2017 Nisan - Datça - 8.GÜN - Knidos - Bağlarözü - Kalamış - Belen - Palamutbükü

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 08:00 (Knidos)
Bitiş: 15:00 (Palamutbükü)

Toplam mesafe: 19 km.

* Knidos - Bağlarözü: 7 km.
* Bağlarözü - Kalamış (Küçükyalı): 2 km.
* Kalamış - Belen: 3 km.
* Belen - Palamutbükü: 7 km.

Su: Su kaynağının bulunduğu tek nokta, rotanın ortasında bulunan Kalamış. Knidos'ta restoran haricinde akar bir su kaynağı bulunmuyor. Sıcak bir dönemde yürümüyorsanız, rotanın Palamutbükü'ne yakın bölümleri yerleşimlere yakın olduğundan fazla su taşımanıza gerek yok.

Knidos çıkışında yanınıza alacağınız 1.5-2 litre su kaynağın bulunduğu 9 km. uzaklıktaki Kalamış'a kadar rahatlıkla yetecektir. Su az olsa bile panik olmaya gerek yok çünkü Kalamış'a kadar yol çok zorlu değil.

Kalamış'a varmadan Bağlarözü sahilinde acil ihtiyaçlarınız için kapısını çalmayı düşündüğünüz bir ev bulunsa da yürüyüş sezonunda kimseler olmayabilir.

Bağlarözü sonrası Kalamış'ta rotanın tek su kaynağı bahçesinden geçeceğiniz evin bahçesinde bulunuyor (Hüseyin Demirtosun +90-537-744 98 91). Burada sularınızı tazelediğinizde Palamutbükü'ne kadar yeterli olacaktır.

Palamutbükü öncesi küçük bir köy olan Belen'e girilmiyor ama acil ihtiyaç için akılda bulunmasında fayda var.

Yemek ve İkmal: Yol üzerinde yerleşim bulunmadığından bakkal, market ve pansiyon türü bir işletme yok.

Sadece Kalamış'ta bahçesinden geçtiğiniz ev yürüyüşçülere Karia Yolu'nda az bulunan yeme içme ve sahilde çadırlı konaklama hizmeti veriyor (Hüseyin Demirtosun +90-537-744 98 91). Çadırınızı taşıyor olmalısınız. Çadır kiralama yok.

Palamutbükü'nde bakkaldan restorana kadar yürüyüşçülerin eksiklerini tamamlayabileceği her türlü imkan bulunuyor.

Palamutbükü'nden Knidos'a yürüyecekler için Palamutbükü çok önemli bir nokta. Palamutbükü sonrası 3-4 gün boyunca Kızlan'a kadar işletme (bakkal-market-pansiyon) bulunmadığından yürüyüşçülerin Palamutbükü'nde MUTLAKA yemek ve kumanya eksiklerini tamamlamaları gerekiyor. Bu not Datça'dan Akyaka yönüne yürüyenler için çok ÖNEMLİ!!!

Google Map'te Bağlarözü'nde bir işletme görünüyor olsa da yürüyüşçülere değil sadece yaz sezonunda tatilcilere hizmet veriyor.

Konaklama: Palamutbükü Datça rotalarının pansiyon konaklama yapılabilecek noktalarından. Yürüyüşe Akyaka'dan başlanmışsa burada pansiyon konaklama güzel gelebilir. Palamutbükü'nde işletmeler genellikle apart türü çalışıyor. Müşteriye evi veya odayı veriyor gerisine karışmıyorlar.

Zamanınız varsa Palamutbükü'nde bir gün daha fazla konaklanıp denizin tadı çıkartılabilir. Datça'da konaklama planı varsa Palamutbükü (veya bu çevredeki yerler) kadar kadar sakin ve sessiz olmayacaktır.

Palamutbükü'nde çadır kuran yürüyüşçüler genellikle sahilin uç kısımlarını tercih ediyorlar. Sahilin liman (batı) veya Ovabükü (doğu) taraflarından biri tercih edilebilir. Yürüyüşe kaldığınız yerden başlamak için sahilin Ovabükü (doğu) tarafı daha sık tercih ediliyor. Palamutbükü küçük bir yerleşim olduğundan sahilin son kısımlarına çadır kurulsa bile bakkal ve market çok yakın.

Karia Yolu üzerinde pansiyon imkanları kısıtlı olduğundan konaklama imkanı bulunan Palamutbükü araç transferli yürüyüşler için ana konaklama noktası olarak belirlenebilir.

Rota üzerinde konaklama türü başka bir işletme bulunmuyor. Google Map'te Bağlarözü'nde bir işletme görünüyor olsa da yürüyüşçülere değil sadece yaz sezonunda tatilcilere hizmet veriyor. 

Parkur Zorluğu: Datça merkezine de yakın olması sebebiyle Datça parkurlarının en sık yürünen kısımları Datça ile Knidos arasında kalan bölümler. Rota orta zorlukta olup, birkaç kısa ama sert çıkış haricinde herkes tarafından rahatlıkla yürünebilecek seviyede rota.

Knidos çıkışında 1.5 km. sonra asfalttan patikaya girişi kaçırmamak gerekiyor. Elektrik direkleri üzerinde işaretleri görebilmek mümkün.

Bağlarözü-Kalamış arasındaki kayalık geçişler ile Kalamış sonrası deniz seviyesinden 170 m.’ye çıkış bölümleri tüm rotanın en zorlu bölümleri. Fakat gözlerde büyümememli zira kültür rotaları üzerinde çok daha zorlu olanları var. Bu bilgileri rota bazında verdiğimizden her rota için spesifik bilgi vermek gerekiyor.

Bağlarözü-Kalamış arasındaki kayalık geçiş sırasında olası bir ayak burkulması veya düşme riski için dikkatli olmak hatta bazı kısımlarda elleri de kullanmak gerekiyor.


Sahil geçişleri parkurun en keyifli kısımları. Palamutbükü’ne ulaşmak için acele etmeyip, buralarda kısa molalar vererek dingin ve yalnız sahillerin keyfini çıkarmayı ihmal etmeyin.

Kalamış sahili sonrası çıkış zorlayacak olsa da Belen tarafına geçildiğinde tamamı başlangıçta toprak, Palamutbükü’ne doğru asfalt yoldan yürünüyor.

Parkur Yükselti Grafiği: Daha büyük görsel için resmin üzerine tıklayınız.
8. GÜN ROTASI - Komoot

HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Gece boyunca denizin altımızda hafif hafif karaya vurmasının sesini duyuyoruz. 1 hafta sonra Knidos’a ulaşıp parkurun büyük bir bölümünü tamamladıktan sonra Datça’ya 3 gün sonra ulaşacak olmamızın heyecanı var. 



Sabah erken uyanıp toparlanmaya başlıyoruz. Bugün Karia Yolu’nun Datça parkurlarının konum ve ulaşımı itibariyle en çok yürünen rotalarından birisini yürüyeceğiz. Palamutbükü’nde konaklayıp Knidos’a yürüyüp ardından araçlar geri dönmek Karia Yolu’nu tecrübe etmek isteyenler için sıkça tercih ediliyor.

Bu arada sabah erken toparlandık diyoruz ama Knidos'ta konaklıyorsanız güneşin doğuşu ve gün batımlarını görmenizi tavsiye ederiz. Her ikisinin de bir arada görülebildiği ender noktalardan birisidir Knidos. Coğrafi konumu sebebiyle bu imkanı değerlendirmek lazım. Bir de dilek tutarsınız. Belki tutar. Kimbilir?



Knidos'ta gün doğumu.


Artık adımlarımızı Akdeniz sahilinde atıyoruz. Farklı bir ruh katıyor bu yürüyüşe. Hani mesafe olarak çok kısa ama dün Ege bugün Akdeniz. Yürüdüğünüzde daha iyi anlayacaksınız bizi. Bazen anlatmak gerçekten zor. 



Yol üzerinde kahvaltı ile uğraşmamak için yukarıda restoranın masalarından birinde kahvaltımızı yapıyoruz. 


Knidos'ta sabahı ve kahvaltıyı ettik. Yola koyulma zamanı.


Bugün rotamız mesafe olarak 20 km.ye yakın ama zor değil. Hedefimiz Palamutbükü’ne erken ulaşıp 8 gün sonra denize girmek. Bunun hayali ile yanıp tutuşuyoruz. Hatta mümkün olursa (hesaplı ve pazarlıkla) Palamutbükü’nde de balık yemeği planlıyoruz. Buralara kadar gelip taze balık yemeden olmaz. Bu dönemler turist sirkülasyonu az olduğundan fiyatlar makul ve pazarlık imkanları daha fazla. Balıkta pazarlık önemli. Grupta Altuğ’un işi. 



Sabah serinliği var ama hava bugün de açık ve güneşli. Artık dert etmiyoruz. Adım Adım yaklaşıyoruz Datça’ya. 



Yola çıkmadan Knidos’u bir kez daha geziyoruz ve anayoldan (asfalt) Datça yönüne doğru saat 08:00’de yürümeye başlıyoruz. Yol üzerinde küçük tiyatroyu (büyük olan daha yukarıda) geçiyoruz. 

Teknelerde de yola çıkma hazırlığı var. Seyyah dediğin en fazla bir gün konaklar sonra yeni diyarlara yolculuk.


Knidos hatırası.


Knidos. Bugün kazılar Selçuk Üniversitesi tarafından sürdürülüyor.


Knidos küçük tiyatro. Kazı ekibi de sabah çalışmaya geldi.


Knidos (Türkçe)


Knidos (İngilizce)

Yaklaşık 1.5 km yürüyeceğimiz asfalt yol boyunca solumuzda Knidos antik kentinin kalıntıları sağda aşağıda Büyük (Güney) Liman ve şehir surları bulunuyor. Güney Limanda bağlı bir iki yatın da aynı saatlerde bizimle birlikte demir alarak başka bir koya gittiğini farkediyoruz. 

Sağda tiyatro ve odeon (antik yunanda konserler verilen, şiirler okunan, oyunlar oynanan genelde üstleri örtülü yapı) yapılarını geçip antik kentin görünen kısımlarını ardımızda bırakıyoruz. Knidos o kadar büyük bir şehir ki solumuzda daha gün yüzüne çıkmamış yapılar bulunuyor. 

Sadece liman değil Akdeniz bile ütülü çarşaf gibi dümdüz. Açıktan geçen Rodos feribotunun oluşturduğu küçük dalgalar net olarak görülebiliyor. 

Rodos'a giden Yunan deniz otobüsü


Yola çıkıyoruz. İlk 1.5 km. asfalt yoldan yürünüyor.


Datça'ya giden, Knidos'a ulaşılan tek yol.


Sahilde gördüğümüz bu kalıntı muhtemelen Knidos'un görkemli mendireğine ait.


Knidos ve Deveboynu Yarımadası (Kapkrio). Antik dönemde yerleşimler taraçalar halinde bu yarımada üzerindeymiş. Arkada görünen ada Nisiros (Yunanistan) Adası.


Yürümeye devam ediyoruz. Asfaltın bir kısmını ardımızda bıraktık.


Akdeniz. Patikaya iniş soldaki burunun hizasına geldiğimizde.


Tarife ve anlatmaya gerek yok...


İlk direk değil. İleride görünen ikinci elektrik direğinden patikaya giriliyor.


Yarımadanın hizasına geldik. Sağa patika girişi yakındır.


Bahsettiğimiz, yolun sola viraj yaptığı noktadaki elektrik direğine geldik.  Dikkatle bakılırsa üzerinde "r" işareti var. Patika girişi de buradan başlıyor.

Şehiri ve limanı ardımızda bıraktığımızda sabahın dinginliğine kapılıyoruz ve sağda asfalttan patika girişini farkedemiyoruz. Burada yol üzerinde sağdaki beton elektrik direklerine dikkat etmek gerekiyor. Zaman kaybı yaşamamak için bunu belirtmiş olalım. 

Asfalt üzerinde bulunan büyük beton elektrik direği üzerinde yürüyüşçüleri patikaya sokan “r” işareti bulunsa da patika girişi yolun sola viraj yaptığı noktada sağda denize doğru upuzun uzanmış burunun hizasında bulunuyor. Olur da kaçırdığınız takdirde yaklaşık 50 metre sonra bir sonraki elektrik direğinde “X” işareti bulunuyor ki biz de bu işareti gördüğümüzde patikaya girilmesi gerektiğini anladık.

Olur da girişi kaçırırsanız bir sonraki direk sizi uyarıyor.


Patika girişi.


Sağda yerdeki taşta işaret var ama yoldan görebilmek zor.


Kısa bir GPS kontrolünün ardından patikadan aşağı doğru iniyoruz.


Yoldan aşağıdaki patikaya indikten sonra yola paralel Palamutbükü/Datça yönüne doğru yürüyeceğiz.


Yoldan patikaya indik. İniş fazla uzun sürmüyor. Yukarıda elektrik direklerini görebiliyoruz.

Asfalttan uzun bir yürüyüş yapmadan yola paralel devam eden patikalara doğru giriyoruz. Patikalar belirgin olsa da Frigana (Garig) türü top şeklinde dikenli çalılar zaman zaman patikayı görmemizi engel olabiliyor. Yol üzerinde taze işaretleri görüyor olsak da zaman kaybı yaşamamak için GPS’i kontrol ederek yürüyoruz. 

Frigana türü bodur bitkiler genellikle kalkerli arazilerde makiliklerin bozulması ile ortaya çıkmış dikenli yapıda çalı türleridir. Frigana türü bitkiler kuraklığa uyum gösteren kalın yapraklı bitki topluluklarıdır. Genellikle eğimli ve elverişsiz topraklar üzerinde bulunurlar. Likya ve Karia’yı arşınlamış yürüyüşçüler fotoğraflardan tarif etmeye çalıştığımız bitki örtüsünü daha iyi anlayacaklardır. 

Yoldan daha aşağdaki patikalara dik sayılabilecek bir iniş yaptıktan sonra yola paralel kısa iniş ve çıkışlar yaparak yürüyoruz. Yaklaşık 1 km sonra kısa ama dik sayılabilecek bir tepe çıkışının ardından sağda deniz tarafında tepede antik yapılar görüyoruz. Bu yapılar sadece konut türü yapıları değil çünkü büyük taşlardan oldukça özenli inşa edilmiş duvarları var. Knidos’a tepeden gören önemli bir noktada bulunuyor. 

Solda yukarıda asfalt yol, sağda aşağıda sahile paralel yürüyoruz.


İlerledikçe yukarıdaki yoldan uzaklaşmaya başlıyoruz.


Kısa inişler çıkışlar, yapıyoruz.


Knidos ve Deveboynu görüş alanımızdan çıkmaya başlıyor.


Domuzini'ne doğru ilerliyoruz. Patika ve işaretler belirgin.


Domuzini Koyu'nu görmeye başlıyoruz. Sağda kalıntıları görüyoruz.


Yol üzerinde bulunan kalıntılar.


Yapılar sıradan bir konut değil. Büyük ve birden fazla antik yapı var.


Antik kalıntılar sonrası zeytinlikler arasından geçiyoruz.


Patikalardan ilerlemeye devam ediyoruz.


Karayolu çok uzakta değil. zaman zaman araç seslerini duyuyoruz. Hatta elektrik direklerini de yukarıda görebiliyoruz.


Patika dikenli, bodur Friganalar arasından devam ediyor.

İleride de Datça’ya kadar geçeceğimiz onlarca koydan ilkini görmeye başlıyoruz. Domuzini Koyu. 

Zeytinlik ve sonrasında okaliptüs ağaçları içerisinden geçen patikadan yürüyoruz. Kısa iniş çıkışlara devam ederek iç kısımlardan sahile doğru yaklaştık. Deniz seviyesinden yaklaşık 20 metre yukarılarında yürüyoruz. Akdenizin büyüleyici masmavi suyu sizi yanına çekmeye çalışsa da sahile yakın kısımlarda aşağı düşmemek için fazla kenarlara yaklaşmamak iyi olur. Toprak kaymaları sebebiyle bastığınız yerin altı boş olmasın. 

Burada patika belirgin olsa da keçi yolları ve kalkerli toprak sebebiyle çorak kısımlarda kafalar karışabilir ama yolu ve işaretleri takip edebilmek imkansız değil. 

Domuzini’ne inmeden karşımıza derin bir yarık çıkıyor bu yarığın iç kısından geçtikten sonra Domuzini sahiline doğru inen patika ve işaretleri takip ediyor, yürüyüşün 4. Km.sinde, saat 09:30’da Domuzini koyuna ulaşıyoruz. Domuzini Yazı köyüne bağlı ekili arazilerin bulunduğu bakir bir koy. Su ve yerleşim bulunmuyor. 

Domuzini'ne doğru inmeye başlıyoruz.


Bugün british Museum'da bulunan Aslanlı Anıt en sağdaki Aslanlı Burnunun tam tepesinde duruyormuş. Hikayesi aşağıda.


Okaliptüs ağaçları arasına giriyoruz.


Akdeniz'in dingin sahilleri.


Sahile çok yakın bir noktadan koya doğru yürüyoruz.


İşaretleri yerde görüyoruz. Fazla kenarlara yaklaşmamak lazım.


Asfalt yol yukarıda görünüyor. Yolun aşağısındaki patikalardan buraya kadar geldik. 


Aşağıda harika bir sahil var.


Yolumuz derin bir çöküntü ile kesiliyor. Buradan direk aşağı inmeden soldan karşıdaki tepeye ulaşacağız.


Soldan yürüyüp çöküntüyü geçiyoruz.


Kısa bir iniş çıkışın ardından Domuzini'nin tepesine ulaşıyoruz.


Domuzini'ne iniş başlıyor.


Domuzini Koyu. Aslanlı Burun da daha ileride görülüyor.


Sahile indiğimiz tepe.


Sahilin sonuna kadar yürüyoruz. Sabah saatleri. Kimseler yok. Sadece hayallerimiz ve gerçekler var.


Domuzini Hatırası


Domuzini'nden denize akan kuru bir dere de var.

Domuzini Koyu aslında tarihsel açıdan hüzünlü bir mevki. Bu koyun hemen ardında bulunan Bağaltı Koyu’nun tepesinde bulunan Knidos’un kült anıtlarından olan piramidal yapılı Aslanlı Anıt buralardan 1859’da Charles Newton tarafından İngiltere’ye götürülmüş. Bugün sadece tabanını görebildiğiniz yapının tepesinde duran aslanı Londra British Museum’da görebilirsiniz. Tabanı görmek için rota dışında kalan Aslanlı Burnu'na bir saatlik bir yürüyüş yapmak gerekiyor. 

Hazır yeri gelmişken Aslanlı Anıt hakkında bilgi verelim. MÖ 2. yy’a tarihlenen bu anıt mezar piramidal yapısının üzerinde bulunan ve Knidos’tan bile görülebilen Aslanı ile dikkat çeker. Aslanın boyu 1.80 m., uzunluğu 2.90 m. ve ağırlığı 8 ton civarında. Yukarıda belirttiğimiz üzere aslan evinden binlerce kilometre uzakta British Museum’da ziyaretçilerini bekliyor. Knidos’tan götürülen en önemli yapıtların başında gelen bu aslanın dışında bereket tanrıçası Demeter’in de heykeli bulunuyor. Gözleri delik olan aslanın her yerden görülebilmesi ve ilgi çekmesi gözlerinde parlayan cam türü bir cisim olduğu tahmin ediliyor.

Buradan bakınca böylesine bir anıtın 1859’da Charles Thomas Newton’un bu tepeden nasıl indirdiğini düşünüyorsunuz. Aynı Xanthos’u alıp götüren Charles Fellows’un “Likya’da Yolculuklar” kitabında yazdığı gibi ne yaptıklarını “A History of Discoveries at Halicarnassus, Cnidus and Branchidæ” adlı kitabında adım adım, gün gün takip edebilmek mümkün. (Halicarnassus-Bodrum, Cnidus-Knidos, Branchidæ-Didim). Merak edenler internetten veya Altuğ'dan bulabilir.

Aslanı tepeden Bağaltı Koyu’nun küçük sahiline açtıkları bir yoldan indirmişler. Kayalık arazi içerisinde yolu aslanın indirilebileceği şekilde düz hale getirmişlar hatta yolun bazı kısımlarında kayma olmasın diye taş duvarlarla desteklemişler. 

Newton’un bölgede araştırmalar ve yüklemeleri yaparken Mehmet Ali Ağa’nın kendisine yardımlarını anlattığı söylense de Datça’ya araştırmalar için bir çok kez gelmiş olan Çavuş Smith’in “Ağa”nın evinde konakladığını yazar. 

Aslan sahile 100 işçi tarafından 3 günde indirilip sala yüklenmiş. Saldan gemiye yüklenmesi de 1 ay sürmüş.

8 ton ağırlığındaki Knidos Aslanı


Aslanlı Anıt götürülüyor. Aslanın yanındaki siyah elbiseli Charles Newton. Arkada Bağaltı Koyu görülüyor.


Charles Newton Aslanlı Anıtın başında


Aslanlı Anıt. İlustrasyon.


Charles Newton'un 1850'li yıllarda Knidos'ta kurduğu çalışma kampı


Bereket tanrıçası Demeter. Bu heykelin olduğu tapınak C.Newton tarafından bulundu. Tapınağın adandığı Demeter heykeli aynı dönemde Knidos'tan Londra'ya götürüldü. Bugün British Museum'da görülebilir.


Kitabın kapağı

Böyle çok sayıda eserin yurtdışına sessiz sedasız göz göre göre götürüldüğüne sadece duyarak değil bizzat okuyarak, dinleyerek tanık olduğumuz için konu ile ilgili yorum yapmayacağız. O tarihte henüz hayatta yoktuk ama yerinde görünce sanki 1-2 gün önce buradaymış hissiyatına kapılıyor insan. Hayal kurmamak zor değil. 1850lere kadar Aslanlı Burunun tepesinde böylesine bir aslan pek ihtişamlı duruyormuş besbelli.

Aslanın yolculuğunu anlattıktan sonra kendi yolumuza dönelim. Sahilin sonuna kadar yürüyoruz ve kumsalın bittiği yerde sola içeriye yeşilliklere doğru giriyoruz. Yol üzerindeki taze işaretler GPS yardımı almamıza gerek bırakmıyor. 

Sahilden içerilere doğru giriyoruz. Zeytin ağaçları örülü duvarların da bulunduğu patikadan çok sert olmayan bir çıkışla yaklaşık 500 metre sonra yukarıda toprak yola ulaşıyoruz. Yola kadar deniz seviyesinden 100 metre kadar yükseliyoruz. 

Yürüdüğümüz dönemde patikalar belirgin, işaretler de görülüyor olsa da bu rotalar Likya kadar sık yürünmediğinden patikalar zamanla keçi yolları ile karıştırılabilir. Bu sebeple Karia Yolu’nu yürüyeceklerin yanlarında GPS veya akıllı telefon (Wikiloc) bulundurmalarında büyük yarar var. Doğa yürüyüşlerini sıkça yapıyorsanız gittiğiniz yerlerde el tipi GPS kulanıyor olmanız gerçekten önemli. Bütçe ayıramıyorsanız akıllı telefonlara yükleyeceğiniz Wikiloc gibi programları da kullanabilirsiniz. Her ikisini de kullanmış birileri olarak GPS cihazlarının hassasiyetinin her zaman daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. 

Yola çıkıp sola iç kesimlere doğru sapıyoruz (sağa denize doğru değil!!!) ve Bağlarözü’ne doğru yürümeye başlıyoruz. Toprak yola çıktıktan 2.5 km. sonra ulaşacağımız Bağlarözü birkaç bağ evinin bulunduğu, çevre köylerden de insanların denize girmeye geldiği bakir bir koy. 

Sahilin sonuna kadar yürüyoruz ve daha fazla devam etmeden sola içeri çayırlara doğru giriyoruz.


Domuzini Sahili


Fotoğrafta belli olmuyor ama dev deniz kestanesi. Youtube videomuzda var.


Sahilden sola içeriye doğru girdik. Bahar ile çoşmuş yemyeşil çayırların ortasından ilerliyoruz. Karşıdaki zeytinliğe doğru çıkacağız.


Patika ve işaretler belirgin olsa da bahar döneminde patikaları görmek zor olabilir.


Yukarıda yola doğru çıkıyoruz.


Domuzini aşağıda kalıyor.


Bölgenin en yüksek noktası Bozdağ


Bir zeytinlikten başka bir zeytinliğe çıkıyoruz.


Yola doğru çıkışımız devam ediyoruz. Çok zorlu değil.


İşaretler taze ve belirgin.


Çıkış kolay olsa bile yükle yorucu olabiliyor. Doğada baton bu yüzden önemli.


Yukarıda yola doğru çıkıyoruz ama görünürde yol yok.


Yola yakın bir noktada Domuzini ve ileride Deveboynu görülüyor.


Yola çıkıyoruz. Sola içeriye doğru yürümeye devam ediyoruz.


Sola doğru yoldan yürümeye devam. Bağlarözü'ne kadar bu yolu takip edeceğiz. Patika yok.


Patikadan yola çıkıldığında sağa denize doğru sapılmıyor. Bu yol aşağıda özel mülke gidiyor.

Toprak yoldan yaklaşık 1.5 km. yürüyoruz. Bu arada dikenli ve sert Friganalar arasına sıkışıp kalmış bir kaplumbağayı kurtarıyoruz. Hayvan öylece çalıların içerisinde hareketsiz duruyordu. Biz bile çözemedik nasıl girdiğini. Çıkartırken bizim bile ellerimiz çizildi biz olmasak muhtemelen kurtulmasına imkan yoktu. 

Yola çıktığımız yolda Ortaca Çiftliği yazıları görsek de yukarıda belirttiğimiz üzere geniş toprak yoldan yürüyoruz. Sağda taşlar üzerinde işaretleri de görüyoruz. Karşımızda bu bölgenin en yüksek noktası olan 550 metre yüksekliğinde Bozdağ duruyor. 

Sağa sola sapmadan ve ardımızda bıraktığımız Knidos ve Domuzini Koyuna yukarıdan son kez bakarken yürüdüğümüz toprak yolun önümüzde upuzun uzandığını görüyoruz. 

İlerledikçe Knidos-Datça asfaltına ulaştığımızı yol üzerindeki elektrik direklerinden anlıyoruz. Acaba tekrar yola mı çıkacağız diye düşünmeye başlarken “T” yol ayrımına ulaşıyoruz. Sağa aşağı sahil yönüne doğru saparak yeniden asfalt yolu ardımıza alıyoruz ve Bağlarözü’ne doğru inmeye başlıyoruz. 


Karşıda Bozdağ toprak yoldan yürüyoruz.


Yol üzerinde işaretler de var.


Tilos Adası (Yunanistan)


Toprak yol üzerinde vericilerin bulunduğu bir tepe de bulunuyor.


İç kısımlara girilince sıcağın etkisini görmeye başlıyoruz.


Bozdağ


Solada Deveboynu ve Knidos. Aşağıda Knidosuların yüzyıllarca tarım alanı olarak kullandıkları Domuzini mevkisi.


Biraz daha yakından bakalım. Çünkü burası Knidos'u son göreceğimiz nokta. İlerideki ada ise Datça'nın çıplak Afrodit'inin zıttı giyinik Afrodit'e evsahipliği yapmış Yunanistan'ın Kos Adası.


Kaplumbağa'yı kurtarma operasyonu sonrası yürümeye devam ediyoruz. Yol önümüzde boylu boyunca uzanıyor.


Knidos-Datça karayoluna doğru yaklaşıyoruz.


Yol üzerinde sağa dönen bir yol ayrımı görsek de dümdüz yoldan yürümeye devam ediyoruz.


Sağa sapmıyoruz.


Bağlarözü Koyu'nu aşağıda görmeye başlıyoruz.


"T" yol ayrımı. Sağa saparak Bağlarözü'ne doğru inmeye başlıyoruz. Sola sapmayın. Sola sapılırsa 100 metre sonra Knidos-Datça asfaltına ulaşılır.


Sağa denize doğru dönüyoruz.


Sağa saptık. Arkamıza bakıyoruz. Geldiğimiz yol solda asfalt yukarıda kaldı.


Sahile doğru iniyoruz.

Yola çıkıp çıkmama konusunda şaşırmakta haklıydık zira asfalt yol bu ayrımda sadece 100 metre kadar yakındı. 

Dümdüz sahile doğru sağa sola sapmadan iniyoruz. İşaretler olsa da iniş sırasında Yazı Köy’e doğru giden bir “U” dönüşü karşınıza çıkacak. Bu “U” dönüşüne aldanmadan dümdüz sahile doru inerek yukarıdaki “T” ayrımından 1 km. sonra Bağlarözü sahiline ulaşılıyor. 

Bağlarözü Knidos-Datça asfalt yolu üzerinden de görülebilen badem ve zeytin ağaçları ile çevrilmiş, yerel halk ve piknik için tercih edilen bir koy. Antik dönemlerde bu koyun yamaçları antik çağda bağlarla kaplıymış. 

Yürüyüşümüzün 7. Km.sinde saat 10:30’da Bağlarözü’ne ulaşıyoruz. Tahminimizden hızlı gidiyoruz ve Palamutbükü’nde denize girme hayalimize çok yakınız. Bu sefer başaracağız. Sonunda yüzeceğiz!!! 

Bağlarözü aşağıda. Sağa sola sapmadan dümdüz iniyoruz.


YANLIŞ YÖN!!!! "U" dönüşü yapmayın. Soldan yukarıdan gelip dümdüz aşağı inmek gerekiyor.


Şimdi doğru yoldayız.


Bağlarözü


Bağlarözü sahiline ulaşıyoruz. Sahilin bir ucundan diğer ucuna yürüyeceğiz.


Bağlarözü sahili genellikle yerel halkın rağbet gösterdiği bir lokasyon.

Bağlarözü sahilinde birkaç bağ evi haricinde yerleşim yok. Su kaynağı da bulunmuyor. Bu bağ evlerinde eğer birileri varsa ve suya ihtiyacınız varsa yardımcı olabilirler. Google Map üzerinde burada bir işletme olduğu gözüküyor olsa da bizim yürüdüğümüz dönemde hiçbir hareket yoktu. Daha sonra öğrendiğimize göre burası sadece yazın belli zamanlarda açık olan sezonluk bir yermiş. Tarihler yürüyüşçülere uymuyor. Zaten su sorunu yaşayanlar dert etmesin zira 1 saat sonra Kalamış’ta buz gibi su kaynağı bulunuyor. Yola devam... 

Sahilde piknik yapanlarla karşılaşıp selamlaştıktan sonra bağlaözü sahilinin sonuna kadar yürüyoruz ve sahilin sonundan işaretleri de takip ederek koyu ardımızda bırakıyoruz. 


Sahildeki işletme sadece yazın belli zamanlar açık. Zamanı çoğunlukla ilkbahar ve sonbaharda yürüyen yürüyüşçülere uymuyor. Bizden sonrakiler için kontrol ettik.


Sahilde Ilgın ağacı altında piknik yapan yerel insanlar


Sahilin sonuna kadar yürüyüp dümdüz yola devam ediyoruz. Sırada yaklaşık 1.5 km. sürecek kayalık geçişler var.

Rotanın Bağlarözü sahilinden sonra yaklaşık 1.5 km. kadar sahilden yürünüyor. Sahil derken akıllara sürekli kumsal veya taşlıklardan yüründüğü gelmesin çünkü kayalıklar arasından hatta zaman zaman kollarımızdan da yardım alarak çok kısa kayalık geçişleri yapıyoruz. Buralarda sakatlanmamak için biraz dikkatli olmakta fayda var. 

Tabii sadece kayalık geçişleri yok. İlk kayalık geçişi sonrası tertemiz taşlı sahile de iniyoruz ardından ikinci bir kayalık geçişin olduğu kısımı da tamamlıyoruz ve ulaştığımız ikinci sahilde günün ilk molasını veriyoruz. Etraf o kadar sakin ve dingin ki burayı oturup, dinleyerek kısa da olsa yaşamak gerekiyor. 

Her yer çok sakin. Akdeniz dingin. Hafif sabah esintisi üzerimizdeki teri silip gittikçe sanki doğa ananın bizi severek okşadığı hissiyatına kapılıyoruz. Konuşmadan öylece oturuyoruz. Böyle zamanlarda hiçbirşey düşünmek istemiyor insan. İhtiyacımız olan sakinliğin tadını çıkarmak istiyoruz.

Mola sonrası taşlı kumsalı bir baştan bir başa yürüyoruz ve ileride kayalık olan burunda sahilden ayrılıp içeriye doğru giriyoruz. İçeriye doğru derke o kadar değil sadece karşımıza çıkan küçük tepeye çıkacağız. Sadece taşlı sahil yürüyüşümüz son buluyor. 


Kayalık geçişler başlıyor. Zor değil ama yorucu olacak.


Bağlarözü arkada kalıyor


Sahilden devam eden patika.


İşaretler bu rota üzerinde de belirgin.


Elleri de kullanalım


Sahil de doyumsuz güzellikle. İnsanın atlayası geliyor.


Patika çok belirgin değil ama yine de nereden yürümemiz gerektiğini kestirebiliyoruz.


Taştan taşa sekiyoruz.


Kerpe günlerinden alışığız kayaların üzerinde atlaya zıplaya yürümeye


İleride bir sahile ulaşıyoruz gibi gözüküyor.


Bu kısımlarda patika aramaktansa en az yorucu olan kısımdan ilerliyoruz.


Haydi denize...


Sahile ulaşıyoruz ama yeniden kayalık geçişi yapacağız.


Bir kez daha "Haydi denize!!!" diyoruz


Sahil geçişini tamamlıyoruz. Kayalık yürüyüşüe kaldığı yerden devam.


Hatta burayı tırmanarak çıkmak durumundayız.


Zorlu geçiş. Dikkatli iniş.


Anıt kaya.


Sahilden yürümeye devam


İleride bir sahil daha görüyoruz.


Kayalık geçişinde son adımlarımız. Kalamış'a çok az kaldı.


Bu sahilde kısa bir mola veriyoruz. İnsan böyle bir yerde, böyle bir zamanda anlatmak istediklerini de tam olarak ifade edemiyor. Çok güzel. Çok etkileyici.


Bağlarözü çok arkada kaldı. Yürümek böylesine güzel birşey. İnsanın arkasına bakıp kendisi ile gurur duymasını gerektiriyor.

Kumsalın sonunda işaret ve patika girişine dikkat edip daha fazla sahilden yürümeye çalışmayın şartları zorlamayın. Zira kayalık geçişleri gereğinden fazla yoruyor. 

Bu kısımda işaretler de görünür durumda olduğundan işaretleri göremediğiniz ve patikaların karşmaya başladığını anladığınız takdirde son gördüğünüz işarete geri dönmenizi tavsiye ederiz. 

Sahilden çıkıp sola patikalara girdiğimizde hemen önümüzdeki küçük tepeye doğru çıkartıyor. Çıkış kolay. Başta işaretleri takip ediyoruz. Biraz yükselince patika daha da belirgin hale geliyor ve 5 dakika sonra karşımıza çıkan burunun tepesine ulaşıyoruz. 


Sahilin sonundan biraz daha ilerleyerek yukarıya doğru çıkıyoruz.


Bu kısımlarda işaret ve patikalara dikkat etmek gerekiyor. Gereksiz yere shailden yürümeyin kendinizi yormayın.


Arkamızda bıraktığımız kayalık geçişlerin de olduğu sahiller.


Sahilden içeri doğru girdikçe dikkat edilirse işaretler de görülebiliyor.


karşı tepeye doğru çıkyoruz. Bu tepenin ardı Kalamış.


Çıktıkça işaret ve patika daha belirgin hale geliyor.


Yukarı çıktık. Sahile paralel yürümeye devam ediyoruz.


Patikalar görüleceği üzere belirgin.


Tepeye doğru son çıkış.

Denize paralel kısa bir sırt yürüyüşünün ardından üzüm bağı, zeytin ağaçları arasında bulunan küçük Kalamış Koyu’na ulaşıyoruz. Kalamış Koyu çok küçük ama tekneciler ve yürüyüşçülerin mola verdikleri sakin bir nokta. Diğer adı Küçükyalı Koyu. Burada yolun içerisinden geçtiği küçük bir bağ evi var. Burada yaşayan Hüseyin ve Mithat Beyler ziyaretçilere yardımcı oluyor (Hüseyin Demirtosun +90-537-744 98 91).

Herşeyden önemlisi bu bağ evinin içerisinde gürül gürül akan bir de su kaynağı var. Knidos’a yüzyıllar boyunca su taşımış kaynaklardan biri. 

Saat 12:00 ve yürüyüşümüzün 9. km.sinde Kalamış’ta kısa bir su ve sohbet molası veriyoruz. 

kalamış sahilini aşağıda görmeye başlıyoruz.


Kalamış.Diğer adı ile Küçükyalı.


Sırttan yürüyoruz.


Toprak kaymasına engel olmak için taraçalar yapılmış.


Kalamıştakitek yerleşime ulaşıyoruz. Burada moladan sonra karşıda görünen tepeye çıkacağız.


İşaretler bu evin içerisinden geçiyor.


İçeri giriyoruz.


Hüseyin Bey. Kalamış'ın hikayesini anlatıyor.


Kısa bir su molası. Burada çadır kurabilmek mümkün.

Hüseyin Bey yanan ocağın başında akşama kurufasulye ve mercimek çorbası pişiriyor. 12 ay burada yaşıyorlar. Akşama kalmamız için davet ediyor bizi. Teşekkür ediyoruz. Mithat Bey ise eşekle köye erzak almaya gitmiş. Buranın tek ulaşımı patika veya deniz. Araç yolu yok. 

Sularımızı içerken sohbet ediyoruz. Buraya tekneciler gelip bir gece kalıyormuş. Yürüyüşçüler sahile çadır kuruyormuş. Gayet düzenli bahçede herşey ekili. Domates, karadut, salatalık. 

Sahile iniyoruz. Yüzmek bile mümkün. Su da var. Daha ne olsun. Bir gece burada konaklanır. 

Her ne kadar İstanbul-Kalamış için yazılmış olsa da her iki ismi ile çağrışım yapıyor Behçet Kemal Çağlar’ın şiiri: 

“Yok başka yerin lütfü ne yazdan ne de kıştan 
Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan” 

Ocakta yemek de var.


Mehmet bu arada sahili inceliyor. Burada kamp atmak güzel olurmuş. Tekrar geliriz buralara nasılsa.


Bakalım ne pişiyor?


Mercimek Çorbası.


Göremediğimiz Mithat Bey'e selam, Hüseyin Bey'e teşekkür ediyoruz.


Tepeye doğru çıkışımız başlıyor. Bugünkü rotanın en zor kısmı başlıyor.


Çıkışa başladık. Kalamış aklımızda kalıyor.

Kalamış sahili.

15 dakikalık kısa molamızın ardından yola çıkıyoruz. Kalamış ile Belen arasındaki ilk 2 km.lik kısım bu rotanın en zorlu ve izole bölümü. Sert bir çıkış ile deniz seviyesinden 150 metre kadar yükselip ardından rotanın en yüksek noktası olan 215 metre seviyelerine kadar çıkarak Belen Köyü’ne ulaşılıyor. Çıkış sert oladuğu için Kalamış’ta su molanızı verip yola devam edebilirsiniz. Fazla su almanıza gerek yok çünkü Belen’e ulaştıktan sonra Palamutbükü’ne toprak köy yolundan iniliyor. Kısacası yerleşimler başlıyor. Palamutbükü başlı başına bir yerleşim zaten. 

Bağ evinden çıkıp patikalara giriyoruz. Patika ve işaretler belirgin. Sahil boyunca kısa iniş ve çıkışların ardından kendimizi bir anda dağa bayıra vurunca terler fışkırıveriyor. Neye uğradığımızı şaşırıyoruz ama şaşkınlığımız kısa sürüyor. Vücutlarımız zorlu 7 günü unutmuş gibi hemen bir günde kendi konforunu yaratmış bile. 

Kalamış aşağıda kaldıkça ve geçip geldiğimiz sahiller, tepeleri daha net görüyoruz. 

Çıkışa başlayıp patikalara alışmamız uzun sürmüyor ve güzel bir tempoda tepeye tırmanıyoruz. Çıkışın ilk bölümünü (Kalamıştan buraya 500 metre yürüdük) tamamladığımız nokta deniz seviyesinden 80 metre yükseklikteki harika bir manzara noktası. Burada diğer tarafı açık bir oyuktan gelip muhteşem sahil manzarasını seyrediyoruz. 

İleride bir su kemeri görünüyor. Az önce Hüseyin Bey’in dediğine göre bu kemerler Knidos’a su taşıyan kemerlermiş ve aşağıda akan su da bu kemerlerden taşınıyormuş. Antik çağda insanoğlu ne emek vermiş. “Dağ başı” derler ya bizler yürüyerek zor geliyoruz antik dönem medeniyetleri günümüzde “dağ başı” olarak tabir ettiğimiz yerlerde inanılmaz emek harcamış. 

Bu oyuğu yol üzerinde görebilmek mümkün. Bizim de kısa bir mola verdiğimiz bu noktada fazla kenara yaklaşmadan mola vermenizi öneriyoruz. 


Kalamış Datça'nın çok yüksek olmayan tepeleri arasında küçük bir vadi içerisinde


Kalamış'taki tek yerleşim. Kaçırmamak imkansız.


Kalamış sahili ve karşıda buraya indiğimiz taraçalı sırt geçişi görülüyor.


Koyda içtiğimiz su yukarılardan taşınıyor.


Sabahtan bu yana kolay patikalarda yürüyünce sert çıkış bir anda "neler oluyor?" dedirtiyor.


Her taraf Frigana tipi çalılarla dolu. Ağaç yok.


Bir Kalamış hatırası daha bırakalım buraya.


Yükseldikçe hem Kalamış'ı hem de arkada kayalık geçişi yaptığımız sahil geçişini görüyoruz.


Küçük vadinin sırtını dayadığı deniz seviyesinden 100-150 metre yükseklikteki tepeler. Daha yüksek görünüyor gözümüze.


Yükseldikçe Akdeniz yeniden önümüze seriliveriyor.


Muhtemelen zamanında Kalamış Koyu'na su toplamak için yapılmış havuz. Şimdi atıl halde duruyor. Yol işareti hemen köşede. Çıkışa devam.


Yükseldikçe patika da belirgin hale geliyor.


Patika iç kısımlardan sahile doğru yaklaşıyor.


Sahilin hemen dibinden devam eden harika bir patika.


Yukarıya ulaşmamıza çok az kaldı.


Çıkışın 80 metre yükseklikteki ilk bölümü tamamlıyoruz. Burada oyukta kısa bir manzara ve su molası vereceğiz.


Yolunuzun üzerindeki oyuk. İçinden geçmek için çantaları çıkartıp diğer taraftan manzaraya bakmanızı tavsiye ederiz.


Knidos'a yıllar boyunca su taşımış kemerlerin kalıntılarını görüyoruz.


Çantalarımızı çıkarttık oyuk içerisinden geçip küçük terastan manzaraya bakıyoruz. Palamutbükü'ne doğru görünüm. 

Oyuğun bulunduğu noktadan çıkışa devam ediyoruz. Sağda çarşaklı ve aşağı uçuruma doğru inen eğimli bir coğrafya var. Aşağı kayma riski yok sadece gayet belirgin patika, işaret veya GPS izlerinden ayrılmamak gerekiyor. 

Çıkış belirgin patika boyunca devam ediyor. Bazı kısımlar taş duvarlar örülerek kayması önlenmiş. Bu tür taş örgüleri yürüyüşlerimiz boyunca çok kez gördük. İnsanın doğanın yıkıcı etkisine karşı aldığı doğal önemler. 

Karşımızdaki tepeye doğru tırmanıyoruz. Hava yine sıcak oldu. Çıkışın sert olması dert değil, sıcak hava zorluyor. Esinti olmayınca yürünmüyor. 

Çıkışımız tam bir çanakta devam ediyor. Bu rota Kalamış’ta yaşayanlar tarafından da kullanıldığı için patika belirgin ama GPS veya cep telefonunuzu olası bir soru işareti yaşadığınızı düşündüğünüzde kullanmanızı öneririz. Knidos-Palamutbükü rotasının en izole bölümü bu nokta. 

Mola sonrası çıkışa devam ediyoruz.


Bu kısımlarda patika ve işaretleri takip etmekte yarar var


Toprak kaymasına karşı taş döşenerek desteklenmiş patikalardan yürüyoruz.


Çıkış devam ediyor.


170 metre seviyelerine doğru çıkıyoruz.


Oyuğun olduğu, molayı verdiğimiz nokta aşağıda sağda anıt gibi yükselen kayanın içerisinde.


Çarşak ve kayalık geçişlerden yukarılarda biraz daha düz patikalara doğru ilerliyoruz.


Aşağıda manzara. Buralarda neden patikadan yürünmesi gerektiğini anlatıyor. Kendi yolunuzu çizmeye çalışmayın.


Aşağıda su kemeri ve sağda oyuğun bulunduğu kaya görülüyor.


Buraları rotanın en izole kısımları


Arasıra kafamızı kaldırıp yukarıya ne kadar yolumuz kaldığına bakıyoruz. Daha yolumuz çok.


Yukarıya doğru patika biraz daha düz hale gelmeye, sertlik azalmaya başlıyor.


Aşağıda bir vadi görülüyor.


Karşıdaki tepenin sağından zirve noktasına yakın bir yerden uzun çıkışı tamamlayacağız.


Ufak bir vadi/çanak içerisinden geçerek son çıkışı yapacağız.


Vadiyi geçtik. Sahili sağımıza alarak sırttan yürüyoruz.




"Çıkış bitsin artık. Denize girmek istiyoruz."


Çıkışı tamamlıyoruz. 170 metre yüksekteyiz.

Çanaktan karşımızdaki tepeye doğru sakin adımlarla çıkıyor, deniz seviyesinden 170 metre seviyelerinde, rotanın en yüksek noktasına ulaştığımızda az sonra ulaşacağımız yolu, zeytinlikleri biraz daha ilerledikten sonra da Belen köyünü görmeye başlıyoruz. 

Tepe ve bel geçişinden sonra yol daha kolay hale geliyor. Hele toprak yola çıkıp Belen’e ulaştıktan sonra bugünkü patika yürüyüşümüzü bitirmiş olacağız. Belen-Palamutbükü arası tamamen köy yolu. 

Solumuzdaki tepenin sırtından yaptığımız 10 dakikalık patika yürüyüşünün ardından zeytinliklere ait toprak yola ulaşıyoruz. 


Tpenin ardında yeni bir patikada yürüyoruz. Aşağıda Belen'den köylülerin ekili arazilerine gelen toprak yol görülüyor. Sırt yürüyüşünün ardından bu yola bağlanacağız.


her tepenin ardında bizi yeni bir coğrafya karşılıyor. Yürümenin dayanılmaz keyfi.


Belen köyünden aşağı doğru inen bir vadi ve koy var. Palamutbükü ileride görünen, uzun burunun arkasında.


Patika yola doğru dönüşmeye başlıyor.


Belen'e giden toprak yola bağlanıyoruz ve iç kesimlere doğru (sahile değil) yürümeye başlıyoruz. Bugünkü patika yürüyüşümüz bu noktada son buluyor. Palamutbükü'ne kadar yollardan yürüyeceğiz.


Birleştiğimiz nokta. Sağda bizim yola çıktığımız patika, solda zeytinliklerden gelen yol.

Toprak yolda çıkışımız devam etse de günün en yüksek noktası olan 215 metreye bu sırt yürüyüşünde ulaşıyoruz. Zorlu kısım Kalamış’tan 170 metre seviyelerine ulaşmaktı. Sonraki sırt yürüyüşü ve yola ulaşım zor değil. Patika çok belirgin. 

Denizi arkamıza alarak Belen’e doğru yürüyoruz. Belen’e kadar karşımıza 500 metre aralıkla iki yol ayrımı çıkıyor ve ikisinde de sağdan çok daha belirgin olan yoldan yürüyoruz. 

Patikalardan yola indikten yaklaşık 2 km. sonra Belen’e saat 13:30’da ulaşıyoruz. Yürüyüşümüzün 12. km.si. 

Belen’e ulaştığımızda karşımıza “T” yol ayrımı ve sağda Karia Yolu tabelası çıkıyor. Belen girişinde sadece 50 metre farkla iki yol ayrımı bulunuyor yolu uzatmamak ve orjinal rotayı takip edebilmek için burada dikkatli olmak gerekiyor. 


Belen'e kadar iki yol ayrımı bulunuyor. İlk yol ayrımı. Sağdan yürüyoruz.


Sağdan yola devam.


Belen köyü aşağıda görülmeye başlıyor.


Sağda solda zeytin, nar ve badem ağaçları bulunuyor.


İkinci yol ayrımı. Sağdan yürümeye devam ediyoruz. Soldaki yol Belen içerisine doğru gidiyor. Ancak rota Belen'e girmeden palamutbükü'ne iniyor.


Belen Köyü


Yol düz hale geldi. Böyle durumlarda yürüyüş hızımız artıyor.


Belen köyünde de inşaat çalışmaları var. 10-15 sene sonra bu fotoğraflar yenisine göre çok daha yeşil olacak.


İki yol ayrımıznı geçtik. Sağa sola sapmadan yürüyoruz.


Yürüyeceğimiz yol sağda görülüyor. İki beyaz tek katlı evlerin arasından geçeceğiz.


Soldaki Bozdağ eteklerine yaslanmış bir yerleşim Belen.


Beyaz evlere doğru yaklaşıyoruz. evlerden sonra parke döşeli yollara çıkıp Belen'e ulaşmış olacağız.


Parke döşeli yollar. Palamutbükü ayrımına yaklaştık.


"T" yol ayrımı ve yol tabelası. Sağa Palamutbükü'ne sapılıyor. Sola Belen'e girilmiyor.

Sağda tabelanın da bulunduğu “T” yol ayrımında sola Belen içerisine girmeden sağa dönüyoruz. İkinci yol ayrımı da sağa döner dönmez 50 metre ileride gördüğümüz Belen Mezarlığında karşımıza çıkıyor. Burada da sağa dönerek Palamutbükü’ne doğru inmeye başlıyoruz. 

Solumuza mezarlığı alıp toprak köy yolundan yürüyoruz. Denize kavuşmamıza sadece 7 km. kaldı. Bu da yaklaşık 1.5 saat demek. 


Karia Yolu yol tabelası. Burada da iki yol ayrımı var. DİKKAT!!!!


İlk ayrım tamam. Yukarıda yazdığımız üzere sola Belen'e girmeden sağa saptık. İleride köy mezarlığı görülüyor. İkinci sapak da orada. Mezarlıktan sağa sapılıyor.


DİKKAT!!! Burayı kaçırmayın. İkinci yol ayrımı. Köy asfaltından çıkarak sağa toprak yola sapıyoruz.


Köy mezarlığı solda kalıyor. Bu yoldan Palamutbükü'ne ineceğiz. Patika yok. Tamamı köy yolu.

Kısa bir süre sonra aşağıda Palamutbükü’nü görmeye başlıyoruz. Heyecanlanıyoruz haliyle. Akdeniz Ege’den bu yana taşıdığımız yorgun ve terli halimizi kabul edecek mi acaba? 

Mezalıktan içeri girdikten sonra sağlı sollu zeytinlikler arasından ilerliyoruz ve 2 km. sonra karşımıza üstüste iki yol ayrımı çıkıyor. İlk iki kilometrede sağa sola sapmamızı gerektirecek bir ayrım bulunmuyordu. 

Bu yol ayrımında sağa dönüyoruz ve karşımıza bir yol ayrımı daha çıkıyor. Bu yol ayrımında da soldan yürüyor, sağdaki zeytinliğe giden ara yola sapmıyoruz. Soldaki zeytin ağacında da kırmızı-beyaz işareti de görebiliyoruz zaten. Bu kısımda çok daha belirgin olan toprak yoldan yürüyoruz diyebiliriz. 

Buradan yaklaşık 500 metre sonra bir yol ayrımı daha görüyoruz burada da sola saparak tam bir “U” dönüşü yapıyoruz. 

Palamutbükü'ne doğru inişe başlıyoruz.

Adımlarımızı hızlı hızlı atıyoruz. Denize gireceğiz. Çocuklar gibi heyecanlıyız.

Sağımızda solumuzda zeytin ağaçları var. Aşağılara doğru badem ağaçları da görmeye başlayacağız.

Çabuk çabuk yürüyoruz. Acelemiz var.

Hızlı da yürüsekkısa molalar verip manzarayı seyretmeyi ihmal etmiyoruz.

Karşı tepenin ardında Palamutbükü'nü görmeye başlayacağız.

Palamutbükü'nü ilk gördüğümüz nokta.

Hayaller Palamutbükü. Gerçekler de öyle.

Palamutbükü sahilinin ardında çok geniş düzlükler var. Buralarda ağırlıklı olarak badem var.

Kısa bir video molası veriyoruz. Sürekli Altuğ fotoğraf çekecek değil ya.

Bu yol bugün yerel halk tarafından zeytinliklerine çıkmak için kullanılıyor. Normal araçlar için fazla taşlı.

Yol zeytin ağaçları arasından geçiyor. Harika yollar.

Aşağıya doğru iniyoruz.

İlk yol ayrımına ulaşıyoruz. Burada peşisıra iki yol ayrımı bulunuyor. "U" dönüşü yapmadan sağdan yürüyoruz. Sağa saptıktan sonra ileride solda zeytin ağacı üzerinde işaret görülebiliyor zaten.

Sağa sapar sapmaz karşımızda bir yol ayrımı daha çıkıyor. Soldan daha belirigin olan yoldan inmeye devam ediyoruz.

Yukarıda bahsettiğimiz soldaki zeytin ağacı üzerindeki kırmızı-beyaz işaret.

Yoldan yürümeye devam ediyoruz.

İnişe devam.

Bz yaklaşıyoruz Palamutbükü uzaklaşıyor sanki. Birimiz koşalım dese koşacağız.

Yukarıda peşisıra iki ayrımdan 500 m. sonra yol ayrımına ulaşıyoruz. Burada sola "U" dönüşü yapmak gerekiyor.

yukarıdan geldik sola "U" dönüşü yaptık.

"U dönüşü sonrası toprak yol devam ediyor.

Hızımızı arttırdık. Palamutbükü’ne ulaşabilmek için heyecanlıyız. Psikolojik olsa gerek inmemize rağmen Palamutbükü’ne hiç yaklaşmıyormuşuz gibi geliyor. 

İndikçe zeytin ağaçlarının yerini Datça diyince ilk akla gelenlerden Badem ağaçları alıyor. Bilirmisiniz ama Datça’nın “3B” si derler. Bal, Badem ve Balık. 

“U” dönüşünden sonra yürümeye devam ediyoruz. Yine 500 metre sonra bir yol ayrımı daha çıkıyor ve sağa denize doğru saparak biraz daha taşlı yola giriyoruz. Bu yol direk olarak Palamutbükü limanına gidiyor. Fakat GPS’teki orjinal kayıtlı yol daha farklı bir yolu tarifliyor. 

Toprak yol biraz daha stabilize yola çıkıyor. sağa denize doğru dönüyoruz.

Bu yol dümdüz Palamutbükü Limanına doğru gidiyor. Ancak biz ilerideki bahçe duvarını geçtikten sonra sola döneceğiz.

Bu ayrımdan 100 metre sonra solda büyük bahçe duvarı olan bir evi geçip beton elektrik direği üzerinde sola dönmemizi gösteren ters “r” işaretini görüyoruz. Aslında buradan da dümdüz gidilse bu taşlı yolun Palamutbükü Limanı’na gittiğini söylemiştik. Özel bir antik kent yoksa yerleşimlere yaklaştıkça işaretleri takip etmek çok da önemli omuyor aslında. Karar yürüyüşçülerin. 

Sola saptıktan 300 metre sonra Datça-Palamutbükü asfalt yoluna ulaşıyoruz. Sağa denize yani Palamutbükü merkezine doğru dönüyoruz ve asfalttan yürümeye başlıyoruz. 

Asfalta ulaşınca morallerimiz bozuluveriyor ve yolun bir an önce bitmesini istiyoruz. 

Stabilize yoldan daha fazla yürümüyoruz ve sola sapıyoruz. beton elektrik direği üzerinde işaret görülüyor zaten.

Sola saptık. Dümdüz yürüyoruz. İleride araba sesleri duyduğumuza göre ana yola çıkacağız.

Datça-Palamutbükü asfaltına çıkıyoruz. Sağa denize doğru sapıyoruz ve yoldan yürümeye başlıyoruz.

Yol işlek. Günlerce patikalarda yürüyüp asfalta çıkınca morallerimiz bozuluyor ama yapacak birşey yok zira sağlı sollu özel mülk ve badem tarlalaları var.

Her yanımız badem ağacı. Palamutbükü’ne yaklaştıkça apart türü yazlık işletmeler karşımıza çıkıyor. Bu bölgede pansiyon yerine apart evler daha yaygın. Evi tutuyorsunuz yemeğinizi, yatağınızı, temizliğinizi kendiniz yapıyorsunuz. 

Asfalt çilemizi hafifletmek anlamında işaretler 1.5 km. sonra karşımıza çıkan ilk yol ayrımında asfaltan ayrılmamızı istiyor. Elektrik direği üzerinde sola girmemizi gösteren ters “r” işareti görüyoruz. İkimizde de bir sevinç var. Yoldan çıkıyoruz yeniden. 

Yol boyunca yukarıdan gördüğümüz sağlı sollu badem tarlaları var.

Datça'nın "3B"sinden ikincisi. Badem.

Hızlı adımlarla yürümeye çalışıyoruzç. Tek tesellimiz yolun soununa gelmiş olmamız.

GPS'e göre ileride bir yerde yoldan ara bir yola girmemiz gerekiyor. Gerçi sapılmasa bile bu yol da dümdüz Palamutbükü sahiline çıkıyor.

Palamutbükü'ne 1.5 km. kala sola saparak ara yola giriyoruz. Hem ara sokaklardan yürüyüp hem de daha az egzoz dumanı yutacağız.

Sola sapıp yolun sonuna kadar 300 m. yürüyor, yol üzerinde işaretleri de görebiliyoruz. Yolun sonunda ellerimizin tamamı boyanana dek doya doya karadut ziyafeti çekiyoruz. Karadutlar buralarda toplanmıyor bile çoğu yerlerde. Bu ziyafeti haketmiştik. 

Yolun bittiği bu noktada da doğal olarak sağa denize doğru döndükten 1 km. sonra Palamutbükü sahiline saat 15:00’te ulaşıyoruz ve bugün yürüyüşümüzü Palamutbükü’nde 19 km. sonunda tamamıyoruz. Bu arada yol üzerinde çok sayıda apart tabelası da görüyoruz. 

Ara yola saptık yolun en sonuna kadar yürüyoruz.

Yol üzerinde işaretler de var.

Yolun sonunda sağa sapmadan karadut ziyafeti çekiyoruz. Yukarılara boyları yetişmeyen küçük arkadaşlara da yardım ediyoruz tabii. Paylaşmak güzeldir.

Yolun sonun sağa deniz edoğru sapıyoruz ve artık yönümüzü değiştirmeden dümdüz yürüyoruz. Sahile son adımlar.

henüz yerleşimler başlamadı. Halen her yanımız badem ağacı.

Palamutbükü'ne girdiğimizde karşımıza çıkan ilk yerleşimler

Dümdüz yürümeye devam ediyoruz.

Sahile yaklaştığımız belli oluyor. Yollar parke oldu ve genişledi.

Sağlı sollu apartlar da başladı.

Palamutbükü, Datça merkezine 25 km. mesafede turistik bir lokasyon. Buraya datça’dan minibüslerle de ulaşabilmek mümkün. Palamutbükü sahili Datça’nın en uzun sahillerinden biri olup, tekneler için Palamutbükü antik dönemde de liman olarak kullanılmış güvenli bir liman.

Sahile çıktığımız yerde bakkala girip buz gibi birer sade soda içiyoruz ve denize girmek için önce bir yere oturup ardından oturduğumuz yerde üstümüzü değişip deniz keyfi yapmak istiyoruz. 

Sahile doğru son adımlarımız.

Welcome Palamutbükü. Kızlan'dan üç gün sonra ulaştığımız ilk yerleşim.

Palamutbükü. Tam çıktığımız yerde bakkal var.

Palamutbükü sahili. İleride sağda liman görülüyor. Solda Palamutbükü Adası.

Palamutbükü'nde Mayıs. Her yer bomboş.

Sağa sola bakarken akşam yemeği için yeniden balık yemeğe karar veriyoruz. Ancak dün Knidos’ta olduğu gibi barbun, çipura veya levrek değil. Yine eciş bücüş hesaplı türden bir balık. Mesela daha önce defalarca yediğimiz sokar balığı. Canımız balık çekiyor. Ama 1 kilo yetmez bize. En az 2-3 kilo olmalı. Menüde sadece balık ve salata olacak. Başka hiçbirşey yok. 

Bu tür balıkları bulmak için lüks restoranlara gitmektense biraz daha salaş duran, yerel insanlar tarafından işletilen restoranı tercih ediyoruz. 

Gözümüze Dostlar Restoranı kestiriyoruz. İçeri girip balık sorduğumuzda klasik sıralamayı alıyoruz ama cam buzdolabında gördüğümüz taptaze sokar balıklarını soruyoruz. Kilo fiyatı diğer balıklara göre neredeyse yarısı. 

Pazarlıklar sonucu 3 kilo balığı (2 kişi yiyeceğiz) akşam yemeği için ayırtıyoruz. Palamutbükü’nde kampımızı burada atacağız gibi görünüyor. Genelde yemek yediğimiz yerlerde çadır kurma teklifimizi geri çevirmiyorlar. Çadır teklifini yemekte yapacağız. Daha etkili oluyor. 

Restoran aynı zamanda apart olarak çalışan bir işletme. Deniz için üzerimizi değiştirmek istediğimizi söylüyoruz ve bizi restoranın arkasındaki soyunma kabinlerine yönlendiriyorlar. Arkaya gittiğimizde de çadır için çok uygun düzlükler olduğunu görüyoruz. 

Şimdi sırada deniz keyfi var. Akyaka’dan başlayan yürüyüşümüzün sekizinci gününde Palamutbükü’nde denizle kavuşuyoruz. Dünya varmış. Harika!!!! Günlerce Ege sahillerinde yürüdük kısmet Akdeniz sahillerineymiş. 

Deniz sonrası sahilde oturuyoruz. Ağırlık olur diye havlu da taşımıyoruz. Doğal yöntemlerle kuruyoruz. Oturarak. 

Deniz zamanı. Bir arkadaşa bakıp çıkacağız.

Palamutbükü'nde hayat sakin. Belli olmuyor mu? Kimselerin acelesi yok.

Sahilde gün sonu

Sahilde zaman geçirdikten sonra karnımız acıkıyor ve restorandan balıkları pişirmelerini rica ediyoruz bu arada çadırımızı da restoranın arkasındaki düzlüğe kurmak için işletme sahiplerinin olurunu alıyoruz. Balıklar hazırlanırken biz de çadırımızı kurup giyiniyoruz. Palamutbükü’nde çadır sahilin sonuna kurulabiliyor. Çadır için imkanlar çok. 

Akşam yemeğinde 3 kilo balığı nasıl bitirdiğimizin farkına bile varamıyoruz. Yemek sonrası sahilde yaptığımız kısa yürüyüşün ardından bakkala uğruyoruz ve Datça’ya kadar taşıyacağımız iki günlük yemek ve zaruri alışverişi yapıyoruz. Buradan önce Kızlan’da alışveriş yapmıştık. Ters yöne, Datça’dan Knidos ve Ege sahiilerine doğru yürüyecekler için burası çok önemli ve son ikmal noktası. Buradan sonra yaklaşık 4 gün boyunca (Kızlan’a kadar) bakkal ve ikmal yapabilme imkanı yok veya çok kısıtlı.

deniz sonrası yüzümüz gözümüz açıldı. 3 kilo balık yiyeceğiz. Bir de küçük salata. Karnımız doydu ama gözümüz doymadı.

Datça'nın "3B"sinden üçüncüsü: Balık. Yolda herşeyin tadına bakmalı. Sokar balıkları. Bunlar 3 kilo balığın sadece bir kısmı.
Yürüyüş ve alışveriş sonrası yorgunluk çöküyor ve çadıra giriyor ve yarın yapacağımız son sahil yürüyüşü için dinleniyoruz. Yarın rotamız Palamutbükü'nden Domuzçukuru’na ulaşmak. Son gün Domuzçukuru’ndan içerilere doğru yürüyüp Hızırşah üzerinden Eski Datça’ya ulaşmayı planladık.

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates