2017 Nisan - Datça - 1.GÜN (Akyaka - Çamlı - Sedir Adası - Boncuk Koyu)

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1. GÜN PARKUR DETAYLARI:
1. Gün Başlangıç: 07:30 (Akyaka Orman Kampı çıkışı)
1. Gün Bitiş: 18:30 (Boncuk Koyu)

Toplam mesafe: 36 km.

* Akyaka - Akçapınar - 8 km.
* Akçapınar - Gökçe - 4 km.
* Gökçe - Çamlı (İskele) - 18 km.
* Çamlı (İskele) - Taşbükü (Sedir Adası) - 3 km.
* Taşbükü - Boncuk Koyu - 3 km.

Su: Parkurun geneli yerleşimlerden yürünüyor. Rotanın yerleşim noktaları, Akçapınar, Gökçe, Çamlı'da su ihtiyaçları karşılanabilir.

Rotanın uzun olan Gökçe-Çamlı bölümünde su kaynağı bulunmuyor. Serin dönemlerde sorun olmasa da sıcak havalarda gölgenin olmadığı, yolun genelinin asfalt ve toprak orman yolu olduğu düşünülürse yürüyeceklerin bu rotada su bakımından tedarikli olmalarında fayda var.

Yerleşimler haricinde parkur üzerinde iki noktada su kaynağı var. Bunlar Çamlı içerisinde bulunan mezarlığın yanındaki çeşme, diğeri de Çamlı İskelesi'nden 2 km. sonra çıkışın tamamlandığı Pirenalan Tepesi'nde su deposunun yanındaki küçük çeşme. Bu çeşmeye güvenmeyip sularınızı Çamlı'dan çıkarken tazelemenizde fayda var zira Taşbükü (Sedir Adası) ve Boncuk Koyu'nda yürüyüş döneminize bağlı olarak su takviyesi için birilerini bulabilmek zor olabilir.

Boncuk Koyu'nda bir işletme bulunmuyor. Özel mülk olduğundan güvenmemek gerekiyor.

Bir önemli uyarı da Çamlı'dan yola çıkarken sularınızı bir gün sonra Karaca Köyü'ne yetecek kadar tazelemiş olmanız. Karaca/Karacasöğüt parkuru da zorlu değil fakat gece kamp ve sonrasında susuz kalmamak önemli. Yürüyüşlerde susuzluk moralleri bozan bir etken.

Özetle, rotanın genelinde susuzluk yaşanması zor ancak Gökçe-Çamlı arası (Gökçe çıkışı) ve Çamlı sonrası (sonraki günü de düşünerek) sularınızı tazelemiş olmanız önemli.

Yemek ve İkmal: Akyaka çıkışında yanınızda 2-3 günlük kumanya bulundurmanızı tavsiye ederiz. Akçapınar ve Gökçe'de bakkal var. Buralarda eksikler tamamlanabilir.

Çamlı'da yerleşim olsa da sezonluk bir lokasyon olduğundan bakkal bulunmuyor. Dolayısıyla çok acil ihtiyaçlar yerel halktan karşılanabilir. Çamlı sonrası Taşbükü ve Boncuk'ta ikmal yapabilmeniz sözkonusu değil.

Gökçe'den yola çıkarken yanınızda en az 1 günlük yemek olması önemli zira buradan sonra ilk bakkal sonraki gün rotası üzerinde bulunan Karacasöğüt'te bulunuyor. (Çamlı Karacasöğüt arası yaklaşık 15 km.)

Konaklama: Akyaka'da yerel pansiyonlar mevcut ancak parkur üzerinde pansiyon türü konaklama imkanı yok. Bu rota ve Datça'ya kadar olan bölümde pansiyon türü konaklamalar parça parça olduğundan kamplı yürümeyi tercih etmeniz gerekiyor. Özetle burada pansiyonculuk sezonluk ve yaz tatillerine yönelik lokasyonlarda yapılıyor ve Likya Yolu gibi yürüyüş turizminin gelişmeye ihtiyacı var.

Pansiyonlu, çadırsız yürümek isteyenler bir gün içerisinde imkansız olabilecek mesafeler yürümek durumunda kalabilir, keyif alacakken yürüyüş çileye dönebilir. Kampsız yürüyeceklerin araç transferi ile günübirlik yürüyüşlerle planlama yapmaları gerekiyor.

Çadır konaklama yapacaklar için seçenekler çok. Özel bir tavsiye ve uyarı yok fakat rota sonundaki Boncuk Koyu'nun özel mülk olduğunu belirtelim.

Parkur Zorluğu: Karia Yolu'nun Akyaka ve Datça arasına kalan parkurların yükseltileri ve parkurları zorlu değil ancak eksikleri tamamlamak için ikmal ve konaklama imkanlarının kısıtlı olması sebebiyle planlı ve programlı yürümek, doğada kendinizi idare edebilme konusunda biraz daha tecrübeli olmak gerekiyor.

Parkur üzerinde kaçırılmaması gereken kritik noktalar bulunuyor. Bu kısımları güncede fotoğraf ve yazılarla detaylı olarak açıklamaya çalışmış olsak da madde olarak sıralamak gerekirse;

- Akçapınar'da su deposundan orman yoluna çıktıktan 400 metre sonra solda patika girişi
- Gökçe'ye gelmeden orman yolundan yürürken solda çalılık arasındaki patikaya giriş,
- Gökçe'den çıkıp köprü altından geçtikten 500 m. sonra sola tali yola giriş,
- Tali yola girip zeytinlik sonrası toprak yoldan soldaki patika girişini kesinlikle kaçırmamak gerekiyor. Burası Akçapınar'daki girişe benziyor.

Ne olursa olsun işaretler genel olarak taze ve görünür olsa da Karia Yolu parkurlarında GPS veya cep telefonu aplikasyonu kullanılması tavsiyemizdir. Paylaştığımız tüm rotalar kırmızı-beyaz işaretler takip edilerek oluşturulmuştur. GPS verileri içerisinde su kaynaklarının 12 ay akanlarını belirtmeye çalıştık ancak bunlar doğal kaynaklar olduğundan kurak bir dönemde bu kaynakların kuru olabilecekleri gözönünde bulundurulmalıdır.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Akyaka. Karpuzlu’dan başlayan Karia Yolu’nun 2016 sonunda tam burada kalmıştık. Akyaka. Düzenli ve tertipli. Birçok tatil ve sayfiye lokasyonu gibi çarpık yapılaşmanın nispeten daha az görüldüğü, en azından sokakları ve konutların tek tipe benzemesi fotoğraflarda gördüğümüz güzel bir Avrupa kasabasını andırıyor.

21 Nisan akşam geç saatlerde (hatta son uçak ile) Dalaman’a ulaşıp Marmaris Havaş otobüsünden Akyaka sapağında iniyoruz.



Bu sefer değişik bir heyecan var. Sayısını hatırlayamadığımız kadar çok Dalaman’dan Likya Yolu için Fethiye yönüne gitmişken şimdi Karia Yolu için Dalaman'dan ters yöne doğru gidiyoruz.



Bodrum ve Milas rotalarını yürürken Bodrum-Milas Havaalanını kullanmıştık. Ancak bu sefer Akyaka’ya Dalaman’dan ulaşmak daha kolay ve mantıklı. Uçakla bile olsa yürüyüş için işinizden gücünüzden izin alıp son uçakla buralara gelince insan yoruluyor. Kaldı ki önümüzde yoğun bir yürüyüş programı var. 10 günde 250 km. yol yürümeyi planlıyoruz.


Gece karanlığında “Burası Ortaca mı? Köyceğiz mi? Geldik mi? Akyaka kavşağını kaçırmayalım.” derken Havaş otobüsünün şöförü bizi unutmuyor ve Akyaka sapağında indiriyor. Karnımız çok aç. Çadırımıza girmeden karnımızı doyurmak istiyoruz. Fakat sapaktaki restoranlardan hiçbiri açık değil maalesef. Sezon daha açılmamış çünkü.


Dalaman Havaalanından Havaş araçları ile Akyaka sapağı yaklaşık 1 saatten biraz daha fazla sürüyor.


Zamandan kazanmak için sapakta bulunan taksi ile Akyaka’ya 10 dakikada ulaşıyoruz. Gecenin bir vakti yürümüş olsaydık muhtemelen Akyaka’da açık olan son 2-3 lokanta da kapanmış olacaktı. Menümüzde çorba ve pide var. Karnımız da gayet güzel doyuyor.


Yemek sonrası sıra geliyor çadırımızı kurmaya. Sahile iniyoruz ancak 1 gün önce yağmur yağdığı için kumsal nemli. Çadır kurabilmek mümkün değil. Sabah ne halde uyanırız, hatta uyuyabilirmiyiz bilmiyoruz. Havalar ısınmaya başlamış olsa bile akşamları klasik bahar havası var. Üşüyorsunuz. (Tabii serin hava olmasının sebeplerinden birisi de Akyaka’nın meşhur Kadın Azmağı. Akşamları azmak ne olursa olsun serinlik yaratıyor). Bahar ve sonbaharda yürürken polar şart. Zorunlu haller dışında (zira günlerce kum temizlemek durumunda kalıyoruz) kumsalda kamp atmayı tercih etmiyoruz. Bu tabii kişisel tercih ve konfor.


Akyaka’nın meşhur orman kampının içerisine akşam karanlığında giriveriyoruz. Saat 23:00 olmuş durumda. Sabah erkenden kalkıp yola koyulacağız. Tüm gün çalıştıktan sonra buralara ulaşmak bizi oldukça yordu. Kamp içerisindeki görevlilerden birisine çadırımızı kurabileceğimiz bir yer soruyoruz. Daha sezon açılmamış olsa gerek, bize bir yer gösteremiyor. Hiç dert etmiyoruz zira her zorlu şartta konaklamayı bildiğimizden gecenin karanlığında kendimize orman kampı içerisinde uygun bir yer bakınıyoruz. Tabii karanlıkta çadırımızı nereye kuracağımızı bilemiyoruz. İçerilere girip denizden uzaklaştıkça hafif rüzgar da etkisini kaybediyor ve şerbet gibi uyunası bir hava bizi bekliyor.


Aylak aylak gezinirken orman kampı içerisinde müdürlüğe ait binanın önünde geniş çardağı görüyoruz. Çardağa yakından baktığımızda çadır kurmaya gerek kalmadan sadece uyku tulumlarımızın içerisine girerek çardak altındaki banklar üzerinde uyuyabileceğimizi fark ediyoruz. Yine şanslıyız. Aslında böyle durumlarda hep şenslıydık. Panik yapmadan işi oluruna bırakınca karşımıza uygun bir yerler çıkıverdi bugüne kadar. Bugün de böyle oldu. Hatta cep telefonlarımızı bile şarj edebilmek için priz var. Daha ne olsun?


Sabaha karşı üşümemizi dert etmezsek gayet rahat bir uyku çekiyoruz sabaha kadar. Hatta fazla ses yapmamaya, fısıldayarak konuşmaya gayret ediyoruz ki görevliler gelip bizi kaldırmasın.



Çardakta gün başlıyor.

İşte Karia Yolu Datça parkuru da Akyaka orman kampı içerisinde bulunan bu çardakta başlıyor. Hatta çardak tam olarak Ören’den Akyaka’ya yaptığımız son yürüyüşte Akyaka’ya ormandan indiğimiz noktada bulunuyor. Özetle tam bıraktığımız yerden başlayacağız yürüyüşe.


Sabah ezanında zaten uyanmıştık. Birbirimize seslenerek hareketleniyoruz. Yürüyüş için kıyafetlerimizi giyiyoruz. Çantalarımızı yürüyüşe uygun hale getiriyoruz. İlk gün çantaların organizasyonu zaman zaman kaos olsa da ikinci gün hangi malzeme nerede çok iyi biliyoruz ve molalarda bile çanta toplamak çok kısa sürüyor.



Koca bir yarımadayı bir baştan bir başa yürüyecek olmanın heyacanı ile yürüyüşe başlıyoruz Akyaka'dan...

Sabah saat 07:30’da yürüyüşe hazır bir halde yola koyuluyoruz. Her yer çam ağacı. Sabah serinliğinde öylesine güzel bir çam kokusu var tarif etmek yerine yaşamanızı tavsiye ederiz. Gökova Körfezi’nin en dibinde, en doğusunda bulunan Akyaka gerçekten özel bir lokasyon. Karia’da yürümeseniz bile gelip görmenizi tavsiye ederiz.


YÜRÜYÜŞ BAŞLIYOR:


22 Nisan Cumartesi sabah saat 06:30’da uyanıp kendimizi yürüyüşe hazırladıktan sonra 07:30‘da Akyaka orman kampından Datça'ya doğru uzun yürüyüşümüz başlıyor. Sabahın ilk ışıkları tam karşımızdan vururken birkaç ay önce yürüyüşümüzü sonlandırdığımız Migros’un önünden geçerek Akyaka’dan ayrılıyoruz.

Orman Müdürlüğünü geçtiğimizde sağa sahile inen işaretleri görsek de biz Migros ve sonrasında bankamatiklerin bulunduğu yol ayrımına doğru yürüyoruz. Sahile inecekler veya sahilden yürüyüşe başlayacaklar da azmak boyunu takip ederek Akyaka çıkışına doğru yürüyebilirler. Yerleşim içi rotalar konusunda bağlayıcı olmaya gerek yok.


Orman kampı çıkışı. Yola çıktık. Arkamıza bakıyoruz. İleride sağda geçtiğimiz aylarda Ören'den gelip Akyaka'ya çıktığımız sapağı görüyoruz. Araç yolu sahilden Ören'e gidiyor.


Akyaka sokaklarının ne kadar tenha olduğunun kanıtı gibi bir fotoğraf.


İşaretlere uyup sağa sahile doğru iniyoruz. Ancak GPS uyarınca geri dönüp düz yürümeye devam edeceğiz çünkü elimizdeki ilk ve orjinal rota düz devam ediyor. Yerleşim içerisinde nereden gidildiği de çok önemli değil zaten.


Sahile inmeyip düz yürüyoruz. Migros'a doğru. 


Sağa sola sapmadan dümdüz yürüyoruz.


Bu kısımı yerleşim olması sebebiyle tamamen araç yolundan yürüyoruz. Rotanın başında Datça (Reşadiye) Yarımadası’nın girişi olan Balıkaşıran’a kadar parkurlar ağırlıklı araç veya orman yolu şeklinde. Bu sebeple 100 km. lik, harika görsellere sahip Akyaka-Bördübet-Balıkaşıran bölümünü yürüyeceklerin bunu bilmeleri gerekir diye düşünüyoruz.


Orman kampından yaklaşık 1 km. sonra Migros’u geçip bankamatiklerin bulunduğu üçyoldan Kadın Azmağı tabelasının gösterdiği yöne, sağa giriyoruz. Yaklaşık 700 metre sonra Akyaka’nın simgesi Kadın Azmağı’na ulaşarak azmağın akışının ters yönüne, bir başka deyişle Akyaka’nın dışına doğru yürüyoruz.

Migros'u geçtik ve bankamatikler karşımıza çıktı. Her banka var neredeyse. Okuyanların bilgisine.


Bankamatikleri geçer geçmez sağa aşağı doğru "Kadın Azmağı" tabelasından aşağıya azmağa doğru inmeye başlıyoruz.


Akyaka içerisinden yerleşim dışına doğru yürüyoruz.


Sahilden yürümüş olsaydık tam burada yollar birleşiyordu. Büyük yerleşimlerde rotanın sokak sokak takip edilmesine gerek yok.


Kadınlar Azmağına ulaşıyoruz. Çok etkileyici bir yer burası.

Sözlüklerde akarsuyun denize döküldüğü yer olarak da geçen azmaklar küçük dereleri andırıyor. Fakat sağından solundan yüzlerce kaynak tarafından besleniyor. Sadece dağlardan, tepelerden kilometrelerce kar ve yağmur sularını toplayarak denize dökülmüyor.

Ağaçlar ve sazlıklar arasından süzülerek Gökova Körfezi ile buluşan Kadın Azmağı doğal bir akvaryum gibi. Çok berrak. Çevresinde çarpık yapılaşma, restoran ve işletmeler artınca bu bölge 2014’te 1.Derece Sit Alanı olarak ilan edilmiş.

Neden mi Kadın Azmağı? Eskiden köylerde su olmadığından kadınlar bu nehire çamaşır yıkamaya geldiklerinden buraya Kadın Azmağı denmiş. Zaten yol boyunca yerel halkın hemen hepsi bu tür akarsulara “dere” demiyor “azmak” diyor. Hani yol tarifi alırken “azmak” kelimesini sıkça duyabilirsiniz.

Buraya 400 farklı gözden gelen suyun sıcaklığı 10 derece civarında. Nehirdeki suyun yüzde 60’ı bol mineralli sodalı su %40’ı da kaynak suyu. Boyları 4-5 metreye uzanan endemik bitkiler de bulunuyor. Azmakta tekne turu da yapılıyor. Buraları ziyaret edeceklerin aklında olsun.

İlkbaharın gelmesiyle doğa da uyanmaya başlamış. Katırtırnakları sapsarı, azmak civarında bitkiler yemyeşil, tarlalar canlanmaya başlamış. Yol boyunca yürüyüşümüzü renklendirecek renkler şimdiden etrafımızı sarmış durumda.

Azmak boyunca restoranlar var.


İşaretler yol üzerinde karşımıza çıkmaya başlıyor.


Cittaslow olan Akyaka'da biz de tempomuzu arttırmadan sakin sakin yürüyoruz. Acele etmeden. Akyaka'da "Yavaşlayın"


Kenara kadar gittiğinizde suların hemen toprağın yanından, ayaklarınızın dibinden kaynadığını görebilirsiniz. 


Azmağın kendine has endemik bir yaşam alanı var.


Akyaka'dan çıkıyoruz. Yol parke olmasına rağmen kesilmemiş bir ağaç çıkıyor önümüze.


Kısa bir su ve telefon molası sırasında.

Dün akşam otobüsten indiğimiz sapağa kadar yürümeye devam ediyoruz. Karşımıza bir sarnıç çıkıyor. Sarnıcın önünde bulunan “Kanuni Yolu” tabelası kafamızı karıştırıyor. Son yıllarda “yol” adı altında geçen çok sayıda yol yapıldı. Maalesef sonradan gerek tanıtım, gerekse doğa yürüyüşüne çok hitap etmediğinden olsa gerek kaybolup gidiyor. Umarız bu tür birşey değildir zira bu bölgenin coğrafyası çok özel ve keşfedilmeyi bekliyor.


Yol üzerinde karşımıza sarnıç ve önünde Kanuni Yolu tabelası çıkıyor. 


Kanuni Yolu Tabelası.


İleride direk üzerinde işaret var ama yoldan ayrılıp bu sarnıçtan içeriye doğru YÜRÜMEYİN!!! Karia Yolu için araç yolundan dümdüz devam. Bu kısımda ara yol vs. yok.

Sarnıcın yanından yukarıya doğru yönlendiren bir kırmızı-beyaz işaret olsa da bu işaret Karia Yolu’na ait olmadığı için biz anayoldan yürümeye devam ediyoruz. Azmağı takip ediyoruz ve köy mezarlığını geçiyoruz.

Yol üzerindeki çeşmede sularımızı doldurduktan kısa bir süre sonra karşımıza Likya’da gördüğümüze benzer kaya mezarı çıkıyor. Zaten Akyaka’dan başlayarak, Dalyan ve Fethiye’ye kadar uzanan bu bölgede yaşamış olan Karia ve Likya’lılar birbirlerinden gerek mimari, gerekse kültürel anlamda sürekli etkilenmişler. Sınır kentlerinin kaderi de bu zaten.

Burada bulunan İdyma (Akyaka) mezarları etkileyici (hatta bazıları tamamlanmamış, inşası yarım kalmış) ama zamanın her bakımdan yıkıcı etkisine çoktan uğramış.

Kaya mezarını geçtikten sonra araç yolunu takip ederek bir tünelden geçtikten sonra bir dolu yerel işletme tabelasının bulunduğu yol ayrımına ulaşıyoruz Burada sağa dev okaliptüs ağaçlarının çevrelediği araç yolunu takip ederek saat 09:00’da Fethiye-Marmaris karayolu’na ulaşıyoruz. Burası tam dün akşam otobüsten indiğimiz Aydın, Muğla, Fethiye karayollarının birleştiği veya ayrıldığı nokta. Gündüz gözü ile de görmüş olduk. Sapakta bir de market bulunuyor.

İşte yol üzerinde kafa karıştıran işaretler. Yoldan dümdüz devam.


Akyaka'nın sırtını yasladığı tepeler 


Solda Akyaka mezarlığını geçiyoruz.


Direkler üzerinde işaretleri görüyoruz. Bunlar Karia Yolu işeretleri.


Akyaka'nın son mahallesi ve su kaynağı. Kısa bir su molası veriyoruz.


Mahallenin bekçisi. Elini kolunu sallayan buradan içeri giremez.


Akyaka'çıkışında Idyma kaya mezarlarına ulaşıyoruz.


Kaya mezarları.


Idyma Kaya Mezarları


Kaya mezarlarını geçer geçmez yol sola kıvrılıyor ve tünelden geçiyoruz.


Neden olmasın?


Tünelden çıkınca bir yol arımına daha ulaşıyoruz sağa saparak Marmaris karayoluna doğru yürüyoruz.


Akyaka girişinde bulunan tabelalar.


Marmaris karayoluna dümdüz yürüyoruz.


Her taraf azmak ve sulak alan olunca Okaliptüsler karşımıza çıkıyor.


Kısa bir yürüyüşün ardından Marmaris karayoluna ulaşıyoruz. Karşıya geçeceğiz (tam karşıda görünen okaliptüslere doğru).
Sağa İzmir, dümdüz Marmaris, sola Dalaman/Fethiye. Hepsi birbirinden güzel.


Karşıya geçmek için hazırlanıyoruz. Bu dörtyol ağzında bir de market var. Unutmadan yazalım. İşaret de trafik ışığı tabelasının üzerinde.

Işıklardan karşıya geçerek Marmaris yönüne doğru yürüyoruz. Her ne kadar bu kısım araç yollarından yürünüyor olsa da bu bölgenin en akılda kalacak bölümlerinden birisini yürümeye başlıyoruz. Eski Marmaris yolu. Yeni yol bugünkü geniş yol. Eski yol bugün onlarca metre uzunluğunda okaliptüslerin neredeyse tünel gibi yolu çevrelediği harika bir yol. Yaklaşık 2.5-3 km süren masal gibi bu yolu takip ederek Akçapınar Köyü’ne ulaşıyoruz.

Bu okaliptüsler İsmet İnönü zamanında Marmaris yolu yapılırken okaliptüsün sulak yerde yetişmesini sevmesinden, sulak alan ve bataklığın kurutulması, daha doğrusu karayolunun tahrip olmaması dikilmişler.

Bir nesili Marmarise taşımız bu yol üzerinde yürürken sosyal medyada canlı yayın yaparken çok sayıda arkadaşımızın bu yolu bildiğini duyduk. Meğer yakın zamana kadar hizmet veriyormuş.

Hani Likya Yolu’nun başında unutulmaz bir Ölüdeniz görseli ile yürünür de hep akılda kalır ya, eski Marmaris karayolu bize bu türden bir rota başlangıcını anımsatıyor. Yürüdükçe bir yerleri mutlaka anımsıyor insan. Deja vu oluyor, hatıralar, iyiler/kötüler bir şekilde uğruyor zihinlere.

Karşıya geçtik. Sağdaki Marmaris karayoluna paralel yürümeye başlıyoruz. Eski yoldan. 


Dev Okaliptüs ağaçları. Üzerimize geliyormuş gibiler.


Kartpostal gibi. Eski Marmaris yolu. Eskiler bizden daha iyi bilir.


İşaretler de yol üzerinde görülüyor.


Upuzun ve geniş bir yoldayız.


Bu yolu keyifle acele etmeden, sakin sakin yürüyün.


Akçapınar'a ulaşıyoruz.

Akçapınar’a girip, Akçapınar Azmağı (Eğriazmak) üzerindeki köprüden geçtikten hemen sonra ana araç yolu sağa kıvrılırken biz büfenin yanından sola köy içerisine giriyoruz. Sonunda karayoluna ve medeniyete aykırı bir yöne sapmış olduk. Saat 09:30 ve yürüyüşümüzün 8. km.'sinde Akçapınar’dayız.


Akçapınar Azmağı (Eğriazmak) üzerinden geçiyoruz.


Köprüden geçtikten sonra market ve kahvenin yanından sola giriyoruz. Yoldan devam etmiyoruz.

Parkeli köy içi yollardan yukarıya doğru çıkışa başlıyoruz. Telefon direkleri üzerinde ve bahçe duvarları üzerinde işaretler dikkat edildiği takdirde görülebiliyor. Fakat yerleşim içerisindeki işaretler zamanla kaybolmaya yüz tutabildiğinden bu bölümde işaretleri göremediğiniz takdirde GPS yardımı alabilirsiniz.

Akçapınar’ın yukarısında bulunan su terfi binasına doğru köyün içerisindeki merdivenlerden ve yollardan zigzaglar çizerek çıkıyoruz.

Su terfi istasyonunun yanındaki patikayı takip ederek ulaştığımız açıklıkta yukarıdaki orman yoluna büyük taşlı ve çarşak bir patika üzerinden ulaşıyoruz.


Marketten sola girdikten yukarı doğru çıkıyoruz. Yol üzerinde işaretleri görebiliyoruz. 


Sokaklardan sonra merdivenlerden de çıkıyoruz. Adım adım tepeye çıkıyoruz.


Batonları çıkartma zamanı.


Mahallenin yukarısında su deposuna (terfi istasyonu) ulaşıyoruz.


Su deposundan Akçapınar ve Akyaka manzarası


Su deposu. Soldan patika devam ediyor.

Depoyu geçer geçmez sağa yukarı orman yoluna doğru çıkıyoruz. Burada patika belirgin olmadığı için yürümeye uygun kısımları tercih ediyoruz.


Orman yoluna çıktık. Sağa doğru dönüyor, Yukarıya doğru yürüyoruz. Bu noktadan 400 metre sonra önemli bir yol ayrımı bulunuyor.

Orman yoluna çıktıktan sonra aşağıda kalan Akçapınar sağınızda kalacak şekilde sağa yukarıya doğru yürünüyor. Yol kenarında işaretler olsa da sık değil. Orman yoluna çıktığımızda Akçapınar ve Akyaka manzarasını ayaküstü kısa bir mola verip seyrediyoruz.

Rotanın kaçırılmaması gereken önemli bir yol ayrımı da burada bulunuyor. Hatta Akçapınar ve Gökçe arasında birkaç yerde dikkat gerektiren kısımlar var. Buralarda GPS’in olması işimizi kolaylaştırdı ama yürüyeceklere tariflemekte fayda var.

Yukarıda belirttiğimiz orman yoluna çıkıp sağa yukarıya doğru yürümeye başladıktan 400 metre sonra, yolun düz hale geldiği kısımda solda yol üzerinde işaret ve bir patika göreceksiniz. Bu işaret sizi solda yukarıdaki çam ormanı içerisine doğru çıkan belirgin patikaya yönlendiriyor. Orman yolundan yürümeye devam edilirse Marmaris karayoluna geri inilir. Kaybolma durumu olmaz ama önemli bir zaman kaybı yaşanabilir. Özetle, (işaretin zamanla silinebileceğini gözönünde bulundurarak) orman yolunda 400 metre sonra solda yukarıdaki çam ormanına giren patikanın kaçılmaması gerektiğini hatırlatalım.


Orman Yolundan aşağıda Akçapınar, Akyaka ve Gökova Körfezi görülüyor.


Orman Yolu


Su deposundan orman yoluna çıktıktan 400 metre sonra karşımıza soldaki patika girişi çıkıyor. Yoldan ayrılıp patikaya giriyoruz. Bu ayrım önemli!!! Solda işaret görülebiliyor ama yanıltıcı olabilir.


Patikaya girince işaretleri görmeye devan ediyoruz.

Patika boyunca işaretleri görmeye devam ediyoruz. Akçapınar’a son kez bakarak, çam ormanı içerisinden kısa ama keyifli bir yürüyüş yapıyoruz. Yerleşimden çıkmış olmanın şerefine patika üzerinde kısa bir kahvaltı molası veriyoruz. Ortam sessiz ve sakin.

Moladan kısa bir süre sonra yukarıda geniş bir çayıra çıkıyoruz. Çayır adeta ilkbaharı müjdelercesine yemyeşil. Çevrede işaret olmadığından GPS yardımı alarak çayırın sağına doğru yürüyoruz. Çayırdan tekrar orman içerisindeki yola giriyoruz ve ilerledikçe yol genişliyor ve rotanın ikinci yerleşimi olan Gökçe üzerindeki orman yoluna çıkıyoruz.


Patikadan çam ormanı içerisine giriyoruz.


Akçapınar


Yanlış bir yola sapmak sözkonusu değil ama işaretleri görüyor olmak güven veriyor.


Patikadan yürümek keyif veriyor. Kısa mola sonrası tempomuz arttı.


Patikadan bir düzlüğe ulaşıyoruz.


Düzlük yani çayıra ulaşıyoruz. GPS izleri sağa doğru kıvrılıyor.


Sağa dönerek düzlüğün sonunda orman yoluna bağlanıyoruz.


Kısa bir çıkışın ardından Gökçe tarafına geçiyoruz.

Orman yolu Gökçe’ye doğru iniyor olsa da yola çıktıktan 200 metre sonra yol üzerindeki işaret ve babalara dikkat etmek gerekiyor. Orman yolundan yürümeye devam etmeden sola başlangıçta patika olduğu belli olmayan çalılık içerisine giriliyor. Orman yolu da Gökçe’ye iniyor olsa da yolu uzatmamak ve işaretleri takip etmek adına orman yolundan sola aşağıya iniyoruz. Yoldan çıktığınızda yanlış yola girdiğinizi düşünmeyin zira işaretleri de göreceksiniz.

Ağaçlar ve dalların arasından yürüyerek aşağıdaki küçük bir çoban kulübesine ulaşıyoruz. Burada sadece hayvancılık değil arıcılık da çok yaygın. Her geçtiğimiz yerde arı kovanları ile karşılaştık. Sakin ve kararlı adamlarla geçtik kovanların yanından. Gerekmedikçe önünden geçmeyip arkadan dolandık. Yol boyunca hiç arı sokmadı bunu da belirtmiş olalım.


Orman yolundan Gökçe'ye doğru iniyoruz.


Yola çıktıktan 200 metre sonra karşımıza babalar çıkıyor. Yol ileride aşağı sağa doğru kıvrılsa da GPS izleri bizi solda çalılık içerisine sokuyor. Bu bölümde yoldan ayrılıyoruz.


Yoldan sola patika içerisine girdik ve aşağı doğru iniyoruz. Bu kısım biraz dikkat gerektiriyor.


Orman yolundan daha fazla yürümeyin.


Patika içerisinde işaretler karşımıza çıkıyor. Doğru yoldayız.


Dar patikalar ve makilik içerisinden bir yerlere ulaşmayı ümit ediyoruz.


Aşağı indiğimizde bir düzlük ve sonrasında arıcılık yapılan bir kulübeye ulaşıyoruz.


Burada kimseler yok. Sadece arıların bakımları için geliyorlar muhtemelen.


Kovanlar var ama arı yok ortada.


Kulübeden aşağı indikten sonra buraya ait araç yolundan yürümeye devam ediyoruz.

Çoban kulübesine gelen araç yolunu takip ederek aşağıdaki köy yoluna ulaşıyoruz. Yola çıktıktan sonra sağa “U” dönüşü yaparak Gökçe’ye doğru toprak araç yolundan yürüyoruz.

Bu kısımda Gökçe Köy’ü aşağıda görmeye başlıyoruz. Orman yolundan 500 metre yürüdükten sonra işartler bizi yoldan çıkartıp solda bir düzlüğe indiriyor ve burada klısa süreli bir işaret kaosu yaşıyoruz. Bunda ilkbahar sebebiyle her yerin otlarla yemyeşil kaplanmış olmasının sebebi de var tabii. Aşağıda yerleşime ineceğimizi anlayabiliyoruz ama maalesef geçecek patikayı bulamıyoruz çünkü her yer çalı yığını.


Çiftlik yolu aşağıda bir köy yolu ile birleşiyor.


Köy yoluna iniyoruz ve sağa saparak Gökçe'ye doğru yürüyoruz.


Yaklaşık 500 metre köy yolundan yürüyoruz.


Köy yolu nispeten düz ve yürünmesi rahat.


Aşağıda Gökçe'yi görmeye başlıyoruz.


İleride sola döndükten sonra yeniden yoldan çıkacağız. Seviyoruz yoldan çıkmayı!!!


Burası da önemli. yoldan ayrılıp sola giriyoruz. Görülmesi zor olan bir çalılık içerisinden Gökçe'ye ineceğiz.


Tam buradan sola girdik ve yoldan çıktık. Burayı tarif edebileceğimiz bir nokta olmasa da kısaca "köy yoluna indikten 500 metre sonra ileride yolun sağa döndüğü kısımda soldaki çayıra inmek gerekiyor." diyebiliriz.


Sağdaki çalılığı geçebileceğimiz bir patika hatta dar bir giriş arıyoruz.

Hemen eski yönteme başvuruyoruz. Birbirimizden ayrılıyoruz. “Yolu buldum” sesi Altuğ’dan geliyor. Meğer aşağıdaki düzlüğe indikten sonra fazla uzaklaşmadan geçiş karşıdaki çalıların arasındaymış.

Buradan sonra çalıların arasındaki daracık koridor gibi bir patikadan eğilip bükülüp işaretleri takip ediyoruz ve aşağıya iniyoruz. Yerleşime doğru yürürken portakal bahçesinin tel örgülerinin yanından yürüyerek Gökçe’ye iniyoruz.

Ara yol üzerinde bulunan soldaki telefon direği üzerinde “r” yol işaretini görüyoruz ve yola çıktıktan sonra sağa doğru dönüp Ferek Deresi’ni takip ederek araç yolundan Gökçe’nin merkezine yani Marmaris karayoluna doğru yürüyoruz. Saat 11:00’de rotamızın 12. km.sinde Gökçe’ye ulaşıyoruz.


Meğer giriş yakınmış. Çayıra girdikten sonra hemen karşımızda denebilir. Fotoğrafta en sağda yerde kayada işaret görülüyor. Bu işareti geçtikten sonra bu dar giriş.


Dar bir patikadan aşağıya iniyoruz.


Yürüyüşümüzün ikinci durağı Gökçe'ye adım adım yaklaşıyoruz.


Patika üzerinde işaretler görülüyor.


Aşağı indikten sonra tel örgüler ile çevrelenmiş portakal bahçesinin yanından yerleşime doğru yürüyoruz.


Portakalların tam çiçek zamanı. Harika kokuyorlar. Tatlı tatlı.


Yerleşime ulaşıyoruz.


Ara yoldan ana yola çıkıyoruz. Sağa saparak Ferek Deresi boyunca Marmaris karayoluna kadar yürüyoruz.


Ferek Deresi solda. Marmaris karayolunda araç seslerini duymaya başlıyoruz.

Ağırlıklı olarak yerleşimlerden yürünen bu kısımda orman geçişinden keyif alıyoruz ancak yerleşimlere yaklaştıkça patika ve işaretler haliyle bir anda kaos ortamı yaratıyor.

İlk yürüyüş gününün vermiş olduğu bir tutukluk var üzerimizde ama önümüzdeki 1-2 güne mutlaka bunu atacağız. Bu duruma alışığız.

100 metre sonra Marmaris karayoluna ulaşıyoruz. Yol kenarındaki kahvede kısa bir çay ve su molası verdikten sonra karşıdan karşıya geçmek için önce yoldaki köprüden Ferek (Gökçe) Deresi’nin karşısına geçiyoruz ardından köprü altındaki yolu kullanıyoruz. Zaten refüjlerden dolayı karşıya geçmek zor ve riskli. İşaretler köprü altında da görülebiliyor zaten. Bu arada dere de kuvvetli akıyor, yani taşların üzerine basarak geçilebilecek türden değil.

Gökçe Akyaka’nın güneyinde küçük bir yerleşim. Bakkal ve marketi var. Zaten bu rotada bakkal ve market bulunduğundan, aç ve susuz kalınmaz. Yazdıklarımızdan da anlaşılacağı üzere yerleşimler arası mesafeler de kısa. Hiç yol alışverişi yapmamışlar bile Akçapınar ve Gökçe’de eksiklerini tamamlayabilirler.


Yol kenarında bulunan çay ocağı. Burada bakkal da var.


Köprüden karşıya geçiyoruz ve sola aşağıdaki yola iniyoruz. Yolu direk karşıdan karşıya geçmeyin!!!

Derenin diğer tarafına geçtik ve köprünün altından karşıya geçiyoruz.

Dereyi geçtikten sonra yol kenarında Karia Yolu tabelasını görüyoruz. Tabii artık yerinde yok maaalesef çünkü yazı bölümleri hurdacılar veya turizmi baltalamak isteyenlere teslim olmuş. Direk üzerinde yakın zamana kadar Karia Yol tabelasının olduğu belli oluyor.

Yol üzerinden Ferek Deresi’ni takip ederek denize doğru (karayolunu arkamıza alarak) asfalt yoldan yürüyoruz. 500 metre sonra karşımıza çıkan yol ayrımından sola giriyoruz ve asfalt yoldan toprak yola terfi ediyoruz. Doğada olunca asfaltta hatta her türlü araç yollarında yürümek zor oluyor. Bu yüzden doğa yürüyüşlerinde terfi sistemi motorlu taşıtlara göre tersten çalışıyor desek yanlış bir tarif yapmış olmayız. Asfaltta uzun süre yürümek su toplamalarını ve yorgunluğu hızlandırıyor.


Solda Karia Yolu Tabelasının sadece direği var. Düz yola devam ediyoruz.


Portakal çiçekleri


Felen deresi sağımızda kalacak şekidle köprüyü arkamıza alıp denize doğru yürüyoruz.


Köprüden 500 metre sonra yol ayrımı. İleride elektrik direği üzerinde ters "r" işareti var. Sola toprak yola giriyoruz.

Yol ayrımının köşesindeki elektrik direği üzerinde sola girilmesini gösteren işareti takip ederek orman yolundan deniz yönüne doğru yürümeye devam ediyoruz. Yaklaşık 700 metre sonra karşımıza yeni aşılanmış bir zeytin tarlası çıkıyor. Tarlanın etrafından yol boyunca dolanarak yürümeye devam ediyoruz ve 5 dakika sonra yolun solunda kaçırılmaması gereken bir patika girişi çıkıyor. Akçapınar’dakine benziyor. Bu kısımda yerdeki işaret küçük olduğundan yolun biraz yukarısında bulunan baba bu yol ayrımının farkına varmamıza yardımcı oluyor.

Bu bölüm çok önemli. Hatta GPS (cep telefonu uygulaması da olabilir) yardımı alarak bu noktayı mutlaka tespit etmeye çalışmak gerekiyor. Elimizde GPS olmasa fark etmek çok zor olabilirdi. Düz gitmiş olsak yol sahilde bitecek ve Akyaka’nın güneyine, Gökçe sahiline ulaşmış olacaktık. Likya’da yürüyenlerin GPS'e ihtiyaç duymuyor olsalar da Karia için GPS gerçekten önemli. Kaybolmak sözkonusu değil ama programı aksatacak sapmalar yaşamak mümkün. Bunu da kimselerin isteyeceğini sanmıyoruz.

Yukarıdaki babayı biraz daha belirgin hale getirerek patikaya giriyoruz ve Dereyurt Sırtı’ndan sert bir çıkışa başlıyoruz. Patikada olmak çok keyif veriyor bize. Hatta tırmanmak, sakin bir tempoda kendimizi dinlemek çok keyifli. Artık yol boyunca yürümek ve koşmanın yanında ek uğraşlar, düşünme ve karar verme modelleri üzerinde çalışır olduk.


Toprak yola girdikten sonra bir yol ayrımı daha karşımıza çıkıyor. Sağa sapıyoruz. 


Sağa saptıktan sonra toprak yoldan yürüyoruz.


Aşağıda Gökçe'nin mahallelerinden biri görülüyor.


Yeni aşılanmış bir zeytinliğe ulaşıyoruz. Yolu takip ederek zeytinliğin çevresinde dolanıyoruz. Yol karşıda görülüyor.


Zeytinliğin etrafında dolanıyoruz.


Hava kapalı ama yürüyüş için çok uygun. Zeytinlik sonrası Gökçe'den çıkmış oluyoruz.


Zeytinlik sonrası kaçırılmaması gereken bir yol ayrımı daha. Yolun solunda baba ve işaret var. Toprak yoldan sola patikaya giriyoruz. Bu kısımda sorun yaşayanlar CepTelefonu/GPS yardımı alabilirler.


Yaklaşık 1 km. boyunca sert çıkışla belirgin bir patikadan önce düzlüğe, devamında zeytinliğe ulaşıyoruz. Düzlükte bulunan anıt gibi üstüste yığılmış küçük taşlardan dikilmiş tepeciklerin anlamını çözemedik. Eğer günceyi okuyup aşağıda fotoğraflarını görecek arkadaşlar bunların ne amaçlı konduklarını yazabilirlerse memnun oluruz.

Buradaki zeytinlikte yön sorunu olmasa da zeytinlik sahibinin tarlayı dikenli çalılarla girişlere kapadığını görüyoruz. Dikenli çalılardan öylesine bir duvar örmüş ki tarla dışından devam eden GPS izlerini takip edebilmek mümkün gözükmüyor. Biz de haliyle dikenlerin üzerinden atlayıp arazi içerisinden GPS izinin paralelide ve yakınında yürüyor, zeytinliğin yukarısından tarlayı bir baştan bir başa geçiyoruz.

Zeytinliğin çıkışında tarlaya gelen araç yoluna bağlanıyoruz. Araç yolundan sağa doğru yürüyor, çok kısa bir süre içerisinde yukarıdaki geniş orman yoluna ulaşıyoruz.

Kısılasur ve Killice tepelerinin sırtlarındaki orman yolundan (sağa, denize doğru) yürüyoruz. Çamlık’a kadar orman içi toprak yoldan yürüyeceğiz. GPS verilerine bakarsanız bu rotanın Gökçe’den çıkıp yukarıda tarif ettiğimiz zeytinliği geçtikten sonra sırtlardan sahile paralel yürüdüğümüzü göreceksiniz.


Patikaya giriyoruz ve çıkış başlıyor.


Patika dar gibi gözükse de belirgin.


İşaretler de yolumuzun üzerinde.


İşaretleri ağaçların üzerinde de görüyoruz.


Çam ormanı içerisindeki dar patikadan zeytinlerin bulunduğu açık alana çıkıyoruz.


Düzlükten karşıya doğru ilerliyoruz.


Üstüste yığılmış küçük taş yükseltileri.


Zeytinlik içerisine giriyoruz. Burada işaretler seyrek olsa da patika belirgin. Yürüyeceğimiz yönü kestirebiliyoruz.


İşaretlerin zeytinliğin yukarısından gittiğini farkediyoruz. Zeytinliğin dışından yürüyebilmek mümkün değil. Bu yüzden içeriye girerek GPS izine yakın ve paralel yürümek durumundayız.


Zeytinliğin aşağılarına inmeden yukarıdan yürüyoruz. İzler hemen sağımızda zaten.


Yine de işaretli yoldan uzaklaşmamak için GPS izlerini sürekli takip ediyoruz.


Zeytinliği bir baştan bir başa geçtik. Çıkış zamanı.


Çıkış zahmetli oluyor. Dikenleri aştık. Asıl işaretler solda çalılar arasında görünüyor ki içerisinden yürümeye imkan yok. Muhtemelen işaretleme yapılırken zeytinliğin bir sınırı yoktu.


Bu kadar zeytinlik hatırası yeter. Hemen ardından orman yoluna giriyoruz. Sola doğru düz yürüyoruz.


Ormandan yürüyoruz. Kale Tepe hemen karşımızda. Ardında Çetibeli Köyü bulunuyor. 


Fotğraflardan da anlaşılacağı üzere buraya kadar yolun çoğunluğu orman yolu şeklinde.


Orman yolundan yukarıda sağa doğru dönüyor ve sahil şeridine paralel sayılabilecek bir rotadan yürüyoruz.

Orman yoluna çıkıp sağa devam ettikten 500 metre sonra yolun ortasında mola verip öğle yemeğimizi atıştırmalıklarla geçiştiriyoruz. Orman yolu derken akıllara trafiğin olduğu bir yol gelmesin muhtemelen buraları yangına müdahele etmek amaçlı açılmış yollar. Yürüyüşümüz boyunca yanımızdan araç geçmedi. Kimselerle de karşılaşmadık. Ağırlıklı olarak çam ağaçları ve makilerin görüldüğü kolay seviye bir rota Gökçe-Çamlı arası.

Mola sonrası 380 metre yüksekliğindeki Sırtlanini Tepesi’ne kadar 3-4 km.lik bir yürüyüş ile orman yolundan tırmanmaya devam ediyoruz. Bu kısımda patika olmadığını bir kez daha hatırlatalım.

Yürüdükçe sağımızda Gökova Körfezi’ni boylu boyunca görmeye başlıyoruz. Tabii ki tüm yürüyüşümüz boyunca enfes koyları ve manzaraları ile Datça’nın en batısında İskandil Burnu’na kadar (Knidos) bize eşlik edecek olan (eski dönem adı ile Kerme veya Kos Körfezi) Gökova’da ilk olarak karşı sahilde Akyaka ve Gökçe içerisinden geçen Felen Azmağı’nın denize ulaştığı nokta ve geniş ovayı görüyoruz. Bu geniş ova aynı zamanda Gökova Körfezi’nin en doğu noktası. Bu yazıları yazarken haritaya bakıp bir uçtan diğer uca yürümüş olmanın verdiği değişik bir gurur oluyor insanda. Yapılamayacak, imkansız birşey değil ama  mutlaka deneyimlemek lazım.


Mola sonrası kaldığımız yerden yürümeye devam ediyoruz. Akyaka tam karşıda.


Adım adım yürüyor olmanın mutluluğu var Altuğ'un yüzünde.  Yürüyüşün yaklaşık 17. km.si ve ayakların insanları kısa zamanda nereden nerelere getirdiğinin kanıtı niteliğinde bir fotoğraf bu.


Karşıda Akyaka. Daha sağda Akçapınar görülüyor. En sağda Gökçe içerisinden akan Felen Deresi görülüyor. Rüzgar sörfü yapan birileri var denizin ortasında.


İşte bölgenin bitki örtüsü. Makiler. Çoğunlukla sandal ağaçları.

Çıkış, yükselti eğrisinde sert gibi görünse de orman yolu olması sebebiyle yormuyor. Patika olmuş olsa daha yorucu olurdu tabii.

Küçükgöltepe mevkisinde çıkışımız tamamlanıyor ve orman yolu üzerinde küçük yol ayrımları karşımıza çıkmaya başlıyor. İşaretler yol boyunca görülebiliyor olsa da sağa devam eden yollara girerek Çamlı’ya doğru yürüyoruz. Çam ağaçları arasında zaman zaman karşılaştığımız yemyeşil düzlükler, sandal ağaçları ve katırtırnaklarının bol olduğu bir rota burası. Deniz manzarasının yanıbaşımızda olması apayrı bir mutluluk tabii ki.

Bu arada Balıkaşıran’a kadar olan 100 km. boyunca karşımıza kırmızı Marmaris bisiklet rotalarının tabelaları sıkça çıkıyor. Genelde Karia Yolu da bu tabelaları takip ediyor olsa da bunları Karia Yolu rotası ile karıştırmamanız gerekiyor.

Akyaka’dan başlayan yürüyüşün 18. Km.sinde Sırtlanini Tepesi’nin zirvesine yakın 340 metrelik yüksekliğine ulaşıyoruz ve Çamlı’ya inişimiz başlıyor. Bu yüksekliğin 250 km.lik Datça yürüyüşümüzün en yüksek noktalarından birisi olduğunu söylersek kimseleri yanıltmış olmayız. Datça parkuru kısa kısa tepe iniş çıkışları içeriyor. Likya veya Milas bölgesindeki gibi 500-600 metrelere çıkışlar bulunmuyor. Datça parkuru kısa ama sık iniş çıkışlar içerdiğinden yorgunluk da buna bağlı olarak çıkıyor. Hele Datça’da bir süre sonra koylara inip çıkmak bezginlik hissi yaratıyor.

Bu arada çıktığımız 340 metre yükseklik (Sırtlanini Tepesi) Datça'ya yaptığımız 10 günlük yürüyüşümüzün en yüksek noktası!!!

Küçükgöltepe’deki yol ayrımında sağa devam ettikten 2 km. sonra Kaplıdere’de bir yol ayrımına daha geliyoruz. Burada sola yukarı sapmadan dümdüz yürümeye devam ediyoruz.

Orman yolundan yürümeye devam ediyoruz. Arazi yapısı ve yollar fotoğrafta görüldüğü gibi.


Yol böyle olunca hızlı yürüyoruz.


Çetibeli civarlarındayız. Aşağıda yemyeşil güzel bir çayır var.


Sırtlanini'ne çıkışımızı tamamlamak üzereyiz.


Gökova Körfezi ve karşıda geçtiğimiz sene yürüdüğümüz Turnalı sahili görülüyor.


Bir yol ayrımına ulaşıyoruz. Burası Küçükgöltepe Mevkisi.


Bu tabelalar "Marmaris Bisiklet Parkuruna" ait. Bukısımlarda Karia ile birlikte ortak rotayı kullanıyor.


Bisiklet için yapılmış olsa da yürüyenlere de bilgi veren tabelalar. Yol üzerinde göreceğiniz kırmızı-beyaz işaretler Karia Yolu'na ait.


İkinci yol ayrımı. Yolun belirgin olduğu sağa yöne doğru devam ediyoruz. 


Çamlı'ya yaklaşıyoruz.

Orman yolundan yürüdükçe işaretleri takip etmeye çok ihtiyaç duymuyoruz. Yine de yol ayrımlarında GPS kontrolü yapıyoruz zaman kaybı yaşamamak için.

İnişe başladıktan yaklaşık 3 km. (bize göre yarım saat civarı) sonra Gelibolu Adası’nı, daha ileride Çapa Burnu ve Orta Adası’nı görmeye başlıyoruz. Bir süre sonra orman yolu sola doğru kıvrılıyor ve aşağıda Çamlı sahilini görüyoruz. Bu manzara bizi yürüdüğümüzü hissettiriyor. Çünkü tepeleri, bayırları aşarak yeni yeni yerleşimlere ulaştıkça yer değiştirme ve merak hissiyatı iyiden iyiye sarıyor ruhumuzu.

Baklatarlası Tepesi sırtlarından Çamlı’ya doğru indikçe coğrafyanın birkaç saat önce yukarıdan gördüğümüz Akyaka ve Akçapınar ve Gökçe tarafından çevrelenen geniş düzlüğe benzediğini görüyoruz. Büyük bir azmak, azmak sebebiyle genişlemiş bir ova ve yerleşim.

Diğer adı Gelibolu olan Çamlı yürüdüğümüz tarih itibariyle bomboş olsa da turistik bir lokasyon. Çünkü dünyaca meşhur Sedir Adası (Kedrai) ve Kleopatra Plajı’na Çamlı üzerinden ulaşılıyor.

Saat 16:00’da yürüyüşümüzün 25. km.sinde Çamlı’ya giriyoruz.

Çamlı’yı geçmek için öncelike azmağı diğer tarafına geçmek gerekiyor. Tepeden bakıp buranın kısa sürede geçilebileceği düşünülmesin zira Azmağın deniz ile buluştuğu geniş ağız ve oluşturduğu sulak alan buna izin vermiyor. Araç ve köy içi yol takip edilerek Çamlı’nın yaklaşık 2 km arkalarından bu geçişi yapmak durumundasınız.


Sağda Gökova Körfezi. Karşıda Turnalı ve Kıran sahilleri daha belirgin görülüyor.


Rotanın keyif alarak yürüdüğümüz kısımlarından biri. Böylesine geniş ve panoramik manzara karşısında insan kendini daha bir özgür hissediyor.


Kaplıdere yol ayrımı. Dümdüz yola devam ediyoruz.


Burada Gelibolu Adası, Çapa Burnu ve en arkada Sedir adasının karşısındaki Orta Adayı görmeye başlıyoruz. 


Gelibolu Adası. Gelibolu, Çamlı'nın diğer adı.


Sağ tarafınız deniz, sol tarafımız ise makilik.


Çamlı'ya doğru inişe başladık.


Çamlı sahilini görmeye başladığımız nokta.


İnişe devam ediyoruz.


Çamlı sahili.


Çamlı hatırası. 


Çamlı sahilini neredeyse boydan boya kaplayan bir azmak ve geniş sulak alan var.


Baklatarlası sırtlarından inişe devam ediyoruz.


Köyün girişinde büyük çınar ağaçları çıkıyor karşımıza.


Çamlı'ya giriyoruz.


Çamlı'nın içerisine doğru yürüyoruz. Çünkü azmak ve sulak alanın karşısına geçmenin tek yolu içeriye doğru yaklaşık 2 km. yürümek.


Çamlı'ya girdik. Yerel insanlarla selamlaşıp kısa sohbetin ardından yürümeye devam ediyoruz.

Denize sırtımızı dönerek içerilere kadar asfalt yoldan yürümeye başlıyoruz. Yolda karşılaştığımız yerel insanlara selam verip, dalından kopardıkları çilek ikramlarını geri çevirmiyoruz tabii.

Asfalt yol dümdüz içerilere doğru devam ede dursun yaklaşık 15-20 dakika sonra yolun sağa dönülmesine izin verdiği geniş noktada Çamlı’nın karşısına geçişimizi yapıyoruz.

Köşesinde İncekum ve restoran tabelasının da bulunduğu bu ayrımı kaçırmak çok zor. Yine de dalgınlığa düşüp içerilere kadar yürümeyin. Bu parkur daha önce de belirttiğimiz üzere Boncuk Koyu’na kadar sahili takip ediyor.

Denize döküldüğü bölümde 1 km. genişliğinde bir ağız oluşturan gürül gürül akan azmağın üzerinden araçların da kullandığı bir köprüden geçiyoruz.

Yolumuzu değiştirmeden yürümeye devam ediyor ve 1.5 km sonra sahile inen yola bağlanıyoruz. İncekum tabelasının da bulunduğu bu kesişim noktasında sağa sahile doğru yaklaşık 2 km. yürüyoruz.

Çamlı'da ilgi bekleyen eski evler de var.


Torunu ile çilek satan teyze dedi ki "Alın evladım. Daha bahçemden yeni topladım. Sizler yürüyorsunuz. Yoruluyorsunuz. Helal olsun." O helal etse de biz de helal edip bıraktık yediğimizin hakkını. Yol hatıraları özeldir. Unutulmaz.


İçeriye doğru yürümeye devam ediyoruz. Sapak daha ileride. 


Yerleşime girdikten yaklaşık 1.5-2 km. sonra sapağa ulaşıyoruz. Buradan sağa dönmek gerekiyor.


Çamlı'dan Boncuk Koyu'na doğru gitmek için İncekum tabelalarını takip etmek yeterli.


Sahilden 2 km. içeride, bizi azmağın karşısına geçiren köprü.


Çamlı'nın sahilini besleyen azmak. Bakmayın böyle göründüğüne gürül gürül akıyor.


Sahile paralel yürüyoruz. Elektrik direkleri üzerinde işaretleri görebiliyoruz.


Burada çok sayıda sezonluk kiralık ve satılık konut var.


Sahile paralel yürüyüşümüz burada bitiyor ve sağa dönerek sahile doğru yürüyoruz. Direk üzerinde "r" işareti görülebiliyor.

Yol üzerinde köy mezarlığı ve köşesinde çeşme bulunuyor. Burada suları tazelemek çok önemli çünkü ilerleyen kısımlarda su kaynakları ufak ve belli dönemlerde kuru olma ihtimali olabilir. Çamlı’da suları doldurup tedbirli olmakta fayda var.

Çamlı’da karşımıza çıkmaya başlayan Karadut ağaçları yol boyunca özlediğimiz karaduta doyacağımızı müjdeliyor adeta. Karadut Türkiye’nin her bir tarafında yenebiliyor olsa da bizim aklımıza başta Karia Yolları sonra Likya Yolu geliyor. Ne lezzet ama!!!

Karadut ve su molası derken 16:00’da girdiğimiz Çamlı’dan 17:00’de çıkıyoruz. Yürüyecekler bunu mutlaka hesaba katmalılar. Çamlı’yı bir baştan bir başa geçmek için 5 km. yürümek gerekiyor.

Çamlı’da işletmeler genelde sezonluk (yaz) olduğundan ilkbahar ve sonbaharda sahil tarafında açık bir bakkal bulmak zor bu sebeple buraya tedarikli gelmenizde fayda var. Gökçe’den sonra Karacasöğüt’e kadar bakkal bulunmuyor.

Çamlı’nın batısında bulunan teknelerin bağlandığı iskeleye ulaşıyoruz. Burada da bir su kaynağı (çeşme) ve Karia Yolu tabelası var. Burada yazan rakamların doğru olduğunu söyleyebiliriz. Akyaka 27 diyor, biz 28 ölçtük. Ölçümler GPS’ten GPS’e göre farklılık gösterse de bu kadar fark makul. Likya'da 5-6 km.ye varan farklar ölçtüğümüz tabelalar olmuştu. 

Çamlı iskelesinden Sedir Adası’na giden tur tekneleri kalkıyor. Yakın çevrede bulunan koylara ulaşmak için de tur programı yapılıyor. Bu civarda ekstra bir gün kalıp, doya doya gezmeyi planlıyorsanız Sedir Adası ve İncekum’u görmenizi tavsiye ederiz. Her yer sessiz ve sakin. Koca Çamlı'da sadece biz varız sanki. Çamlı yoğun bir yaz sezonunu bugün sessizlik içerisinde bekliyor.

Doğa, coğrafya tarih çok güzel de yürüyüşü asfalttan yapmasak daha mutlu olacağız. Çanta ne kadar hafif olursa olsun sırtta yük ile asfalttan yürümek yorucu oluyor.


Sahile doğru yürürken karşımıza Çamlı Mezarlığı çıkıyor. Girişinde çeşme var tabii. Burada kısa bir mola veriyoruz.

Bu bölgenin kendine has çok özel ağaçları ve endemik bir dokusu var. Sadece yürümeyin doğasını da dikkatle inceleyin.

Karadut şöleni.

Pirenalan Tepesi. Çamlı sonrası bu tepenin sahil tarafından Taşbükü Koyu'na doğru ineceğiz.

İçeriye doğru 2 km. yürüdükten sonra şimdi sahile doğru 2 km. yürüyoruz.

Çamlı sahili. Sahilin ardında görünen tepeler Çamlı girişinde yürüdüğümüz Baklatarlası Tepesi.

Sahil girişi ve iskeleye ulaştık. Yola asfalttan düz devam edeceğiz.

Akyaka'dan sonra karşımıza çıkan ilk yol tabelası.

Çamlı İskelesi.

İskelenin yukarısından İncekum ve Kleopatra Plajı karşısında bulunan Taşbükü sahiline giden araç yolundan yürüyoruz. Yolların boş olması avantajımıza zira araç gürültüsü ve trafikten bu yol keyif vermez.

Ard arda iki “U” dönüşü yapıp deniz seviyesinden yaklaşık 100 metre yüksekliğindeki Pirenalan Tepesi'nde karşımıza çeşme ve su terfi istasyonu çıkıyor. Bu kısımlarda Boncuk Koyu’na kadar toprak yolve patika yok. Tamamen asfalttan yürünüyor. Burada yükseklik bilgisi verdik çünkü bu bölgeler için 100 metre yüksek sayılabilecek bir rakam.

Karşı sahilde geçen sene sonunda yürüdüğümüz Akyaka ve Turnalı sahili görülürken, Gelibolu Adası hemen karşımızda.


Çamlı İskelesi.


İskele önünden başlayan yürüyüşümüz Taşbükü ve Boncuk Koyu'na kadar araç yolundan olacak.


Gelibolu Adası


Pirenalan'a doğru çıkarken iki keskin "U" çiziyoruz.


Trafik yok ama sağdan sağdan yürüyoruz. Alışkanlık...


Pirenalan Mevkisine ulaştık ve çıkışı tamamladık. Bu civarlarda da kamp atılabilir.


Yol üzerinde su deposu ve su kaynağı da var. Tam burada.


Su deposu veya su terfi istasyonu. Adını siz koyun.


Pirenalan'dan Taşbükü'ne doğru inmeye başlıyoruz.

İskeleden yaklaşık 4 km. sonra virajlı yollardan Taşbükü Mevkisine (Sedir Adası civarı) saat 17:30’da (Akyaka’dan buraya 32. Km.) ulaşıyoruz. Gerçi biz yayalar için viraj lafın gelişi. Taşbükü Sedir Adası’nın karşısında bulunan özel bir sahil. Kamp için uygun mudur diye düşünmeden bu bölgenin kumsalları koruma altında olduğu için (ayrıca SİT alanı) sahile kampa izin verilmiyordur diye tahmin ediyoruz. Bunu özellikle belirtiyoruz çünkü kumsallar son yıllarda kültür rotaları üzerindeki kumsal ve kamp düzlükleri ciddi kirlilik tehlikesi altında. Kamp atılacaksa daha uygun olan iç kısımlarda yer aramak faydalı olacaktır. Kamp atarken ve sonrasında buradan geçip giden bir yolcu olduğumuzu unutmuyor, ardımızda bu satırlarda okuyanlarla paylaştığımız hatıralarımız dışında hiçbir iz bırakmıyoruz. Bir de dostluk ve arkadaşlıklar tabii.

Taşbükü veya 2 km. sonra İncekum civarlarında da kamp atılabilir. Akyaka’dan yürüyüşe başlayanlar yürüyüşü Çamlı veya bu civarda bitirebilirlerse iyi olur. Daha fazla ileri gidildiğinde özel bir mülk olan Boncuk Koyu’na girilmediğinden Karacasöğüt rotasını bir gün sonraya bırakmanızı tavsiye ederiz.


Taşbükü'ne ulaşıyoruz.


Taşbükü Mevkisi. Burası Sedir Adası'nın tam karşısındaki kumsal ve irili ufaklı yerleşimin olduğu bir yer. Yazın buraları muhtemelen "iğne atsan yere düşmez" misali kalabalıktır.


Yanlış yön!!!! Ana yoldan devam etmemiz gerekiyor.


Bu kısımda yolda işaretler oldukça seyrek. Temel kural: İncekum sapağına kadar ana araç yolundan yürünmesi gerekiyor.


Marmaris Bisiklet Rotalarına ait tabela burada da var. Daha önce de yazdığımız gibi Karia Yolu tabelaları ile karıştırmayın. Bazen gösterdiği yön farklı olabiliyor. Yine de dağda bayırda, Balıkaşıran'a (Datça) kadar güzel yol arkadaşı oldu bize. 

Sedir Adası (Kedrai) Karia’nın sayfiye yerlerinden zira Karia krallarının ve ailelerinin yazlarını bu adada geçirdikleri düşünülürmüş. Bu adanın tarihsel glişimi M.Ö. 6. yy’dan başlayarak izlenebiliyor. Rodos, Karia, Attik Delos birliklerinin himayesi altına girmiş bu adanın ilk çağlardaki adının Cedrae’dir. Kelimenin kökü büyük boylara erişen bir ağaç türü olan Cedrus'tan yani Sedir Ağacından gelir. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Gülen adını koyduğu bu ada bazı kaynaklarda Şehroğlu Adası, Kleopatra Adası, Şiir Adası, Aşk Adası, Balayı Adası olarak da geçer.

Adanın altın sarısı kumlarının en bilinen hikayesi Kraliçe Kleopatra ile sevgilisi Romalı Komutan Antonius’un adada buluşmaları için Mısır’dan gemilerle getirilmiş olmasıdır. Nitekim adanın kuzey kıyısındaki kumlar, özel biçimde oluşan kalker damlacıklarıdır ve Ege ve Akdeniz’de Sedir Adası dışında sadece Girit Adası’nda görülür. Çok özel jeolojik oluşumlar sonucu ortaya çıkan kumlar koruma altındadır. Hatta terlik ve ayakkabı ile basılmasına izin verilmez.

Adada Apollon’a adanmış bir tapınak ve üzerine sonradan inşa edilmiş bir kilise, tiyatro, agora ve liman kalıntıları görülebilir.


Sedir Adası (Kedrai). Arkada Orta Ada görülürken sağdaki ufak olan Küçük Ada. Karşı sahilde Turnalı ve Kıran Dağları görülüyor. Geçen sene karşı sahilden burayı izlerken şimdi buradan geçen sene yürüdüğümüz coğrafyayı izliyoruz.


Sedir Adası üzerindeki kalıntılar buradan görülebiliyor. Arkadaki ada ise Orta Ada.

Taşbükü sapağına sapmadan anayoldan yürümeye devam ediyoruz. 1.5 km. sonra Domuzçukuru Mevkisi olarak bilinen İncekum (Domuz Burnu) sapağına ulaşıyoruz. Burada bir işaret olmadığından İncekum tabelasından sahile doğru sapıyoruz ancak yol yanlış. Hemen geri dönüyoruz ve biraz daha tali gibi görünen (yürüdüğümüz dönemde yol çizgileri yoktu) araç yolundan dümdüz yürüyüşe devam ediyoruz.

İncekum da kendine has kumsalı ile yazın oldukça rağbet gören bir lokasyon. Bu sapaktan araçla belli bir noktaya kadar gidildikten sonra traktörlerle İncekum'a ulaşılıyor.

Hava bulutlu da olduğundan yavaş yavaş kararmaya başlıyor. Planımız Boncuk Koyunda kamp atmak. Hafif bir çıkışın ardından aşağıda Boncuk Koyu’nu görmeye başlıyoruz. Yukarıdan sahilde birilerini görüyoruz. İkimizde de büyük bir sevinç var çünkü ilk gün 30 km.nin üzerinde yol yürümüş olacağız. Hani bunu bir başarı olarak söylemiyoruz. Yorulduğumuzdan bir an önce dinlenmek istiyoruz.


İncekum ayrımının olduğu Domuzçukuru Mevkisi. Burada da karşımıza bir ayrım çıkıyor. Biz soldan yürümeye devam ediyoruz ve buraya kadar takip ettiğimiz İncekum tabelasını takibi bırakıyoruz.


Günün son durağı Boncuk Koyu'na doğru yürüyoruz.


Yol yine asfalt ama biraz daha tali yola dönüştü.

Birinci derece SİT alanı olan bu bölge aynı zamanda kum köpekbalıklarının (Carcharhinus Plumbeus) üreme alanı olduğu için avlanma yasağı var.

Saat 18:30’da Boncuk Koyu’na ulaşıyoruz. Ulaşmasına ulaşıyoruz ama sahile inebilmemiz mümkün değil zira burası özel mülk olduğundan tel örgüler ile çepeçevre kapanmış durumda. Bir ihtimal birileri vardır diyerek kapıya gidiyoruz ancak bekçi burasının özel mülk olduğunu ve içeri giremeyeceğimizi söylüyor. İçeride mülkün sahibi de olduğunu park etmiş çok sayıda araçtan anlıyoruz ancak yapacak birşey yok. Hem yabancı uyruklu hem de çevreyi bilmediğinden çadırı nereye kurabileceğimiz sorumuza “Ben bilmiyorum” diyor. Yola devam.

Hava kararıyor hatta yağmur bile başlayabilir. Hızlıca ne yapabileceğimizi düşünürken, Taşbükü’ne geri dönmeyi düşünmüyoruz bile.


Yol sola doğru kıvrılıyor ve Boncuk Koyu'nu görmeye başlıyoruz.


Bölgenin geneli bölgeye has kum köpekbalıklarının üreme sahası. Bilginize.


Boncuk Koyu. Karşıda Kargı Burnu görülüyor.


Sahil aşağıda ve koyun içerisine doğru yürüyoruz. am burası bize Likya Yolu/Karaöz'e girişi hatırlatıyor. Orada da çam ağaçları altından turkuaz denizi görebiliyorsunuz.


Boncuk Koyundaki işletme/yerleşimi e görmeye başladık. Çok sevinçliyiz.


Sahilde birilerini görebiliyoruz.


Boncuk koyu'na biraz daha yakından bakalım.


Boncuk Koyu.


Büyük bir hevesle sahile inmek için işletmenin girişine doğru yürüyoruz.


Maalesef kapı duvar. Burası yakın tarihte özel mülk olmuş. Su almayı bile planlamayın.


Her taraf makilik olduğundan Boncuk civarında çadır kurabilmek mümkün değil. Hızlı adımlarla ertesi gün yürüyeceğimiz Karacasöğüt parkuruna giriyoruz. Giriş araç yolundan inerken Boncuk Koyu’ndaki mülkün girişine yaklaştığınızda soldaki toprak yol. Kaçırmanız söz konusu değil. Sadece Boncuk sonrasını araç yolundan düz yürümeyin. Boncuk Koyu’na inerken sola yukarıya toprak orman yoluna doğru girin. Girişte bir işaret yok. Hızlıca bir baba diktik ancak zamanla kaybolabilir.

İnce ince yağmur yağmaya başladı. Acil olarak korunaklı bir yer bulamk istiyoruz ve 300 metre sonra bir aralık bulup tam bir çadırın sığabileceği kuytu bir yerde hafif yağan yağmurun altında çadırımızı kuruyoruz. Hafif diyoruz ama dışarıda zaman geçirdikçe ıslatan cinsten.


Mecburen Karacasöğüt'e doğru yola devam ediyoruz. Karia Yolu özel mülkün girişine doğru devam ederken soldaki karşınıza çıkan orman yolu girişi ile Karacasöğüt'e doğru devam ediyor. Yürüyüşçüler bu ayrımı kaçırmamalılar.


Orman yolundan yukarıya doğru çıkıyoruz. Boncuk aşağıda kalmaya başlıyor.


Hava kararmaya başladı. İnce ince de yağmur başladı.


Kendimize çadır kurmaya uygun bir düzlük arıyoruz ama her yer makilik.


Adımlarımız hızlandı ve yağmur da şiddetini fazla olmasa da arttırdı.

Saat 07:30’da başlayan yürüyüşümüz 19:00’da Boncuk-Karacasöğüt parkurunun başlangıcında son buluyor.

İlk gün için anlaşılacağı üzere fazla patika yürüyüşü yapmadan buraya ulaştık. Yorgunluk var ama gün geçtikçe açılacağız. Keyfimiz yerinde. İnce ince yağan yağmurun çadır içerisindeki sesi dinlemek için bile kamp atılabilir. Harika bir gece. Kuytu bir yerde çadırımızı kurduğumuz için şanslıyız çünkü buralara geceleri ilkbahar henüz uğramamış. Gece üşüyoruz!!!

Küçük bir düzlüğün kenarında, makiliklerin arasında gördüğümüz bir çadırlık boşluk bu gece bize evsahipliği yapıyor. Gece yağan yağmur ve çadırdaki sesi ninni gibi geliyor. Bu sesi daima özlüyoruz.

36 km.yi anlatımlarımızda hızlı geçmiş gibi olabiliriz. Sebebi parkurun çoğunluğunun asfalt yol, orman yolu olması. Hani kafa karıştıracak ve uzun uzun tariflemek yerine zaman kaybı yaratabilecek kısımları yol boyunca aktarmaya çalıştık. Bu yazının amacı ışık, fazlası sizlerde rota hakkında merak uyandırması.

Yarın hedefimiz Karacasöğüt üzerinden Löngöz. Yeni ve artan heyecanla bir 30 km. daha yürümeyi bekliyoruz.

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates