2017 Nisan - Datça - 6.GÜN - Kızlan - Karaköy (Körmen) - Mersincik

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 09:00 (Kızlan)
Bitiş: 20:00 (Mersincik)

Toplam mesafe: 35 km.

* Kızlan - Karaköy (Körmen): 12 km.
* Karaköy – Yerimlik Mevkisi (Orman Yolu Sonu): 10 km.
* Yerimlik Mevkisi – Mersincik: 13 km.

Su: Akyaka'dan başlayan Datça parkurları üzerinde batıya (Knidos) doğru gittikçe su sorunu ortaya çıkıyor. Zaten Datça'da parkurları üzerinde çok fazla çeşme bulunmuyor dolayısıyla susuzluğun ana sebebi yerleşimlerin azalması denebilir.

Parkur boyunca tek bir çeşme bile yok.

Kızlan çıkışında sularınızı doldurduğunuzda Karaköy'e (Körmen) kadar yeterli olacaktır. Kızlan ve Karaköy arasında çeşme yok.

Karaköy'de bulunan işletme veya evlerden su ihtiyacınızı karşılayabilir, şişelerinizi doldurabilirsiniz. Çekinmeyip istemek gerekiyor.

Karaköy sonrası Mersincik'e kadar su planlaması çok iyi yapılmalı. Bu kısımda da çeşme yok. Karaköy'den 10 km. sonra ulaşılan Yerimlik mevkisinde bulunan su tulumba yürüyüşçüleri sevindirmesin zira su tuzlu.

Karaköy'de suları mutlaka doldurmak ve planlı bir şekilde tüketmek gerekiyor. Planlama olduğunda bu tür rotaları yürümeden önce daha sık yürünen klasik rotalara göre daha fazla tecrübeli ve tedbirli olmayı gerekiyor. Gelişigüzel tüketim, yeterince su bulundurmama sebebi ile bu parkurda ciddi su sıkıntısı çekilebilir. Özellikle Yerimlik-Mersincik arası tamamen doğanın içerisindesiniz.

Mersincik'te de çeşme yok. Özel mülkten su ihtiyacı kaşılanabilir. Çiftliğin kahyası yardımcı oluyor. Buranın ticari işletme olmadığını da belirtmemiz gerekiyor. Mersincik'te sularınızı sonraki gün için mutlaka doldurmak gerekiyor. Mersincik'ten yola susuz çıkmayın.

Karia Yolu'nun Karaköy-Mersincik-Murdala-Knidos arası su bakımından kısıtlı. Sonraki gün de Mersincik çıkışında sularınızı doldurmuş olmanız gerekiyor.

Yemek ve İkmal: Kızlan'da yaklaşık 3 günlük yemek veya alışveriş yapmak gerekiyor. Datça yönüne devam edecekler için en yakın bakkal Knidos sonrası ulaşılan Palamutbükü'nde. Bu da minimum 3 günlük yürüyüş anlamına geliyor.

Karaköy'de bakkal/market yok fakat limana yakın iki işletme bulunuyor. İkisi de birbirine yakın. Karaköy sahilinin sonuna ulaşıldığında sahilden içeriye girmeden 20 metre ilerde tabelasını göreceğiniz Sinem Cafe ile sahilden içeri girildiğinde solda muhtarın işletmesi. Buralarda su ve yemek gibi zorunlu ikmaller yapılabilir.

Mersincik özel mülk dolayısıyla buradan su harici yemek ve diğer kamp ihtiyaçlarınızı karşılayamazsınız. Knidos'a varabileceğiniz sonraki gün de yol üzerinde market veya ikmal noktası bulunmuyor. Dolayısıyla Emecik veya Kızlan'da yapacağınız alışveriş büyük önem taşıyor.

Yürüdüğünüz yöne bağlı olarak Datça'da Kızlan ve Emecik yemek ve ikmal için çok önemli noktalar. Buradan sonra bakkal veya market ile karşılaşmak için birkaç günü bulacak. Güncenin diğer günlerini de inceleyerek daha detaylı bir program oluşturabilirsiniz.

Konaklama: Parkur üzerinde pansiyon türü konaklama imkanı yok. Aslında Kızlan'dan yola çıkacaklar için önlerindeki en az 3 gün boyunca Palamutbükü'ne kadar pansiyon olmadığını, Datça parkurlarının çadır kamp veya araç transferleri ile yürünebileceğini vurgulamak gerekiyor.

Bu parkurlar araç transferli yürüyüşler için de zahmetli özellikle Mersincik ve Murdala'ya araçla ulaşım biraz zor, yollar bozuk. Her transfer firması buralara girmeyebilir. Etkinlik öncesi iyi pazarlık edip yolu tarif etmek gerekir.

Karaköy'de bulunan işletmelerde sahilde bulunan Sinem Cafe yeme içme türü çalışıyor. Bahçesinde geç saatlere kadar müşteri ağırladığı için çadır kurulmasına sıcak bakmıyor. Yine de sorulabilir. Boş bir zamanı olursa izin verebilir. (Hasan Bey - 252-727 12 74)

Diğer işletme ise sahilden içeri girdikten hemen sonra solda muhtar Halil Hayta'nın evi. Halil Bey bahçesinde çadır kurduruyor. Yürüyüşçülere yemek imkanı da bulunuyor. (Halil Hayta - 538-400 58 25)

İsteyenler kamp için yeteri kadar su alarak Karaköy'den 10 km. orman yolundan yürüdükten sonra ulaşılan, Mersincik patikalarının başlangıç noktası olan Yerimlik'te de kamp atabilirler. Burada denize girme imkanı da var. Ertesi gün öğlen gibi Mersincik'e ulaşıp sonrasında Murdala'ya varabilirler. Bu da ayrı, tercih edilebilir bir alternatif.

Mersincik'te bulunan tek ev özel mülk olduğundan her yürüyüşçünün ve kalabalık grupların bahçelerine çadır kurmalarına izin vermeleri mümkün olmayabilir. Yorucu patikalardan çıktıktan sonra karşılaşılacak düzlükte kamp atılabilir. Mersincik sonrası Murdala rotası uzun makilik çıkış ile başlıyor dolayısıyla geç vakitte buraya vardığınızda kamp için Mersincik'i geçip kamp yeri aramanızı tavsiye etmeyiz.

Karaköy ve Mersincik'te pansiyon yok ama Datça'nın genelinde yürüyüş turizimine direk olarak hizmet veren bir işletme olmadığından pansiyon konaklama yapacakların etkinlik öncesinde internet üzerinden sayı ve hizmet olarak kendilerine uygun pansiyonu bulup telefon etmelerinde fayda var. Genellikle pansiyonlar Mayıs ayı ile birlikte çalışmaya başlıyor.

Parkur Zorluğu: Tüm Datça parkurlarının Domuzçukuru rotası ile birlikte en izole rotası (Karaköy-Yerimlik-Mersincik). Hatta en izolesi denebilir zira Domuzçukuru Datça'ya yakın olduğundan yol üzerinde günübirlik yürüyüşçüler görebilme imkanı bulunuyor.

Kızlan'da yemek veya zorunlu olabilecek eksiklerinizi mutlaka tamamlayın.

Gerek Kızlan-Karaköy, gerekse Karaköy-Mersincik arasında parkur işaretlemeleri oldukça iyi durumda. Yine de akıllı telefonlarda GPS bilgileri bulunursa zaman kaybı en aza indirilir. Yol boyunca yönünüzü, yolu sorabileceğiniz yerel insanlarla Likya Yolundaki gibi sık karşılaşmıyorsunuz.

Dağlar aşılmıyor ama uzunluğu, su tüketimi ve deneyim gerektirmesi sebebiyle zor bir rota olarak değerlendirmek gerekir. Özellikle Yerimlik'ten sonra geri dönme veya Mersincik'e ulaşıldığında yürüyüşü bırakıp Datça'ya dönme gibi bir durum sözkonusu değil. Karaköy'den yürüyüşe başladıysanız Knidos'a kadar yürümek gerekiyor. Karaköy sonrası Datça'ya giden hususi araç bulabilmek büyük şans.

Karaköy-Yerimlik arası orman yolu fakat Yerimlik'ten sonra doğa ile başbaşa kalınıyor. Bazı kısımlarda kayma riskiniz olabilir bu sebeple mutlaka baton kullanın (güncedeki bu konu ile ilgili fotoğrafları incelemenizi öneririz). Olası bir sakatlanmada veya kaza durumunda yardım çağırmak, bulunduğunuz noktayı tarif edebilmek hatta ulaşım çok zor. Bu sebeple risk almadan, acele etmeden yürünmesini öneririz. Tüm bu uyarılara rağmen keyifle yürüyecek, doğada ufacık bir nokta olduğumuzun farkına bir kez daha varacaksınız.

Yangın riski sebebiyle rota üzerinde kesinlikle ateş yakmayın. Keyiflerimiz bir faciaya davetiye çıkarmasın. Yangına müdahele burada sadece denizden mümkün. 2018 yılında Karaköy-Yerimlik arasında yapılan orman yolu genişletme çalışmaları bu riski azaltmak için yapıldı.

Parkur Yükselti Grafiği: Daha büyük görsel için resmin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Sabah saat 07:00’de ayaklanıyoruz. Muhtemelen 5 günün verdiği yorgunlukla çok rahat uyuduğumuz da söylenemez ya bir şekilde sabahı ettik. Yazının ilerleyen bölümlerinde sebeplerini yazarız. Burada konuya biraz daha gizem katmış olalım.


Çadırımızı toplamadan çok erken saatte açılmış olan kahveye gidip kahvaltımızı yapıyoruz. Menü dün akşam yemeğimiz ile aynı. Zeytin-Peynir-Yoğurt.

Kahvaltı sonrası çadırımızı toparlıyoruz ve yola çıkmak için harekete geçiyoruz. Yürüyüş öncesi Knidos, hatta Palamutbükü’ne yetecek kadar öğün ve yeme içme ihtiyacımızı hesapladık ve markete gidiyoruz.

Kızlan’da market çok. Hepsi de yeterince erken açılıyor. Yola başlarken hesapladığımıza uygun şekilde tüketmişiz yanımızda taşıdığımız yiyecekleri. Ne az ne de fazla. Ağırlık hesabı önemli. En yakın market Palamutbükü’nde. Bu da 3 günlük yiyecek demek. Bu üç gün yanımıza biraz daha farklı yiyecekler alıyoruz. Ton balığı ile bir yere kadar? Bünyelerimizi şaşırtıp pilaki, patlıcan kızartma ve türlü konserveleri alıyoruz. Kahvaltı için gevrek türü hafif yiyecekleri tercih ediyoruz. Son birkaç yürüyüştür zeytin de taşıdıklarımız arasında olmazsa olmazlar arasına girdi. Ayrı bir kilitli kapta zeytin taşıyoruz. Abartmadan her öğünde 3-5 tane yiyiyoruz. Tuzlu tuzlu güzel oluyor.

Saat 09:00’a doğru Kızlan’dan yürüyüşümüze caminin karşısındaki tabelanın önünden başlıyoruz.

Bu rota (Karaköy-Mersincik arası) okuduğumuz ve duyduğumuza göre Datça parkurlarının en izole rotası. Merak uyandırmıyor değil. Tedirgin de oluyoruz tabii sebibi rotayı bitirmek zorunda olmamız. Zira duyduğumuza göre Merdivenli koy haricinde arada kamp yapacak uygun noktalar yok. Bilinmeyene doğru gitmek, keşfetmek istediğimiz de bu zaten.



Palamutbükü'ne kadar yetecek yaklaşık 3 günlük market alışverişi tamam


Caminin önünden yürüyüşe başlıyoruz.


Caminin karışındaki tabeladan camiyi solumuza alarak köyden çıkıyoruz.



Kızlan içerisindeki parke yollardan toprak yola çıkmamız çok uzun sürmüyor. Camiden yaklaşık 250 metre sonra soldaki toprak yola giriyoruz ve sağa giden parke yoldan ayrılıyoruz. Bu arada köy içerisinde elektrik direkleri üzerinde işaretleri görüyoruz.

Toprak yoldan yürümeye başlıyoruz. Toprak yol olsa da buraları halen köy içi yollar olduğundan peşisıra yol ayrımları çıkıyor karşımıza. Burada tek tek bu yol ayrımlarını tariflemektense belirgin olan işaretlere dikkat etmenizi tavsiye ediyoruz. GPS de çalışır halde olduğundan kafamız karışmadan yolumuza devam ediyoruz. İşaretler elektrik direkleri ve bahçe duvarlarının tel örgü direklerinin üzerinde görülebiliyor. Burada önemli olan daha belirgin olan ana toprak yolan ayrılmayıp, daha dar olan, tarlalara giden ara yollara girmemek gerekiyor.

Yaklaşık yarım saat sürecek olan toprak yoldan 4 km.lik yürüyüşümüz başlıyor. Yukarıda belirttiğimiz gibi işaretler elektrik direkleri, bahçe çitleri veya taşlar üzerinde görülüyor. Kaybolma söz konusu değil.

Toprak yoldan yürüdükçe solda aşağıda Karaköy’ü görmeye başlıyoruz. Her ne kadar yakın gibi gözükse de yolumuz tahmin ettiğimizden uzun ve yorucu olacak.

Karaköy’e zaman kaybetmeden varmak istiyoruz çünkü izole Mersincik rotasına öğlen gibi girmiş olmamız gerekiyor. Aksi takdirde rotayı tamamlamak çileye dönüşür. Bu rotada özellikle zaman planlaması yapmak büyük önem taşıyor.

Burada doğanın (rüzgar) öylesine bir gücü var ki denizden uzak ve 60 metre yüksekliklerde yürüyor olmamıza rağmen ağaçlar bile boyunlarını bükmüş. Nasıl bir rüzgar gücü ve fırtına olabilir? Hayal etmek güç.

Bu arada arkamıza dönüp baktığımızda Reşadiye Köyü ve daha ileride Datça’yı görüyoruz.



Köy içerisinden yürüyoruz.


Elektrik direkleri zerinde işaretler görülüyor.


Parke taşlardan toprak yollara giriş. İlk ayrım. Soldan yürüyoruz.


Halen köy içerisindeyiz. Yeni yapılaşmalar görülüyor.


Direkler üzerinde işaretleri göremeye devam ediyoruz.


Bir ayrım daha sağdan yürüyoruz. Yine de merak edecek bir durum yok işaretleri takip edebilmek mümkün.


Köy dışına doğru çıktık sayılır.


Patikalara doğru adım adım


Bir yol ayrımı daha.daha belirgin olan soldan yürüyoruz. Sağ taraf tarlalara gidiyor.


Henüz Karaköy'ü göremiyoruz. Karaköy karşıda görünen yüksek dağın eteklerinde.


Gökova'nın rüzgarları ağaçları jölelemiş.


Yürümeye devam ediyoruz. Burası bir yol ayrımı değil. Sadece tarla ayrımı.


Karaköy sahili görülüyor. Sevinsek de daha çok yolumuz var. Rota beklediğimizden de uzun.  


Toprak yoldan yürüyoruz.


Artık yerleşim dışına çıktık.


Yol genel olarak düz. 


Toprak yol patikaya dönmeye başlıyor. Bu arada sağımızda tel örgülü bir tarlaya ulaşıyoruz. Bu tel örgüler Emecik'te gördüğümüze benzer şekilde elektrikli.


Arkamıza dönüp bakıyoruz. Reşadiye Köyü ve çok daha arkada Datça görülüyor.


Gökova'da rüzgarın etkisi.


Her ne ise bir türlü. Kurtulamıyoruz şu taş ve kum ocaklarından. Likya, Karia, Frig bir şekilde karşımıza çıkıyor.


Toprak yolu takip ediyoruz ve yolun sonuna doğru yıkık veya tamamlanmamış halde beton küçük bir kulübe/yapı görüyoruz. Tam burada da kulübeyi geçince sağda patikaya giriyoruz.

Aslında patika demek doğru olmayabilir çünkü halen tarlaların ortasından bir yerlerde yürüyoruz. Yol ayrımında işaretleri ve rotayı takip edebilmek için GPS yardımı almak faydalı olacaktır.

Karşı tarafta sırtta yakın zamanda merdiven basamakları gibi traşlanmış ve yeni ekilmiş bir arazi görüyoruz bu sırta doğru işaret ve patikalar üzerinden yürüyoruz ve arazinin tel örgülerinin yanından devam eden patikayı takip ediyoruz. Bu arada tel örgülerinin elektrikli olduğu uyarısı yazıyor. Muhtemelen düşük akım elektrik var. Domuzlar sebebiyle bu bölgedeki ekili alanlar zarar görebiliyormuş bu sebeple bu tür bir uygulama yapılıyor. Datça’nın başka bölgelerinde de gördük.

Adım adım patikalara giriyoruz. Ağaçların ardında yıkık bir yapı/kulübe görüyoruz.


Kulübeye doğru yürüyoruz. Yol götürüyor zaten.


Kulübenin yanından yol sağa kıvrılıyor ve patikalara giriyoruz.


Aşağıda ağıl gibi başka bir yapı daha var. İleride Reşadiye ve Datça görülüyor.


Patika belirgin olmasa da içgüdüsel olarak yürüyebiliyoruz. Karşıda görülen taraçaların olduğu ekili alana doğru yürüyoruz.


Ekili alana doğru yaklaşıyoruz. Burada yapılması gereken, ekili alanın yanına kadar gelip tel örgüleri takip ederek sola yukarı doğru yürümek.


Yol ve patika bitiyor. Burada işaretleri de göremeyince kısa bir GPS yardımı alıyoruz.


GPS bizi yeniden işaretlerle buluşturuyor. 


Üç fotoğraf önce dediğimiz gibi ekili alanı sağımıza alarak elektrikli tel örgüleri takip ediyoruz.


Patika belirgin. İşaretler de var.


Arkamızda kalan coğrafya. Adım Adım ilerliyoruz...


İşaret yoksa ucu kırmızı-beyaz'a boyanmış demir çubuk var


Karaköy (Körmen) ve liman (Bodrum-Datça) aşağıda görünüyor. Dümdüz ineceğimizi sanıyoruz ama aldanıyoruz.

Patika üzerinde işaretler çok belirgin ve yeni. Sadece yukarıda yoldan patikaya bağlanma kısmı biraz karışık. Yukarıda belirttiğimiz GPS yardımı bu nokta içindi.

Aşağıda Karaköy’ü de görüyoruz. Patikalar araziye kadar rahat olsa da çıkış başlıyor. Tel örgüleri geçtikten sonra kısa bir çıkış ile sağdaki tarlanın yaslandığı tepenin batısına geçiyoruz ve sağda aşağıda Karaköy’e dümdüz ineriz diye düşünürken izlerin bizi ters yöne doğru götürmeye başladığını fark ediyoruz. Anlaşılıyor ki bugün tahminimizden zorlu bir yürüyüş olacak.

Ekili alanları geçip arka sırta ulaştığımızda 150 metre seviyesinden yaklaşık 1.5 km. boyunca 300 metre seviyelerine çıkacağız.

Karşımızda zirvesinin kayalık olduğu 350-400 metre yüksekliğe sahip Kayalı Tepe’nin doğu sırtlarından (sağından) geçerek Karaköy’e inmeye başlayacağız. Patika ve işaretler belirgin. Yine de GPS yardımı almak isteyenler olabilir.

1.5 km. boyunca patikanın Kayalı Tepe’ye geçiş bölümü kayalık ve taşlı olsa da rotanın en yüksek noktası olan 300 metre seviyelerinde patika genellikle rahat yürünebilir halde.

Buraya kadar yolu tarif ettik ve okuyanları sıkmış olabiliriz. 300 metrelik geçişe kadar ağzımızı bıçak açmadı. Dün gece maalesef horlamalarımız sebebiyle uykumuzu alamadığımızdan uykusuzluğa daha hassas olan Mehmet bu konuda isyankar. Düğün salonunun avlusunda kurduğumuz çadırımızın yeri güzel olsa da düğün ortamı olmayınca birbirimizi dinledik. Bir düğün olsa böyle olmazdı. Tabii küslük yok yine bir şekilde konuşacağız ama bu kısımları selamsız sabahsız geçiyoruz. Biz “dargınlık” nedir bilmeyiz.

Yol boyunca herşey güllük gülistanlık geçmemeli küçük gerginlikler olacak ki birbirimizin kıymetini daha iyi anlayalım. Dile kolay adımladığımız binlerce kilometre yol gülüşmeler haricinde böyle anları da yaşamıyor değiliz. Ama tempomuzu ve planlarımızı hiçbirşey bozamaz.

Genelde tartışma sonrası derin bir sessizlik oluyor. beş dakika sonra mehmet’ten bir ses geliyor “Naber?”. Konu kapanıyor.

Bu sefer biraz daha uzun sürüyor. Bir saat kadar. Zaten çıkışa başladığımız için konuşmamızı gerektirecek bir durum da yok.

Sola aşağı doğru ineceğimize sağa doğru yükselmeye başlıyoruz.


Sahilden uzaklaşıyoruz.


Arasıra GPS yardımı almamız gerekiyor. Patika zaman zaman belirsiz veya kafa karıştırıcı hale gelebiliyor.


Çıkış başlıyor


Patika ve işaretler birkaç kısım haricinde oldukça belirgin


Körmen'e varışımız tahminimizden de uzun ve yorucu olacak.


Karaköy sahili


Yol arkadaşlarımız kaplumbağalara "Günaydın" demeyi esirgemiyoruz


Tepelerin ardına girmeden Karaköy'e son kez bakıyoruz


GPS'e baktığımızda karşıda görünen Kayalıtepe eteklerinden geçeceğimizi anlıyoruz.


Patika


Kayalıtepe


Kayalıtepe'ye yaklaştıkça çıkış kayalık ve sert hale gelmeye başlıyor.


Karaköy sahili olmasa da iç kısımdaki yerleşimler görülüyor.


Ne yalan diyelim Karaköy'e dümdüz inmektense böyle bir yol daha hoşumuza gidiyor. Sadece doğa var. Öteki türlü bir tarla içerisine in köy yolundan yürü. Her yerde var.


Patika buralarda da belirgin


Hatta işaretler bile var.


Az zamanda çok çıktık


Sert çıkışın sonuna doğru bir bele ulaşıyoruz.


Belin sırtından sola doğru dönüyoruz ve yönümüz Karaköy'e doğru dönmeye başlıyor.


Kimseler yok. Sadece biz varız. Bugünkü yürüyüşümüzün en yüksek noktası (300 m.)


Karşıda görünen tepenin solundan Yurmakaya (Kayaboğazı) Koyuna doğru inmeye başlıyoruz.


Çok da bodur olmayan makilikler arasından Kayalıtepe eteklerinden inişimiz başlıyor


Aşağıda İnce Burun görünüyor 


Böylesine bir doğada keyif almamak mümkün mü?


Doğada yalnızlık bu olsa gerek

Gerginlik rotanın en yüksek noktası olan 300 metredeki sırt geçişi sırasında sona eriyor. Bugüne kadar yol üzerinde gördüğümüz en büyük domuzlardan birisini görüyoruz. Dev gibi. Tabii bizi görünce kaçıyor ama çok uzaklaşmıyor. Biz de temkinli olup yaklaşmıyoruz ve nereye doğru gittiğini dinliyoruz.

Önden giden Mehmet Altuğ’u çağırıyor yanına. Batonlarla ses yapıyoruz. Hani burada bir saldırı olsa kaçacak yer, tırmanacak bir ağaç bile yok. Her yer bodur makilik.

Domuzun sesini duyuyoruz. Bizden uzaklaşıyor. Son bir sesini daha duyduktan sonra korkup kaçtığı kanısına ulaşıyoruz ve yürüyüp yolumuza devam ediyoruz.

Bize en çok sorulan sorulardan birisi de doğada karşılaştığımız canlılar. Aslında yaptığımız bu. Bekliyoruz. Köpek kovucu da taşımıyoruz. Bugüne kadar da Frig Yolu harici saldırıya uğramadık. Frig’de köpekleri bildiğimizden kovucu yanımızda vardı. Çok da işimize yaradı. 2 km.öteden üşenmeden bize doğru koşan iki dev çoban köpeğini yapışık ikizler gibi yaklaşık yarım saat olduğumuz yerde dikilerek savuşturmuştuk. Altuğ’un köpekler gelirken Mehmet’in elinde tuttuğu kovucuya “bas bas bas. Bol bol bas” dediği hala hatırımızda.

Deniz seviyesinden 300 metre yükseklikte sırtın deniz tarafına geçiyoruz.

Geçişimizin ardından Karaköy’e doğru yöneliyoruz ve inişimiz başlıyor. İniş maalesef daha zorlu. Dikenli çalılar (keçiboğan ve pırnallar) patikayı kapattığından inişimiz çileli oluyor. Uzun pantolana hiç alışkın değiliz. Kışın bile. Neyse ki bacaklarımız çizilmeye karşı dayanıklı. Hemen alışıyoruz.

Kısa, gölgeli bir çıkış


İnişimiz sırasında karşılaştığımız tek düz sayılabilecek açık alan. Sıradan gelebilir. Fotoğrafı dev gibi bir domuz ile hayal edin. Fotoğraftan 20 sn. önce buradaydı. Tam çekildiği sırada solda ağaçların arasında. Ama korkmak yok. Gidecek. Saldırmaz. Biz de zararsızız.


Yeniden makiliklere giriyoruz.


Böylesine açık alanlarda patika bağlantılarını görebilmek zor olabiliyor. Bir yerlerde takılıp kalmamak için GPS yardımı almakta fayda olabilir.


Yeniden patikalardayız.


Bir sırt geçişine daha yaklaşıyoruz.


Patikalar geniş olunca hızlanıveriyoruz.


Sırt geçişi. Aşağıda Yurmakaya (kayaboğazı) koyuna inişimiz başlıyor.


İndikçe Karaköy de görünmeye başlıyor.


Makilikler bodur ve dikenli hale geliyor. Çile!!!


Bir süre sonra umurumuzda olmuyor. Dümdüz yürüyoruz. Acı yok.

Patika ve işaretler çok belirgin. Hatta aşağıda gördüğümüz Yurmakaya (Kayaboğazı) sahiline doğru ineceğimizi bile anlayabiliyoruz, sahilden sonra patikayı da görebiliyoruz.

Yaklaşık 2.5 km.sonra sahile ulaşıyoruz. Her yanımız dikenli alılardan çizildi. Bizim işimiz çile. Ama biz mutluyuz böyle.

Karaköy’ün (Körmen) hemen yanındaki küçük Yurmakaya (Kayaboğazı) sahilinde naylonlarla kaplı balıkçı barınağından başka hiçbirşey yok. Sahilin diğer tarafınan çok daha geniş ve belirgin patikaya giriyoruz ve kısa bir tırmanışın ardından Karaköy’e son inişimizi yapmak üzere inişe geçiyoruz. Deniz seviyesine yaklaştığımızda antik kalıntıların yanından geçiyoruz. Bulunduğumuz yerde küçük de olsa antik bir yerleşim var.

Burası isim olarak neresi bilemiyoruz ama Datça’nın yaklaşık 2 km. kuzeydoğusunda kalan Burgaz Ören Yeri’nin (Eski Knidos) konumumuza göre çok uzak olmadığı düşünülürse buranın Eski Knidos’un (Burgaz) bir liman veya yerleşim noktası olabileceği aklımıza geliyor.

Kayaboğazı koyunu hatta sonrasında yürüyeceğimiz patikayı görmeye başlıyoruz.


Çileli iniş. "ah" "vah" sesleri arasında iniyoruz.


Batonlar yolu açmak için de işe yarıyor.


İndiğimiz sırt. Çile Yolu.


Kayaboğazı sahilindeki balıkçı barınağı


Sahile inip karşıdaki küçük tepeyi aşacağız.


Kayaboğazı Koyu. Sahillerin her biri birbirinden güzel.


Kayaboğazı hatırası


Bodrum'dan Karaköy limanına gelen feribot.


Küçük tepeyi aşacağız.


Yurmakaya (Kayaboğazı) Koyu.


Kızlan-Karaköy arası kolay gibi gelmesin. Özellikle yürüyüş grupları yarım gün gibi planlamalılar


Küçük tepe geçişi bile yavaşlatıyor bizi.


Kayaboğazı Koyu (Yurmakaya)


Tepeyi aşıyoruz karşımızda Karaköy sahili boydan boya uzanıyor.


Karaköy ekili alanların fazla olduğu turistik olmayan bir lokasyon. Pansiyon yok.


Sahile doğru iniş başlıyor. Aşağıda kalıntılar görüyoruz.


İnerken çevreyi inceleyip fotoğraf çekmeyi de ihmal etmiyoruz.


Deniz seviyesine doğru tarihi kalıntılar karşımıza çıkıyor. Buralara çok uzak olmayan Eski Knidos'a ait olabilir mi? Kimbilir?


Bu sefer Mehmet arkada kalıyor. Arkada kalanın canı çıksın. 


Kaderine terk edilmiş kalıntılar


Aşağıda tarlaların arasındaki yola doğru ineceğiz.


En tepe noktada gördüğümüz antik kalıntı

Kalıntıları geçtikten sonra deniz seviyesine ulaşmış oluyoruz ve tarla içerisinden kısa bir yürüyüşün ardından sahildeki araç yoluna yürüyüşümüzün 10.km.sinde ulaşıyoruz.

Kızlan tarafındaki tarla girişlerini bir kenara koyarak Kızlan-Karaköy arasında yön tayini anlamında özellikle bahsetmemiz veya vurgulamamız gereken kritik bir nokta yok. Yol veya patika ayrımı da bulunmuyor. Ancak rotanın zor değil ama beklenen den uzun ve yorucu olduğunu belirtmemiz gerekiyor.

Karaköy diğer adı ile Körmen, Datça-Bodrum feribotlarının yanaştığı liman ile biliniyor. Bu arada Bodrum’dan gelen feribotu da görüyoruz. Burada pansiyon ve bakkal yok. Yazın belki feribot sebebiyle liman içerisinde açık bir bakkal olabilir ama yürüyüş mevsimlerinde limana yakın küçük işletmeler haricinde pansiyon türü bir işletme olmadığını belirtelim. Ayrıca sahilde bir çay bahçesi ve balık restoranı (Körmen Balık) tabelası gördük ama geçtiğimiz tarihte kapalıydı. Restoranın çalışır olduğuna güvenmemek lazım. Yaz sezonunda çalışıyor gibi görülüyor.

Özetle sahildeki Sinem Cafe ve sahilden içeri girildiğinde solda muhtarın işletmesi Karaköy'de bulunan işletmeler.

Karaköy’ün doğu ucundan başlayan yürüyüşümüz sahilin batı ucuna, limana kadar devam ediyor. Karaköy ekili arazilerin olduğu, sahilde kamp da atılabilecek bir lokasyon. Sahil çok geniş ve temiz değil. Zaten liman ve dalgakıran varsa sahil de çok temiz olmayabiliyor. Kamp atılırsa gece sert rüzgarların olabileceğini de belirtmemiz gerekiyor. Yerel halkın yaşadığı evler olduğundan su ihtiyaçları biraz zahmetli gibi görülse de karşılanabilir. Yol üzerinde çeşme yok.

Karaköy’de mutlaka sularınızı tazelemeniz gerekiyor. Mersincik’e yapılacak uzun ve yorucu yürüyüş beklenenden de zorlu olacak ve arada hiç su kaynağı bulunmuyor. Yerimlik’teki tulumbadaki su tuzlu. İçilebilecek gibi değil. Karaköy’de sularınızı doldurun. DİKKAT!!!

Limana yaklaştığımızda solda duvar üzerinde “X” işaretini görüyoruz ve rota bizi sahilden içerilere doğru sokuyor. Ancak yola devam etmeden hemen ileride sahilde küçük işletmenin tabelasını görüyoruz ve 50 metre kadar yürüyüp Mersincik öncesi işletmede kısa bir öğle yemeği molası veriyoruz.

İşletmede tost gibi hızlıca tüketilebilecek yemekler var. Bir salata ve tost yiyerek öğle yemeğimizi yiyiyoruz ve Karaköy’e inerken ayakkabılarımız içerisine giren otları temizliyoruz. Son iniş bizi bayağı hırpaladı.

Kızlan’dan Karaköy limanı yaklaşık 12 km. 09:00’da başladığımız yürüyüş ilk bölümü saat 12:00’de Karaköy’de tamamlanıyor. Burada 1 saat mola vereceğiz.

Tostlarımızı yiyip üzerine bir de dondurma yedikten sonra çay için gizemli Mersincik rotasını hayal ediyoruz. Yolda bilinmeyene gidiyor olmak, adrenalini sürekli yüksek tutuyor olmak çok keyifli. Keşfetmek böyle birşey. Ne kadar blog veya kitap okursanız okuyun deneyimlemek çok farklı.

Karaköy Knidos’a kadar son yerleşim noktası. Arada geçeceğimiz Mersincik ve Murdala özel mülk veya site türü yerleşim. Buralarda işletme veya bakkal yok.

Keyfimiz yerinde. Adım adım yaklaştığımız Datça’ya planımıza göre yarım gün öndeyiz. Beklediğimizden de iyi çıktık.

Deniz seviyesine indik. Yola doğru yürüyoruz.


Yola ve sahile ulaştık. Buradan sahilin diğer (batı) ucuna limana doğru yürümeye başlıyoruz. Boydan boya yürüyeceğiz. Sağa sola dönmek yok.


Karaköy'e ulaşmak kolay olmadı. Biraz daha sakin yürüyoruz ama daha zor olan Mersincik rotasını düşünmeye başlıyoruz şimdiden.


Çadır kurmak isteyener buralarda düzlükler bulabilirler.


Karaköy (Körmen) sahili


Eski zamanlar gibi. Sahil ve yol iç içe Burası popüler olsa hemen bir kaldırım ve parke taşı döşenir.


Duvar kenarlarında işaretleri görüyoruz. Doğru yoldayız.


Karaköy sahili sulak. Çok sayıda sazlık var.


Yazın açık olan ancak şu anda kapalı olan bir tesis. İçerisinde çadır kurulabilir belki.


Limana ulaşıyoruz. Yürüdüğümüz tarihte marina olarak büyütülüyordu. İnşaat çalışmaları devam ediyordu.


Evet buradan sola içeri sapmak gerekiyordu ancak 20 metre ilerideki tek açık olan işletmeye doğru gidip öğle yemeğimizi yiyeceğiz. Ayrıca öğrendiğimiz kadarıyla burası haricinde sahilden içeriye saptıktan sonra muhtarın işlettiği başka bir işletme daha açılmış. Mersincik öncesi son ikmal (su ve yemek) noktası. Suyunuzu buralardan tazeleyin. Yol üzerinde çeşme yok.

Saat 13:00’de toparlanıp yola koyuluyoruz. Geri dönüp yol ayrımından içeri doğru girip sahilden ayrılıyoruz. Yol üzerinde işaretleri görebiliyoruz. Bu yol aynı zamanda Datça’ya giden ana yol.

Sahilden içeriye doğru yürümeye başladıktan yaklaşık 100 metre sonra yolun sağındaki elektrik direği üzerinde bizi yoldan toprak yola doğru yönlendiren “r” işaretini görüyoruz.

Karaköy’e girişimizi yazarken belirttiğimiz üzere sahilden içeri girildiğinde solda, yol ayrımından önce muhtarın (Halil Hayta) işlettiği ikinci bir işletme de bulunuyor.

Sağa doğru ayrılarak yenilenen limanın yukarısından yürümeye başlıyoruz. Limanı ve sahili sağımıza alarak yukarıdan geçiyoruz ve yolumuza devam ediyoruz.

Başlangıçta düz olsa da rotanın ilk 5 km.si çıkış. Sonradan çıktığımızı daha iyi anlıyoruz çünkü hava esmeyince bize yeniden çile oluyor yollar.

Yol üzerinde küçük ayrımlar olsa da işaretler görülebiliyor. Burada yapılması gereken çıkışın tamamlandığı Ada Tepe’ye kadar daha geniş olan anayoldan ayrılmamak. Toprak yol bizi patikaların başlayacağı Yerimlik mevkisine kadar götürecek.

Limanı geçtikten 100 metre sonra karşımıza çıkan yol ayrımında sola, iç kısımlara doğru giren yolu takip ediyoruz. Sağ taraf çıkışı yok. Tarla yolu.

Mola sonrası sahilden içeriye giriyoruz


Yol üzerinde işeretler görülüyor. Muhtar Halil'in evi de solda.


Bizim yürüdüğümüz tarihte bu restoran kapalıydı


Karaköy'ün iç kısmında bulunan evler. İşletmeler kapalı ise buralardan su istemekten çekinmeyin. Mutlaka isteyin!!!


Yoldan fazla uzun yürümüyoruz. Bu ayrımdan sağa giriyoruz.


Sağa tam bir "U" dönüşü yaparak yoldan çıkıyoruz. İleride bir sağa giriş daha görünüyor. Aman karışıklık olmasın.


Marina ve limanın tepesinden sahile paralel yürümeye başlıyoruz.


Marina inşaatı.

Mersincik rotasına girmiş oluyoruz. Bakalım kaç saat sonra ulaşacağız?

İlk yol ayrımından sonra yol sola bir virajla kıvrılıyor ve içeride yerleşim ve ekili alanların bulunduğu geniş düzlükler karşımıza çıkıyor.

Toprak yoldan yürümeye devam ediyor olsak da arasıra karşımıza yol ayrımları çıkıyor. Bunca zamandır yol tecrübemiz artık nerelerden gideceğimizi hissettiriyor olsa da yine de zaman kaybı yaşamamak için GPS’i kontrol etme gereği hissediyoruz.

Rotamız bu düzlüklerin arkasından dolanıp tam bir “U” çizerek giden yoldan karşıda görünen Ada Tepe’ye (200 m.) çıkıp Yerimlik Mevkisine sahil hattını takip eden toprak orman yoldan ulaşmak.

Düzlüklerden içerilere doğru girdikten yaklaşık 1 km. sonra yol sağa doğru kıvrılmaya başlıyor ve karşımıza ikinci yol ayrımı çıkıyor. Soldaki yol içerilere doğru girerken zaten sağdaki kayanın üzerinde “r” işaretini görüyoruz. Sağdan ana yolu takip ederek yürümeye devam ediyoruz. Buradan sonra da çıkış başlıyor.

Yaklaşık 5 dakika sonda bir yol ayrımı daha karşımıza çıksa da soldan anayolu takip ederek yürümeye devam ediyoruz. Sağdan aşağı inen yolun tarlalara indiği çok belirgin zaten.

Buradan sonra düzlüğün karşısına geçiyoruz ve Ada Tepe’ye doğru çıkışımız başlıyor. Yukarıda da belirttiğimiz üzere yükseldikçe tam bir “U” yaptığımızın farkına varıyoruz.

Limanı geçince yeniden sahile ulaşıyoruz. Buralarda bile kamp atılabilir.


Marina sonrası yol ayrımı karşımıza çıkıyor. Soldan devam. Sağ taraf tarlaya gider.


Karaköy'ü ardımızda bırakıyoruz ve içerilere doğru giriyoruz.


Karaköy sonrası içerilerde geniş düzlüklere ulaşıyoruz.


Bir yol ayrımı daha kaya üzerindeki işaret sağa diyor. İşaretler ne diyorsa o.


Toprak köy yolundan yürümeye devam ediyoruz.


Bir yol ayrımı daha. Soldan yürümeye devam ediyoruz. soldaki kayalar üzerinde işaretleri görebiliyoruz zaten.


Sağda geniş düzlükler görülüyor.


Düzlükleri geçtikten sonra Adatepe'te doğru çıkışımız başlıyor.

Düzlükleri geçip yükseldikçe yeni inşa edilen liman, Karaköy (Körmen), aşağıdaki düzlükler altımıza seriliveriyor. Hava sıcak olsa da kafamızda Yerimlik’e bir an önce ulaşıp patikalara girmek var. Patikalarda geceye kalmak istemiyoruz.

Tırmandıkça yerleşimden uzaklaşıyoruz ve yer yer sessiz hale geliyor. Esinti bile yok. Yol ne kadar zor olursa olsun buradan sonra hayal ettiğimiz yolun sessizliğine giriyoruz. Sessizlik insanın yürürken daha çok hayal kurmasını, düşünmesini sağlıyor. Sadece paylaşıp yazmakla olmuyor, yaşamak lazım.

Arı kovanlarının ve arıcıya ait derme çatma bir kulübenin önünden geçiyoruz.  Arıcı kovanları ile ilgileniyor. Selamlaşıyoruz. Buralarda çıkış devam ediyor olsa da başlangıca göre daha hafifliyor.

Yükseldikçe aşağıdaki düzlüğün büyüklüğü daha net görülmeye başlıyor.


İşaretleri kayaların üzerinde görebiliyoruz. Bu kısımlar yoldan yürünüyor zaten.


Toprak yoldan yürümeye devam ediyoruz.


Tepeler çevremizde dimdik yükseliyor. Yürüyüp patikalara girdikçe daha yabani hale gelecek doğa.


Çıkışa devam ediyoruz.


Karaköy ve liman daha belirgin görülebiliyor. Karaköy'ün ardındaki küçük burun ile büyük burun arasında Kayaboğazı Koyu var. Sabah karşı tepelerden indik Kayaköy'e.


Neredeyse yarım günde yürüyerek aştığımız tepeler, yerleşim ve düzlükler buradan daha belirgin gözüküyor. 


Arı kovanları burada karşımıza çıkıyor.


Artık alışığız arı kovanlarına


Arıcı arıları ile ilgileniyor.


Bal isteyen var mı? Buradaki bal yenmez mi?


Yürümeye devam ediyoruz. Çıkış dikliği biraz daha azalıyor.


İç kısımlara giriyoruz.

Arı kovanlarını geçtikten yaklaşık 1.5 km. sonra küçük bir “U” dönüşü yapıyor, dönüş sonrası karşı yamaçta yürüdüğümüz yolu görebiliyoruz. “U” dönüşünden 50 metre sonra karşımıza bir yol ayrımı çıkıyor. Bu nokta ÖNEMLİ!!! Limanı geçtikten yaklaşık 4.5-5 km. sonra Ada Tepe’de karşımıza çıkan bu noktada sağda yerdeki taş üzerinde işareti görüyor olsak da sağdan sahile doğru inen yola giriyoruz. Sol tarafta atıl durumdaki arı kovanlarını görünce muhtemelen daha geniş gibi görünen yolun arıcılar tarafından kullanıldığını tahmin ediyoruz zira burası çıkmaz yol.

Bu tepe nokta bugün Kızlan’dan başlayan yürüyüşümüzün 17. Km.si ve saat 14:30. 5.5 saatte 17 km. Tempomuz iyi sayılır. Kalabaık gruplar bu rotayı hafife almamalı.

2018 yılında bu bölgede bu yolların Orman Müdürlüğü tarafından genişletme ve yenileme çalışmaları olduğundan işaretlerin kaybolması söz konusu olabilir. Bu bölge izole ve ulaşımı zor olduğundan olası bir yangına zamanında müdahele edilebilmesi için bu orman yollarının bakıma ihtiyacı var. Tabii rant için açılmıyorsa. Bu önemli.

Karşı yoldan gelip "U" dönüşü yapıyoruz ve karşı yamaca geçiyoruz.
"U" dönüşü sonrası Karaköy'ü son kez gördüğümüz geniş bir terasa doğru son çıkışımızı yapıyoruz.


Buraya DİKKAT!!! Yol ayrımı. Daha ileri gitmeden sağa aşağı doğru inmek gerekiyor.Biz bir baba diktik, işaret de vardı ama 2018 yılındaki orman yolu genişletme çalışmaları sırasında kaybolmuş olabilirler. GPS/Wikiloc  yardımı almak iyi olabilir.


Deniz seviyesine doğru iniş başlıyor.


Yol araç yolundan çıkıp patika şekline girmeye başlıyor.


Karaköy'ü burada farklı bir açıdan görebiliyoruz. Arkada görünen büyük tepe dün Çakal-Emecik arasında geçtiğimiz Karamanbaşı (Emecik) Tepesi. İşte adım adım yürümek böyle güzel birşey.


Yürümeye devam ediyoruz. Artık iniş başladı. Uzun ve sert çıkışlar yok. 


Birazdan ineceğimiz yol aşağıda gözüküyor. Geniş zigzaglar ile iniyoruz.


Ardımızda bıraktıklarımız. Karaköy'ün doğusunda bulunan Kayaburnu görülüyor.


Yerimlik'e kadar böyle bir yoldan yürüyoruz. Sonra ver elini patikalar.


Geniş zigzaglar çizerek deniz seviyesine (30 m.) yaklaşacağız

Neredeyse deniz seviyesine kadar ineceğimiz bu yol ayrımında sağa dönerken bir baba yapıyoruz ve yürümeye devam ediyoruz. Muhtemelen bu baba orman çalışmaları ebebiyle bugün itibariyle yerinde durmuyordur.

Bu kadar tarif yapmış olsak da zaman kaybı anlamında tedirgin olunmasını gerektirecek bir durum yok. Daha önce defalarca yazdığımız üzere Karia Yolu parkurlarında GPS veya Wikiloc yardımı alıyor olmak önemli. Fakat pilinize dikkat. Zira yollar üzerinde işletmeler çok sık olmadığından biten pillerinizi şarj edebilmeniz kolay olmayacaktır.

Buradan sonra araç yolulu oldukça bozuk ve deniz seviyesine kadar sert bir iniş yapıyoruz. Yürüyenler için gayet iyi tabii. Bu bilgi araç transferi ile gelecekler için önemli.

Ada Tepe’den 2.5 km. inişin ardından deniz seviyesinden yaklaşık 30 m. yükseklerde yürüyeceğiz. İniş sırasında iki sefer üstüste “U” dönüşü de yapıyoruz. En azından yürüyeceklere karşılaştıklarında doğru yolda olduklarını bilsinler. Yol düz. Çıkış veya inişler yok. İndikten sonra yol düz ve tempomuzu Yerimlik mevkisine kadar arttırıyoruz. Amacımız burada kısa bir mola verip Patikaya dönüşecek rotaya zaman kaybetmeden girmek.

Sahil boyunca yürümeye başladığımızda yol giderek daralıyor ve geniş bir patikayı andırıyor. Uzun bir süre buradan araç geçmediği belli oluyor. Yukarıda belirttiğimiz üzere 2018 yılında orman müdürlüğünün bu yolu genişletme çalışmaları (olası yangına müdahele sebepli) vardı. Muhtemelen yolu yürüyecek olanlar bu yolu fotoğraflardakinden daha geniş bulacaklar. Belki Karaköy-Yerimlik arası bu yol yerine eski bir patika rotası işaretlenirse orman yolu yerine alternatif bir yoldan da yürünebilir.

İşaretler belirgin. Zaten yanlış girilebilecek bir yol ayrımı da yok.


İlerleyen zamanlara geçeceğimiz irili ufaklı burun ve koylar görülmeye başladı.


Hava sıcak. İlk gün yağmur yağıyordu.


Bir hatıra fotoğrafı alalım. Thanks.


Bu kısımları yürüyecekler muhtemelen yolları genişletilmiş halde bulacaklar. Umarız fazla bozulmamıştır.


Yolların genişletilmesi bizim de içimizi acıtıyor ama buralara tek ulaşım bu yol. Bir yangın buraları müdahele edilene kadar küle çevirir.


Halimize bakıyoruz. Perişanız ve bunu belgelemeliyiz. Mehmet.


Ne oluyor Altuğ? Bu ne hal?


Bakmayın tipimiz perişan ama enerji hala zirvede


Turkuaz renkli deniz dibimizde. Daha nasıl bir güzellik olabilir ki?


İnsanın atlayası geliyor.


Yerimlik mevkisine yaklaşıyoruz.


Yol giderek daralıyor.

Sağımızda turkuaz renkli deniz, kayalık sahiller, karşıda Bodrum sahilleri. Çiftlikköy, Orak Adası, Karaada ve ileride Bitez sahilleri belli belirsiz görülebiliyor. Bu sahilleri bilen Mehmet hepsini tek tek söylüyor. Bu arada Karia Yolu rotalarının Bodrum Yarımadası üzerinde de bulunduğunu belirtelim.

Sahile paralel yürüyüşümüz 2 km. sürüyor ve Yerimlik Mevkisine ulaştığımızı yolun bitmesinden anlıyoruz. Yol buraya kadar. Sırada bizi Mersincik’e götürecek patikalar var. İşaretleri görebiliyoruz.

Saat 15:30, Kızlan’dan başlayan yürüyüşümüzün 22. km.si. Yol daha yeni başlıyor.

Çantalarımızı çıkartıp Yerimlik’teki küçük sahile iniyoruz. Burada bir su tulumbası olsa da bu durum bizi mutlu etmiyor zira tuzlu su. Akdeniz’in suyu gibi tuzlu değil ama kana kana içilemiyor. Bu yüzden Karaköy’de suları tazelemiş olup ve Mersincik’e kadar su kaynağı bulunmadığını biliyor olmak bu rotada çok büyük önem taşıyor.

Yerimlik’te çadır kurmak için uygun bir düzlük olsa da bizim bulunduğumuz anda çok sayıda sinek vardı. Sinek yoğunluğu dönemsel olduğundan her zaman olacak diye bir durum yok. Ancak kamp atacaklar buradan itibaren uygun bir kamp noktası bulmakta zorlanacaklar. Yerimlik’e Boğaz Köprüleri girişlerindeki gibi “Mersincik Öncesi Son Çıkış” diyelim.

Ayaklarımızı denize sokup, veriğimiz 15 dakikalık molanın ardından sinek saldırılarına daha fazla dayanamayıp yolumuza devam ediyoruz.

Yerimlik mevkisine doğru yaklaşıyoruz.


Deniz seviyesine indikten sonra iniş ve çıkış yok. Sahil boyunca dümdüz yürünüyor.


Yerimlik mevkisine ulaşıyoruz. Ara yol olmamasına rağme işaretleri görmek güven veriyor.


Yerimlik mevkisindeki sahil


Patikalara girmeden önce son mola noktası.


Ayaklarımızı suya sokuyoruz.


Bakmayın güldüğüne Mersincik'e vardığında soracağız ona halini.


Yerimlik'te tulumba ve su var ama TUZLU!!! İçilebilir gibi değil!!!! Bu yüzden sularınızı mutlaka Karaköy'de doldurun!!! ÖNEMLİ UYARI!!!!


Burada kamp için uygun düzlük var ama su yok.

Çok kısa açıklığın ardından makiliklerle kaplı, bol gölgeli, çoğu zaman deniz manzarasının bile görülemediği patikalara giriyoruz. Patikalar genellikle pırnal meşesi, sandal ve kocayemiş (dağ çileği) ağaçları ile kaplı ve çok izole. Yürüyenleri doğada hissettirdiği hatta bitmeyen mesafesi ile akşama doğru tedirgin ettiği bir gerçek.

Rota boyunca su kaynağı yok. Hatalı olarak girilebilecek, zaman kaybı yaşanabilecek bir yol ayrımı da yok. Bu sebeple yürüyeceklerin tek sorunu zaman. Hele bu yola sabah girmişseniz sakin sakin yürümekten çok keyif alacaksınız. Biz yürüyüş hızımıza ve güneşin yürüdüğümüz tarihlerde 20:00’de battığını hesaplayıp parkura saat 16:00’ya doğru girdiğimiz için özellikle son kısımları hızlı yürümek durumunda kaldık. Özellikle kalabalık gruplar bu rotayı planlarken dikkatli olmalılar.

Rota önce tüm sahil şeridini yukarıdan boydan boya gören bir manzara ile başlıyor. Tabii sık ağaçlardan patikayı görebilmek mümkün değil. Ardından deniz seviyesinden 15-20 metre yüksekliklerde sahil boyunca yürünüyor.

Patikalara giriyoruz. İşaretler yolu gösteriyor.


Datça parkurlarının en izole rotası başlıyor.


2016 yılında burası çalılardan temizlenmiş. Öncesi tam bir çile idi.


Gideceğimiz yollar görünmese de geçeceğimiz burunları ve koyları görebiliyoruz. İleride görünen Mersincik Adası'na doğru yürüyeceğiz. Yolumuz çok.


Hafif bir iniş ile deniz seviyesine çok yakın yürümeye başlayacağız.


Makiliklerin arasından kısa bir iniş yapıyoruz.


Arasıra küçük düzlükler çıkıyor karşımıza.


Rotanın başı biraz kayalık ve taşlık olsa da sonradan patika haline gelecek.


Her yer sandal ağacı. Çok güzel. Dokunmadan yürümemek lazım.


Çalıların temizlendiği belli oluyor. Ellerinize sağlık.


Makilikler içerisinden yürüyoruz.


Temizlik öncesi burayı yürüyenler kabus gibi olduğunu söyler durur. Haklılık payı yok değil.


İşaretlemeler de gayet iyi. Zaten kaybolma gibi bir durum yok. Yol çok gelirgin. Kabaca sahil hattı boyunca dündüz yürünüyor.


Sadece biz, doğa ve denizin sesi var. Harika bir parkur burası.


Genel bitki örtüsü makilik.


Zaman zaman çıktığımız düzlüklerden biri. Buralarda hiç su yok. Karaköy'den Mersincik'e kadar taşımak gerekiyor. 

Burası işaretli olmasına rağmen 2016 yılına kadar yürünmesi çok çileli temizlenmemiş makiliklerden oluşuyordu. Muğla Ticaret Odası ve belediye işçilerinin desteği ile 2016 yılında yapılan çalışmalar sonucunda patikalar tahralar ile temizlenerek yürüyüşe uygun hale getirildi. Şimdi yollar çok daha rahat ve yürünebilir durumda. Bu sebeple internette bu rota ile ilgili yorumlarda bu tür yazılar karşınıza çıkarsa şaşırmayın.

Yolun tahralar ile temizlendiği belli oluyor. Her yer kesilmiş çalılıklarla dolu. Yürüyüşçüler olarak bu yolun temizlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür etmemiz gerekir. Çok zahmetli bir iş.

Zaman zaman deniz seviyesine kadar iniyoruz. Her biri birbirinden bakir ufacık koyların kenarından geçiyoruz. Yolun işaretlemeleri de oldukça güzel ve belirgin.

Burada detaylı yol tarifi vermekten öte yürüyeceklere rotayı fotoğraflarla tariflemekte fayda var zira yanlış bir yola girilmesini gerektirecek bir yol ayrımı, kritik bir nokta olmadığından fotoğraflar yürüyeceklere iniş-çıkış, patika türü toprak-taşlık gibi fazlasıyla fikir verecektir.

Buradan sonra kritik bir yol ayrımı olmadığından biraz daha görseller ile anlatacağız ki yürüyecekler nerelerden geçeceklerini biraz daha detaylı görebilsinler.

Bu arada bu parkurun bazı kısımlarında baton kullanmak çok önemli. Fotoğraflardan da görüleceği üzere bazı kısımlar oldukça dar ve kaymaya müsait. Baton bu ihtimali azaltıyor. Zaten uzun doğa yürüyüşlerinde baton kullanımı gerçekten çok önemli.

Bu rota bize Likya Yolu Gelidonya Feneri-Adrasan rotasını anımsatıyor. İlk kez yürüdüğümüzde çok etkilenmiştik. Sanki yol boyunca o gün karşılaştığımız insanlar (New York ve İsveç’li solo yürüyüşçüler, yaşlı İngiliz grubu) karşımıza çıkacakmış gibi geliyor.

Bitki örtüsünün izin verdiği zamanlarda kafamızı bir zürafa gibi makiliklerden çıkartıp ilerilere doğru bakıyoruz ama yol üzerinde makilik, dağ, tepe ve küçük vadi girintilerinden başka hiçbirşey gözükmüyor.

Patikalara girdikten yaklaşık 6 km. sonra 15 metre seviyelerinden 90 metreye kayalığın tepesine çıkıyoruz ve dümdüz yolumuzu derin sayılabilecek bir vadi kesiyor. Harika bir manzara. Aşağı birşey düşürsek muhtemelen düşürdüğümüz her ne ise 5000 sene sonra bulunur.

Zaman zaman deniz seviyesinde yürüyoruz ama genelde 10-15 metre üzerindeyiz.


Patikalar belirgin.


Sahiller genellikle kayalık. Buralarda özellikle bizi sağa sola yönlendiren "r" işaretlere dikkat etmek gerekiyor aksi takdirde çalılıklarla boğuşmak zorunda kalabiliriz.


Yol üzerinde işaretler genellikle ağaçlar üzerinde bulunuyor


Geçerken bakmaya doyamadığımız sahiller


Zaman zaman patikalar daralıyor. Dikkatli olmak lazım. Böyle birkaç yer var.


Patikalar gölge ve yürünebilir durumda.


Bir başka koya daha ulaşıyoruz.


Bu koyun da tepesinden geçerek yürümeye devam ediyoruz.


İnsanın koşup atlayısı geliyor. Karşıda da Bodrum gözüküyor.


Doğa ve ağaçların önünde saygıyla eğilmemiz gerektiği de oluyor tabii


Sandal ağaçları çok etkileyici.


Kısa çıkışlar var ama çok kısa sürüyor. Bu parkur genellikle düz.


Koridor gibi patikalar


Uzaktan, Karaköy tarafından bakarken en küçük bir patka bile görememiştik. Yürümeye başladığında daha iyi anlıyoruz her yer sık makilik.


Bazı kısımlarda işaretleri takip etmek önemli. Burada solda "X" işareti var. Bu gibi durumlarda kırmızı-beyaz işareti kaçırmamak gerekiyor.


Ardımızda bıraktığımız birbirinden güzel küçük sahiller ve makilik


Güzel bir çadır noktası daha. Tabii suyunuz varsa güzel.


Denizin dibindeki işaret.


Patika devam ediyor


Böyle açık alanlara çıkınca yürüdüğümüz coğrafyadan daha çok etkileniyoruz.


Gölge olması yolu yürümeyi rahatlatıyor.


Kısa bir su molası. Patikaların daraldığı eğimli kısımlarında baton kullınıyor olmak çok önemli. Batonsuz yola çıkmayın. 


Buraları denizden de gelip keşfetmek güzel olur.


Yolumuz uzun


Dikkat gerektiren kısımlardan birisi. Buralarda baton kullanıyor olmanın faydasını çok görüyoruz.


Denize uzanan çam ağaçları, engin denizler. Etkilenmemek elde mi?


Koşup atlamak vardı ya neyse... Çocuklukta yapmadığımız şey değil.


Ağını bozmadan geçtik.


Buralarda baton çok önemli.


Patika daralıyor. Baton önemli.


Bu geçişi küçümsememek lazım.


Aşağıya inmeyeceğiz tabii. Yukarıdan yürümeye devam edeceğiz.


Yeniden makilikler içerisine giriyoruz.


İşaretleri takip edebilmek kolay


Kısa bir çıkış daha


Kısa çıkışın ardından yeniden düz patikalara gireceğiz.


Kısa çıkışımız devam ediyor. Yorucu değil.


Sandal ağaçlarının oluşturduğu koridorda yürüyor olmak çok etkileyici. Unutamayacağımız parkurlardan birisi oluyor Karaköy-Mersincik


Uzun zaman sonra ilk defa açıklığa çıkıyoruz ve ne kadar yolumuz kaldığını anlamaya çalışsak da nafile.


Çevreye baktık ve yeniden orman içerisine girdik.


GÖrdüğümüz en ilginç sandal ağaçlarından birisi. Meşale gibi.


Bu sandal ağacının yanından geçenler onu kucaklamadan yola devam etmesinler. Her gövde farklı bir ruh halini ifade ediyor gibi


Makilik korodorlarından yürümeye devam ediyoruz.


İşaret ağaçta yoksa taşın üzerinde var.


Kısa bir süre önce çıkışımızın sebebi belli oldu. Makilikler arasından devam eden patika derin bir vadi ile kesiliyor.


Vadiye inip karşıya geçmemiz gerekiyor.


Vadi tabanı. Sık ağaçlar. Az sonra içerisine gireceğiz zaten.

Bu etkileyici noktada kısa bir süre mola verdikten sonra vadi içerisine doğru inişe geçiyoruz ve kısa süren bir inişin ardından vadi tabanına ulaşıyoruz. Yer yer ağaç. Çok güzel. Yukarıdan baktığımızda vadi tabanında ağaçlardan başka hiç birşey görünmüyordu zaten.

İşaret ve patika olsa da sanki sık bir orman içerisinde kaybolmuş gibiyiz. Tüm bu güzel ortamın üzerine akşamüstü güneşi turuncu rengi ile ağaçlar arasından süzülünce yürüyüşlerimizin en etkileyici ortamlarından biri karşımıza çıkıyor. Geç kalmayı bir kenara bırakıp fotoğraf molası veriyoruz. Ne acelemiz var? Annelerimiz “hava kararmadan eve dönün.” demedi ki.

Burada kısa bir soluklanmanın ardından vadi içerisinden sahile doğru yürüyoruz. Küçük taşlı sahile inmeden yukarısından patikalara giriyoruz ve vadinin karşısına geçerek rotamıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Saat 18:30 ve Mersincik’e 5 km. var. Yol toprak olsa 1 saat sürmez ama patikalar dar ve yorucu.

Vadiye iniyoruz.


Vadi içi çok mistik ve dinginlik veriyor. Denizin sesi bile yok. Mutlak sessizlik.


Gün sonu vadide bize güzel bir ışık oyunu sunuyor. Güneş ışınları ağaçlar arasından süzülerek bu noktaya yerel ışık olarak iniyor.


Akşam olursa olsun. Doğadayız. Evimiz sırtımızda. Bulunduğumuz ortamın keyfini çıkartıyoruz. Yerel ışık her zaman denk gelmez.


Vadi içerisinden sahile doğru yürüyoruz ve vadinin küçük koyuna ulaşıyoruz. Sahile kadar inmeden solda görünen tepeye çıkacağız.


Sahile inmedik. Vadinin karşısına doğru çıkıyoruz. 

Vadi tabanına indik dolayısıyla geri çıkacağız. Kısa bir çıkış.

Yeniden dümdüz patikalardayız.

Her karanlığın sonunda bir aydınlık oluyor. Doğada her adım bir öğreti.

Bu arada rota üzerinde özellikle sahile yakın kısımlarda toprak kayması olmuş kısımlar var. Buralardan geçerken dikkatli olmanızı tavsiye ederiz. Geçilebiliyor ama bir anlık dikkatsizlik 5-10 metre sürüklenmenize sebep olabilir. Bu rota üzerinde kazaya davetiye çıkarmamakta yarar var. Bölge AKUT'un ulaşımı için de zor. Baton büyük önem taşıyor.

Kayalar içerisinde mağaralar, dar sahil geçişleri derken hızımızı arttırıyoruz. Güneş en geç yarım saat içerisinde Datça’nın en batısı olan İskandil Burnundan batacak.

Bu kısımlarda sahilleri daha sık görüyoruz. Mersincik Koyu’nun önünde bulunan Mersincik Adası ve Akçalı Adayı kerteriz alıp kara parçalarına doğru yaklaşmaya çalışıyoruz.

Tekrar sahile paralel yürümeye başlıyoruz. Vadi geçişi sonrası Mersincik'e 4-5 km kalmış gibi gözüküyor.

Vadi sonrası solumuzda büyük kaya kütlelerinin dibinden yürüyoruz.


Kayalıkların dibinde küçük mağaralar var


İçeride birşey yok. Baktık.


Yeniden patikalarda yürümeye devam ediyoruz.


Nereleri geçtik? patikalar nerede? arkamıza baktığımızda bile anlamamız güç.


Az önce indiğimiz vadiyi ilk gördüğümüz kayalıkların üzerindeki nokta buradan gözüküyor. En arkada Karaköy'ün bulunduğu burun görülüyor.


Hızlanmamız gerekiyor. Güneş var ama batmaya hazırlanıyor.


Her yerden sandal ağacı fışkırıyor.


Yeniden deniz seviyesine iniyoruz. Patikalar eğimli olduğundan dikkatli yürüyoruz. Baton önemli.


Arkamızda bıraktığımız patikalar. Aman dikkatli geçin.


Güneşi gördüğümüz yerlerde sorun yok ama gölge yerler kararmaya başladı bile.


Dikkat gerektiren bir geçiş daha. Fakat sahile inmeden hemen sola içeriye gireceğiz.


Her yeri akşamüstü güneşinin renk ve tonları kaplıyor


Sahile kadar inmeden Mehmet'in tuttuğu ağacın solundan yeniden içerilere gireceğiz. Bu can yeleklerinden özellikle Yunan adası olan Simi'nin karşısında (Palamutbükü-Domuzçukuru) çok fazla göreceğiz. Datça, Suriyeli mültecilerin Yunan adalarına kaçmak için mesken tuttuğu destinasyon.


Sahile paralel yürümeye devam ediyoruz. Hava kararıyor.


Ağaçlar üzerinde işaretleri görmeye devam ediyoruz. Yolun işaretleri oldukça iyi durumda.


Bir koya daha ulaşıyoruz. Burası Merdivenli Koy. Birazdan Koya adını veren merdivene ulaşacağız. Mersincik'e 2.5 km. kaldı.

Saat 19:30’da Mersincik girişine (patika sonu) 2 km. kala rotanın en etkileyici bölümlerinden birisi daha çıkıyor. Karaköy yönünden geldiğinizde hemen anlamak kolay olmuyor ama işaretler bizi iki kaya arasına oyulmuş antik merdiven basamaklarından Merdivenli Koya indiriyor. Buradaki antik kalıntılar belki antik bir yerleşim veya gözcü kalesinden kalan bir yapı olsa gerek. Bu bölgeler Karia zamanında stratejik öneme sahip Gökova Körfezi’nin girişini tutan noktalar. Tam karşıda Karia satrabı Massoluos döneminde (M.Ö. 370) Karia başkenti olan Halikarnassos (Bodrum) bulunuyor. Bu gibi yerlerde gözcü noktaları olası tehlikeleri izlemek için çok önemli. Bu yapıların Datça için antik yerleşim ve Bodrum’u izlemek için yapılmış olabilir, hatta daha bile eski olabilirler.

Basamaklardan dikkatle iniyoruz. Tabii basamaklar tarihin yıkımına uğradığından yarıda kesiliyor. İnebilmek veya atlamak imkansız. Her türlü kazaya açık. Kalan inişi tahta merdivenden yaparak sahile iniyoruz.

Burada kısa bir fotoğraf molasının ardından 50 metrelik sahili baştan başa geçerek yeniden patikalara giriyoruz. Saat 19:30. Hava iyiden iyiyiye kararmaya başlıyor.

Patikalar bizi koya ismini veren antik merdivenlerin başına ulaştırıyor.


Merdivenlerden dikkatle iniyoruz


Yekpare kayaüzerine işlenmiş merdivenler


Merdivenler burada bitiyor. Atlamak mümkün değil. Sahile inen tahta merdiveni kullanacağız.


Sahile indik. Buraya başka bir iniş alternatifi yok.


Merdivenli Koyun merdivenleri. Başlangıcı antik, devamı tahta.


Merdivenli Koy


Burada kısa bir fotoğraf ve video molasının ardından yola devam ediyoruz. Hava iyiden iyiye kararıyor. Yaklaşık 2 km. kaldı.


Merdivenli Koyun peribacası gibi göğe yükselen kayaları


Sahilin sonuna kadar yürüyoruz.


Sahilin sonundan da patikalara giriyoruz.


Yürüdüğümüz izole coğrafya gün sonunda son kez aydınlanıyor.

Ağ atmaya gelen balıkçılar

Patikalar ne kadar dar olsa da koşar adımlarla yürümeye başlıyoruz. Mersincik sahili tam karşımızda. Çok az kaldı. Daha öncekliere benzer manzara ve patikalardan geçtikten sonra saat tam 20:00’de Mersincik girişindeki düzlüklere ulaşıyoruz. Düzlüklere ulaşınca içimiz rahatlıyor ve keyfmiz yerine geliyor. Bu rotayı iyi bir tempoda, molalar da vererek kazasız olarak tamamladık. Yine de yürüyecekler birbirini çok iyi tanıyan iki yürüyüşçünün sürelerine bakmasınlar zira Karaköy-Mersincik arasına tam 1 gün ayırmak gerek yolun izole olması gerekse eşsiz koyları görme ve zaman geçirme bakımından çok daha rahat olacaktır.

Mersincik Koyu özel bir mülkün bulunduğu bir koy. İşletme veya bakkal yok. Mersincik’e ulaştıktan sonra özel mülke ait zeytinliğe girmeden toprak araç yolunu takip ediyoruz ve geniş bir “U” çizerek 1.5 km. sonra özel mülkün girişine ulaştıktan sonra bugünkü yürüyüşümüz son buluyor.

Patikalardayız. Adeta koşmaya başlıyoruz artık. Karanlığa kalmak istemiyoruz. Adetimiz değil.


Deniz seviyesinin 20 metre kadar üzerindeyiz. Kadim Gökova'da bir gün daha bitiyor. 


Bakmayın fotoğrafın aydınlık olduğuna ISO değeri yükselince aydınlık görüyorsunuz. Yoksa patikalar çoktan karardı sayılır.


Güneş gitti gidecek. Kerteriz aldığımız Mersincik ve Akçalı Adalarına iyice yaklaştık.


Merdivenli Koy ve Mersincik arası rota rahat. Sert iniş ve çıkış yok. Genelde düz rota ama yorucu.


Aşağıda rota boyunca karşımıza çıkan onlarca irili ufaklı girintilerden birisi daha görülüyor.


Son 1 km. Zaman karşı bir yarış.


Mersincik'te gün sonu. Solda Mersincik Burnu. Karşıda görünen Mersincik ve Akçalı Adaları. Arkada Kos adası görülüyor.


Mersincik görüldü. Artık rahatız. Koca koyda tek bir ev var. Solda görülüyor. Çadırımızı da (izin aldıktan sonra) karşıda görülen uzun beyaz mülke ait bahçe alet edavatlarının bulunduğu yere yakın bir yere sahile kuracağız.


Son adımlar. Ne kadar hızlı olsak bile yine eğlenecek birşeyler buluyoruz. Birşeylere gülüyoruz ama neye güldüğümüzü hatırlayamadık.


Sahile doğru son iniş.


Welcome to Mersincik. Ne gündü ama!!! Tüm yürüyüşlerimizin en güzellerindendi desek yalan olmaz.


Arkamıza bakıyoruz. Patikalardan çam ağacının yanından çıktık. Ama ne çıkış!!! Upuzun izole bir yol Karaköy-Mersincik arası. Hatta Yerimlik-Mersincik arası. Dünyanın karmaşasından uzak kendimizle başbaşa kaldık. Daha ötesi yok. Yanlız bu rotalarda tecrübe ve deneyim çok önemli.

Yol günceleri macera olsa da insanlarla sohbet etmek, onlarla tanışmak ve kendimizi tanıtmak ayrı bir macera. Yol hatıraları böyle ortaya çıkıyor.

Koyun ortasındaki tek ve gayet mütevazi evin önüne geldiğimizde biten sularımızı tazelemek ve sonrasında uygun bir kamp yeri sormak için evdekilere sesleniyoruz. En kötü sahile kamp atarız. “En kötü” dememizin sebebi sahil şeridi dar ve denizin getirdiği çöplerle dolu. Hava karardı ve gece vakti kamp yeri aramaya halimiz de kalmadı desek yeridir. Yardım istemek en iyisi.

Sesleniyoruz ve aşağıdan genç bir arkadaş çıkageliyor. Özgür. Özel mülkün yardımcılarından. Bekçisi. Yaveri. Artık ne derseniz. Yaz kış burada yaşıyor.

Datça’da Çakal, Mersincik ve Murdala gibi lokasyonlarda özel mülklerde yaşayanlar su konusunda yardımcı oluyor. Kalabalık gruplar kamp için Mersincik’e patikalardan ilk ulaşılan noktalarda kamp atabilirler. Mersincik’in çıkışında evi geçip işaretli Karia Yolu’na girdikten sonra Murdala’ya doğru dar patika çıkışı yapılacağından kamp için uygun bir nokta bulmak zor olacaktır. Karaköy-Mersincik yapıp aynı gün sitelerin bulunduğu Murdala’yı zorlamaya gerek yok zira Mersincik güzel ve keyif alacağınız Karia Yolu lokasyonu.

Bağlı olan köpek havlamalarına aldırış etmeden mütevazi ve hiç de gösterişi olmayan bağ evi türü evin avlusuna geliyoruz ve sesleniyoruz. Evin bekçisi çıkageliyor. Merhabalaşarak su istediğimizi söylüyoruz. Kamp konusuna henüz girmiyoruz. Biraz tereddüt ederek “Tabii vereyim. Filitre su var doldurayım ama bu arada hemen bilgi vereyim” diyor ki sebebini az sonra anlıyor olacağız.

Çok geçmeden yukarıdan bizden çok daha genç bir arkadaş çıkageliyor. Mülkün sahibiymiş. 1 Mayıs tatili uzun olunca kendisi buraya gelmiş ailecek.

Merhabalaşıyoruz. Kısa sohbetin ardından su dışında birşeye ihtiyacımız olup olmadığını soruyor. Teşekkür ediyoruz. Fazla tatmin olmamış olsa gerek yukarıdan aşçıyı çağırıyor ve beyazlar içerisinde aşçı kıyafetli biri geliyor.

- Ahmet Abi arkadaşlar yorgun. Çorba, pilav üzeri kavurma ve içecek birşeyler verelim.

- Tabii verelim. Ben masayı açayım kendilerine.

- Arkadaşlar ben yukarıda aile ile birlikte oturuyorum. Birşeye ihtiyacınız olursa yardımcı oluruz size sorun değil. Diyor ve çadır sorumuz için uygun zamanın geldiğini düşünüyoruz.

- Biz yarın sabah erkenden yola çıkacağız. Bu gece çadırımızı kurabileceğmiz bir düzlük var mıdır?

- Tabii ki. Aşağıda sahile yakın portakal bahçesinin kenarına çadırınızı kurabilirsiniz. Rahat edersiniz. diyor.

Daha fazla kendisini tutmadan teşekkür ediyoruz. Bu arada yukarıdan aşçı Ahmet Abi geliyor. Hal ahtır soruyor ve servis açıyor bize. Yürüyüşümüzün 6. Günü bitiyor. Üzerimiz perişan halde. Her yanımız ot. Önümüzdeki tertemiz sofraya bakınca tebessüm ediyoruz.

Gelen koca bir çorba kasesi (mercimek çorbası) ve koca bir tabak pilav üstü kavurma tarifsiz bir mutluluk veriyor bize.

Yola çıkarken tabii ki yazılanları veya tecrübeleri dinliyoruz ama asla önyargılı yaklaşmıyoruz. Burası hakkında hiçbirşey duymamıştık ama ne olursa olsun böyle bir tecrübe yaşayacağımız aklımıza gelmemişti. Karnımızı doyurmak bir yana, sohbet edip selamlaşmak güzel geliyor. Yol hatıraları da böyle çıkıyor ve kazınıyor hafızalarımıza. Güzel bir manzara, yaşanan yorgunluk ve kazanılan tecrübeden öte birşey bu. Sadece doğa ile değil insanlarla barışık olarak çıkıyoruz yola. İyisi de oluyor kötüsü de ama bugüne kadar karşımıza kötü insan çıkmadı desek yeridir. Sadece doğadan beklemeden insanın yola çıkarken üzerinde taşıdığı pozitif enerji de gerçekten önemli. Şehiri şehirde bırakmalı insan. Şehir de beraberimizde gelirse tabiat ana ne yapsın?

Fazla oyalanmadan yemeklerimizi yiyip sularımızı doldurup sahile iniyoruz ve kafa fenerlerimiz ile denize yakın uygun bir düzlük bulmak uzun sürmüyor. Gece çadırımızı kurduğumuzda o kadar güzel bir gecede ve lokasyonda uyuyor olacağız ki Karia Yolu’un en güzel rotasının keyfi de tam hayal ettiğimiz gibi çıkıyor. Yoruluyoruz. Uzun uzun yürüyoruz. İnsanlarla selamlaşıyoruz.

Bu rota bize bir kez daha doğada sadece küçük bir nokta olduğumuzu hatırlatıyor. Ne yaparsak yapalım, ne kadar yok etmeye çalışırsak çalışalım eşit şartlarda olduğumuzda doğa çok güçlü. Bugün doğayı beton dökerek parça parça bilinçsizce yok etmeye çalışıyoruz ama günü gelelecek bizim aldıklarımızı geri alacak doğa. Ona karşı koymak, sınırları gereğinden fazla zorlamak kazaya davetiye demek.

Yarın Datça’nın hatta Türkiye’nin en batı uçlarından birisine ulaşmayı planlıyoruz. Knidos. Yarın rotamız da izole ve keyifli bakalım bizi neler bekliyor yollarda? Tarif etmek zor ama küçük bir çocuğun çok istediği bir hediyeyi eline almadan önceki heyecanını taşıyoruz desek ruh halimizi biraz olsun ifade etmiş oluruz.

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates