gözümüze çarpıyor.


Keyif ve huzur veren bir patikalardan yürüyoruz.


patika sola doğru döndükçe karşımıza Alinda'ya
muhtemelen su taşımış veya şehire giriş kemerleri çıkıyor.


Halen ayakta sapasağlam duran kemerler.
Altından geçerken bile heybeti ikimizi de etkiliyor.


Kemerlerin blunduğu yerlerde de karşımıza mezar taşları çıkıyor.
Yine Likya'ya göre oldukça sade ve kesme taştan imal edilmişler.


Kemerden geçtikten sonra asfalta çıkacağız.
Karayolundan hemen karşıdaki eve doğru yani Tekeler'e yürüyeceğiz.


Kemerlerden çıkıyoruz ve asfalta ulaşıyoruz.


Asfalttan yürüyüşümüz başlıyor.
Hemen yukarıda söylediğimiz eve doğru yürüyoruz.
İşaretler de seyrek de olsa yol boyunca görülebiliyor.

Bu arada yol boyunca yanımızdan geçen herkes selam veriyor. Ege insanı oldukça sıcakkanlı. Yol boyunca aldığımız selam ile keyfimiz daha çok yerine geliyor. Yukarıda bahsettiğimiz evi solumuzda bırakarak aşağıya doğru ilerliyoruz ve yol kenarındaki çeşmeden sularımızı tazeliyoruz. Altı günlük yürüyüşümüz boyunca su sıkıntısı yaşamadık. Yanımızda taşıdığımız 1'er litrelik sular her zaman yetti ve ekstra su alma gereği duymadık. 1 hafta boyunca yağan yağmurların su bolluğunda etkisi olsa da yol boyunca çok sayıda yaz/kış kurumayan kaynaklarla karşılaştık.

Asfalt boyunca işaretleri görebiliyoruz. Ancak yukarıda uyardığımız gibi işaret sıklığı Likya gibi yoğun değil. Dolayısıyla göremediğiniz takdirde paniğe gerek yok. Bu yüzden de GPS kullanılmasını öneriyoruz.

Asfalt kenarında bizi Tekeler’e doğru (4 km.) patikalardan götürecek yol işaretini görüyoruz. Başlangıçta çok dik olmayan bir tırmanış ile önümüzdeki tepenin sırtlarına çıktıktan sonra yamaçlar ve oldukça büyük zeytin ağaçları altından yürümeye devam ediyoruz. Hava güneşli ancak yakmıyor. Böyle bir doğada yürümek keyif veriyor. Bu bölümlerde işaretlerin zamanla kaybolmaya başladığını görüyoruz. Gerek üzeri otla/yosunla kapanıyor, gerekse zamana karşı koyamayıp silinmeye maruz kalmış gibi görünüyor.


Yol boyunca işaretler görülebiliyor. Ancak sık değil.


Asfalt yol ama hava sıcak olmadığı için burada bile yürümek keyif veriyor.
Nerede o Likya Yolu boyunca yürüdüğümüz Kumluca ve Mavikent asfaltları...


Buranın insanı da oldukça konuksever.
Tüm araçlar selam vermeden yanımızdan geçmedi.


Hafif bir iniş ile asfalttan yürümeye devam ediyoruz.
Yaklaşık 1 km. kadar...


Patikaya girmeden önce karşımıza çıkan bir su kaynağı.
Hemen ileride bizi patikaya sokacak Karia tabelasını göreceğiz.


Yol kenarında bulunan işaretlerden birisi.
Olduğu zaman güven veriyor ama olması gereken yerlerde de görebilmek gerekiyor.


Bizi asfalttan çıkartıp Tekeler'e çıkartacak olan patikaya giriyoruz.


Alinda 1 km., Tekeler 4 km. Doğru diyebileceğimiz mesafeler.


Patikaya girdikten sonra hızla yükseliyoruz.
Asfalt yol aşağıda kaldı ve manzaramızın özeti yuvarlak kayalar.


Yamaçtan hafif bir tırmanışla yürüyüşümüze devam ediyoruz.


Bazı bölümlerde işaretleri görebilmek zor.
Hem küçükler hem de doğanın büyüklüğü içerisinde kaybolup gidiyorlar.


Bu bölümlerde GPS kullanmamız gerekiyor.


Bu bölüm neredeyse tamamen zeytin ağaçlarının gölgesinde yürünüyor.

Tekeler’e kadar zaman zaman çok dar olmayan, örme taştan yapılmış bahçe duvarlarının sınırladığı geniş toprak patikalardan yürümeye devam ederken Karia Yolu tabelasından yaklaşık 800 metre sonra taş döşeli yollara giriyoruz. Bu yollar yakın dönemde yapılmamış, aksine yıllara meydan okuyan zamanla deve yolu ve ticari amaçla köylerin birbirine bağlandığı yollar. Bırakın yerlerde taş döşeli olmasını yol kenarlarında bariyerler bile ayakta duruyor.

Antik yollardan yaklaşık 2,5 km. yürüyerek Tekeler’e ulaşıyor olacağız. Sadece burası değil Beşparmak (Latmos) dağları eteklerinden yaptığımız yürüyüş boyunca kilometrelerce bu tür yollardan yürüyeceğiz. Karia Yolu’nu yürüdükçe tarihi de birlikte yaşıyorsunuz. Sadece bu yoldan yürürken bile kendimizi 1000lerce yıl öncesinde gibi hissediyoruz. Sanki yukarıdan Alında’ya giden bir köylü inecekmiş gibi geliyor.


Yürümekten bir an bir sıkılmayacağınız parkurlar.


Ege diyince aklımıza ilk gelenlerden. Zeytin.
Ekim sonu. Tam hasat zamanında yürüyoruz.
Geçtiğimiz birçok köyde "Salamura alınır" yazıyordu.


Tekeler'e doğru bir yamaçtan yola devam ediyoruz.


Özenle örülmüş bahçe duvarları karşımıza çıkıyor


Her yer alabildiğine zeytin ağacı.


Bu bölümlerde GPS yardımı alıyoruz.
En azından hangi yöne gideceğimizi anlamaya çalışıyoruz.
Buralarda cep telefonlarını GPS olarak kullanmak pil ömrü açısından sorun olabilir.


Bazı bölümlerde işaret yoksa "baba" var.
Olmayan bölümlerde bizler de dikmeye çalıştık.


Dar patikalardan daha geniş bir orman yolu benzeri bir patikaya çıkıyoruz.


Bazı bölümlerde zeytin ağaçları gölgesine giriyoruz.
Buralarda yürümek çok keyifli.


İşte Karia'nın bizi oldukça etkileyen kısımlarından biri.
Antik köy yollarına çıkıyoruz. Tekeler'e kadar bu yoldan devam edeceğiz.


Büyük özenle örülmüş bahçe duvarları.
Bunu yapabilmek bir sanat olsa gerek.


Zaman zaman antik yollar yerini toprak yola bırakıyor.


Bizi selamlayan Karia'lı iki zeytin ağacı.


Antik yollara yeniden giriyoruz.


Sağda duvar üzerinde işaret görünüyor ancak daha dikkat edilir bir yere çizilmesi daha iyi olurdu. Örneğin bu kayanın yan yüzü.
Hiç olmamasından iyidir tabii.


Patikadan yola devam ediyoruz.
Sol tarafta aşağıdan bir dere sesi geliyor.
Tekeler hemen karşımızdaki yamacın ardında.

İşte tam o sırada o köylü iniyor ve karşımıza çıkıveriyor. Fehmi Amca. Onu görüp kısa bir sohbet ederken bir su molası veriyoruz. Havanın çok sıcak olmamasından fazla susamadığımızı anlıyoruz ancak yine de kaybettiğimiz suyu geri koymamız gerekiyor. Fehmi Amca traşını olmuş, üstünü başını giymiş Karpuzlu’ya iniyor. 7 km. gidiş. 7 km. dönüş. Şehirli olarak mesafeye şaşırıyoruz ancak köy insanı için bu normal. Onlara normal geldiği için dışarıdan buralara gelen bizler için mesafe biraz fazla geliyor. Hatta yol boyunca köy insanına süre olarak ne kadar yol kaldığını mesafe sormamak gerekiyor. 5 km. yolu sizin yarım saatte yürüyebileceğinizi söyleyebiliyorlar. Köylülerin geneli böyle. O yüzden oldu da süre sorarsanız üzerine 1 saat koyarsanız yanlış bir hesap mantığı yapmış olmazsınız.

Buralarda su sorunu yok zira hemen solumuzda bir dere sesi duyabiliyoruz. Çok ihtiyaç olduğunda dere kenarına inilebilir ancak asfalt yoldan alacağınız su sonrasında bu su size Tekeler’e kadar rahatlıkla yetecektir. Antik taş döşeli yollarda yürüdükçe yol kenarlarında odacık şeklinde su kaynakları görüyoruz. Fehmi Amca’nın dediğine göre bunlar zamanında develerin su içmeleri için yapılmış. Tabii artık develer yok hatta bazılarında su içilebilmesi için taslar bile var. Temiz gibi görünenlerden su içilebilir.


Fehmi Amca. Fotoğrafını postalama sözümüz var. Unutmadık tabii...


Altuğ'un Fehmi Amca ile hatırası.
Tekeler'den Karpuzlu'ya yürüyerek'' pazara iniyor. Yanlış okumadınız.


Antik yol boyunca su yalakları. Bunların hepsi tabanda.
Zamanında bu yollar deve yolu olduğu için hayvanların su içmelerinin
daha rahat olabilmesi için düşünülmüş olsa gerek.


Tekeler'e doğru çıkışımız devam ediyor.


Antik yollar üzerinden adım adım ilerliyoruz.


Yol boyunca işaretler de var ancak Tekeler'e kada çıkış bu yol üzerinden. Ara yol ve patikalara girilmiyor.


Kıvrılarak devam eden antik yollardan yürüyoruz.
Çok etkileyici.


Sol tarafımızdan dere sesini duyabiliyoruz ancak suya çok ihtiyacımız yok. Tekeler çok uzağımızda değil zaten.


Sıkılmadan yürümeye devam.


Mehmet hatıra fotoğrafı çektiriyorsa keyfi kesin yerindedir.
Hiç konuşmuyorsa korkmalısınız.


Birazdan Tekeler köyünü görmeye başlayacağız.


Dev kayalar burada da var. Hatta üzerinde işaret de var.


Patika biter bitmez antik yollara tekrar giriyoruz.


Biraz önce gördüğümüz yere sıfır su kaynağı.
Çok ihtiyaç olursa içilebilir ama Tekeler uzakta değil.


İşte Karpuzlu pazarına yürüyerek!! giden bir köylü teyze.
Çok da güler yüzlü sağolsun. Bizden önce hal hatır soruyor.
Tekeler'i görmeye başladık.

Çıkışımıza devam edip tırmandıkça yaklaşık 500 metreden sonra zeytinlikler yerini fıstık çamları veya sarıçamlara bırakmaya başlıyor. Sarıçamlar bildiğimiz çam ağacı. Fıstık çamları ise yakından tanıdığımız dolmalık fıstığın ta kendisinin yetiştiği ağaç. Bunların gövdeleri daha çıplak ve üzerindeki iğne yaprakların olduğu bölüm top şeklinde. Yürüdüğümüz yerlerde bölge insanının en önemli geçim kaynaklarından biri fıstık çamı.

Yol boyunca karşımıza çıkan böğürtlenleri yemek için kısa molalar verdikten sonra yaklaşık 600 metre yükseklikteki Tekeler Köyü’ne saat 12:00 gibi ulaşıyoruz.

Köy içerisinde işaret bulunamazsa kahve ve bakkalın bulunduğu köy meydanına ulaşmanız gerekiyor. Yanımızda herşey olduğu için zaman kaybetmeden yolumuza devam ediyor köy meydanında bizi selamlayan yerel halka merhaba diyerek yürüyüşümüze devam ediyoruz. Yahşiler girişine kadar asfalttan yürüyeceğiz.


Kal sağlıcakla... Biz yola devam.


Tekeler'e doğru adım adım.


Tarla sınırlarını oluşturan duvar ve kapıların
yanından devam eden antik yoldan ilerliyoruz.


Böğürtlen molası


Yürü Mehmet kim tutar seni!!!!


Bolca kıvrılarak devam eden bir yol burası.
Malum eski zamanlarda arabaları indirmek için bu tür bir viraj gerekli. 


Tekeler'e fazla yolumuz kalmadı.


500 metre yükseklikten sonra zeytin ağaçları yerini çam ağaçlarına bırakmaya başlayacak.


Karpuzlu'nun bulunduğu geniş ova bu yükseklikten daha etkileyici


Yol boyunca işaretler görülebiliyor.


Görüldüğü üzere zeytin ağaçları yok gibi. Her yer çam oldu.


Tekeler'e doğru son adımlar...


Antik yoldan köy yoluna çıkıyoruz.


Köye varmadan bir böğürtlen molası daha.


Karia Yolu üzerindeki ilk yerleşime ulaşıyoruz. Tekeler.


Tekeler Köyü


Burada da GPS yardımı alarak yürüyeceğimiz yönü tespit ediyoruz. Yerleşim yeri olduğundan etrafta işaretler sıkça görünmüyor.


Tekeler meydanına ulaşıyoruz.
Sağlı sollu kahveler ve market gözümüze çarpıyor.
Yeme-içme eksikleri buradan tamamlanabilir.


Kahvelerin bulunduğu meydandan sağa dönüyoruz ve köyün
yukarı bölümlerine çıkmadan sağdan dümdüz yürümeye devam ediyoruz.

Yaklaşık 1.5 km. kadar tırmanarak asfalttan yürüyoruz ve 12:30’da Yahşiler tabelasına ulaşıyoruz. Parkurlar boyunca gerek patika, gerekse köy yollarından yürüdüğümüz için farklı türden yollar bacak kaslarımızın farklı çalışmasına ve aşırı yorulmamamızı sağladı. Bu açıdan Karia Yolu’nda yürümek keyif verdi. Kilometrelerce dümdüz bir yol sıkıcı olmasının yanında, aynı kasları saatlerce çalıştırdığından bir süre sonra ağrılar ve ayaklarda su toplamaları başlayabiliyor.

Yahşiler’e inmeden köyün tepesindeki türk bayrağı dibinden önce toprak orman yoluna yeniden giriyoruz. Yahşiler Köyü’ne inmenin eğer acil bir durum yoksa gereği yok. Toprak yoldan yaptığımız yürüyüş genelde tarla kenarlarından oluyor. Hatta yol boyunca karşımıza çıkan ceviz ağaçlarından topladığımız cevizleri kırıp yemek için yol üzerinde kısa bir yemek molası veriyoruz.

Yemek molasının ardından önümüzde bulunan Kullar Köyü’ne doğru ilerliyoruz. Toprak Yolun ikiye ayrıldığı noktada sola gitmiyor sağa, yani aşağı doğru giden patikaya saparak Yahşiler’in arkalarına doğru iniyoruz.


Tekeler'den çıkıp Yahşiler'e doğru asfalttan ilerliyoruz.


Yollar boş, hava da güzel olunca asfalttan yürümek sorun olmuyor.


Bu bölgelerde mümkün olan her noktada arıcılık yapılıyor.
Ancak kovan bölgeleri biz yürüyüşçüler için ekstra dikkat gerektiriyor.


Yahşiler'i görmemize işte bu ufak tepe kadar yol kaldı.


İşte Yahşiler'e ulaşıyoruz. Ancak içerisine kadar girmeden bypass edeceğiz. Hemen bu tabeladan sonra işaretler bizi ara yola sokacak.


Yahşiler aşağıda kaldı ve biz bu bayrak direğinden içeriye doğru giriyoruz. Tekeler'de market olduğundan Yahşiler'e girmeye çok da gerek yok.


Ara yoldan ilerlemeye başlıyoruz.


İlerleyip köyü arkamızda bıraktıkça toprak yol daha keyifli oluyor.


Örülü bahçe duvarları kenarından geçiyoruz.


İşaretleri zaman zaman görüyoruz.
Ancak yine de dikkatli olmak lazım.


İşte burası bir yol ayrımı.
Düz devam etmeyerek sağa sapıyor ve hafifçe aşağı doğru iniyoruz.
Dikkat edildiğinde işaret görülebilir ama yine de GPS yardımı alın.


Aşağı doğru, yani Yahşilerin arka mahallelerine doğru inişimiz devam ediyor. Sağdaki kayada işaret görülebiliyor. Ancak oldukça ufak.

Yol ayrımından 200 metre sonra Yahşiler’e inmeden yol yeniden ikiye ayrılıyor ve biz sola sapıp tam bir “U” dönüşü yaparak kendimizi orman yolu ve patikalara yeniden sokuyoruz.

Patikalar bizi bugünkü yürüyüşün deniz seviyesinden en üst noktasına doğru çıkartıyor. Yahşilerden çam ağaçları arasından yaklaşık 100-150 metrelik ferah sayılabilecek 1.5 kmlik bir patika tırmanışının ardından 770 m.’lik günün en yüksek noktalarından birine ulaşıyoruz. Bu bölgede işaret sorunu yok gibi görünse de işaretlerin seyrek olmaları sebebiyle GPS veya rehber olmadan sorun yaşanabilir. Ancak patikalar nispeten belirgin ve yürümesi çok keyifli. Hatta asfalt yola çıkmadan bir dere yatağı üzerinden yürürken büyük bir çınarın altında bulunan bir su kaynağı bile var.


Aşağı indikten sonra yol ayrımında tam bir "U" dönüşü yapıyoruz.


Köy ahalisi ile selamlaşma zamanı.


Eşek veya katır buralarda oldukça yaygın. Likya'da bu kadar yoktu.


Örme tarla duvarları. Bir sanat eseri adeta.


En ufak boşluk bile duvarın sağlam kalabilmesi için doldurulmaya çalışılmış. 


Yeniden çam ormanı arasına giriyoruz. Hedefimiz Kullar köyü.


Bu bölümlerde hava bulutlanıyor ancak yağmur yağmıyor.
Çok şanslıyız.


Solda duvar taşları üzerinde işaretleri görebiliyoruz.


Köy yollarından sonra yeniden patikalara giriyoruz.


Yahşiler arkamızda ve aşağıda kaldı.


Tel örgülerin yanından yürümeye devam ediyoruz.


Patikadan çıkışımıza devam ediyoruz. Bulunduğumuz kesim 500 metreden yüksek olduğundan zeytinler yerine sarıçamlar görülüyor.


Tel örgülerin yanından yürümeye devam ediyoruz. Patika belirgin ancak kafa karıştıran bölümler de karşımıza çıkabiliyor zaman zaman.


Hava o kadar güzel ve keyif veriyor ki tarifi zor. Tam burada bir yemek molası vermeye karar veriyoruz. Karpuzlu'dan beri sadece 2 kere ayaküstü su molası için durduk. Molayı hakettik.

Yeme, içme ve dinlenme molası.

Yemek molası sonrasında bir dere tabanından çıkışımıza devam ediyoruz. Tam bu büyük çınarın dibinde bir su kaynağı var.
Çınarın fark edilememesi imkansız.

İşte su kaynağı. Sadece yalak değil. Az da olsa akıyor.

Dere tabanından bir süre yürüyüp su kaynağını geçtikten sonra asfalt yola çıkıyoruz. GPS’e göre biraz yukarıya yürüyerek yaklaşık 100 metre sonra yolun karşısındaki yeni bir toprak orman yoluna girmemiz gerekiyor. Yola çıktığımız anda hemen yolun karşısındaki kulübeye ait çoban köpekleri tarafından havlayarak karşılanıyoruz. 3-4 tane görebiliyoruz. Sarıldık ama Altuğ “gel oğlum”, “gel kızım” diye diye ortamı sakinleştiriyor. Hayvanlar yakınımıza gelip bizleri kokşayıp test ettikten sonra ilgilenmiyorlar. Son yürüyüşlerde yanımızda köpek kovucumuz bile yok. Ağırlık azaltma projemiz kapsamında yanımıza almadık. Saldıran da olmadı. Hayvanlarla iletişimimiz her zaman iyi oldu. Korktuğunuzu belli etmeyince ve panik yapmayınca hiç sorun olmuyor.

Asfalta çıktığımızda (yolun karşısında bir kulübe var) sağa (hafifçe yukarı) doğru devam ederek ileride görünen sola doğru giren toprak orman yoluna giriyoruz.

Dere yatağından yukarı doğru çıkıyoruz.

Bu çıkış bizi asfalt yola çıkartıyor. Bu yol aynı zamanda 3 gün sonra ulaşacağımız Sakarkaya bölgesine doğru giden köy yolu.

Asfalta iniyoruz. Karşıda görünen yol değil ancak az ileride sola sapan toprak yola gireceğiz. Yola çıktığımızda fotoğraftaki yön yani sağ tarafa doğru yürüyeceğiz.

Başlangıçta havlamış olsa da güzel sözlerle sakinleştirmeyi başardık kendisini.

Asfaltta çok kısa bir yürüyüşün ardından solda toprak yola giriyoruz. Kullar sonrası çıkacağımız Yörük Geçidi ile birlikte bugünün yükselti olarak en yüksek noktalarından birindeyiz.

Toprak yol sola doğru kıvrılarak bizi çam ağaçları arasından yürütüyor.

Eğlenceyi elden bırakmıyoruz. Zaten yol da keyifli olduğundan canımız sıkılmıyor. Mehmet ve Altuğ kavga etmeyi bilmezler. Sadece birbirlerine laf yetiştirirler.

Sarıçamlarla çevrili orman yolundan oldukça kefili bir iniş yapıyoruz. En yüksek noktadan tepenin diğer yamacına yani bizi Kullar Köyü’ne indirecek yamaçtan yürüyüşümüzü yapıyoruz. Toprak yol bir gün önceki yağışlardan sonra bayağı yumuşak ama çamur değil.

Yaklaşık 1.5 km. sonra sarıçamlarla çevrili orman yolu daha açık bir alan haline geliyor ve bulunduğumuz tepenin yamacından Kullar Köyü’nü görebiliyoruz. Daha çok yolumuzun olduğu aşikar. Manzaramız açıldıkça Sarıçamlar yerini çıplak gövdeli, sadece tepesinde iğne yapraklarının görülebildiği fıstık çamlarına bırakıyor. GPS’ten yönümüzü belirleyip göre hangi tepelere doğru yürüyeceğimizi kestirebiliyoruz.

Orman yolunun bittiği yere kadar herhangi bir patikaya sapmıyoruz sadece orman yolu boyunca yanlışlıkla sapılabilecek, işareti kaçırabieceğiniz ikiye ayrılan bir yol var orada yukarıya doğru değil de sağdan düz devam etmek durumundasınız. İşte işaret anlamında sorunlardan biri de bu Karia’da. Olması gereken yerlerde işaretler yok demeyelim “yetersiz” şeklinde tarifleyelim.

Fotoğrafta çok net belli olmasa da Kullar Köyü ileride görünen tepenin yamacında

Toprak yoldan yürüyüşümüz devam ediyor.

Mehmet Kullar'a ne kadar yol kaldığını öğrenmek için kısa bir sohbette. Bu aralarda gördüğümüz birçok köylü katırlarla yakacak odun taşıyor.

Yolu öğrendik. Yürümeye devam.

Bu bölümde yürürken aslında Yahşiler sonrasında çıktığımız tepenin ardına geçtiğimizi anlıyoruz. Yön değiştiğinden hava, esinti, toprağın nemliliği bile değişti.

Harika çam kokuları arasında yürüyoruz.

Yolumuza soldan devam ediyoruz. Bu bölümde işaretler biraz sorunlu. Dolayısıyla GPS kullanımı çok önemli.

Bir yol ayrımı daha. Memhet yanlış yöne sapıyor. GPS'i kontrol ettiğimizde düz gitmemiz gerektiğini anlıyoruz.

Çam ağaçları ile kapalı orman yollarından geniş alanlara çıkmaya başlıyoruz.

Yağmur sonrası dolan su birikintileri. Dediklerine göre son 1 haftadır (bir gün önce dahil) köylülerin bile tarif edemediği derecede yağmur yağmış buralarda.

Mehmet yanlış yöne gidiyorsun!!!!

Bak şimdi doğru oldu. GPS olmasa gerçekten çok zaman kaybederdik. Sağdaki taşta işaret var ama yön ayrımını göremiyoruz. 

Geniş açıklıklardan yürüyüşe devam ediyoruz.

Çevremizde böyle birbaşına duran çam ağaçları güzel görüntüler oluşturup, değişik çağrışımlar yapıyor insana.

Yaklaşık 2.5 km.lik yürüyüşün ardından ileride ufak bir kulübe görüyoruz. Belli ki yanından geçeceğiz zira bizi gören adam evinden bize sesleniyor. Uzaktan birbirimize el işareti yaptıktan sonra işaretler bizi evin yanına kadar getiriyor.

Adamın çay davetini nazikçe redettikten sonra kısa bir sohbet ediyoruz. Buradaki tek ev. Hatta gelip geçeni bile biliyor. Dediğine göre dün inanılmaz bir yağmur varmış buralarda. Konya’dan yürüyüşe gelen bir çocuk hem yetersiz harita hem de GPS olmadığı için sağanak halde yağan yağmurla perişan olmuş ve birkaç gün olarak başladığı yürüyüşü Kullar’da sonlandırmak zorunda kalmış. Ancak biz oldukça şanslıyız. Altı gün boyunca bir damla yağmur yoktu.

Buralar genelde baharda daha sık yürünüyormuş. Hatta yurtdışından gelen turistler bu evde duruyor, çay kahve hatta yemek molası da veriyorlarmış. Bunun yanında, Karia yolunu turizme kazandıran Altay Özcan’ın da turistlere rehberlik yaparak yürüdüğünü duyuyoruz. Birçok köyde tanınıyorlar.

Saat 14:30 ve hedefimiz Bağarcık civarları olduğu için zaman kaybetmek istemiyoruz. Fotoğraflardan da görüleceği üzere –eğer unutmazsanız- bu evin yanından geçerken çay, kahve, su, hatta yeme içme için de durabilirsiniz. Yürüyüş yollarını keyfi de böyle çıkıyor zaten. Yerel insanlar ile kısa bir sohbet bile bölge hakkında çok şey anlatıyor.

Adam bizi Kullar'a köyüne bizi götürecek asfalt yola çıkartacak daha kısa bir yol ve kolay dere geçişi tarif etmeye çalışsa da biz GPS ve işaretlere bağlı kalmamız gerektiğini söylüyoruz. İşaretler konusunda bizi uyarıyor. Oldukça az ve kaybolabilirsiniz diyor. Burada yanımızda GPS olduğu için şanslıyız.

Vedalaştıktan sonra bir süre daha orman yolundan yürüyoruz ve orman yolu yerini patikalara bırakıyor ve işaretler de seyrekleşmeye başlıyor. Burada işaretleri görebilmek büyük sorun. İşaretleri arayıp zaman kaybetmektense GPS’e sürekli bakarak yolumuzu kendimiz belirliyoruz. Orman içi patikadan yaptığımız bu yürüyüşte işaretleri de seyrek de olsa görebiliyoruz. Gördüğümüz yerde işeretin yanına gidiyor devamını arıyoruz ama bu her zaman çalışmıyor. Dediğimiz gibi patikaların belirginliği Likya Yolu gibi değil.

Mehmet'in ayakkabılarının içerisine giren taşları çıkarma molası. Bitmeyen çile... Bu arada karşıda görünen evin yanından aşağı doğru dere yatağına ineceğiz.

Sohbetimiz başladı. Yollardan gelip geçenleri konuşuyoruz.

Duvar taşlarının nasıl örüldüğü itina ile anlatılır.

Aşağı doğru yani dere yatağına inişimiz başlıyor

Kıvrılarak inen orman yolundan aşağı doğru iniyoruz.

Geniş düzlüklere çıkıyoruz. Her ne kadar dümdüz dere yatağına inecek olsak da burada da işaret sorunu karşımıza çıkıyor.

Dereye doğru yaptığımız iniş boyunca belli belirsiz patikalardan yürüyoruz. İşaretlerin seyrekliğini bir kenara koyarsak fıstık çamları boyunca harika yollardan yürüyoruz. Karia Yolu daha ilk günden büyük keyif veriyor. Hatta zaman zaman Likya’da 2011’de yaptığımız o ilk yürüyüşteki keşfetmenin ruhunu deja-vu gibi tekrar yaşıyoruz.

Dere yatağına doğru indikçe sağ tarafta su toplama kuyusunun açıldığını görebiliyoruz. Adamın dediğine göre derenin yükseldiği zamanlarda o taraftan geçmek daha mantıklıymış ama işaretler ve GPS bizi sağdaki kuyuya doğru değil direk aşağıya, dere yatağına indiriyor.

NOTLAR: Bu dere yatağına doğru yapılacak iniş 2016 yılından itibaren gölet amaçlı olarak kapatıldığını sonradan öğreniyoruz. Notlarımızda dere olarak gözüküp aşağıdaki fotoğraflarda üzerinden geçtiğimiz dere 2016 itibariyle gölete dönüşmüş durumda. Gölete doğru inip, sağa doğru gitmek gerekiyor. Sağ tarafta bentin üzerinden geçilebilir. Bizim notlarımızdaki dere geçişine aldanmayın. Artık tarih oldu.

Kulübeden yaklaşık 1.5 km. sonra, bir başka deyişle yukarıdaki asfalt yoldan yaklaşık 4 km. sonra dere kenarına ulaşıyoruz. Dereye doğru yaklaşırken derenin taşıdığı alüvyonlar o kadar çok ki işaret görebilmek neredeyse imkansız ama GPS’e baktığımızdan GPS üzerideki işaretler bizi direk olarak dereden karşıya geçilebilecek, dev taşlardan yapılmış geçidin önüne çıkartıyor. Zaten derenin üzerinde bulunan büyük taşlar üzerinde de işaretler bulunuyor.

Bu arada bu bölgede göreceğiniz derelerin suları genelde sarı/kahverengi gibi. Bu kirli olduklarnı göstermiyor. Aksine 600 metre yükseklikteki bu yürüyüş yolu boyunca sular tertemizdi. Bunlar ağaç gövdeleri/kökleri ve toprağın suya verdiği renk. Derelerden gönül rahatlığı ile su içilebilir.

Bizi orman içerisine doğru sokan, hafifçe sağa kıvrılarak giden patikadan yola devam ediyoruz.

Bu fotoğrafta Altuğ önde zira işaret yokluğunda doğru yolu ilk Altuğ buluyor. Mehmet arkadan geliyor. Yürüdüğümüz tepeler arkada görülüyor.

Orman içerisinden yürüyüşümüz devam ediyor. Seyrek de olsa işaret görüyoruz. Bu bölgede mantık dümdüz aşağıya doğru inmek.

Çam ormani içerisinden inişimize devam ediyoruz.

Çok belli olmasa da önümüzde bir patika var.

Mehmet işaret kontrolü yapıyor. Üzeri yosunla kaplanmaya başlamış işaretleri açıyor.

Bu bölgede çok kısa bir süreliğine patika daralıyor olsa da geniş bir alana doğru ilerliyoruz.

Buralarda karşımıza bölgenin önemli geçim kaynağı fıstıkçamları çıkmaya başlıyor.

Aşağıya doğru inmeye devam ediyoruz. Ağaç üzerindeki işaret oldukça ufak kalmış. Farkedebilmek güç olabilir.

Dere yatağına yaklaşıyoruz. 2016 yılında bu dere gölet olmuş ve buradan geçmek mümkün değilmiş. Buradan sağa doğru giderek bentin üzerinden geçilebilir.

Dereyatağına ulaştık. GPS olduğundan tam karşıdan karşıya geçeceğimiz, işaretlerin de bulunduğu noktaya çıkıyoruz. Bu geçiş artık tarih oldu. Detaylar için notlara bakabilirisiniz.

Dere üzerinde bir hatıra fotoğrafı olmasa yürüyüş eksik kalırdı.

Törenle karşıya geçiyoruz. Yeni bir yamaca doğru ilk adımlar.

Arkamızda bıraktığımız daha doğrusu indiğimiz kesimler. Derenin rengi kahverengi ama tamamen ağaların rengi yoksa su içilebilir ve çok lezzetli.

Dereden geçtikten sonra sola doğru, derenin akış yönünün tersine doğru sapıyoruz ve karşımızda sanat eseri gibi örülmüş tarla duvarını görüyoruz ve üzerinde de haliyle yol işareti de görülüyor. Bu duvarları örmek başlı başına bir zanaat. Köylerden şehirlere göçlerin arttığını düşünürsek yakın zamanda bunları ören ustalar bile kalmayabilir. İlerleyen yıllarda bu duvarlar tadilat sonrası yerlerini tel örgülere bırakır muhtemelen.

Yukarıdaki adamın da dediği gibi her işin bir ehili var. “Ben senin yaptığın işten, okuduğun kitaptan anlarmıyım hiç? Bizim de anladığımız işler de bunlar. Bahçe duvarları ve tarım. Herkes anladığı işi yapsa ne güzel olur.”

Bahçe duvarı kenarından yürürken Altuğ duvarın grafik etkisini fotoğraflamayı ihmal etmiyor. Bahçe duvarı ve işaretler bizi hafifçe sağa doğru döndürmeye başlıyor.

Böylelikle asfalttan başladığımız ve dereye kadar yaptığımız iniş tamamlanmış oluyor ve dereyi geçtikten sonra bizi Kullar Köyü’ne götürecek tepeye doğru tırmanmaya başlıyoruz. Bu tırmanma zorlayan türden değil patikalar çok haifif ve genelde düz gibi gözüküyor. Bahçe duvranın ilerisinden sağa doğru döndükten 5 dakika sonra dere yatağını arkamızda bırakıyor ve işaretlerin görülebildiği patikadan yürüyoruz. Küçükcük ve örme taşlardan yapılmış bir köprü üzerinden geçtikten sonra patikanın çıkış eğimi biraz daha artıyor ve sol tarafımızdaki geniş tarla manzaralarını ve çevrede duran yusyuvarlak taşların yarattığı ilginç görüntüleri seyrederek köprüden sonra yaklaşık 5 dakika sonra yerleşime ulaşıyoruz. Buraya ulaşmak için dereden sonra yaklaşık 500-600 metre yürüdük. Yerleşim yeri, yani köy yoluna çıkar çıkmaz sağa saparak evlerin önünden bizi Kullar’a götürecek asfalt yola doğru 300 metrelik bir yürüyüş yapıyoruz. Bulunduğumuz yer de Kullar Köyü’ne bağlı ancak aşağıdaki bir mahallesi. Kulalr daha yukarıda kalıyor. Dere geçişinden sonra Kullar Köyü merkezini yaklaşık 2.5 km. olarak belirtebiliriz.

Dereden geçer geçmez karşımıza bu harika duvar çıkıyor. Müthiş mimari.

Bu sanat eserine biraz daha yakından bakalım.

Duvarın kenarından derenin akış yönüne ters yönde yürümeye başlıyoruz.

Duvarın kenarından bir süre yürüdükten sonra patika içeriye yani sağa doğru kıvrılmaya başlıyor.

Duvar kenarından yürüyüşümüz devam ediyor. İleride fıstıkçamları görülebiliyor.

Dar patika nispeten genişliyor ve hafif bir tırmanışla yürümeye devam ediyoruz.

Dere tam arkamızda kaldı. Bu bölgede çok sık olmasada işaretler var ama yine de dikkat etmek lazım.

Böyle güzel bir köprüden geçiyoruz.

Köprü geçişi sonrasında adım adım yükseliyoruz.

Solumuzda tarlayı da alarak ilk yerleşime doğru ilerliyoruz.

Sol tarafımızda harika manzaralar var. Bu bölgede sarıçamlar yerine yerli halkın en önemli geçim kaynağı olan fıstıkçamları görülüyor.

İşaretlerin de olduğu, başka bir patikaya sapmanın imkansız olduğu bir patikadan yürüyoruz.

Manzarayı seyretmeden geçmeyin. Doğanın ruhunu içinize çekin.

İlk yerleşime çıkıyoruz ancak Kullar köyü burası değil. Hemen yukarıda yola çıktıktan sonra sağa saparak köy yolundan yürümeye devam edeceğiz.

Yerleşimde hayat yok. Ama çevreyi incelemeden yola devam edemeyiz.
Doğal taşlarla örülmüş bir köy fırını.

Patikalardan çıktığımızda sağa saparak evlerin önünde yürümeye devam ediyoruz.

Köy yolundan bizi Kullar Köyü'ne çıkartacak asfalt yola doğru yürüyoruz. her yanımız fıstıkçamları ile çevrelenmiş durumda.

Yaklaşık 300 metre sonra asfalt yola çıkıyoruz. Bu arada olmayacak iş oluyor ve büyükbaş hayvanlar tarafından kovalanıyoruz. Evet yukarıda köpekten korkmadığımızı yazdık ama tarlanın ortasında üzerimize gelen danaları hesaba katamadık. Hayvanlar sağolsun çantalarla bizi 100 metre depar attırıyor. Tehlike geçti derken ağaçların arkasından yeniden beliriyorlar. Doğada herşey olabilir.

Bu kısa kovalamacanın ardından ara yoldan Kullar’a doğru giden asfalt yola çıkıp sola, Kullar’a doğru devam eden yöne sapıyoruz. Yaklaşık 1.5 km. Kullar’a asfalttan yürüyeceğiz. Aslında bu bölgedeki parkurlarda yerleşim yerine gelmeden kalan 500 metre veya 1 km’lik son bölümler genelde yoldan yürünüyor. Bu arada yürüyüşümüzün yaklaşık 20. km.sindeyiz. İlk gün için kendimizden beklemediğimiz güzel bir performans. Her yanımız fıstık çamları ile çevrili. Harika manzaralar var. Yuvarlak taşların arasından yükselen ince uzun tepeleri top gibi çamlar uzaydaymışız hissini veriyor zaman zaman. Bazı yerlerde toplanarak fıstıklarının kırıldığı öbek halindeki kozalakları görüyoruz. Hava ve manzara güzel olunca yürümeyi bitirmek istemiyoruz.

Saldırmak üzere harekete geçiyorlar. Önlerinde bahçe duvarı olmasa çok fena kovalanmıştık. Sinirden burunlarından soluyorlardı.

Yol boyunca fıstıkçamları bizi karşılıyor.

Asfalta çıkıyoruz. Çıktığımızda sola saparak Kullar'a kalan 1.5 km.lik mesafeyi tamamlayacağız.

Asfalttan yürüyoruz. Yol kenarında bile kovanlar görülüyor.

Kullar'a adım adım yaklaşıyoruz.

Bu bölgede çok ilginç dağ manzaraları var. Dağın tam tepesinde duran koca bir kaya zirveyi oluşturabiliyor. Beşparmak (Latmos) da buna bir örnek.

Fıstık çamları arasında ilginç yeryüzü şekilleri. Yuvarlak, köşesi olmayan koca kayalar.

Bu bölgenin klasik manzarası. Yuvarlak taşlar, fıstıkçamları... Verdiği hazzı yazı ile tarif etmek çok zor.

Kullar'a giriyoruz.

Köye giriyoruz. Bu arada karşılaştığımız herkes selam veriyor.

Buradan Milas'a 38 km.lik araç yolu var. Ama biz oraya ulaşmak için 140 km. yürümeyi tercih ediyoruz.

Köy girişinde insanlarla selamlaştıktan sonra 15:45’de köy meydanındaki köy meydanındaki kahvenin bahçesine oturuyoruz. Kullar’da her zaman açık bir bakkal veya market yok. Sohbet ettiğimiz Hamza Demir’in dediğine göre kahve genelde akşamüstü açılıyormuş. Kahvede bisküvi türü ıvır zıvır bulunuyor ama saat 16:00-17:00 gibi açılıyormuş. Burası akşamları köy halkının bir araya gelip oturup kağıt/okey oynayıp televizyon seyredip kendilerince sosyalleştiği yer. Bu arada köy halkı dün yağmurda sırılsıklam olup yürüyüşü yarım bırakan Konya’lı yürüyüşçüyü konuşuyor. Yol boyunca neredeyse herkesden bu şanssız arkadaşın geçtiği yerlerde ne kadar perişan halde olduğunu dinledik. Güncemiz aracılığı ile –internet dünyası küçüktür. olur da okursa- buradan kendisine söz hakkı veriyoruz.

Kullar köyü deniz seviyesinden yaklaşık 550 metre yükseklikte Aydın’a bağlı Muğla/Aydın il sınırına yakın küçük bir yerleşim. Geçim kaynağı hayvancılık, zeytin ve fıstık çamı. Bu arada bu bölgelerde Likya’nın aksine keçilere rastlamadığımızı, genelde büyükbaş hayvan olduğunu gözlemledik. İlerideki köylerden birinde (Karahayıt) keçilerin zeytinlere zarar verdiği için bu bölgelerde zamanla azaltıldığını öğreneceğiz.

İlk gün hedefimizi Bağarcık olarak belirlediğimizden zaman kaybetmeden yola koyulmak durumundayız. Saat 16:00. Havanın geç aydınanıp erken kararması sebebiyle sonbahar yürüyüşünde neredeyse 1.5 saatlik bir kaybımız var. Mevsim ilkbahar olsaydı bu kayıp bize yürüyerek dönüyor olurdu.

Yola koyuluyoruz. Hava tam anlamıyla 18:30 gibi kararıyor. Köyde Bağarcık’a varıp varamayacağımızı sorduğumuzda bulunduğumuz noktadan görünen tepenin yani Yörük Geçidi'nin arkasına geçtiğimizde yolun dümdüz olduğunu söylüyorlar. Haliyle seviniyoruz. Ama her fırsatta yazan biziz, ama inan da yine biziz. Tepenin arkasında dümdüz bir ova olduğunu hayal ederek yola koyuluyoruz. Bu arada köydekilerin ilgisini boş çevirmeyerek bir fotoğraf molası veriyoruz.

Köy içerisindeki Karia Yolu tabelasında yazan 9 km. lik Bağarcık mesafesi bizim için tamamlanamaz değil. Hele tepenin arkası ova!!! olursa...

Kahvenin yanından hafifçe aşağıya doğru giden yola giriyoruz ve hemen sola bir “U” dönüşü ile köyün dışına doğru çıkarak patikalara giriyoruz. Çevrede tek tük işaret var ama yine de GPS yardımı almayı tercih ediyoruz. İşaretleri arayıp zaman kaybetmek istemiyoruz açıkçası.

Kullar'da köy kahvesinin önünde sohbet zamanı. 

Kullar içerisindeki Karia tabelası. Rakamları doğru kabul edebilirsiniz. Yürüyerek test edilmiştir.

Köy ahalisi ile kaynaştık. Sohbet devam ediyor. en azından Altuğ'un kalkmaya niyeti yok.

Mehmet'in baskıları sonuç veriyor ve yola çıkıyoruz. Kahvenin önünden yürüyerek karşıdaki evin arkasından "U" dönüşü yaparak Yörük Geçidi'ne doğru tırmanacağız. Köy halkı da bize yolu tarif ediyor sağolsun.

Kullar hatırası. Belediye personeli ve yerel halk ile hatıramız.

"U" dönüşünü yapıyoruz. sağda direkte işaret gözüküyor zaten.

Döner dönmez parke yoldan toprak yola giriyoruz.

Hatta çamurlara bile giriyoruz. Arazi şartları bir anda çamura dönüveriyor.

Köy içerisinde ayıklanmış ve kışlık yakılmayı bekleyen fıstık çamı kozalağı var. Buralarda bu ağaçlar zeytin gibi altın değerinde.

Köyün içerisinden hemen çıkarak patikalara giriyor ve Yörük Geçidi'ne doğru çıkışa başlıyoruz. Patikada dikçe bir çıkış yapıyor olsak da bu dar patika bizi yukarıdaki toprak orman yoluna çıkartıyor. Arkamıza baktığımızda Kullar’ın aşağıda kaldığını, hatta aşıp geldiğimiz tepeleri görüyoruz. Yürümek motorize olmanın yanında küçük bir eylem gibi görünse de gerçekten arkamızda bıraktıklarımızı görünce aslında ne kadar etkileyici bir hareket olduğunu anlayabiliyoruz. Yürürken siz de böyle yapın. Görüş alanı geniş yamaçlarda, tepelerde yürürken şöyle bir arkanıza dönüp bakın. Neler başarabileceğimizi, ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

Orman yolundan yürüdükçe yol birkaç yerde ikiye ayrılıyor. Burada yine GPS yardımı alıyoruz. İşaretler var ancak her zaman gözümüze çarpmıyor. Bu arada Kullar’dan suyunuzu tazelediğinizde buralara rahatlıkla yeteceğini, ihtiyaç olsa bile yol üzerinde ufak kaynaklar olduğunu da belirtelim.

Yanlış orman yoluna girmemek için Kullar’dan sonraki çıkışlarda işaretlere iyi bakın hatta GPS’i sürekli kontrol etmenizi öneriyoruz. Hatta ilerleyen metrelerde orman yolundan da patikaya giren kısım da var. Burada bizi patikaya yeniden sokan bir işaret görebiliyoruz ama yerde ve zamanla kaybolabilir.

Bir su kaynağını geçip dikçe kısa bir tırmanışın ardından yeniden orman yoluna çıkıyoruz. Orman yolundan yapacağımız yürüyüşte yol üzerinde işaretleri yeniden görmeye başlıyoruz.

Bu bölümde belirgin hale gelen işaretleri takip ederek orman yolunun en tepesine, taş örülü noktaya ulaşıyoruz. Burada işaretler yeniden kayboluyor ve Likya Yolu’ndan kalan alışkanlıkla biraz etrafa bakıp işaret arasak da yeniden GPS’e danışıyoruz. İyi de ediyoruz. Orman sınırının yani duvarın dışına çıkmıştık. Yeniden içeriye giriyoruz. Duvarın yanından yürümeye başlıyoruz. Patika buralarda belirgin değil. Hatta GPS olmasa yanmıştık diye de düşünmeden edemiyoruz. Taş duvar bir süre sonra yerini tel örgülere bırakıyor. Tel örgülerin yanından sonuna kadar sapmadan dümdüz yürüyoruz ve orman yoluna yeniden çıkıyoruz. Orman yolunun karşısından yeniden patikaya girerek yaklaşık 10 dakika kadar ağaçlar ve çalılar arasından yürünebilen, zaman zaman kayaların üzerinden atladığımız patikadan tırmanış yapıyoruz.

Fıstıkçamları kozalaklarından ayıklanınca bu şekilde koca bir öbek oluyor.

Kullardan çıkıp patikalara beklediğimizden çabuk giriyoruz. Bu bölümlerde GPS yardımı alınmasını öneriyoruz.

Genel olarak zigzaglı çıkış yapılıyor ama çevrede çok fazla irili ufaklı patika var. GPS olmazsa kafalar çok karışabilir.

Yörük geçidine doğru çıkışımız başlıyor.

Çıkışın başında oldukça büyük kayaların arasından yürüyoruz. İşaretleri görebilmek mümkün ama GPS'ten gözü ayırmıyoruz.

Çıkışımız sırasında kayaların arasından veya dar patikaların arasından yaptığımız yürüyüşte orman yollarına da çıkıyoruz.

Kullar Köyü daha çok yakında. 15-20 dakika sonra kaybolup gidecek.

Yörük geçidine çıkış sadece bu tür toprak orman yollarından oluşmuyor maalesef.

Orman yolundan yürümeye devam ediyoruz. Daha yolun çok başındayız.

Bu bölümlerde işaret ve GPS'e çok dikkat etmek gerekiyor zira işaret göremediğinizde farklı bir yöne girdiğinizde ciddi zaman kaybı yaşayabilirsiniz. Her zaman belirttiğimiz gibi GPS Karia Yolu için çok önemli.

Biten orman yolu sonunda yeniden patikaya giriyoruz.

İşte mehmet'in girdiği patika sağda. Yerde işareti görebiliyoruz. Karşıdaki iki ağaca da işaretleme yapılabilirmiş.

Yol boyunca hep su kaynakları ile karşılaştık. Su kaynaklarının bu denli canlı olmasında bir sebep de 1 hafta boyunca yağan yağmurlar.

Patikadan çıkışımıza devam ediyoruz.

Dar patikalardan yeni bir orman yoluna daha çıkıyoruz.

Orman yolundan yürümeye devam ediyoruz. Karşı taşta "r" işaretini görebilmek mümkün.

Orman yolu yeniden patikaya dönüşmeye başlıyor. Görüldüğü üzere çıkış dik değil ama yanlış sapılabilecek alternatif çok.

İleride bitecek orman yolunu terk ederek sağa patikaya giriyoruz.

Yeni bir patikadan çıkışa devam ediyoruz.

Patika bizi bir orman arazisi girişine getiriyor. Bu kapıdan çıkıyoruz ve etrafta hiç işaret görememeye başlıyoruz. Tabii kurtarıcımız GPS oluyor.

Kapıdan geçmeden hemen yanından, tel örgüler ve örülü duvarların yanından yürümeye başlıyoruz. Yani kapının önüne gelindiğinde sağa saparak yola devam ediyoruz. Başlangıçta patika gibi görünmese de bir süre sonra yürünebilir hale geliyor.

Duvarın dışından değil içinden yürüyoruz. Yani yukarıdaki fotoğrafta görünen kapıdan dışarı çıkmıyoruz. 

Tel örgü ve duvarın dibinden yola devam ediyoruz. GPS olmasa buralarda çok zaman kaybedebilirdik.

Yeniden orman yoluna çıkıyoruz ama direk yolun karşısında yeni bir patikaya giriyoruz.

Yolun karşısında patikaya tekrar giriyoruz. Görüleceği üzere çok sayıda orman yolundan çıkışımızı yapıyoruz.

Çamların arasından yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Ptikadan yürüyüşümüze devam ediyoruz. Tek tük de olsa işaretler görülebiliyor. Dikkatle kontrol ederek yürümek lazım.

İşaret olmasa da bu tür bir patikadan yürümek çok keyif veriyor.

Yol boyunca karşımıza çıkan yol işaretlerinden biri. Aman fotoğraflarda var diyerek işaretlere güvenmeyin...

Bu tepeye tırmanış sırasında da GPS veya bu bölgeleri bilen bir rehberin bulunması çok faydalı olacaktır. Yoksa ciddi zaman kayıpları yaşanabilir. 

Gerek orman yolu gerekse yolları birbirine bağlayan ara patikalardan yaklaşık 2 km. boyunca yaptığımız yürüyüş sonunda geniş bir alana çıkıyoruz ve önümüze yuvarlak kayalar duvar gibi dikiliyor. Yine işaretsiz bir durumla karşı karşıyayız. Her ne kadar GPS’e bakmadan işaret arasak da zaman kaybetmek istemiyoruz ve GPS’e danışıyoruz. Burası öyle bir yer ki kayalar arasındaki boşlukları görebilecek persfektif yok. Sağımız, solumuz, önümüz her yer birbirine yapışık duruyor. Mehmet GPS’e bakarak yolun hangi yönden gitmesi gerektiğini eliyle gösteriyor ve o yöne doğru bir çıkış noktası aramaya gidiyoruz. Güç bela kayaların üzerinden tırmanarak dar yerlerden geçerek bizi yukarıya doğru çıkartacak patikaya ulaşıyoruz.

Yükseldikçe her tarafımızın kayalarla örüldüğü bölgeyi tepeden görebiliyoruz. Tırmanmak mümkün değilmiş gerçekten. Patika ile yukarı doğru çıkarak saat 17:00’de çıkışımızı tamamlıyoruz ve Yörük Geçidi'ne ulaşıyoruz. Sonuçta Kullar’dan görünen 800 metre yükseklikteki tepeye 1 saatte ulaşmış oluyoruz.

İşte günün en karışık noktalarından birine ulaşıyoruz. Yol ve patika bitiyor... Haydi bakalım çıkalım işin içerisinden.

Su kaynakları burada da gözümüze çarpıyor.

BU BÖLGEYE DİKKAT!!!
Mehmet işaret ve patika aramaya başlıyor.

İşaret bulamayacağımızı anladığımızda GPS'e yöneliyoruz ve bu geniş alanın sağından yürüyeceğimiz anlıyoruz. Fakat etrafta hiç patika ve işaret görünmüyor. Tamamen GPS'e göre yürüyoruz.

Önümüzden çekilmezse biz de böyle geçeriz.

Az önce ulaştığımız geniş alan. Zeytinliklerin bulunduğu bölge. Soldaki çam ağacına ulaştığımızda sağa doğru saparak buraya çıkmamız gerekiyormuş meğer.

Burada yaşadığımız zaman kaybı canımızı sıksa da değişik kaya şekillerini de görmemezden gelemiyoruz tabii. 

Ağaçların altından geçiyoruz ve yürüyüşe devam ediyoruz.

Çıkışımızı yapıyoruz. Karşıda görünen tepelerin ardından gelmişiz. Buradan bakınca ne çok yol yürüdüğümüzü daha iyi anlayabiliyoruz.

Yörük Geçidinin zirvesine ulaşıyoruz.

İşte budur!!!! Bugünün en yüksek noktası...

Yörük Geçidi'nin sırtlarından Bağarcık'a doğru inmeye hazırlanıyoruz.

Bulunduğumuz tepeden yürüyüşümüze devam ediyoruz. Henüz inişe başlamadık. Daha da ilginci aşağıda söylendiği gibi ova gibi Bağarcık’a giden bir düzlük yok. Gerçi olması da beklenemezdi. Bizdeki de saflık işte...

Tepeden bir başka tepeye doğu ilerlerken bir çoban kulübesi veya hayvan ağılı gibi bir örme taş duvar görüyoruz. Aslında bu duvar oyuğu büyük bir kayanın açık cephesini kapatmak için yapılmış. Beşparmak dağları eteklerinde bunun gibi geniş oyuklu yüzlerce kaya var. Zaten bu sebeple buralarda M.Ö 7000 yıllarından kalma duvar resimleri, manastırlar, çoban kulübeleri görülebiliyor. Bizim inşaa ettiklerimiz 10 yıl dayanmazken doğanın doğal olarak oyduğu ve korunmak için sunduğu bu gibi yerler haliyle binlerce yıl korunarak bugünlere ulaşabilmiş.

Çoban kulübesi önünden, sırtımızı kulübeye dönerek inişimize başlıyoruz. Yüzümüzü döndüğümüzde işaretleri de tekrar daha belirgin görmeye başlıyoruz. İlk 1 km. boyunca hafif inişli çıkışlı geniş patikalardan yürüyoruz. Çok sık olmasa da işaretler mevcut. Son çıkışımızın ardından patika daha da daralıyor ve çam ağaçları ve zaman zaman boyumuzu aşan eğreltiotları arasından inerek yürüyüşümüze devam ediyoruz. Burada otlardan, çalılardan işaretleri görebilmek neredeyse imkansız ama belli belirsiz ezilmiş çalılardan GPS’e de bakmadan yolu ve yönümüzü kestirebilmemiz mümkün oluyor. Yürüyecekler için belki kerteriz olur diyerek çalıların bol olduğu bölgede ufak bir çoban kulübesinin daha yanından geçiyoruz.

Yörük Geçidi'nde kaya oyuğuna yapılmış bir kulübe veya ağıl.

Yeryüzü şekilleri yuvarlak olunca bu tür yapıları da görebilmek mümkün burada.

Yörük Geçidinden Bağarcık'a doğru yürümeye başlıyoruz.

Buralarda da işaretler var ama arazi geniş olduğundan bir sonrakini görebilmek çok önemli.

Yeniden fıstıkçamı ormanına giriyoruz.

Orman içerisinden yürüyoruz. Patika nispeten belirgin ancak işaretlere dikkat edilmesi gerekiyor. Kaçırılmamalı.

Patikadan yürüyüşümüze devam ediyoruz. Yürüyüşümüzde 21. kmdeyiz. Yorgunluk da kendini yavaş yavaş göstermeye başlıyor haliyle.

Patikadan yola devam ediyoruz. Çevrede işaret çok sık değil. Havanın da kararacak olması sebebiyle GPS sürekli önümüzde. Zaman kaybetmek istemiyoruz.
Bu arada karşıdaki kayanın üzerindeki örme duvara dikkatinizi çekelim...

Böyle bir kayanın üzerine bu örme duvarı neden yapmış olabilirler acaba?

Patika düz gibi gözükse de aralarda çıkışı kısa, ufak sırtları aşmak durumunda kalıyoruz.

Her çıkışın bir inişi oluyor haliyle. Bu arada hemen öndeki kayanın ucunda işaret var.

İşaretler bu bölümde genelde bu tür kayaların üzerinde veye yerlerdeki kayalarda görülebiliyor.

Koca bir kayanın küçük işareti...

Yürüdüğümüz sırtın bu bölümünde eğrelti otu bölgesine giriyoruz.

Belirgin bir patikadan yürüyoruz. Hemen aşağıda küçük bir çoban kulübesi görüyoruz. Bu fotoğrafta çam ağacının ardında bacası görülüyor.

Hani bazen insan düşünür "kaçıp gitsem 1-2 günlüğüne bir yerlere. kimseler bilmese" diye. İşte o tür bir kulübe. Dağ başı. İki gün kendinizi dinleyebilirsiniz. Karar sizin tabii...

Çalılardan çıkarak yeniden oldukça geniş bir açıklığa daha ulaşıyoruz. Kuş uçuşu 4-5 km. kalmış gibi gözükse de bu bölümlerden Bağarcık’ı göremiyoruz. Geniş açıklıktan yeniden çam ağaçlarının altından hızlıca yürüyüşümüze devam ediyoruz. Havanın da kararmaya başlaması sebebiyle işaretleri görmemiz haliyle zorlaşıyor. Hatta geniş açıklıkta devrilmiş ağaç gövdeleri, kaya gibi duran bodur çalılar sebebiyle de işaretler zor seçiliyor. Buralarda işaretlerin üzerine dikilmiş babaların sağladığı yol yardımı işaretlerden daha fazla oluyor.

Çam ağaçları ve dar patikalardan yaptığımız ilave 1 km.lik iniş sonunda 17:50’de bir orman yoluna ulaşıyoruz. Sola doğru yürüyoruz ancak 100 metre sonra ağaç üzerindeki işaret bizi yeniden bir patikaya sokuyor. Kullar sonrasında yaklaşık 2 km.lik çıkışı 1 saatte yaparken yukarıdaki çoban kulübesi sonrası yaptığımız 2 km.lik inişi de 1 saatte yapıyoruz. İniş de olsa oldukça zorlu ve yürüyüşü yavaşlatan uzun bölümlerden geçiyoruz.

Eğreltiotlarının arasından yürüyoruz. Patika belirgin başka bir yere sapmamız mümkün değil.

Yorgunluk başlamış haliyle. Uzun bir otobüs yolculuğunun ardından ilk gün 25 km.den fazla yürümek bizim için iyi bir performans ki ertesi gün Latmos eteklerinden 20 km.den fazla yürüyeceğiz...

Yörük Geçidi artık arkada kalıyor. Gözlerimiz Bağarcık'ı arıyor ama ne köy görünüyor ne de bir köy sesi duyulabiliyor. Tam anlamıyla doğanın ortasındayız.

Tamamen eğreltiotu ve çalıların olduğu bir bölge. Yürüyoruz ama patikayı göz kararı tespit edebiliyor. Bu bölgede de GPS hep elimizde tabii...

Zorlu patikanın ardından yeniden geniş açıklıklara doğru çıkıyoruz. Yerdeki kayada işaret görülebiliyor.

Çok geniş bir alana çıkıyoruz ve nereye yürüyeceğimizi bilemediğimizden hemen GPS'e sarılıyoruz. Haliyle işaretler de görünmüyor çevrede. Fotoğrafta soldaki geniş alana doğru ineceğiz.

GPS yardımı alınca yol üzerindeki işaretler de bizi karşılamaya başlıyor. Tabii uzaklardan yerdeki işaretleri görebilmemiz mümkün değil.

Geniş açıklıktan aşağı doğru iniyoruz. Hava da yavaş yavaş kararmaya başlıyor ve Bağarcık'ı henüz göremiyoruz.

Geniş açıklıktan yeniden ağaçlık bir alana giriyoruz.

Bu bölümde işaretleri görebiliyoruz.

Ancak yine de dikkatli olmak lazım zira burası gibi yolun ikiye ayrıldığı bölümlerle de karşılaşılabiliyor.

Dar bir patikadan zigzaglı bir iniş yapmaya başlıyoruz. Biz de mümkün olduğunca "baba" dikerek yol işaretlerine katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

Bu iniş sırasında karşı tepelere bakarak Bağarcık'ı arıyoruz ama görünmüyor.

Bu bölümlerde patika biraz darlaşıyor ama çok da dert etmiyoruz. Bu arada buralarda bazı işaretlerin zamanla silinmeye başladığını tespit ediyoruz.

Patikadan orman yoluna iniyoruz. 

Orman yoluna çıkarak sola sapıyor ve kısa bir süreliğine orman yolundan yürüyoruz.

Orman yolundan yolumuza devam ediyoruz. Bu arada Bağarcık'a yetişemesek bile doğada kamp kuracağımızı biliyoruz. Sonuç olarak evimizi sırtımızda taşıyoruz. Her yerde konaklayabiliriz.

Aslında patikaya girerek terk ettiğimiz orman yoluna yaklaşık 10-15 dakikalık yürüyüşün ardından tekrar çıkacağız. Yürüyüş yolları hazırlanırken eğer alternatif patika varsa mümkün olduğunca yürüyüşçüleri yollardan yürütülmemesi tercih ediliyor.

Patikaya girdikten sonra aşağıda dere sesi duymaya başlıyoruz. Yaklaşan sesinden de anladığımız kadarıyla dere yatağına doğru iniyoruz. Saat 18:00 ve Bağarcık görünürde yok. Etrafta herhangi bir yerleşim sesi bile yok. Dere üzerinden geçerek kısa bir çıkışla nispeten düz hale gelen bir patikadan yürüyüşümüze devam ediyoruz. Patika bizi bir başka dereye daha indiriyor ve bu noktada anlıyoruz ki Bağarcık’a yetişmemiz artık zor. Bunun üzerine çantalarımızın en güzel aksesuarı çanta dışında asılı duran bardaklarımızı çıkartarak dereden bir bardak soğuk su içiyoruz. Bu kararın üzerine yapılabilecek en güzel hareket. Bu arada anlaşılacağı üzere buralarda su sorunu yok dolayısıyla yanınızda litrelerce su taşımaya hiç gerek yok. Suyun sarı/kahverengi tonlu renklerine aldanmayın tamamen ağaç gövdelerinin ve toprağın rengi. Suyun tadı nefis ve buz gibi. 700 metre yükseklikte ne olabilir ki?

Dereden suyu içerek yolumuza devam ediyoruz ve dere yatağından hafif tırmanış ve işaretlerin eşliğinde çam ağaçları arasından nispeten düz bir patikadan yaptığımız yürüyüş sonunda yeniden orman yoluna çıkıyoruz. Saat 17:50’de çıktığımız orman yoluna 1.5 km. ara patikalar ve dere geçişleri derken 18:20’de tekrar çıkmış oluyoruz.

Orman yolundan yeniden patikaya giriyoruz. Ağaç üzerinde işareti görebiliyoruz.

Patikadan dere yatağına doğru iniyoruz. İşaretler çok sık olmasa da görülebiliyor.

Dere yatağına iniyoruz. Dereden karşı tarafa geçeceğiz. Etrafta tek ses derenin huzur veren sesi.

İki adımda itina ile karşıya geçilir...

Geçtiğimiz dere yatağı ve arkamızda bıraktığımız tepeler.

Dere geçişimizin ardından işaretler eşliğinde kısa bir çıkış yapıyoruz.

Bu sırtı aşmamız gerekiyor.

Sırtı aştıktan sonra fıstıkçamlarının olduğu yeni bir alana çıkıyoruz. artık Bağarcık'a varamayacağımızı biliyoruz ancak gidebildiğimiz kadar gideceğiz.

Bir sırttan zor olmayan bir yürüyüş yapıyoruz. İşaretler görülebiliyor.

Buralarda bir dere sesi daha duymaya başlıyoruz.

Patikanın yürünmesi oldukça keyifli. Tüm gün yürüyüşünün ardından yorgunluğumuz da artmaya başladı tabii. Bu arada işaretlerin zamanla silinmeye başladığını tekrar belirtelim. 2-3 seneye bu işaret burada kalmayacaktır.

Bir dere geçişi daha yapıyoruz. İşte bu noktada doğada kamp atmaya karar veriyor ve durup kısa bir molayı hak ettiğimizi düşünüyoruz. Tabii biraz daha yürüyeceğiz.

Bağarcık'a varamayacağız dolayısıyla üzerine birkaç bardak soğuk dere suyu içelim. Su molası zamanı.

İkinci dereyi de geçtikten sonra yola devam ediyoruz yeniden. Bu bölgelerde su probleminin olmayacağını fotoğraflardan da gösterebildik

Geniş bir açıklığa daha çıkıyoruz. Her yer çam ve kekik kokuyor... Karşıda görünün çamlara doğru yürüyeceğiz.

Çam ağaçlarının arasından yürüyüşümüze devam ediyoruz. İşaretleri birbiri ardına görebilmek her zaman mümkün olmuyor.

Patika belirgin olmasa da işaretler ve GPS yardımı alıyoruz.

Hava kararmaya başlıyor yavaş yavaş...

Bu patikadan yola devam ederek yola çıkacağız.

Patika biraz daha genişliyor.

İşte yola çıkıyoruz ve sağa sapıyoruz.

Orman yolundan yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Orman yoluna çıktığımızda sağa doğru sapıyoruz ve Bağarcık’a doğru ilerliyoruz. Etrafta hiç yerleşim yok. Muhtemelen Bağarcık karşımızda duran tepenin arkasında çünkü kuş uçuşu olarak 1.5-2 km olarak gözüküyor ve köyde akşam ezanın sesini de duyduk. Evimiz yani çadırımız zaten sırtımızda olduğundan bu geceyi doğanın kalbinde geçirmemizin hiç bir sakıncası yok. Aksine yerleşim yerinde -köy bile olsa- araç sesi, köpek havlamaları vs. derken doğada uyuyor olmak çok daha güzel olacak.

Orman yolundan 1 km.lik yürüyüşün ardından işaretler bizi sola çam ağaçlarının arasına sokuyor ve yeniden bir dere yatağına doğru indiriyor. Dere yatağına indiğimizde hava neredeyse kararmış halde ve hemen yanıbaşında güzel, düz bir çayır gözümüze çarpıyor. Dereyi geçtiğimizde karşımızda dikçe bir çıkışı da gördüğümüzden daha fazla şansımızı zorlamadan Bağarcık’a 2 km. kala, yürüyüşümüzün 26. km.sinde Karia Yolu’nun ilk kampını atmaya karar veriyoruz. Bu bölge deniz seviyesinden 575 metre yükseklikte.

Orman yolundan yürüyoruz. Yolun solunda işaretler var ancak bu bölümde bir uyarı yapmamız gerekir. Bu yoldan Yaklaşık 1 km.lik yürüyüşün ardından işaretler sizi orman yolundan sola çam ağaçları arasına tekrar sokacak ve dere yatağına indiriyor olacak.

Arkamıza bakınca çam ağaçları arasına girdikten sonra dere yatağına yukarıdan böyle bir iniş yaptığımızı görüyoruz.

Dere yatağına indiğimizde, hava da kararmaya başladığından bu düzlüğü görüyoruz ve kamp noktamızı buluyoruz. Fıstıkçamları arasında, baykuş sesleri, dolunay ışığında bir gece geçireceğiz. Bağarcık bu noktadan sonra 2.5-3 km. Çok da yolumuz kalmamış ama günler kısaldığından burada bitirmeyi uygun gördük.

Güneş çoktan battı. Aydınlığı bile neredeyse gecenin karanlığına karıştı. Tam dolunay zamanı yürüyoruz. İlerleyen saatlerde dolunayın aydınlatıp, yanıbaşımızdaki derenin usulca aktığı bir yerde çadırımızı kuruyor olacağız.

Daha çantaları ve çadırı açmadan çayırın ortasına öylesine oturuyoruz. Mehmet cep telefonundan hafif bir caz müzik tıngırdatmaya başlarken Altuğ da boş boş oturuyor ama yorgunluk öyle bir çöküyor ki yürüyüşü tamamlayıp bacaklara karasular inmeye başlarken vücudu zaptedebilmek zor.

Kampı kurduğumuz 575 metrelik yükseklikte hava oldukça serinlemiş durumda. Bir an önce çadıra girerek dinlenmek istiyoruz. Hava serin olduğundan akşam yemeğini çadırda yiyeceğiz zira zaman geçtikçe hem hava serinliyor hem de yorgunluğa bağlı olarak üşüyoruz. Bir an önce uyku tulumlarının içerisine girmek istiyoruz.

Bağarcık yakınlarında dere sesini ve gecenin sessizliğini dinleyerek attığımız kamp huzur veriyor. Sabah uyanıp Bağarcık’a ulaştığımızda iyi ki böyle bir yerde kamp atmışız diyeceğiz. Yarın sabah sadece 1 saatlik kolay bir yürüyüşle Bağarcık’a ulaşmış olacağız bile.

Likya sonrasında artık Karia topraklarına da çadırımızın kazıklarını çakmaya başlıyoruz. Kaç km. yürüdüğümüzün önemi bizim için yok çünkü sevdiğimiz, zamanı yorularak harcamaktan keyif aldığımız bir iş ve aktiviteyi yapıyoruz.

İlk gün olduğu için değil, doğası ve ruhu ile aklımıza kazınan parkurlardan biri olan Karpuzlu-Bağarcık arası için özetlemek gerekirse GPS (mümkünse cep telefonu değil. Çünkü çok pile ihtiyacınız olabilir) veya rehber eşliğinde yürünmesi faydalı olur. Bu durum Milas’a kadar devam eden Beşparmak parkurlarının birçoğu için geçerli. Su problemi yok. Ayrıca yazın yürünmemesi tavsiye olunur. Malum havalar çok sıcak. Yerel halkın en büyük derdi sıcaklar desek yalan olmaz.

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates