2015 - İç Karia - 4.GÜN (Sakarkaya - Kayabükü - Konak - Narhisar - İkiztaş - Çomakdağ)

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
4. GÜN PARKUR DETAYLARI:
4. Gün Başlangıç: 08:00 (Sakarkaya)
4. Gün Bitiş: 19:00 (Çomakdağ)

Toplam mesafe: 31 km.
* Sakarkaya – Kayabükü 9 km.
* Kayabükü - Konak 5 km.
* Konak - Narhisar 4 km.
* Narhisar - İkiztaş 7 km.
* İkiztaş - Çomakdağ 6 km

Su: Bu bölümde çok fazla yerleşimden geçiliyor. Gerek yerleşimlerde gerekse yol üzerinde su kaynakları bulunuyor. Çok ihtiyaç olduğunda sular her köyde tazelenebilir ama yerleşimler arası mesafeler kısa olduğundan buna ihtiyaç bile olmayacaktır muhtemelen.
Yol üzerindeki su kaynakları genelde akarsu şeklinde. Akarsular rahatlıkla içilebilir. Konak Köyü’ne girmeden ve Konak-Narhisar arasında çeşme var.
Yanınızda taşınacak 1-1.5 lt. Su eğer mevsim şartları çok sıcak değilse yeterli olacaktır.

Konaklama: Bu bölgelerin sürdürülebilir turizm açısından gelişmediği bir gerçek. Çine/Karpuzlu’dan Milas’a kadar konaklama imkanı olan yerleşim turistik bir bölge olan Kapıkırı ve bu parkurun sonunda ulaşılan Çomakdağ. Aslında Çomakdağ’da konaklama imkanı sunan Fatma Kayrak ve Milas'ta öğretmen olan oğlu Sezgin Kayrak’ın bu işi amatörce yaptığını söylemek lazım. Başka bir deyişle, Çomakdağ’da yürüyüşçülerin hayal ettiği anlamda pansiyon konaklama bulunmuyor.
Fatma Kayrak (+90-543-872 55 80, oğlu Sezgin Kayrak telefonu ise +90-533-519 50 91) çok kalabalık gruplar olmasa da 10-12 kişilik grupları yer yataklarında ağırlamak üzere evinin ikinci katını yürüyüşçüler için tahsis etmiş. Evinin kullanmadığı salonunu yürüyüşçülere konaklama için açıyor. Konaklamanın yanında yemek, banyo imkanı da var. Ne olursa olsun bölgenin insanını yakından tanıma anlamında burada bir gecelik konaklama tercih edilebilir.
Konaklama hizmeti olmasa da yürüyüşçülere evinde yemek konusunda yardımcı olabilecek Selahattin Sakarya ile de bağlantıya geçebilirsiniz (+90-543-513 51 33). Çadır konusunda belki size yer tavsiye edebilir.
Bölgede her yer çadır konaklamaya uygun ve çok güzel yerler mevcut. Kalabalık gruplar için bu bölgeler araç kiralama şeklinde günübirlik yürüyüşlerle, konaklama Kapıkırı veya Milas'ta olacak şeklinde planlanabilir.
İkiztaş, Sakarkaya ve Çomakdağ’da köy meydanlarında bakkal mevcut. İhtiyaçlar buradaki bakkallardan giderilebilir. Kayabükü, Konak ve Narhisar köylerinde görünürde bir bakkal veya kahve yok. Su ve acil ihtiyaçlar yöre insanlarından rica edilerek karşılanabilir.

Parkur Zorluğu: 30 km. boyunca aralarda toplamda 4 tane köyden geçildiğinden parkurun zor veya kolay olmasını çok dert etmemek gerekiyor. Yorulduğunuz yerde yürüyüşü sonlandırılabilir. Yerleşimler arası mesafeler kısa olduğundan yürüyüş programını performansa göre planlamak mümkün.
Yolun geneline bakıldığında işaret konusunda sorun yok gibi. Fakat işaretleri parkurun çok önemli yol ayrımlarında görememek büyük sorun yaratabilir.
Bölgenin doğasını, köylerini, insanlarını görüp, tanımak anlamında buranın çok keyifle yürünebilecek bir parkur olduğunu söylemek lazım. Yerleşimler arası kısa olması tecrübesi az olan yürüyüşçülere güven de veriyor.
Parkurun akıllarda kalan kritik bölümlerini tariflemek gerekirse;
Sakarkaya-Çomakdağ arasında dikkat edilmesi gereken birkaç nokta var. Bunlardan ilki Sakarkaya çıkışında asfalt yoldan patikaya girerken “U” dönüşün kaçırılmaması. Bunu oldukça detaylı olarak yürüyüş notlarında tariflemeye çalıştık.
Diğer bir kısım da Kayabükü’ne inmeden önce karşınıza çıkacak Feldispat ocağında işaret aramamanız. Ocağa doğru yukarıdan inerek kamyonların girip çıktığı asfalt yoldan yürüyerek bir boğazı geçtikten sonra sağdan Kayabükü’ne inilebilir.
Konak’ta köy okulundan sonra yola çıkıp 1 km kadar yürüdükten sonra asfaltın “U” dönüşü yaptığı bölümde yürüyüşçüleri Narhisar yönüne sokan belli belirsiz bir patika var. Patikanın başlangıcı ok dik ve işaretleri farkedebilmek çok zor. Asfalt yolda “U” dönüşü yaptıktan 15-20 metre sonra solda patikaya girerek karşıdaki tepeye tırmanmak gerekli.
Çomakdağ’a devam etmek için İkiztaş köyüne inilmesine gerek yok. İkiztaşların önünden köye doğru inerken sağda (işaretler yol çalışması sonrasında kaybolduğundan) patikaya girilerek İkiztaşların arkasından Çomakdağ’a doğru iniliyor.
Yukarıda bahsi geçen bölümleri notlarımızda biraz daha detaylıca tarifledik. Yerleşim aralarında işaretler var ama bu kritik noktalarda işaretleri kaçırmak tüm yürüyüşünüz sona ermesini veya parkurun belli bölümlerinin atlanması anlamına gelir.
Görüleceği üzere parkur çok zorlu değil ancak kaçırılmaması gereken önemli bölümler mevcut aksi takdirde yürüyüş planlarında önemli sapmalar yaşanabilir.
Yukarıda yazdıklarımızdan sonra bu bölümde de GPS veya rehber yardımı gerekir demek durumundayız.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.



Yol boyunca çok sayıda su noktasını işaretledik. GPS verilerine ulaşırken Wikiloc'ta nokta kısıtlaması olduğundan hepsini kaydedemedi. Tüm noktaların bulunduğu dosyayı yukarıda linkin bulunduğu  CROSSINGWAYS sitesi üzerinden indirebilir, email yoluyla da talep edebilirsiniz.

HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Beşparmak Dağlarının güney eteklerindeki Sakarkaya Köyünün muhtarlık ofisinde başlayan dördüncü günümüz tüm altı gün süren yürüyüşümüzün en uzun mesafeli yürüyüşü olacak (31 km.). Birbirimizi tanıdığımız, doğru yerlerde ve doğru zamanlarda dinlendikçe performansımız giderek artıyor. Daha da önemlisi üzerimizde yorgunluğa bağlı moral bozukluğu, yürüme isteksizliği, üşengeçlik olmuyor. Yürüyüşlerde yürüdüğünüzü kişi, kişiler veya gruplar gerçekten yürüyüş ahengi bakımından çok önemli.

Muhtarlıkta düz bir zeminde yatmamız iyi oldu. Bunun yanında bulunduğumuz köyün rüzgar alan bir vadide olmasından ötürü gece boyu dışarıda sert esen rüzgarın sesini de dinledik. Çadır uçmazdı ama gece kuytu bir yer bulamasak bayağı üşürdük. Likya, St.Nicholas derken yürüyüşlerimizde konaklama açısından her zaman şanslıydık aslında. Geriye dönüp düşündüğümüzde yorgunluk horlamaları ve ağrılarımız dışında gece eziyet çektiğimiz bir gecemiz olmadı.

Sabahın ilk ışıkları ile ayaklanıp toparlanmaya başlıyoruz. Planımıza göre Sakarkaya’dan başlayarak sırasıyla Kayabükü, Konak, Narhisar, İkiztaş köylerini geçerek Çomakdağ’a ulaşacağız. Çomakdağ, Karia Yolu kaynaklarında Labranda ve Kapıkırı’dan sonra otantik ve geleneklerine bağlılığı sebebiyle adını en çok duyduğumuz bölge.

Fazla da acele etmeden çantalarımızı düzenleme imkanı buluyoruz. Çok dağılmadık ama üç günün sonunda kirli elbiseleri, bazı eşyaları ulaşılması kolay olan bölümlere yerleştiriyoruz. Artık yürüyüşlerde yemekten giyime kadar o kadar kararında eşya taşıyoruz ki yürüyüş sonunda kullanmadığımız eşyamız olmuyor. Herşey kararında.



Karia'da yeni bir gün daha. Muhtarlıktan sabah manzarası. 


Etraf aydınlanıyor. Güneş soldan doğuyor.


Bir gün önce Kapıkırı'dan geldiğimiz yöne (dağlara) doğru bakıyoruz.


Yürüyüşlerin 5 yıldızlı konaklaması da böyle oluyor. Çadırımız bu sefer tente değil halı vazifesi görüyor. Daha ayılmaya çalışıyoruz.

Kahvaltıyı nerede ederiz diye düşünürken muhtarlığın köy meydanına baktığı yerde köy ahalisinin çoktan uyanıp birçok minibüsün küçük köy meydanını doldurduğunu görüyoruz. Bu araçlar Milas’a inen işçi veya okul servisleri.

Muhtarın anahtarını teslim edip aşağıdaki bakkaldan su almaya giden Mehmet elinde ikişer tane patatesli börek ile gelince ilerleyen zamanlarda kahvaltı için mola vermemize de gerek kalmıyor. Bakkaldan aldığımız taze böreklerle karnımızı doyurup saat 08:00’de yola çıkıyoruz.



Sakarkaya meydanından karşıda görünen pembe renkli muhtarlık binasının önünden aşağıya doğru inerek yola çıkıyoruz. Dün gece bu binanın ikinci katında kaldık.

Çocuklarla birlikte okula inen yoldan aşağıya doğru iniyoruz. Yer yer işeretleri görüyoruz ama Mehmet GPS’i kontrol etmeye devam ediyor. Sakarkaya bölgenin en büyük köylerinden biri. Nüfusu da 2000’e yakın. Bu kalabalıkta bir yere köy demek doğru olur mu bilinmez ama köy içerisinden yürüdükçe buranın çok fazla da köy hali kalmadığını anlayabilmek mümkün oluyor.

Çocuklar okula doğru yürürken biz sola doğru dönerek Kayabükü yönüne doğru yola devam ediyoruz. Köy yolundan yaptığımız yürüyüş sırasında bizden sonrakilere yol gösterme anlamında sağımızda kalan Milas’a doğru inen derin bir vadi manzarası ve asfalt yolları görürken solumuzda koca bir kaya kütlesinin dibinden geçiyoruz. Kaya kütlesinin şekli belli tabii: Yuvarlak. Bu yeryüzü şekli burada hiç değişmiyor... 



Arkamızda kalan Sakarkaya'ya sabah güneşi düşmeye başladı.


Köy içerisinden yola çıktık. İlk hedef köy içerisinden çıkmak.

Okula giden çocuklarla karşılaşıyoruz.


Büyük kayanın yanından geçiyor, köyün dışına doğru ilerliyoruz. Az sonra patikaya gireceğiz.

Darıalanı veya Nergisli olarak adlandırılan bu bölümde köy meydanından çıktıktan yaklaşık 1.5 km. sonra veya soldaki dev kaya kütlesini geçtikten sonra köy yolundan yolumuza devam etmiyor, sağdaki beyaz boyalı tek katlı evin yanından patikaya giriyoruz. Burada bizi bu yola sokan işareti yerdeki kayada net olarak görebiliyoruz. Düz gidildiği takdirde yolu uzatıp asfalttan daha uzun bir süre yürüyeceksiniz. Köy kalabalık olunca asfaltı da hareketli oluyor haliyle.

Taş döşeli patikadan ufak bir vadi tabanına inerek ufak bir beton köprü üzerinden geçtikten sonra, muntazam yerleştirilmiş taş döşeli bir patikadan asfalt yolun tam “U” dönüşü olan kavşağına saat 08:30’da çıkıyoruz. Bu kısım yaklaşık 700 metre ve yola çıkar çıkmaz aşağıya (Milas yönü) doğru inmeye devam ediyoruz. Arkamıza dönüp baktığımızda Sakarkaya’nın Darıalanı veya Nergisli denen aşağı mahallelerini arkamızda bıraktığımızı fark ediyoruz. Hatta bu “U” dönüşünün olduğu yerde köyün ne kadar büyük olduğu belli olmuyor, sadece bir eldeki parmak sayısı kadar ev görünüyor.



Hemen sağımızda vadinin görünümü.


Solda büyük kayayı geçtikten sonra sağda patikaya giriyoruz.


Patika başta mıcır köy yolu şeklinde.


Köy yolundan patikaya girip aşağıda dere yatağına doğru iniyoruz.


Taşların belirgin olduğu ve işaretlerin görülebildiği bir patikadan iniyoruz.


Sakarkaya'ya buradan arkamıza dönüp baktığımızda koca köy 4-5 haneden oluşuyor gibi görünüyor.


Dere yatağının üzerindeki küçük beton köprüden geçiyoruz.


Asfalt yola doğru böyle bir patikadan çıkıyoruz.


Sakarkaya uzaklarda kalıyor.


Patikadan asfalt yola çıkıyoruz. Bu "U" dönüşünden aşağıya doğru yürüyeceğiz.

Asfalttan çok uzun bir süre yürünmüyor. Bu bölüm önemli. Aksi takdirde arka cephede bulunan Kayabükü köyüne bu yol üzerinden bağlantı olmadığından tüm yürüyüşünüz berbat olabilir. Bu yoldan aşağıya doğru yaklaşık 700-800 metre kadar yürüyüp bizi Dümentepe’ye doğru çıkartacak dik patikalara gireceğiz.

Asfalt yola çıktıktan yaklaşık 500 metre sonra sola doğru dönen bir virajın ardından bir “U” dönüşüne daha ulaşacağız. Burası da tam bir “U dönüşü. Bu noktadan yaklaşık 200 metre sonra da solda bizi Dümentepe’ye çıkartacak patikayı ve biraz yukarıda kalan soldaki kırmızı-beyaz işareti görmeye başlayacağız.

Özet olarak yaklaşık 700 metre yürüyeceğiniz asfalttan kontrolsüz bir şekilde kilometrelerce aşağılara inmeyin. “U” dönüşüne çıktıktan sonra sola doğru bir viraj ve tam bir “U” dönüşünü geçtikten hemen sonra (yaklaşık 200 metre) solda işaret ve patika var.

Yukarıdaki yol tarifleri tecrübe ve yaşanmışlıkların sonucunda ortaya çıkan yorumlar. Sonuçta yukarıda yazdığımız patikayı kaçırarak asfalttan koyu bir sohbete dalarak yaklaşık 300 metre kadar fazladan yürüdükten sonra GPS’i kontrol ettiğimizde yoldan fazlasıyla çıktığımızı fark ediyoruz. Hele ki yol iniş olunca gerisin geriye yokuş yukarıya doğru 300 metre çıktıktan sonra işaret ve patikayı görüyoruz. Uzun bir yol yürüyeceğimizin farkında olmadan yaklaşık 10 dakika kaybediyoruz. Dolu dolu yürüyeceğimiz bugün için sözkonusu 10 dakikanın ne kadar önemli olduğunu gün sonunda daha iyi anlayacağız.

Geriye dönerek, GPS yardımı ile patikayı görüyoruz. Patika çalılarla kaplı ve tam belli olmasa da işaret görülemez değil. Burada hata bizde. Sohbete daldık doğru zamanda doğru yerde itiraf etmek lazım.



Sabah güneşi Sakarkaya'nın kurulduğu tepenin yamaçlarını aydınlatmaya başladı.


Asfalttan aşağıya doğru yürüyoruz.


Sağımız solumuz zeytinlik. "U" dönüşüne yaklaşıyoruz.


Motorsikletin durduğu noktanın berisinde kalan "U" dönüşünün ardından (200 m. sonra) tam buradan patikaya giriyoruz. Burayı kaçırıp yolumuza asfalttan devam ettik. GPS bizi uyardığında geri döndük.


Patikadan çıkışımız başlıyor. Yükseldikçe kayalar üzerinde işaretleri de görmeye başlıyoruz.

Dümentepe çıkışımıza başlıyoruz. Çıkış başlangıçta çalılar arasından belli belirsiz bir patikadan devam etse de dümdüz çıkıyoruz. Bir süre sonra patika daha belirgin hale geliyor. Çoğu zaman dizimize kadar gelen çalılar üzerine yağmış çiğ bacaklarımızı ıslattıkça sabah serinliği ile birlikte üşütüyor. Bu anı birçok doğa yürüyüşümüzde yaşadığımızdan verdiği hazzı yaşamış olanlar daha iyi anlayacaktır.

Dümentepe sırtlarına yaptığımız yaklaşık 1.5 km. boyunca yükseldikçe belirgin hale gelen patika boyunca kocayemiş ağaçlarını (Arbutus unedo) görüyoruz. Çocuk hatıraları ve yürüyüşleri çoğunlukla Karadeniz ormanlarında geçmiş olan Altuğ ve Mehmet bu ağaçları Kocayemiş olarak tanırken bölge halkı tarafından dağ çileği veya çilek ağacı olarak biliniyor. Hatta Marmara bölgesinde de görünen bu ağaçlara Davulga da deniyor.

Tabii meyvasını bildiğimizden sabah sabah meyva ziyafetine hayır demeden bol bol yiyiyoruz. Kahvaltı üzerine fena da gelmiyor. Yine dalında taze birşey görünce ayarsızlığımız tutuyor ve patlayana kadar yiyiyoruz. Hani mide veya bağırsakları bozarmıyız gibi en ufak bir tedirginliğimiz yok.

Durmamız gerektiğini anlayabildiğimiz ender anlardan birinde yolumuza devam ediyoruz ve asfaltın başından başlayan 1.5 km. patika çıkışımız yaklaşık 580 metre seviyelerinde sona eriyor. Dümentepe sırtlarında batı cephesinden doğu cephesine geçtiğimizi yüzümüze vurmaya başlayan güneş ve başlayan inişten anlayabiliyoruz.



Dik bir çıkış yapıyoruz.


Dik çıkışın ardından zeytinliklerin yanından devam eden belirgin bir patikadan yürüyoruz.


Dümentepe sırtlarındaki patikalarda sabahın bu ilk yürüyüşüne başladık. Her ne kadar asfaltta yolu kaçırmış olsak da keyfimiz yerinde.


Güneşe doğru adım adım ilerliyoruz.


Patika belirgin olsa da bu kısımlarda işaretleri görebiliyoruz.


Zeytinliklerin arasından Dümentepe'ye doğru çıkıyoruz.


Sağmızdaki zeytinlikte bir kuyu gözümüze çarpıyor. Etrafımız sanki ilkbaharda yürüyormuşuz gibi yemyeşil.


Bu bölümde yanlışlıkla sapabileceğimiz başka patika da yok.


Yükseldikçe Sakarkaya'nın büyüklüğü de anlaşılmaya başlıyor.


Yükseldikçe zeytinliklerden dar patikalara doğru giriyoruz.


Çıkışı tamamlamak üzereyiz.


Çıkışı tamamlamadan Kocayemiş (dağ çileği) molası veriyoruz.


Tadını özlemişiz.


Yine kendimizi tutamıyoruz. Limitsiz yiyiyoruz.


Bölge insanı tarafından dağ çileği deniyor. Karadeniz sahillerinde Kocayemiş deniyor. Bazı bölgelerde de davulga deniyor. 


Kocayemiş molası sonrasında son birkaç adım ile Dümentepe'nin arka yamaçlarına geçiyoruz.


Dümentepe'nin sırtlarından arka cephesine doğru yürüyoruz. Güneşi karşımıza aldığımıza göre yönümüzün değiştiği de belli oluyor.

Çıkışı tamamlayıp arka cepheye geçtikten sonra önümüzdeki ilk yerleşim 5 km. uzaklıktaki Kayabükü Köyü. Kapıkırı’dan başlayarak belirttiğimiz üzere, Karia Yolu’nun bu bölümlerinde yerleşimler arası uzak olmadığından hava aşırı sıcak değilse çok fazla su taşımamanızı bir kez daha tavsiye ediyoruz.

Çok fazla inmeden yaklaşık 500 metre yürüdükten sonra kayalıklı açık bir alana ulaşıyoruz ki güneş olmasına rağmen içimizi üşüten bir esinti var. Hatta birbirimizi zor duyuyoruz. Bu geniş alana kadar patika belirgin haldeyken açık alana ulaşıp rüzgarın da bizi sersem hale getirmesi ile işaretleri göremiyoruz. İşaretleri gözle arama metodunu başta seçtiysek de rüzgar buna engel oluyor adeta.



Çamlık alanda patika biraz daralsa da yolu bulabiliyoruz.


Patikadan karşıda duran 3 çam ağacına doğru devam ediyoruz.


Ağaçların dibinden geçerek tepede düzlüğe ulaşıyoruz. Rüzgar da buralarda esmeye başlıyor.


Fotoğrafla ifade edebilmek zor ama iki cephenin birleştiği bu düzlükte inanılmaz bir rüzgar var. Yürümek bile çok güç.


Birazdan aşağıdaki çamlığa doğru inişe başlayacağız. Aşağı doğru inip rüzgardan kurtulmak istiyoruz.

GPS yardımı alır almaz patikanın kayaların arkasından devam ettiğini hemen tespit ediyor ve açık alandan bir an önce kurtulup inişimize devam ediyoruz. Açık alandan çıkıp kuytuda alçaldıkça rüzgar da bir anda kesiliyor.

Başlangıçta dar çalılık gibi görünen patikadan indikçe yürüyüşümüz fıstık çamları altından devam ediyor. Rüzgarın kesilip etrafın sütliman hale gelmesi çok iyi oldu zira soğuk ve sert esintiden dolayı aptala döndük desek yeridir.

Dar patikalar ve çam ağaçlarının arasından yaptığımız yürüyüş sonrası, yüksekliğin azalması ile birlikte bitki örtüsü zeytinlik haline dönüşüyor.



Düzlükte işaretleri bulmakta zorlansak da GPS yardımı ile arka yamaca doğru inişe geçiyoruz.


Düzlükte görememiş olsak da sağdaki kaya üzerinde işareti farkedebiliyoruz.


Kısa kayalıklı inişin ardından çam ormanı içerisinden yürümeye başladık.


Patika zaman zaman daralıyor ama çilemiz kısa sürüyor.


Çam yapraklarının halı gibi serildiği bir yoldan yürümek keyif veriyor. Hele adımlarımızın bu doğal halı üzerinde çıkardığı sesler hala kulaklarımızda


Arkamıza dönüp baktığımızda az önce indiğimiz tepeler bayağı arkamızda kalmış. Biz sol üst taraftan inişe başlamıştık.


Enfes manzaralar eşliğinde yürüyoruz. Sabah güneşi ruhumuzu dinlendiriyor.


İndikçe patika daha düz hale geliyor.


Çam ağaçlarının ardından zeytinliğe ulaşıyoruz.

Yukarıdaki düzlükten (açık kayalık alan) yaklaşık 1 km. sonra zeytinliklerin arasına girmemizle birlikte saat 10:15’te deniz seviyesinden 500 metre yükseklikte bir yayla evine ulaşıyoruz.

Yayla evi derken aklınıza Karadeniz’deki gibi 2000 metre yükseklikteki gibi yerler gelmesin tabii. Zeytinliklerin arasında harika bir yamaçta en fazla 2 göz odalı bir yer. Ege insanı Karadeniz insanına göre çok daha ufak evlerde yaşamaya alışmış. Bahçede çalışan güleryüzlü evsahibi ile selamlaşıp Kayabükü çok yolumuz kalmadığını öğrendikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Evin incir ve zeytin ağaçlarından oluşan bahçesinin yamacından boydan boya yürüyerek bahçe kapısından çıkıyoruz ve patikadan yolumuza devam ediyoruz.

Dev bir kayanın altından geçerek bahçe kapısından dışarı çıkıyoruz. Patika devam ediyor tabii. İşaretler de belirgin. Ayrıca farklı bir patikaya girme ihtimalimiz yok.



Zeytinlik içerisinde bir yayla evine ulaşıyoruz.


Sabah bahçesinde çalışmaya başlamış adama selam verip kısa bir sohbetin ardından yola devam ediyoruz.


Bu tür bir yayla evinde bir süre zaman geçirmek birçoğumuzun tercihi arasında yer alır herhalde.


İncecik patikayı takip ediyoruz ama zeytinlik içerisinde kaybolmamak için GPS'i de kontrol ediyor, yolun hemen yukarıdaki taraçada olduğunu farkediyoruz.


Zeytin ağaçlarının yanında burada incir ağaçları da var. Kuru incir denince Ege (İzmir ve Aydın) aklımıza geliyor.


Bu dev kaya kütlesinin dibinden geçerek zeytinlikten patikalara giriyoruz.

Etrafımız bu bölümde zakkumlar ile çevriliyor. Güneşi de göremediğimizden yürüyüş için harika bir sıcaklık var. Yaklaşık 300 metrelik bir inişten sonra dere yatağına ulaşıyoruz ve karşı yamaca doğru geçerek çıkışa başlıyoruz. Kayabükü çok uzak olmadığından yanınızda ağırlık taşımayı tercih edermisiniz bilinmez ama bu kısımda su kaynağı olduğunu belirtelim.

Dere yatağını geçtikten 3 dakika sonra karşımıza Kayabükü yönünden gelen bir çift çıkıyor. Selamlaştıktan sonra kısa bir sohbet ediyoruz ve az önce merhabalaştığımız adamın yanına yardıma gittiklerini öğreniyoruz. Bu dönemde herkesin elinde bir kova var. Bunun da sebebi zeytin hasat döneminin yürüdüğümüz günlerle aynı zamana denk geliyor olması.



Patikadan vadi tabanına kısa bir iniş yapıyoruz.


Kıvrılarak, kayalar üzerinden sekerek ilerliyoruz. 


Vadi tabanına ulaştık


Vadi tabanında ufak bir dereyi geçiyoruz ve Kayabükü'ne doğru ilerliyoruz.


Kayabükü tarafından gelen, az önce geçtiğimiz zeytinliğe gidenlerle karşılaşıyoruz. 


Mehmet ne diyor? "Valla çok güzel yerlerde yaşıyorsunuz."


Patikalardan yola devem ediyoruz. sol tarafımızda yıkık eski bina kalıntılarını görüyoruz.


Patikalar işaretli ve belirgin. Yağmur da olmayınca buralarda yürüyor olmak müthiş.

Kayaların üzerinden sekerek gittiğimiz bölümlerden biri. yeniden çam ormanı içerisindeyiz.

Yaklaşık 10 dakika boyunca solumuzda kalan tepenin yamaçlarından hafif bir çıkış ile yürüyoruz. Hafif bir çıkış bizi farkında olmadan 550 metre seviyelerine çıkartıyor.Saat 10:50 civarlarında artık GPS’in de Kayabükü’nü oldukça yakınlarda göstermeye başladığı sırada aşağıda göleti (barajı) görüyoruz. Bu baraj Sakarkaya-Milas yolu üzerindeki Derince Köyü’nü neredeyse yutmuş Derince Barajı.

Manzarayı seyrettiğimiz yamaçtan köye doğru devam eden oldukça belirgin patikayı takip ediyoruz. Çok fazla içerilere girmeden, bir başka deyişle 50-60 adım sonra iş makinalarının seslerini duymaya başlıyoruz. Sesleri duymamızla manzarayı görmemiz arasında bir dakika bile geçmiyor ve karşımıza koca bir Feldispat ocağı çıkıyor. Feldispat seramik endüstrisinde kullanılan hammaddelerden biri. Bu ocaklar taş ocakları gibi buranın coğrafyasını, florasını yiyip bitiren tesisler. Bölgeden çıkartılan Feldispat’ın önemli bir kısmının yurtdışına (İtalya) gönderildiğini biliyormuydunuz? Kendimize de çalışmıyoruz maalesef.

Şöyle tarif edelim GPS verilerini aldığımız tarih ile (1 sene önce Karia Yolu kitabını yazanlardan biri göndermişti) bugünkü durum arasında o kadar büyük fark var ki bulunduğumuz tepede ne bir işaret kalmış ne de köy yoluna nasıl çıkılabileceğine dair bir iz.

Haliyle manzara karşısında insanın canı sıkılıyor, keyfi kaçıyor. Ocağa yaklaştıkça toza gireceğiz gibi gözüküyor. GPS’e baktığımızda bizi ocağın tam ortasına doğru uçurduğunu görüyoruz ve bu sefer kendisini dinlememeye karar veriyoruz. Yaklaşık 10 dakika kadar çaresizce yolu aradıktan sonra dikkatli bir şekilde ocağın yanından kamyonun ve kırıcının çalıştığı alanına iniyoruz. Yukarıda yazdıklarımızı çalışandan öğrendikten sonra daha fazla toz solumadan yolumuza devam ediyor, köy yoluna giriyoruz.



Ufak bir düzlüğe ulaşıyor, sola doğru kıvrılıyoruz.


Patika dümdüz. Batonu saplamaya bile gerek yok.


Çam ağaçları arasından yürümeye devam ediyoruz.


Sağımızda Sakarkaya'nın aşağısında bulunan Derince Barajı görülüyor.


Manzarayı kısa bir süre seyrettikten sonra yürümeye devam ediyoruz.


Buralarda karşımıza bir taş ocağı türünden bir yer çıkacağını bloglarda okumuştuk. Ocaktan sesleri duymaya başlıyoruz.


Sesleri duymamızla karşımıza Feldispat ocağı çıkması bir oluyor. 


Doğaya verilen zararı çaresizce seyrediyoruz.


GPS'e bakarak işaret arıyoruz ama nafile. Ocak işaretler çizilmesinden bu yana genişlemiş ve kendi yolumuzu kendimiz çizmek durumunda kalıyoruz.


Ocağın yanından aşağıya doğru iniyoruz. Toz yutmamak için adımlarımızı hızlı atıyoruz.


Bu ocaktan çıkan Feldispat İtalya'ya gönderiliyormuş. Karşıda görünen yola doğru ilerliyoruz.


Kamyonların da kullandığı parke yola girip yolu takip ediyoruz. Ocak aşağıda kaldı.


Parke yoldan yürüyoruz.

Yukarıda yazdıklarımız yürüyecekleri yürütmemek için değil. Burası yaklaşık 150 km.lik yürüyüşümüzde rastladığımız tek keyif kaçıran nokta.

Ocağı arkamızda bıraktıktan sonra GPS’e bakarak zaten artık olmayan işaretli yolu aramadan köye doğru ilerliyoruz. Yoldan çıkmadık zira Kayabükü ocağın bulunduğu tepenin hemen aşağısındaki yamaçta bulunuyor. Kamyonların gelip gittiği, ocağın yolundan yaptığımız 5 dakikalık yürüyüşün ardından dev kayaların bir pasta dilimi gibi kesilerek kamyon yolu için boğaz haline getirildiği bir geçitten geçtikten hemen sonra aşağıda Kayabükü’nü görüyoruz. Karayolu takip edildiğinde Kayabükü’ne ulaşılmış oluyor zaten. Asfalt yoldan devam etmeden köy içerisine inen dik toprak yoldan deniz seviyesinden 500 metre yükseklikteki Kayabükü’ne saat 11:10’da ulaşıyoruz. Köy içerisine ulaşır ulaşmaz işaretleri de bahçe duvarları veya elektrik direkleri üzerinde görmeye başlıyoruz. 



Ufak bir tepe adete ortadan ikiye yarılarak, ocak için açılmış bu boğazdan geçip, sağda Kayabükü Köyü'nü görmeye başlıyoruz. Ocağın yok ettiği işaretler bu bölümde yok. Dolayısıyla köye kadar kendi rotamızı yolumuzu kendimiz belirliyoruz.


Boğazı geçer geçmez asfalt yoldan yürümeyip hemen sağdan köye doğru iniyoruz.


Kayabükü'ne saat 11:10 itibariyle ulaşıyoruz.


Köy içerisinde yürümeye devam ediyoruz.

Taşocağı gölgesinde kalmış Kayabükü neredeyse çok sayıda evin örme taştan inşaa edildiği eski bir köy. En azından yukarı mahallelerinde birçok ev eski ve çok etkileyici duruyor. Yukarı mahallede işaretleri ve GPS’i de takip ederek köyün çıkışındaki en son eve ulaştığımızda çatıda çalıştığını gördüğümüz adamdan su istiyoruz. Sularımızı tazeleyip yaklaşık 5 km uzaklığındaki Konak Köyü’ne doğru devam edeceğiz.

Ayaküstü 5-10 dakikalık sohbetin ardından yolumuza devam ediyoruz. Patika evin hemen önünden gitse de aslında geriye yani Feldispat ocağına doğru yürüdüğümüzü kamyonların dibimizdeki gürültüsünden anlayacağız.

Köye yukarıdan girdik ama taşocağının işaretleri kaybetmesi sebebiyle araç yolundan köye indik. İşaretler görünüyor olsaydı yukarıda tarif ettiğimz boğazdan geçmeden köye doğu inecektik ancak oratalık o kadar tozdu ki işaret bile göremeden, arayamadan yoldan yürümeye devam etmiştik. Zaten köy de hemen dibimizdeydi. Ulaşmak için tozların ve hafriyatların arasında maceraya hiç gerek yoktu.

Ters yöne gittiğimizi GPS’ten doğruladıktan sonra sanki köye yukarıdan ilk defa girmiş gibi 10 dakika önce yürüdüğümüz yukarı mahalle sokaklarından geri yürümeye başlıyoruz. Yukarıda kamyonların geçtiği boğazı geçip sağda köye indiğimiz dik toprak yolun başına tekrar ulaşmadan köyün ara sokaklarınnın bizi aşağı mahallelerine doğru indirmeye başladığını, evlerin köşesindeki işaretlerden anlıyoruz.



Kayabükü'nün yukarıda kalan sokaklarında yürüyoruz. Ortalık sessiz ve tenha.


Kayabükü'nün özgün evlerinden biri. Örme duvarlar harika görünüyor.


Zeytin, örme taşlar. Bölgenin tüm özgünlüğü tek bir karede.


Bu evleri seyretmeden, incelemeden yola devam etmeyin.


Biraz daha detaylı bakalım.


Pencere doğramaları bile çok etkileyici.


Köyün yukarısında bulunan en son evde su molası


Ev sahibi çatı onarım işlerini bırakıp bizimle sohbete geldi sağolsun


Evin hemen önünden işaretleri görüp devem ediyoruz ama Feldispat ocağına doğru gittiğimizi anlayınca geri dönüyoruz. Bu yol muhtemelen kullanılamıyor çünkü ocaktan buraya geliş oldukça karışmış durumda. Geri dönüp köye girdiğimiz ilk yerden aşağıya doğru ineceğiz.

Sokak arasından aşağıya yürüdüğümüzde köyün asfalt yoluna ve sarı renkli Karia Yolu tabelasına ulaşıyoruz. Mesafelerin kabaca 1-2 km. sapma ile doğru olduğunu söyleyebiliriz. Çomakdağ 17 km. olmasa da 19 km. civarında. Günlerin kısa olduğunu da düşünerek saat 11:30 ve tabelaya göre 17 km. (aslında 19-20 km.) yolumuz kaldığını görmek bizi biraz daha aceleye zorlasa da kafamız bu bölümlerde çok rahat ve sakin. Herşeyi oluruna bıraktık. Yetişiriz veya yetişemeyiz çok da dert etmiyoruz. Gün sonunda senaryo böyle olmayacak tabii.

Parkurlar kolay bile olsa yarım günde 20 km. daha yol yürüyecek olmamız aklımızın bir köşesinde soru işareti yaratmıyor da değil çünkü az önce su molasında Narhisar’ın oldukça ileride görünen bir tepenin ardında olduğunu duyduğumuzda “Narhisar böyleyse Çomakdağ kimbilir ne kadar uzaktadır?” şeklinde düşünmedik de değil tabii.

Sarı yol tabelası bize patikayı hemen yolun karşısında gösteriyor. Asfalt yoldan karşıdan karşıya geçerek solda geniş görünen patikaya saat 11:45’te giriyoruz. Burası asfalt yolun tam karşısında ve yol tabelasının sol çaprazında kalıyor. Tabela yönünü gösteriyor zaten.

Patika aslında aşağıda evlere doğru inen bir yol ve yola girer girmez böğürtlen molası veriyoruz ve zaman kaybetmeden yürüyüşümüze devam ediyoruz.



Köyün duvarlarında bulunan işaretlerden (köye indiğimiz dik yokuştan sonra sağa doğru gidip 2. veya 3. evin yanından aşağıya) köyün asfalt yoluna inip bizi meraklı bir şekilde karşılayan iki köy sakinine merhaba diyoruz.


Tabelaya ulaşıyoruz. 1-2 km. sapma ile rakamların doğru olduğunu söyleyebiliriz.


İşareti görüp asfalttan sola sapıyoruz ve hemen ileride yolun karşısında sağa patikaya giriyoruz.


Hemen patika girişinde kısa bir böğürtlen molası veriyoruz.

Zamanla daralan taş toprak hale gelen patikanın inişi zaman zaman oldukça dik hale geliyor. Yaklaşık 1 km boyunca yaptığımız iniş bizi bir dere yatağına indiriyor. Hatta inişimizin son bölümlerinde patika yol yerini kayaların üzerinden sekerek ilerlediğimiz bir kısıma bırakıyor.

Dere yatağına indiğimizde Kayanbükü’nün yukarılarda kaldığını görüyoruz. 15 dakikalık bir yürüyüşle manzara ve persfektifin değiştiğini görüyor olmak çok etkileyici.

Vadi tabanına inip karşı yamaçta toprak yolu görüyoruz. Bu yol üzerinden devam edip etmeyeceğimizi tam dere yatağı üzerinde Mehmet GPS’ten kontrol ettikten sonra patikayı takip ederek toprak yola çıkıyoruz. GPS bu gibi durumlarda önünüzdeki yolu doğrulama, hangi yöne gideceğinizi tespit etme anlamında da çok yararlı.



Dere yatağına doğru inişe başlıyoruz.


Kısa bir süre sonra Kayabükü Köyü de karşı yamaçta kalıyor


Önceki gün ve fotoğraflardan anlaşılacağı üzere bu bölgede köyler yamaçlara sırtlarını dayamışlar.


Vadi tabanına doğru hızlı bir iniş yapıyoruz. Karşıda görünen yamaca geçeceğiz.


İnişimiz devam ediyor.


Toprak yol sonrasında inişimizi kayalardan sekerek tamamlayacağız.


Vadi tabanına ulaşıyoruz. Karşıda görünen yola çıkacağız.


Üstümüzü başımızı çizmeden tek parça halinde geçiş ile vadi geçişini tamamlayacağız.


Vadi tabandaki dereye ulaştığımızda zaman kaybı yaşamamak için GPS'ten kısa bir yol kontrolü yapıyoruz.


İnerken karşı yamaçta gördüğümüz toprak yoldan çıkışa başlıyoruz.

Kayabükü’nü sağdaki yamaca alarak yaklaşık 200 metre kadar toprak yoldan tırmanarak yürüyoruz. Ardından işaretlerin bizi düz aşağı doğru götürmeyip, sola doğru döndürerek zeytin bahçeleri arasından devam eden bir yola soktuğunu fark ediyoruz ve bu noktadan sonra da Kayabükü’nü görüş alanımız dışında bırakmış oluyoruz.

Kayabükü ve Konak arası çok uzun değil ve yol boyunca dere yataklarından geçtiğinizden yanımıza çok fazla su almadık. Havalar da nispeten serin ve yürünebilir olduğundan su tüketimimiz de haliyle fazla olmuyor. Ancak susamadık diye de su içmemezlik etmiyoruz. Yürüyüş sırasında düzenli su tüketmek çok önemli.

Her bir yanımız zeytinlik ve bahçelerde çalışanlar var. Hatta çuval çuval toplanmış yemyeşil zeytinler kurulmayı veya sıkılmayı bekliyorlar.



Zeytinliklerde hasat zamanına geldik. Çuval çuval yeşil zeytinler çok güzel görünüyor.


Kayabükü karşı yamaçta kaldı. Hedefimiz çok da uzakta olmayan Konak Köyü.


Sola doğru, yamaçtan yürümeye devam ediyoruz.


Sola saptıktan sonra Kayabükü'nün karşısındaki tepenin arkalarına doğru geçiyoruz. Yol belirgin ve işaretler görülebiliyor buralarda.


Sağımızda panoromik manzara çok etkileyici.

Konak Köyü’ne kadar hafif iniş çıkışlarla yürümeye devam ediyoruz. Bu bölümler genellikle kolay sayılabilecek, köylerin zeytinliklere bağlandığı patikalar üzerinden yürünüyor. Her bir yanımızda zeytin ağaçlarını görmek büyük keyif veriyor. İlkbahar güzel bir mevsim ama bu bölgeleri ağaçlar üzerinde zeytinleri görebilmek ve hasatı görmek için buraları sonbaharda yürümeye değer.

Günü yüksek bir tempo ve akşam karanlığında bitireceğimizden habersiz sakin bir şekilde Konak Köyü’ne doğru yürüyoruz.

Dere tabanından toprak yola girdikten yaklaşık 1.5-2 km. sonra çok gür akmayan bir derenin üzerinde bulunan bir köprüden geçiyoruz. Suyun rengi kahverengi gibi ama bunun sebebi toprak. Yoksa sular tertemiz ve içilebilir.

Köprüyü geçmemizin ardından yaklaşık 1 saat boyunca alabildiğine geniş zeytinliklerin dibinden hafif inişli çıkışlı çok keyifli bir yürüyüş yapıyoruz.

Saat 12:40 itibariyle her ne kadar 2.5 km. yolumuz kalmış olsa da karşı yamaçlarda Konak Köyü’nü görmeye başlıyoruz. Bu bölümler kısa iniş çıkışlarla genellikle 500 metre seviyelerinde yürünüyor. Beşparmak Dağları’nın güney cephesinin yerleşimler arasının kısa olduğu ve bu tür patikalardan meydana geldiğini tekrar hatırlatalım.


Köye doğru yaklaştıkça ufak bir akarsuyun üzerinden geçerek zakkum ağaçları arasından bahçe duvarları örülü taşlardan oluşan zeytinliklere ulaşıyor, adım adım Konak’a yaklaşıyoruz.


Dere tabanına iniyoruz.


Dere üzerindeki köprüden geçtikten sonra karşı yamaçtan yürümeye devam ediyoruz.


Su kahverengi gibi gözüksede buz gibi ve tertemiz.


Yamaçtan çıkışımız başlıyor.


Dere tabanından çıktıkça zeytinliklere doğru yaklaşıyoruz.


Fotoğraflardan yollar tekdüze ve monoton gibi gözükse de bu bölümleri yürürken hiç sıkılmıyoruz.


Patika oldukça belirgin. Zaman zaman çalılıklara ulaştığımızda işaretleri göremeyebiliyoruz ama patikayı bulmak çok da zor olmuyor.


Hafif bir tırmanış ile yola devam ediyoruz. Yürü Mehmet yürü!!!


Bu noktadan karşı yamaçta Konak Köyü'nü görmeye başlıyoruz.


Terletmeyen, yormayan harika bir sonbahar güneşi var.


Seyrek de olsa çam ağaçlarının gölgesinden geçiyoruz.


Ufak bir dere geçişi daha. Bu küçük dereler baharda veya yaz sonları kuru olabilir. Çünkü çok gür akmıyor.

Yol boyunca selamını bizlerden esirgemeyen köy insanlarına karşılık vermeden yola devam etmiyoruz. Zeytin hasadının da kendine göre zorlukları var. Sabahtan eşeklerle, katırlarla köyün oldukça dışında zeytinliklere gidiliyor, gün boyu çalışmadan sonra akşama köye geri dönülüyor. Öğle vakti öğle yemeği zeytin ağaçlarının gölgesinde mütevazi bir peynir, zeytin ve domates menüsü ile geçiştirilirken akşamları çuvallar doldurmuş olmak tüm günün mükafatı oluyor. Zeytin 2015 yılında özellikle Türkiye’nin birçok yöresinde bölgesinde rekolte yüksek olmadığından değeri yükselmiş. Bu durum bu bölgedeki köylüyü memnun etmiş haliyle. Zeytin’in alış fiyatı bir anda iki katına çıkmış neredeyse. Aydın/Çine tarafında zeytinin az olduğu söylenirken Milas tarafında bu seneki rekolteden herkes memnun. Köy yollarında mola verdiğinizde zeytin ve zeytinyağını öğününüze katık yapmadan yola devam etmeyin.

Zeyniliklerin arasından son bir çıkış ile Konak tam karşımızda artık. Patika genişliği de artıyor hatta köye varmadan kendi halinde sakince akan bir pınarda su içmeyi de ihmal etmiyoruz.

Kısa su molamızın ardından küçük bir beton köprüyü geçerek saat 13:15’te Konak’a ulaşıyoruz. Kayabükü ve Konak arasında patikalar belirgin ve işaret sorunu yaşamadığımızı da ayrıca belirtelim.



Konak yakınlarındaki zeytinliklere ulaşıyoruz.


Zeytinliklerin dibinden yürüyüşümüze devam ediyoruz.


Bahçe duvarlarının mimarisi yine görülmeye değer. Yol boyunca tel örgü veya beton duvarlar ile karşılaşmadık desek yeridir.


Zeytinliğin içerisinden geçiyoruz.


Zeytinlik içerisinden kendimizi yeniden patikalara atmaya çalışıyoruz. Burada GPS'e bakarak yön belirlemek durumda kaldık.


İşte tipik zeytin hasadına eşeği ile gelmiş Ege köylüsü. selam vermeden bizi uğurlamıyor.


Konak'a doğru adım adım. Karşıda duran tek çam ağacının civarından geçtikten sonra köye iyice yaklaşmış olacağız.


Soldaki patikadan ardından öndeki kayayı geçerek bahçe duvarlarının sınırladığı patikaları takip ediyoruz.


Az önce yazdığımız tek çam ağacının dibinden geçiyoruz.


Son çıkışı da aştıktan sonra Konak Köyü hemen karşımızda duruyor.


Yerleşime yaklaştıkça patikada haliyle genişliyor.


Susamadık ama burada bir su molası vermeden olmaz diyoruz. 


Kayabükü sonrasında Konak Köyü'ne de 13:15 itibariyle ulaşıyoruz.


Köye girmek üzereyiz.


Köyün girişi bu beton köprü üzerinden oluyor.

Konak Köyü’ne girdiğimizde bizi bugün kullanılmayan köy okulunun binası karşılıyor. Büyükşehir kanunu ve köylerin ortak merkezi eğitime geçmeleri sebebiyle bu tür binaları genellikle küçük köylerin hepsinde gördük. Muhtemelen buradaki çocuklar servislerle bölgenin en büyük yerleşimi olan Sakarkaya’ya gidiyorlar.

Köy okulu her an çocuklar fırlayacakmış gibi kaderine terk edilmiş halde duruyor. Keşke bu binalar benzer amaca hizmet edebilse. Sosyal eğitim merkezi olarak bile değerlendirilebilir.

Okulun arkasından köy içi yola çıkıyoruz ve sağa saparak asfalt yoldan yürümeye devam ediyoruz. Deniz seviyesinden 500 metre yükseklikteki Konak, bakkal ve market gibi yerleşimin olmadığı ancak su ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz küçücük bir yerleşim. Zeytin hasatından olsa gerek ortalıkta kimseler de görünmüyor. Herkes tarlalarda.



Köyün girişinde bizi bugün kullanılmayan, harap haldeki okul binası karşılıyor. Taşımalı sisteme geçildiğinden bu yana bunun gibi onlarca okul var çevre köylerde.


Tamam okul binası kullanılmayabilir ama neden başka amaçlarla kullanılmıyor? Hele onca öğretmen açıktayken.


Okuldan yola çıkıp sağa saparak köy içerisinden yürümeye başlıyoruz. 


Köy içerisine girmeden çıkıyoruz. Karşıdaki tepelere doğru çıkacağız.


Selam vermeden yola devam etmeyiz.


Konak kısa sürede arkamızda kalıveriyor. Asfalttan yürümeye devam ediyoruz.

Köy okulundan sonra yola çıkıp sağa sapmamızla birlikte asfalt yoldan Milas yönüne inermiş gibi yaklaşık 1 km yürüyoruz. Köyden çıktıktan sonra yolun tam bir “U” dönüşü yaptığı kısımda (Yolun “U” dönüşünü yapacağını karşıda gördüğünüz yoldan anlayabiliyoruz) bizi Narhisar’a çıkartacak başlangıçta belli belirsiz patikaya giriyoruz. BU NOKTA ÇOK ÖNEMLİ. KAÇIRILMAMASI GEREKİYOR. Aksi takdirde Karia Yolu ile ilgisi olmayan bölümlere asfalt yoldan uzun bir iniş yapar yürüyüşünüzün berbat olmasına sebebiyet verirsiniz. İşareti kaçırabilmek mümkün olduğundan çok dikkatli olmanızı tavsiye ediyoruz. Konak Köyü’nden çıktıktan sonra yaklaşık 1 km. yürüyüp, asfalt yolda “U” dönüşü yaptıktan 15-20 metre sonra solda patikaya girerek karşıdaki tepeye tırmanmak gerekiyor. Bu sebeple GPS kullanmak Karia Yolu boyunca çok önemli.

Hatta bu dik bölümde patika bile belli olmadığından GPS kullanımı büyük önem kazanıyor.



Asfalt yolda ilerleyip "U" dönüşü yaptıktan sonra karşıda görünen asfalt yoldan çok kısa bir süre yürüyüp tepelere doğru çıkışa başlayacağız.


Burası "U" dönüşünün olduğu nokta.


ÖNEMLİ!! Burası "U" dönüşü yaptıktan sonra soldan patikaya girdiğimiz kısım. Bu bölümün kaçırılmaması gerekiyor. İşaret görebilmek çok zor. 


Patikadan dik bir tırmanış yapıyoruz.


Asfalt yol kısa sürede çok aşağıda kalıyor.

Arkamıza dönüp bakıyoruz "U" dönüşünü ve karşısında girdiğimiz patikayı bir arada görebiliyoruz.

Birbirinden farklı yamaçlarda kurulmuş Konak ve Narhisar köyleri arası Karia Yolu üzerinden yaklaşık 4 km. ve 800 metrelik bu dik çıkış bu bölümün en zorlayan bölümü. Çıkışın tamamlanıp toprak yola çıkılmasının ardından kısa zamanda günün en yüksek noktası olan 680 metre seviyelerine ulaşılmış oluyor.

İşaretlerin bile görülemediği bodur çalıların kısıma 13:40 itibariyle giriyoruz ve dümdüz tırmanmaya başlıyoruz. Zigzaglar çizebilmek mümkün olmadığından bu dik çıkışı bir an önce tamamlamak istiyoruz. Çalıların arasından çamlık bölme ulaşınca işaretler de taşların üzerinde görünmeye başlıyor. Tabii sadece burada görünmesi önemli değil, aşağıda kalan girişte çok net görülebiliyor olması gerekiyor.

İşaretleri takip ederek çam ağaçları arasından 10 dakika kadar dikçe ve zigzag bir çıkış ile toprak yola saat 14:00’de çıkıp önümüzdeki nispeten düz yolu görünce derin bir “Ohhh” çekiyoruz. 20 dakikada tüm enerjimizi yiyip bitiren bir çıkışı tamamladık.



Otların arasından yürüyoruz.İşaret yok ama GPS bize yolu gösteriyor.


Konak Köyü karşıda kaldı. Girdiğimiz gibi çıktık köyden.


Otlu bölümlerden kurtulduktan sonra çam ağaçlarının gölgelediği patikalardan yürüyoruz. Taşların üzeride de işaretleri görmeye başlıyoruz. Önemli olan aşağıdaki girişte görebilmek tabii...


Patikalardan orman yoluna çıkıyoruz ve dik çıkış sonrası rahatlıyoruz.


Orman yolundan yürümeye devam ediyoruz.

Neyse ki düz yolda biraz yürüyünce farklı kasları çalıştırıp vücutları rejenere ediyoruz. Narhisar’a kadar olan kısım çoğunlukla bu toprak yoldan yürünüyor ve dediğimiz gibi burada önemli olan Konak çıkışında patika girişini kaçırmamak, dik çıkışı tamamlamak.

Toprak orman yolundan hafifçe tırmanarak yürüdükçe yol bizi geniş bir açıklığa ve panoromik bir manzaraya çıkartıyor. Narhisar tam karşıdaki yamaçta bizi selamlayarak duruyor. Kayabükü’nde su molası verdiğimizde adamın dediği gibi tam tepenin ardındaymış.

Bu manzaradan sonra yoldan çıkarak 7-8 dakika kadar patikadan yürüyerek toprak yol ile yeniden buluşuyoruz. Google Map üzerinde bu yola girmeyip toprak yolu takip ettiğimizde de aynı noktaya çıkarız gibi gözüküyor olsa da işaretlere bağlı kalmak durumundayız. Bu arada yerlerde yaklaşan kış mevsimini selamlamaya başlayan siklamenleri görüyoruz.



Bir yamaca doğru tekrar tırmanmaya başlıyoruz.


Konak Köyü


Burası da Kayabükü-Konak Köyü arasında aştığımız tepeler.


Orman yoldan patikaya giriyoruz. Ancak yeniden orman yoluna çıkacağız.


Patikalara yeniden giriyoruz.


Sık olmasa da işaretleri görebiliyoruz ama yol da belirsiz değil.


Siklamenler kışa hazırlanıyor. 


Patikadan yolumuza devam ediyoruz.


Orman yoluna yeniden çıkıyoruz.

Toprak yola çıktıktan sonra bugünün en yüksek noktalarından birinde bir su kaynağına ulaşıyoruz. Buradaki su yaz/kış kuruyacak gibi değil ve su tertemiz. Dolayısıyla Konak-Narhisar arasında da gereğinden fazla su taşımak şart değil.

Bu su kaynağının (hayrat) bulunduğu yerde yol ikiye ayrılıyor gibi görünüyor çeşmeyi sağımıza aldığımızda işaretler bizi çeşmenin karşısına doğru yani sola doğru götürüyor. Eğer düz gitmiş olsak birazdan yolun bir zeytinlikte bittiğine tanık olacaktık. Görüldüğü üzere tüm zaman kaybı yaşatacak ihtimalleri özellikle belirtiyoruz ki yürüyecekler kritik noktalarda (bizim notları aldıkları takdirde) yollarına doğru rotadan tek seferde devam edebilsinler.

Çam ağaçlarının çevrelediği toprak orman yolundan Narhisar’a doğru ilerlerken solumuzdaki alabildiğine geniş vadinin karşı tarafından birkaç saat önce geçtiğimiz Kayabükü Köyü’nü görebiliyoruz. Bundan 2 saat kadar önce karşı tepelere ne zaman varabiliriz diye düşünüyorduk.



Orman yolunu takip ederek tepeye doğru çıkıyoruz.


Yaz kış akan bir çeşme. Karşısındaki yola girip (Sola saparak) yamacın arkalarına geçiyoruz.


Orman yolundan yürüyüş devam ediyor.


Narhisar'a kadar yolumuz bu şekilde.


Karşıda görünen köy Kayabükü. Aslında Kayabükü'nde bize bu tepeleri gösterdiklerinde "ne kadar uzak" dediğimiz noktadayız.

Çeşmeden yaklaşık 500 metre sonra önemli bir ayrıma daha geliyoruz. Yol burada ikiye ayrılıyor. Bu nokta da çok önemli çünkü sağa devam edersek Milas’a doğru inen yol üzerinde bulunan Göldere köyüne yani rota harici bir yere çıkarız. Ulaşırız bu da ciddi bir zaman kaybı anlamına gelir. Bu gibi noktalarda GPS gerçekten büyük önem kazanıyor. Buraları haritalardan veya kitaplardan tespit edebilmek çok kolay değil dolayısıyla GPS gibi yardımcı cihaz gerekiyor.

Buradaki yol ayrımı önemli. Çeşmeden sola sapıp 500 metre toprak yoldan yürüdükten sonra tekrar sola saparak Narhisar’a doğru yürümeye devam ediyoruz. Yolun kendisi sağ tarafa gider gibi göründüğünden sağ tarafa yani Göldere yönüne devam etmiyoruz.


Çam ağaçların gölgesinde 300 metre sonra bir ayrımın daha ulaşıyoruz. Bu nokta “T” şeklinde bir ayrım ve sağa doğru devam ediyoruz. Bu bölümde dikkatli olunursa işaretleri görebilmek mümkün ancak zaman kaybı yaşanmaması anlamında GPS yardımı alıyoruz.

“T” ayrımında sağa saptıktan sonra geniş orman yolundan yaptığımız 700-800 metrelik yürüyüş ile Narhisar’a saat 14:30 itibariyle ulaşıyoruz.

Köyün girişinde oldukça eski ve mezar taşlarının kayalardan yapıldığı geniş bir mezarlığın yanından geçiyoruz. Beşparmak Dağları’nın zeytin kokan havasını soluyan, mezarların betonlarla çevrilmediği bu eski mezarlık oldukça sade.

Orman yolundan yürümeye devam ediyoruz.


Burada bir yol ayrımına ulaşıyoruz ve sağa sapıyoruz.


Sağa saparak köy girişine doğru ilerliyoruz. Sağda solda işaretleri görebiliyoruz.


Köyün kimbilir kaç senelik mezarlığı.


Mezar taşları hakikaten taş. Sadeliği, naifliği ve gerçekten etkileyici. Verdiği ders çok.


Köyün girişine doğru adım adım ilerliyoruz.


Narhisar'ın yukarı mahallelerine doğru giriyoruz.

Köyün girişindeki ayrımda köyün yukarı mahallesinden yürüyeceğimiz için soldan yukarıya bölüme doğru yürüyoruz. Toprak yoldan köyün parke taşlı yollarına bağlanacağımız sırada bit hindinin saldırısına uğruyoruz. Mehmet kaçmayı başarıyor ancak Altuğ olduğu yerde kalıyor. Bunca yollar yürüdük yılanı, domuzu, köpeğini püskürttük ama hindiye ne yapacağımızı bilemedik. Hindi kabardıkça kabarıyor, Mehmet’e yetişmeye çalışan Altuğ nasıl atlatmaya çalışacağını düşünüyor.

Mehmet hindinin ilgisini başka yöne çekmeye çalıştığı sırada Altuğ traktörün arkasından kendini kurtarıyor. Bizimkisi muhteşem bir dayanışma ve başarı hikayesi.

Hindi tehlikesinin ardından deniz seviyesinden 650 metre yükseklikteki Narhisar köyünün sokaklarından yürürken evlerin bu zamana kadar geçtiğimiz köyleredekine benzeyen mimarisi bizi durup evlerin tüm detaylarını didik didik seyretmeye itiyor. Ferforje cam doğramaları, örme taştan ev duvarları. Çok etkileyici. Hele ki sonbahar güneşinde duvarlar kahverenginin en güzel tonlarına bürünüyor.



Narhisar


Mehmet geçti ama Altuğ geçemedi. Hindi gulu gulu dansı yapıyor...


Mehmet de olmasa Altuğ ne ederdi acaba. Köy içi yollardan yürüyoruz.


Örme bahçe duvarı.


Narhisar'da evler.

Köyün ilkokulunun bulunduğu geniş sayılabilecek meydana ulaşıyoruz. Ders saaati olmasına rağmen bu ilkokulda da ders yok. Atıl duruyor gibi. Sağa sapıp aşağıya doğru inmeden (sağdaki direk üzerinde “X” işaretini görebiliyoruz zaten) ilkokulu sağımıza alarak yanından Narhisar’dan çıkıyoruz. Hedefimiz İkiztaş, sonrasında Çomakdağ. Güneşin bizi terketmesine daha 3.5 saat var. Yetişebiliriz gibi gözüküyor.

Köyün çıkışında, ilkokulunun hemen karşısında bulunan evde bahçesindeki narları toplayan güleryüzlü bir adam bize ikişer tane nar ikram ediyor. “Alın yiyin narları hemen ileride. İşaretli yol zaten ileride sağa toprak yola giriveriyor oradaki düzlükte yersiniz” diyor. Aslında evinin bahçesine davet ediyor ama nazikçe geri çeviriyoruz bu dostça teklifi. Ege’de yürüyor olmak çok güzel.

Karşılıklı selamlaşıp vedalaştıktan 100 metre sonra sağ tarafta bizi toprak yola sokup İkiztaşlara götürecek toprak yola giriyoruz. Terkettiğimiz asfalt yol da İkiztaş’a doğru gidiyor ama biz işaretleri ve patikaları takip etmek durumundayız.

Özetle, İlkokulu sağınızda bırakıp yaklaşık 100 metre kadar sonra sağa doğru giren toprak yola bağlanarak yaklaşık 7 km. uzaklıktaki İkiztaş Köyü’ne doğru ilerlemeye başlıyorsunuz.

Saat 15:00 itibariyle toprak yola girer girmez elimizdeki narları yiyip, hazır oturmuşken henüz fırsat bulamadığımız öğle yemeğimizi yemeğe karar veriyoruz. Menümüzde kendimize fazla seçim şansı vermiyoruz. Ton balığı ve Etimek.

Başlangıçta anlayamıyoruz ama oturduğumuz düzlük öylesine esiyor ki daha oturmamızın beşinci dakikasında üzerimize polarları giyiyor, ayakkabı ve çoraplardan azat ettiğimiz ayakları toplayıp üşümemek için çabalıyoruz. Kısa molaları saymazsak sabahtan bu yana ilk defa uzun süreli ve oturarak mola verdiğimizden üşüten esintiyi dert etmiyoruz. Oldukça keyifli, bol nar taneli, lezzetli öğle yemeği molamızdan sonra 15:30’da tekrar yürümeye başlıyoruz.



Narhisar'da camiinin arkasından geçerek ilkokula ulaşıyoruz. Mehmet yanlış yöne gidiyor ki sağdaki direkte "X" işaretini görecek birazdan. Soldan yola devam etmemiz gerek.


Organik Zeytin Yetiştiriciliğine destek. Güzel proje.


Mehmet geri dönüyor ve okulun solundan yürüyoruz.


Okulun hemen karşısındaki evdeki güleryüzlü insan bizi davet etse de nazikçe red ediyoruz ancak verdiği narları geri çevirmiyoruz. Birazdan yiyeceğiz ve o kadar güzel gelecek ki.

Öğle yemeği ve nar zamanı.


Nar ikram eden evin ilerisinden sağa saptıktan sonra yemek ve nar molası veriyoruz. Mola sonrası İkiztaş'a doğru yürümeye başlıyoruz.

İkiztaş köyüne ulaşıp, köydeki “İkiztaş” levhasını görene dek Çomakdağ’a sadece 7 km. kaldığını tahmin ediyoruz. Bir başka deyişle İkiztaş’ın iki büyük kayadan oluşan bir doğa oluşumu ve dibindeki köyün de Çomakdağ olduğunu düşünüyoruz. Bu yanlış anlaşılma nereden aklımızda kalmış gerçekten anlayamadık...

Saatlere bakıp 15:30’u gördüğümüzde ve önümüzde de 7 km. yol kaldığnı bildiğimizden bugün yürüyüşü erken bitirip!!! hedefimize erken ulaşacak olmanın verdiği bir mutluluk var ikimizde de. Tabii bu durumun böyle olmadığını anladığımızda zaman anlamında iş işten geçmiş olacak. Çomakdağ’a neredeyse koşarak akşam karanlığında ulaşacağız ama halimizi siz düşünün.

Molamızın ardından toprak yolu takip ederek akşamüstü güneşini arkamıza alarak yürüyoruz. Işık o kadar güzel oldu ki sağımızda kalan oldukça geniş panaromik manzarayı doyasıya seyrediyoruz. Hatta güneş bazı yamaçlarla bugünlük vedalaşarak belirli kısımları aydınlatır hale gelmiş bile.

Toprak yoldan yaklaşık 2 km boyunca yürüyoruz. Yaklaşık 100 metrelik bir alçalma ile 550 metre seviyelerine ineceğiz. Bu kısımda herhangi bir patikaya girilebilecek kafa karıştırıcı bir bölüm yok. Birkaç yerde sağ tarafa doğru zeytinliklere inen küçük yollar çıksa da soldan toprak yoldan yürüyüşümüze devam ediyoruz.



İkiztaş'a doğru bu orman yolundan inmeye başlıyoruz. Yol sürekli böyle değil. Bir süre sonra patikalara gireceğiz.


Sola doğru (doğu yönü) kıvrılarak yolumuza devam ediyoruz.


Az sonra yürüyor olacağımız tepelere bakıyoruz.


Bu bölümler de tamamen zeytinlik. Ağaçlar zeytin dolu.


İçerisinde bir dibeği (artık antika tabii) olan zeytinliğin yanından geçiyoruz.


Karşı yamaca geçeceğimiz vadi tabanına doğru inişimize devam ediyoruz.


Zeytinden gelip Narhisar'a doğru giden konuşkan teyzeye selam vermeyip kısa bir sohbet etmeden olmaz.


Hadi evladım kolay gele size. Güzel Ege'li insan.


Yerlerde işaretlerin silinmeye başladığını görüyoruz. Bu durum yolların genelinde var. GPS kullanmak bu yüzden önemli.


Vadi tabanına doğru ilerleyişimiz devam ediyor. Orman yolundan patikalara girdik.

Karşı yamaca geçeceğimiz vadi tabanına ulaşmadan önce kısa bir süre kayalıklı, zeytinliklere ait örme duvarların yanından devam eden bir patikadan yürüyoruz ve ufacık bir akarsuyun üzerinden geçerek karşı yamaçtan yeniden tırmanmaya başlıyoruz. Bu arada genellikle yerdeki işaretlerin silinmeye başladığını, bu sebeple işaret sıklığının da azalmaya başladığını tekrar vurgulamamız gerekiyor.

Karia Yolu gerek doğası gerekse tarihi itibariyle mutlaka yürünmeli ancak GPS ve Rehber yardımı şart. Nasıl olsa yol bulunur demek tüm yürüyüş programını altüst edebilir. Yine de Beşparmak Dağlarının güney kesimleri kuzey cephesine (Karpuzlu-Kapıkırı) göre daha belirgin patikalara sahip.

Yamacı tırmanmaya başladıkça yürüyeceğimiz patikanın zeytinliklere ait örme duvarlar arasından devam ettiğini anlıyoruz. Vadi tabanından toprak köy yoluna çıkışımız yaklaşık 2 km. sürecek.


Zeytinlikler içerisinden vadi tabanına doğru son adımlar.

Vadi tabanına ulaşıyoruz. Küçük bir dere üzerinden geçerek karşı yamaçtan yürüyeceğiz.


Patikalar vadi dibinde biraz dar fakat birazdan genişleyecek.


Vadinin aşağılarında güneç etkisini yitirmeye başlamış bile.


Narhisar'a doğru bakıyoruz. Ortada az önce indiğimiz orman yolu görülüyor.


Yükseldikçe patika ve zeytinlikleri ayıran duvarlar daha belirgin hale geliyor.


Hafifçe sola doğru kıvrılan patika.


Hafif çalılık gibi görünse de patikadan yürümek oldukça rahat.

Zeytinliklerin yanından geçerken tarlalarda insanların çalıştıklarını ağaçlara asılı yemek torbaları ve kıyafetlerden anlıyoruz hatta yol boyunca bugünkü hasatını eşeğinin sırtına vurup dönüşe geçmiş insanlarla da karşılaştık.

Zeytinliklerin arasından yürümek, hatta bazı bölümlerde sonbahar ile alakası olmayan yemyeşil ilkbaharı andıran kısımlardan geçiyoruz. Kayalıklı bölümler burada da olsa da işaretlerin görülmesi, patikanın belirgin ve özellikle yerel halk tarafından tarlalara ulaşım amaçlı kullanılıyor olması buralarda zaman kaybının az olacağı anlamına geliyor.

Saat 16:40’ta bizi İkiztaşlara indirecek toprak köy yoluna ulaşıyoruz. Bundan sonra patikaya girmeden İkiztaş’a kadar bu yoldan yürüyeceğiz. Yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından altı günlük yürüyüşümüz sonunda ulaşacağımız Milas’ı görmeye başlıyoruz. Bu noktadan bakıp Milas’a iki gün sonra inecek olduğumuzu hayal etmek heyecan verici.



Yol çalılarla kesilmiş. Örme duvarın üzerine çıkıp bu engeli bu şekilde aşıyoruz. Bu gibi engelleri veya kapıları hayvanlar aşağılara inmesinler diye yapıyorlar genellikle


Emin adımlarla yola devam.


Baharı andıran yemyeşil bir bölümden daha geçiyoruz. Uzun zaman sonra ilk defa dikenli tel görüyoruz.


Zeytin ağaçlarının gölgesindeyiz...


Yolumuza devam ediyoruz. İkiztaşlar henüz ortada yok.


İnek acaba saldırır mı diyerekten biraz tedirgin geçiyoruz ama sorun çıkarmıyor. Az önce hindi saldırısına uğradık malum.


Zakkum ve zeytinler bir arada.


Akşamüstü güneşi ağaç gölgelerini de boylu boyunca yatırmaya başladı.


Bir tepenin yamacından işaretleri de görerek yürüyoruz. Kayalar yuvarlak olduğu için Likyadakiler gibi kesmiyor.


İyi bir tempoda ilerliyoruz. Su molası verme ihtiyacı duymadık desek yeridir.


Bizi İkiztaş'a indirecek orman yoluna çıkıyoruz.


Yola indiğimizde düz yani sola doğru devam ediyoruz.

Toprak yola çıktığımızda sola doğru yürüyeceğiz.Fotoğraflarda gördüğümüz bölgenin simgesi İkiztaşları henüz göremiyoruz.

500 metre kadar toprak yoldan yürüdükten sonra yol sola doğru dönüyor ve karşımızda bölgenin anıtı haline gelmiş İkiztaşların zirvelerini görmeye başlıyoruz. Toprak yol zamanla asfalt yol haline geldiğinde köye doğru indiğimizi anlıyoruz. Bu bölümlerde İkiztaş köyünü Çomakdağ!!! sandığımız için yürüyüşün biteceğini düşünüyoruz. İkimizde de bir sevinç var ki görmek lazım. Bu şekilde düşünmek bize çok da zaman kaybettirip gereksiz moral bozukluğu oluşturacak üzerimizde.

Sağımızda köy mezarlığını geçip köye doğu tam bir “U” dönüşü yaptıktan sonra İkiztaşlar’ın tam önünden geçiyoruz. Önlerinden geçtikçe büyüklükleri gerçekten etkileyici. Böyle bir arazide yan yana duran, baş döndürücü heybeti olan iki dev kaya. Solumuzdaki ufak yamaçta da çok sayıda arı kovanı görüyoruz. Buralarda arıcılık oldukça yaygın. Hatta yol boyunca karşınıza çıkıyor. Sokmamaları için mümkün olduğunca kovanların önlerinden geçmemek lazım.



Yerleşime ve yollara yaklaştıkça insan hareketi de başlıyor.


Solumuzdaki tepede görünen bir yapı kalıntısı.


Henüz İkiztaşlar görünmüyor.


Arkamızda kalan manzara.


Sola doğru dönünce taşları görüyor olacağız.


Bu bölümde aşağıda Milas da görünüyor. Yürüye yürüye yaklaşıyoruz hedefe.


Milas aşağıdaki ovada görülüyor.


Hemen önümüzde vericilerin bulunduğu köy de Çomakdağ olsa gerek.


İşte İkiztaşların şapkaları görünmeye başlandı.


Karşıdaki yamaçta taş ocakları ve rüzgar türbinleri gözümüze çarpıyor. Taş ocağı demek doğa katliamı demek.


Bölgenin adeta Latmos Dağı gibi anıtı sayılan İkiztaşlar karşımızda.


İkiztaşlar ve aşağıda görünen de İkiztaş Köyü. Maaleef biz aşağıdaki köyü Çomakdağ sanıp bütyük bir rehavet ve rahatlıkla yürüyoruz.


Her yer çam ve zeytin olunca arıcılık da buralarda çok yaygın.

Saat 17:15’te İkiztaş’lara ulaşmamızın ardından hızlı adımlarla köye doğru iniyoruz. Havanın kararmaya başlamasıyla yol boyunca gördüğümüz zeytine gitmiş köylüler köye geri dönüyorlar.

Kıvrılarak inen yoldan köye indiğimizde karşımıza çıkan İkiztaş köyü (530 metre) tabelasını görene dek buranın hala Çomakdağ olduğunu düşünüyoruz. O kada eminiz ki Altuğ “Acaba Çomakdağ’ın diğer adı İkiztaş mı?” diye Mehmet’e soruyor.

GPS ve haritaya baktığımızda Çomakdağ’ın buradan 6 km daha aşağıda olduğunu anladığımızda saatlerimiz 17:30’u gösteriyor. Havanın kararmasına 1 saat var ve bilinmeyen bir 6 km yol yürüyecek olmamız bizi kara kara düşündürüyor.

İndiğimiz yolu geri çıkıyoruz ve yakın zamanda yapılmış yol genişletme çalışması sebebiyle işaretlerin görmenin imkansız olduğu bir yerde patikayı arıyoruz. GPS’e göre girmemiz gerken yer tamamen dikenli çalı. Zaman kaybetmemek için de acele ettiğimizden iyice çorba oluyoruz.



İkiztaş No.1


İkiztaş No.2


İkiztaş Köyü de aşağıda görünüyor. Maalesef bu fotoğraf çekildiğinde biz buraya Çomakdağ diyor, sevinç içerisinde şarkılar söylüyorduk. Normalinde Çomakdağ2a devam edilecekse köye kadar inilmesine hiç gerek yok.


İkiztaş Köyü'ne yaklaşıyoruz. 


Gerçeğin tüm çıplaklığı ile karşımızda durup, doğruları öğrendiğimiz an. Maalesef geriye dönüp Çomakdağ'a giden patikayı arayacağız.

Patika yerine asfalt yol üzerinden mi Çomakdağ’a insek diye düşünürken köyden gelip ava giden genç bir arkadaşı görüyoruz ve patikayı soruyoruz. İkiztaşların hemen dibinden başlayan ve yol çalışmasının neredeyse girişini alıp götürdüğü patikaya girer girmez işaretleri görmeye başlıyoruz. Arkadaşın dediğine göre Çomakdağ’a asfalt yerine buradan inmek daha mantıklıymış.

Başımıza gelenleri özetledikten sonra kısaca İkiztaşlara gelip aşağıda gördüğünüz İkiztaş Köy merkezine kadar inmenize gerek olmadığını belirtelim.

İkiztaşların tam önünden asfalt yol üzerinden köye inerken tam bir “U” dönüş yapılıyor. Hemen ardından sola doğru hafif bir virajın (“U” dönüş değil) ardından sağ tarafta patika bulunuyor. Fotoğraflarla tarif etmeye çalıştık zira bu nokta da bu parkurun önemli bir noktası.

İkiztaşların hemen dibinden başlayan patika dağ gibi yüksek kayalıkların arkasından bizi Çomakdağ’a doğru indirecek.

Başka türlü tamamen kaosa dönüşebilecek bir durumdan köy sakininin yardımı ile kurtularak aradığımız patikayı buluyoruz. İkiztaşlar’ı sağımıza alarak sağa doğru kıvrılan ve giderek belirginleşen patika eşiliğinde 6 km.lik günün son parkurunu saat 17:50 itibariyle yürümeye başlıyoruz.



İkiztaş Köyü'nden yukarıya geri çıkıp İkiztaşların dibindeki kayalık patikadan günün son parkuruna giriyoruz. Köylü birine rastlamasaydık geceyi burada geçirmeye karar vermek üzereydik.


Bu bölüm ÖNEMLİ!!!! Köye inen yol üzerinde sağda patikaya giriyoruz.


Patikanın başında yükseliyoruz ama bu bölüm neredeyse tamamı inişten oluşuyor.


Sağımızda İkiztaş ve biz hemen eteğindeki patikadan yürümeye devam ediyoruz.


Adımlar hızlanmaya başlıyor burada. Karanlığa kalmak istemiyoruz.

Aslında dilediğimiz yerde kamp atabiliriz ama Çomakdağ’a ulaşmamızdaki amaç Çomakdağ’ın bu bölgenin otantik köylerinden biri olması ve tek pansiyon/ev konaklama imkanına sahip yerleşimi olduğundan bir gece burada konaklamak. Dördüncü gün sonunda sıcak yemek ve yataklarda yatmayı hayal ediyoruz. Ulaşamasak da çok dert etmiyoruz açıkçası.

Tüm gün 25 km. yürüdükten sonra inanılmaz hızlı bir tempoda inişe devam ediyoruz. İniş dik değil ama Mehmet bu gibi durumlarda Altuğ’u öne alıyor ve tempoyu Altuğ ayarlıyor.

Adeta koşar adımlar ile köye doğru iniyoruz. Çevrede kimse yok ve patikalar belirgin ve işaretler görülebiliyor. Her ne kadar acele adımlarla ilerliyor olsak da indiğimiz patikaların taş döşeli ve eski olduğunu farkedebiliyoruz.

İşaretleri en önemli yerlerde, patikanın başında görmemiz gerekirken zeytin bahçelerinin dibinden devam eden belirgin patikalar üzerinde görmek canımızı sıkmıyor değil. Yine de olası bir zaman kaybı yaşamamak için GPS’i de kontrol ediyoruz. Bu bölümde önde giden Altuğ işaret gördükçe Mehmet’e seslenerek temponun düşürülmemesini sağlıyor.

İkiztaşlar’ın arka cephesinden devam ederek yaklaşık 700 metre kadar yürüdükten sonra belirgin geniş patikadan çıkıyoruz. Daha doğrusu karşımıza ufak bir tepecik çıkıyor ve bir yol ayrımına ulaşıyoruz. GPS’e bakarak sağa doğru devam etmemiz gerektiğini anlıyoruz. Bu bölümü daha sakin bir şekilde yürüyor olsaydık bu kaosu hiç yaşamayacaktık.



Belirgin bir patikadan hızlı adımlarla yürüyoruz.

Bu sefer Altuğ önde Mehmet onu takipte.


Yürüyüşün 30. km.si ve halen yerimizde duramıyoruz.


Duvar üzerinde işaretler görülüyor.


Bizim işimiz de işaretleri takip etmek tabii.


Her yanımız zeytinlik oldu.


Hava karardıkça adımlar hızlanıyor.


Akşam da olmaya başlıyor. Hava bu kadar kararmadı tabii. Makinanın nokta ölçümü sebebiyle böyle görünüyor.


Zeytinliklerin arasından devam eden patika yol bitiyor. Sağa doğru devam ediyoruz.


Daralan patika girişini kaçırmamak için bir baba dikiveriyoruz.

Sağa devam ettikten tam bir dakika sonra belirgin patikadan tamamen çıkıyoruz. Tam GPS rotasının üzerinde olmamıza rağmen bu bölümde işaretler de çevremizde görünmüyor veya çok seyrek karşımıza çıkıyor maalesef.

Patikaya girmemiz ile bu yol bizi bir zeytinliğin içerisine çıkartıyor. Zeytinliğin içerisinden giden yollar üzerinde tek tük işaret görülüyor. GPS’e de bakıyoruz ama işaretleri az da olsa görüyor olmak rahatlatıyor bizi.

Zeytinliğin sonrasında dar bir patikadan geçerek geniş bir vadiye ulaşıyoruz. GPS bizi zeytin ağaçlarının bulunduğu vadiden aşağıya doğru indiriyor. Hava da kararmaya başladı. Vadi içerisinden inmeye devam ettikten bir süre sonra sol taraftan araç seslerini duymaya başlıyoruz. Yol her ne kadar yukarıda kalsa da patikanın bizi giderek yola doğru yaklaştırdığını farkedebiliyoruz.

Sık zeytin ağaçlarından göremeyip araçların sesini duyduğumuz hemen 50 metre yukarıdaki yol İkiztaş-Çomakdağ yolu. Bu yol aynı zamanda Milas’tan köylere çıkılan araç yolları.



Patikadan yolumuza devam ediyoruz.


Zeytin ağaçlarının arasından iniş.


Patika giderek dar hale geliyor ama genişleyecek.


Orman yoluna çıkıyoruz ama hemen karşısından yeniden patikaya giriyoruz. Artık sakin sakin yön bulmaya da uğraşamıyoruz. GPS'ten yön bulmamız tam evlere şenlik.

Artık işaretleri de göremiyoruz. GPS’e göre bulunduğumuz vadiden bizi direk olarak yola çıkarmaya çalıştığını fark edince patika aramadan yola doğru dimdik ilerliyoruz ve asfalta bir çıkışımız oluyor ki o sırada Milas yönünden gelen araç yolu kesmeye hazırlanan iki kişiymişiz gibi bakıyor bize. Hava artık işaret bulmamıza müsaade etmeyecek kadar kararmış durumda. Toplamda 30 km.’den fazla yürümenin verdiği yorgunlukla da aşağıya doğru fazla tempo yapmadan yürüyoruz çünkü Çomakdağ’a inişimizi bu asfalt yoldan 2 km. yürüyerek tamamlayacağız. 

GPS ile yolumuzu doğrulayıp bize selam vermek için duran bir araçtan da teyit aldıktan sonra sakin bir şekilde inişe devam ediyoruz.

Asfalttan aşağı doğru inerken yaklaşık 1-1.5 km. sonra solumuzda vericinin olduğu ufak bir tepe görüyoruz. İşaretleri karanlıkta göremesek de GPS’e göre bizi bu vericiye kadar çıkartıp hemen arkada bulunan Çomakdağ’a indiriyor. Köye 1 km.den az bir mesafe kalmış durumda. Hava karardığından, işaret arayıp zaman kaybetmek istemiyoruz çünkü köy hemen bu ufak tepenin ardında. Asfalt yoldan devam ederek saat 19:00’da deniz seviyesinden 380 metre yükseklikteki Çomakdağ’a ulaşıyoruz. Bu kısım vericinin olduğu ufak tepeye çıkmadan da tamamlanabilir. Biz kısa mesafemiz kaldığından ve karanlık çöktüğünden asfalt yolu tercih ettik.

Çomakdağ’ın meydanındaki kahveye gidiyoruz. Kahveye girer girmez oturanlarla selamlaşıp soda, vişne ve ayran üçlemesi ile kendimize gelmeye çalışıyoruz.



Sonunda bizi Çomakdağ'a indirecek asfalta çıkıyoruz.


Çomakdağ'da kahveye ulaştık. Biraz dinlenip Hasan Kayrak'a gideceğiz.

Telefonlarımızı açıp bizden haber bekleyenlerle görüşmeleri yaptıktan sonra sıra bu gece konaklamayı planladığımız Hasan Amca’yı aramaya geliyor. Kahveye sorduğumuzda bizi eve tarif etmeye çalışıyor ancak ev arkalarda olduğundan bulamayacağımızı düşündüğünden yanımıza birini verip Hasan (Kayrak) Amca’nın evine doğru yollanıyoruz.

Hasan Amca’nın evine girdiğimizde sabahtan telefon etmediğimiz için Hasan Amca ve eşi Fatma Teyze’yi yemek ve yatma anlamında hazırlıksız yakalıyoruz. Hele bir de Hasan Amca grip olup yorgan döşek yattığı için haliyle evin tüm işi eşine kalıyor.

Köyün kahvesinde dinlendiğimiz çok iyi oldu çünkü eve ilk girişimizdeki gibi yorgun girsek ne konuşacağımızı bile bilemeyecek halde olacaktık.

Eve geldiğimizde salonda yorgan döşek yatan Hasan Amca tüm halsizliği ile bizi üst kata akşam yatacağımız yeri göstermek üzere çıkartıyor. Hasta hali ile insanları ayaklandırdığımız için mahçup olmadık değil ama bir yandan da dördüncü günün sonunda yer yataklarında yatacak olmanın keyfini de hayal ediyoruz.



Hasan Amca içeride yorgan döşek yatıyor.


Evin salonu. Fatma Teyze mutfakta sağolsun. Ne hazırlarsa onu yiyeceğiz.

Fatma Teyze de bize yemek hazırlamak üzere mutfağa girdi. Ne varsa onu yiyeceğiz. Hiç dert etmiyoruz.

Hasan Amca bize gösterdiği otantik odada yerlere döşek atarak uyuyacağız. O kadar çok döşek var ki geniş geniş sererek deliksiz bir uyku çekeceğiz burada. Hatta biraz zor da olsa banyo da yapacağız yemekten sonra. Tam uyku havasına gireceğiz.

Bulunduğumuz yer Hasan Amca’nın evi. Kendisi Karia’da biraz da öneri ile evinin üst katını bizim gibi yürüyüşçülere açıyor ve sürdürülebilir turizme katkıda bulunuyor. Burayı gelip görmek, bölgenin güzel insanlarını yakından tanımak adına faydalı olacaktır diye düşünüyoruz. Biz ortalığı kirletmemek için küçük salonda kaldık. Kalabalık misafirler için büyük salonları da var.

Üstümüzü değiştirip kirlileri havalanmaları üzere balkona asıyoruz. Yer yataklarını da hazır ettikten sonra yemeğe iniyoruz. Yemekte adeta ziyafet var. Fotoğraflarda da görülüyor ama yazılı olarak da teyit edelim:

Tel şehriye çorbası

Zeytinyağlı börülce (börülcenin bu bölgede yabanisi de oluyormuş ama o türü acı olurmuş)

Yoğurtlu makarna

Zeytin, domates (bunlar her öğünde olmazsa olmaz)



Soframız da kuruldu.


Akşam yemeğimiz. Daha ne olsun...

Sıcak-soğuk farketmeksizin, tüm yemeklerin zeytinyağı ile hazırlandığı akşam yemeğni yerken kendimizi kaybediyoruz. Sohbet etmeyi de ihmal etmiyoruz tabii. Hasan Amca’nın oğlu Milas’ta öğretmenmiş. Gelip gidiyorlarmış sürekli. Tarla, zeytinlik, kahve, ev arasında giden bir yaşantı. Bazılarımız için büyük hayaller, bazıları için de şehir hayatı gibi rutin. Ancak 80’e yaklaşan yaşları ile hala dinç görünüyorlar. 

Yemek sonrası üzerimize çöken yorgunluğun bizi uyutmasına izin vermeden hızlıca sıcak banyo yapıyoruz. Dördüncü gün sonunda ne kadar güzel geldiğini tarif etmek çok zor.



Yorgunluk doğal yüz ifadelerimizden belli oluyor galiba.

Mehmet yatmak üzere yukarı çıkıyor ama Fatma Teyze çay demlediği için Altuğ 15-20 kadar aşağıda sohbete kalıyor. Hasta yatan Hasan Amca’nın üzerine ve yattığı yatağa döktüğü şekerli, sıcak adaçayı faciasına tanık olup Fatma Teyze’yi sakinleştirmek Altuğ’a düşüyor. Sadece yürüyüp yazmıyor, olası aile içi facialarına da yerinde müdahele ediyoruz artık.

Yarın sabah kahvaltıyı da burada edeceğimizi söyleyip, iki çay sonrasında Altuğ da yatmak üzere odaya çıkıyor. Odaya girdiğinde köydeki bakkaldan aldığı kabak çekirdeklerini keyifle yiyen Mehmet’e Altuğ da eşlik ediyor. Yarım saat kadar sohbet ederek yatmak üzere ışıkları kapatıyoruz. Tüm yürüyüşlerin aslında en keyifli sohbetleri böyle zamanlarda oluyor. Hele ki yürüdüğünüz arkadaş veya grupla yürüyüş sonlarındaki sohbetler, anlatılan anılar, verilen sözler ve sırlar eminiz ki olun her zaman yaşanmıyor. Hele ki koşuşturmaca içerisinde geçen şehir hayatında...

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates