2016 Ekim - Gökova - 1.GÜN (Ören - Alatepe - Akbük)

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1. GÜN PARKUR DETAYLARI:
1. Gün Başlangıç: 08:30 (Ören Sahili)
1. Gün Bitiş: 10:30 (Alatepe), 15:00 (Akbük)

Toplam mesafe: 17 km.

* Ören - Alatepe – 6 km.
* Alatepe – Akbük – 11 km.

Su: Yol üzerinde su kaynağı yok. Ören’den çıkarken Alatepe çıkışı için su almanız, çıkış sonrası Alatepe Köyünden su takviyesi yapılabilir. Köyde evlerden su da istenebilir veya market de bulunuyor. Alatepe-Akbük arasındaki kısımda su kaynağı ve yerleşim olmadığından suyunuzu Alatepe’de doldurmanız iyi olacaktır. Eğer aşırı sıcaklarda yürümek zorunda değilseniz gereğinden fazla su taşınmasına gerek yok çünkü Alatepe’den sonra Akbük kabaca 4-4.5 saat kadar sürüyor.

Konaklama: Ören ve Akbük’te pansiyon konaklamalar mevcut. Ören’de yürüyüşçüler için alternatif çok. Sorulduğunda mutlaka bütçe veya konfor beklentisine uygun bir yer bulunacaktır. Özellikle Akbük’te pansiyon fiyatlarının yüksek olabileceğini unutmamak lazım. Kamp bu parkur üzerinde sorun değil. Ören sahilinde Atatürk heykelinin arkasında veya Alatepe çıkışına başlandığı iç kısımlarda Ören’in arkasındaki düzlüklerde kamp atılabilir. Akbük’te çadır konaklama için sahili arkasında çok sayıda düzlük bulunuyor. Buralarda kamp atabilmek mümkün. Denize sazlıktan akan derenin sinek yapabileceğini aklımızda bulundurmak lazım. Referans olması bakımından Akbük'ün ek eski işletmesi ve yürüyüşçülere kamp ve yemek imkanı sunabilen Altaş Pansiyon aranabilir (Öner Altaş, +90-252-529 11 46, +90-536-839 53 94).

Parkur Zorluğu: Mesafe olarak uzun gibi gözükmese de yolun kısmen inişli-çıkışlı olması, patika yollarının fazla olması sebebiyle bu parkur bir gün olarak planlanabilirse iyi olur.
Akbük’ün güzelliğini, sahil yakınlarında bir yerlerde bir gece geçirerek doyasıya yaşamak lazım. Daha ileriye devam etmek demek daha zorlu olan Akbük-Turnalı parkurunun kabasını bir miktar almak anlamına gelse de burada konaklamayı pas geçerek aynı gün daha ileriye gitmeyi -eğer yürüyüş planlarınızı bozmuyorsa- düşünmeyin diyebiliriz.
Ören’den Alatepe’ye yapılan çıkış parkurun en zorlu kısmı denebilir. Geriye kalan bölümler kısa iniş çıkışlar içerdiğinden ekstra yorgunluk yaratmayacaktır.
Alatepe Köyü çıkışında işaret problemi yaşanabiliyor. Alatepe’de bakkalı geçtikten sonra asfalt yol üzerinden aşağıya doğru inerken Alatepe Çıkış tabelasına kadar indiğinizde sağdaki toprak yola girmek gerekiyor. Bu yolu takip edip yamaca tırmanmaya başladıktan kısa bir süre sonra işaretler karşınıza çıkıyor.
Parkur işaretleri genel anlamda iyi. Taze ve görülebilir ancak kritik olabilecek ve zaman kaybına yol açabilecek bazı kısımları belirtmek isteriz. Bu kısımlar Alatepe Köyü’nün çıkışında bulunuyor.
* Alatepe’den çıkış ve Sofa Tepeye doğru tırmanış. Asfalt üzerinde yol ayrımını gösteren, sağa patikalara girilmesini gösteren bir işaret yok. Dolayısıyla asfalt üzerinden aşağıya inerken Alatepe çıkış trafik levhasının yanına gelmeden 20-30 metre önce sağda toprak yola girmek gerekiyor.
* Alatepe çıkışında asfalt yoldan patikaya girdikten 1 km. sonra patika üzerinde işareti “yerde” görerek sola sapılıyor. Burayı kaçırmamak önemli. Bu önemli “r” işareti “yerde” bulunan bir taşta bulunuyor ve belirgin bir patikadan çalıların arasına giriliyor.
* Alatepe sonrası geniş orman yolu üzerinden yürürken sola doğru Sofa Tepe eteklerinden yürüyeceğiniz patikayı kaçırmamak önemli. Girişine bir baba dikerek, güncede ayrıntılı açıklamaya çalıştık.
* Kultak Köyü civarlarında, Sofa Tepe eteklerinden (zeytinliği geçtikten sonra) toprak yola çıkışten yaklaşık 500 metre sonra sağa patikalara giren “r” işaretini kaçırmamak gerekiyor. Aksi takdirde parkur üzerinde olmayan Kultak Köyü’ne ulaşılır. Bu işareti kaçırıp köye ulaşırsanız anlayacağınız üzere yanlış yoldasınız.
Ne olursa olsun işaretler genel olarak taze ve sık gibi görünse de Karia Yolu parkurlarında GPS kullanılması tavsiyemizdir.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.


1. GÜN ROTASI - Crossingways

HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Geçtiğimiz Nisan ayında (2016) Ören’de tamamladığımız yürüyüşümüze kaldığımız yerden devam etmek üzere Perşembe akşamından İstanbul’dan yola çıkıyoruz. Altuğ, Sabiha Gökçen, Mehmet Atatürk Havaalanları üzerinden Milas/Bodrum Havaalanına saat 19:00’da ulaşıyor, geçtiğimiz Nisan’da bizi havaalanına bırakan taksici Kazım Bey’i arıyor, havaalanından Milas otogarına gidiyoruz.

Kış tarifesi başlamış. Ören’e son araba olan 20:30 minibüsüne binerek saat 21:30’da Ören’e ulaşıyoruz.

İstanbul’u terk ederken havayı serin ve kapalı bırakmıştık. Önümüzdeki üç gün boyunca yürüyeceğimiz Gökova taraflarında yaz sıcakları bitmiş ama henüz sonbahar uğramamış. Minibüsten inerek sahilde belediye çay bahçesine giderek çadırımızı sahildeki meydanda Atatürk heykelinin arkasındaki boşluğa kurup kuramayacağımızı soruyoruz. Sorun olmuyor. Muhtemelen tek çadır olduğumuzdan sorun olmuyor. Daha kalabalık gruplar için burada çadır kurmak zor olabilir çünkü gruplar için birden fazla çadırı alacak kadar geniş olmadığını belirtmek lazım ancak Ören’de çadır kurmak çok dert değil. Ne olursa olsun yapılaşma az olduğundan, sahil olmasa da her gruba yetecek kamp alanı bulabilmek mümkün. Pansiyonlar da mevcut.

Tüm sahili aydınlatan ay manzarasını seyredip meydanda biraz sohbet ettikten sonra günün yorgunluğu üzerimize çöküyor ve çadırımızı kurup sonraki gün şehir yorgunluğumuzu yürüyüş yorgunluğuna çevirmek üzere uykuya dalıyoruz.

Güney döneminin hava şartları anlamında en güzel zamanlarından birisinde yürüyor olacağız. İçerisinde bulunduğumuz mevsimin de keyfini çıkartarak –motor gibi yürümeden- ilk gün programımız kendimizi fazla zorlamadan Akbük civarlarında tamamlamak.

Milas üzerine geldiğimizde akşamüstü güneşi Nisan'da yürüdüğümüz Beçin'i ayınlatıyor. Ortada görünen düzlük Beçin Kalesi sonrasında ulaştığımız ağaç kesim alanının olduğu geniş düzlük. Daha ilerisi Milas şehir merkezi.


Milas otogar'da son Ören arabasına binerek (20:30) Ören'e ulaştık. Atatürk heykelinin arkasındaki bu düzlüğe çadırımızı atıyoruz. Aydınlatmadan dolayı her yanımız yemyeşil. Uzayda gibiyiz.

Grubun erken uyananı Altuğ Ören’de güneş doğuşunu seyrettikten sonra 07:30’da Mehmet’i uyandırıyor. Ören o kadar sakin ki, yaklaşık 3 hafta önce burada bayram sebebiyle binlerce insanın olduğunu hayal etmek çok güç geliyor.

Sabah 07:30’da Mehmet de uyandıktan sonra çadırı toparlayıp çantalarımızı yürüyüşe hazır hale getiriyoruz. Bir başka deyişle elimizin altında olması gerekenler çantanın ulaşılabilmesi kolay bölümlerine koyarak yol ortası ve gün sonlarında tüm çantayı boşaltma zorunda kalmıyoruz.

Dönüşümüzü yeniden Ören üzerinden yapmayı planlıyoruz. Akyaka üzerinden kalkıp, Akbük’e uğradıktabn sonra Ören’e gelen minibüsler var. Ören-Milas minibüslerinin kalktığı yerde. Altuğ saatlerini öğrenmek üzere durağa kadar gidiyor ve Akyaka’dan Ören yönüne öğlen 12:30’da araba olduğunu öğreniyor. Pazar günü öğlen Akyaka’ya ulaştıktan sonra Ören’e geri dönebilirsek 1 saat burada deniz keyfi yapar oradan akşam Milas’tan uçağı yakalamayı planlıyoruz. Umarız bunu başarabiliriz.

Ören'de yoğun bir yazın ardından dingin bir sonbahar sabahı ile gün başlıyor. Saat 07:00 civarları.


Ören sahili. Tek tük balıkçı kayığının sesi duyuluyor.


İlerleyen 1-2 saat içerisinde çıkacağımız tepeler. Hemen karşımızda duruyor çıkacağımız yamaç. Yukarıdaki vericilerin  (paraşüttepe) sağına çıkacağız.


Çadır kamp alanımız


Bir yandan sabah sporuna gelen insanlarla sohbet ediyor, bir yandan da toparlanıyoruz. 


Akyaka'dan Ören'e veya Ören'den Akyaka'ya geçecekler için minibüs saatleri. Biz 3 gün sonra Turnalı üzerinden yeniden Ören'e döneceğiz. Pazar günü Milas'a Muğla üzerinden değil bu şekilde ulaşmayı tercih ettik çünkü Ören'de deniz finali yapmamız gerekiyordu.

Antik adı ile Keramos olan Ören’de çevrede çok fazla kalıntı görünmüyor maalesef. Sadece şehir içerisine girerken bazı yapılar var. Bunun haricinde başka bir kalıntı göremedik ki zamana yenik düşmüş olması kuvvetle muhtemel.

Sabah 08:30’da yürüyüşe hazır bir halde yola çıkıyoruz. Kafamızı kaldırıp, birazdan hızla yükselerek ulaşacağımız Paraşüttepesi’ne (Alatepe) doğru bakıyoruz. Çıkacak yolumuz çok. Fethiye’den Likya Yolu’na başlayanlar bilir, bir anda böyle dik bir tırmanış başlayınca insan haliyle “neler oluyor böyle? Acaba devamı da böyle mi?" diye soruyor kendi kendine.

Yürüyüşün ilk günü olmasının bir yavaşlığı da var üzerimizde. Sahil boyunca marinaya doğru yürüyerek sahildeki bakkallardan birinden su alacağız. Yol boyunca yerleşimlerden geçiliyor, susuz kalmak güç olsa da bu parkurların su bakımından çok zengin olmadığını yolun başında belirtmek lazım.

Gökova parkurlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Arkada görünen Alatepe bizi bekler.


Sahilden yürümeye başlıyoruz.

Sahilde yeni açılmış bakkallardan birinden sularımızı doldurduktan sonra yola koyuluyoruz. Az sonra tırmanacağımız yaklaşık 450 metre yüksekliğindeki Alatepe’nin ardında yerleşimine adını vereceğimiz Alatepe köyü’nden geçeceğimizi bildiğimizden yanımıza sadece 1.5 lt. su aldık.

Bizden sonra yürüyeceklerin en azından tepenin ardında bir köy, kahve ve bakkal olduğunu akıllarında bulundurmaları yeterli. Sahilden marinaya doğru giden yolun sonunda bizi sola yani sahilden içeriye doğru sokan Karia Yolu tabelasını görüyoruz.

İlk işaretler yol üzerinde karşımıza çıkmaya başlıyor.


Marina girişinde biz de sahil yürüyüşümüzü sonlandırıyor, deniz seviyesine bir süreliğine "hoşçakal" diyoruz.


Sahilden içeriye girişte tabelayı görüyoruz. Rakamlar doğru.


Sahiilde içerilere girerek az sonra çıkışa başlayacağımız orman girişine doğru yürüyoruz. Direkler üzerinde işaretleri görebilmek mümkün.

Yaklaşık 5 dakikalık bir yürüyüşün ardından sağımızda bir trafoyu geçtikten sonra yine sağda beton bir elektrik direği üzerinde bizi Alatepe’ye çıkartacak “r” işaretini görüyor, patikalara giriyoruz.

Saat 09:00 itibariyle çam ağaçları arasından ilerleyen bir arabagenişliğinde bir toprak yoldan geniş zig zaglar eşliğinde çıkışa başlıyoruz. Önceleri çam ağaçları arasından yükseldikçe aşağıda kalan Ören manzarasını görmeye başlayacağız.

Yaklaşık yarım saat, kırk dakika boyunca güzel bir orman yolu içerisinden çıkışımızı yapıyoruz. Akyaka’ya kadar yol işaretlerinde sorun olmadığını belirtmek lazım ancak bu GPS’e gereksinim olmaması anlamına gelmemeli çünkü öyle yerlerde işaretler yok oluyor ki GPS olmadan yolu bulabilmek büyük çileye dönüşebilir. Kaybolmanın giderek zor olduğu Likya’da prensiplerimizden şaşmadan GPS kullanmıştık ama Karia’da GPS’in bir tür zorunluluk olması gerektiğini vurgulamamız gerekiyor.


Sağ tarafta trafo ve marinaya giden araç yoluna girmeden yukarıya doğru çıkıyoruz. Arkada görünen (sağdan ikinci) elektrik direğinin yanından ormana gireceğiz.


Elektrik direğinin dibinden ormana giriyoruz.


Başlangıç orman yolundan oluyor.


Daha yolun başında Ören aşağıda kalmaya başlıyor.


Bu manzaranın daha kuşbakışı olanı ile karşılaşacağız.


Araç yolu genişliğindeki orman yolundan çıkışımıza devam ediyoruz.


Yaklaşık 1 km. boyunca bu yoldan tırmanıyor olacağız.


Arkamıza baktığımızda termik santralin bacasını görüyoruz, bizim için daha da önemlisi geçtiğimiz Nisan  2016'da indiğimiz Dikmentepe'yi ve yolları görüyoruz. 


Güneş tepemize doğru yükseliyor olsa da yüksek çam ağaçlarının gölgesi serin ve zaman zaman üşüten bir yürüyüş yapmamızı sağlıyor.


Kıvrılarak giden orman yolu boyunca güneş çam ağaçlarının arasından boşluk buldukça yolları aydınlatıyor. 

Yaklaşık 2.5 km.lik çıkışımızın ilk 1 km.lik kısmı çok rahat ve geniş bir orman yolundan devam ederken, kalan kısım patika halini alıyor ama kesinlikle dar ve riskli değil.

Yükseldikçe gerek yol gerekse manzara Likya Yolu’nun Fethiye/Ölüdeniz manzaralı Ovacık kısmını andırıyor.

Bu bölümde önemli diyebileceğimiz bir yol ayrımı yok sadece yakın zamanda dikilmiş büyük elektrik direkleri güzel manzara ve doğayı talan etmiş. Kabaca elektrik direklerini takip ederek çıkıyoruz ancak direklerin dikildiği yerlere yakın geçtiğimizde işaretler ve patikalar çorba oluveriyor. Hani yamaç çıkışı yaptığımızdan alternatif çok değil, yolun nereden gittiğini tespit etmek kolay ancak, çarşaklar, dev kayaları aşmak biraz sıkıntı yaratmıyor değil.

Orman yolundan yolumuza devam ediyoruz.


Yukarılara çıktıkça çam ormanını da aşağıda bırakmaya başlıyoruz.


Sadece ağaçlar değil bu parkurda yerlerde de işaretleri görüyoruz.


Alatepe'ye doğru çıkış istikametimiz elektrik direkleri ve kablolara paralel oluyor.


Ören oldukça aşağıda kaldı. İleride bacanın göründüğü kısımlar Türkevleri.


Çıkışımız devam ediyor.


Yukarılara çıktıkça güneş "benden kaçamazsınız" diyerek tepemize oturuyor.


Geniş yol yavaş yavaş daralarak pataikaya dönüşmeye başlıyor.


İş mkinalarının geldiği son nokta burası. Artık patikalara doğru giriyoruz.


Bu kısımda da işaretleri takip edebilmek kolay. Zaten patika da belirgin.


Çıkış genel olarak çok dik değil.


Yükseldikçe Ören manzarası kuşbakışı boyutuna dönüyor.


Patikalardan yeniden bir araç yoluna çıkıyoruz. Aslında burası bir araç yolu değil daha yakın dönemde dikilmiş yol boyunca devam eden elektrik direklerinin dikilmesi için buralara çıkartılmış iş makinalarının yolları. Buraların yakın zamanda patika olduğunu az sonra anlayacağız.


Gökova Körfezi. Karşıda Datça yarımadasını görüyoruz. Emecik tarafları olsa gerek.


Bu kısımda işaretler bir anda kayboluyor dikkat.. Yol sağda. Burası aynı zamanda patikaların yakın zamanda yok edildiğini fark ettiğimiz nokta. İş makinaları buraya kadar gelmiş. Patika bu fotoğrafta belli olmuyor ama sağa doğru devam ediyor dikkat edilirse. Taşların üzerinden aşağıya sağa inince bu  yol yığınının arasına sıkışmış işareti görebileceğiz. Sola doğru giderek talanı yerinde gözlemleyerek sağdan yürümeye devam edeceğiz.


Yol arkamızda kaldı. Sadece elektrik direkleri dikilmesi için buradaki karmaşayı, talana bakmaya geldik.

Saat 09:45 itibariyle çam ormanını aşağıda bırakarak daha açık bir alana çıkıyoruz ve aşağıda Ören sahilini ve arkasındaki düzlükleri çok daha geniş bir şekilde görmeye başlıyoruz. Ören sırtını yaklaşık 400-500 metre yüksekliğinde tepelere dayamış bir yerleşim. Aslında Gökova Körfezi’nin bu kısmı böyle bir coğrafyaya sahip denize paralel tepelerin eteklerine veya sahile kurulmuş yerleşimler bulunuyor. Kıvrılarak çıkılan Alatepe yamaçlarında zaman zaman durup kısa manzara ve fotoğraf molaları vermeyi ihmal etmiyoruz. Yürüyecekler de Bodrum yönüne doğru bakan doyumsuz görselleri kaçırmamalılar.

Taş döşeli yollardan zig zaglı çıkışımız devam ediyor. Bu kısımda işaretler oldukça belirgin ancak elektrik direklerinin dikildiği 1-2 yerde işaretler bu çalışmalara yenik düştüğünden kısa süreli bir kaos yaşanabilir. Biraz dikkatle Alatepe’ye rahatlıkla ulaşabilirsiniz hatta Ören taraflarına tatil amaçlı gelenler bile bu manzarayı görmek için yukarıya çıkmalı.

Artık Ören'e daha yüksek bir noktadan bakmaya başlıyoruz. Manzara harika hale geldi.


Ören sahili ve arkasında yer alan geniş düzlükler.


Elektrik direği çalışması sebebiyle işaretlerin kaybolmaya başladığı bir nokta. Sağdan devam eden patikayı belirtebilmek için baba dikiyoruz.


Çıkşımız devam ediyor.


Patika dar olsa da yürümesi çok keyifli. Belki de biz çıkışları çok seviyoruz.


Ören marinası hemen aşağıda gözüküyor.


Ören. Arkamıza dönüp baktıkça bu manzara bize Likya Yolu'nun başlangıcı olan Ölüdeniz manzarasını hatırlatıyor.


Burada fotoğraf çekilmeden yola devam etmek ayıp olur.


Fotoğraf molası.


Henüz yorgunluk yok üzerimizde. İnsaf ama daha yolun başındayız.


Likya Yolu'nun arkanıza Ölüdeniz manzarasının alındığı çıkışı andırıyor...


Patika dar olsa da çok belirgin ve keyifli.


Örülmüş taşlardan oluşan eski patikalar üzerinden yürümek çok etkileyici.


Geniş zigzaglar çizerek Alatepe'ye doğru yükseliyoruz.


Örülmüş duvarlar buradan daha belli oluyor.


Geçide doğru adım adım ilerliyoruz.


Manzara doyumsuz.


Burada da kendimize bir yol arkadaşı bulduk. Biz birbirimize yetmiyoruz artık. 


Doğanın kalbine ulaşıyoruz adım adım ama kurtulamadık yol boyunca bizimle yola devam eden elektrik direklerinden.


Yol kenarındaki taşlarda işaretler görülebiliyor.


Çıkışımız tamamlanmak üzere.


Alatepe Köyü tarafına geçececeğimiz geçide ulaşıyoruz. Tam geçitte eski bir mezar görülüyor. Bu arada Ören'in Paraşüttepesi olarak bilinen zirve fotoğrafın solunda daha yukarıda.

Mezar olması muhtemel içerisinde oyuklar görülüyordu. İçi bomboş.

Molalar ile saat 10:15’te 450 metre seviyelerindeki geçide ulaşıyoruz. Çıkışı tamamladığımız noktada eski bir sarnıç karşımıza çıkıyor. Vericilerin de olduğu, Paraşüttepe olarak da bilinen Alatepe’nin zirvesi 800 metre civarlarında. Zirve solumuzda kaldı ve biz bu sırttan tepeye adını veren Alatepe Köyü’ne doğru ineceğiz. Arkamıza dönerek az önce çıktığımız sırttan Ören’e son bir kez daha bakarak aşağıya doğru yolumuza devam ediyoruz.

Çam ağaçları arasından inen toprak orman yolundan yaklaşık 500 metre yürüyerek asfalt yola ulaşıyoruz. Bu asfalt aynı zamanda Alatepe’nin zirvesine çıkan yol. Parasailing yapanlar buradan yukarıya ulaşıyorlar. Asfalt yolan aşağıya, köye doğru yürüyerek Alatepe Köyü’ne doğru ilerliyoruz.

Mezarın üzerinden Ören'e son bir kez daha bakıyoruz ve Alatepe'ye doğruı inmeye başlıyoruz.


Alatepe'ye doğru yürüyoruz. Bu çam ağaçları rasından yürürken ne kadar güzel koktuğunu fotoğrafla tarifleyebilmek imkansız.


Toprak yoldan köye doğru ilerliyoruz.


Mehmet'in yol arkadaşı artık daha güvenilir. En azından yol boyunca fotoğraf çekmiyor.


Zaman zaman dev çam ağaçlarının yanındann geçiyoruz.


Ağaçların boylarına bakılırsa buralarda yakın zamanda çam kesimi yapılmış. Ağaçların çoğunluğu çok genç. Bazıları ise çok yüksek ve yaşlı.


Arı kovanlarına ulaşıyoruz. Ancak önlerinden geçmeden sağdan aşağıya doğru inen yoldan devam edeceğiz. 


Sağa doğru girdikten sonra asfalta ulaşıyoruz. Bu yol sola yukarıya doğru Paraşüttepe'ye doğru gidiyor. Biz aşağıya doğru inip Alatepe Köyü'ne ulaşacağız.


Yola çıktık. Sağdan aşağıya doğru iniyoruz.


Arkamıza dönüp bakıyoruz. İndiğimiz toprak yol solda, sağa devam eden asfalt yol vericilerein bulunduğu Paraşüttepesi'ne doğru çıkıyor.


Aşağıya iniyoruz. Aslında asfalt takip edilerek köye ulaşılıyor. Bizim elimizdeki işaretler ilk çizilen rotalar olduğundan gereksiz bir şekilde patikaya gireceğiz ancak bizim tavsiyemiz bu asfalt yoldan çıkmadan köye kadar yürümeye devam etmek.

Fotoğraflar ve GPS kayıtlarına bakıldığında yoldan kısa bir süre yürüyerek bir patikadan yeniden asfalt yola bağlandığımız görülecektir. Biz elimizde yolun ilk tanıtımının yapıldığı dönemde oluşturulmuş orjinal rota ve GPS kayıtlarını kullanıyor olduğumuzdan çok kısa bir mesafe için neden böyle hareket yaptığımızı biz de çözemedik ama asfalt yola çıktıktan sonra yerleşime kadar yoldan yürünmesinin hiç bir sakıncası yok.

Asfalt yola çıktıktan yaklaşık 1.5 km. yürüdükten sonra 11:00’de Alatepe Köyü’ne ulaşıyoruz.

Çıkışımızdan bu yana dibimizden ayrılmayan sevimli köpek köyün girişinde diğer köpeklerin havlamalarını duyunca bizi takibi bırakıyor ve geri dönüyor.

GPS izleri bizi sağda patikaya indiriyor. Aşağıya insek de yeniden bu asfalta bağlanacağız.


Yine de izleri takip etme anlamında patikaya giriyoruz. Girişte işaret görünmediğinden baba dikiyoruz. Sonraları, olur da yıkılırsa asfalttan yürünmeye devam edilebilir. Kayıp olmaz.


Patikadan aşağıdaki yola doğru iniyoruz.


Yola ulaştıktan sonra sola saparak az önce ayrıldığımız asfalta tekrar bağlanıyoruz.


Asfalt yoldan yürümeye devam ediyoruz.


Parkurun tek yerleşim noktası olan Alatepe Köyüne doğru adım adım ilerliyoruz.


Yol kenarlarında işaretleri görebilmek mümkün.


Bu kısımda kaybolmak veya yanlış yola girmek mümkün değil. Ancak işaretleri görebiliyor olmak güven veriyor.


Artık Alatepe Köyü'nü görüyoruz.


Mehmet nerede? Az önce buradaydı?


Köyde su ve market bulunuyor.

Köyün girişindeki çok sayıdaki nar ağacından kopardığımız narları tüketmek için bir bahçe duvarının üzerine oturuyoruz. Sulu sulu nar yemek çok iyi geliyor. 5-6 tane narı tükettikten sonra yoldan geçen yaşlı bir teyze bize dönüyor:

- Nedir bu haliniz? Yediğiniz nar yüzünden her yanınızı arılar sarmış evladım. Bişey etmezler ama. Afiyet olsun. Yiyin daha.

Gerçekten ne durumda olduğumuzun farkında değildik. Her yanımız arı olmuş durumda. Hiç birisi de sokmuyor tabii. Biz yiyiyoruz onlara veriyoruz. Gül gibi geçinip gidiyoruz.

Şakası bir yana bölgede arıcılık çok yaygın. Yol boyunca çok sayıda arı kovanının dibinden geçeceğiz. Başlangıçta çekinerek geçsek de (yüzlerce kovan sebebiyle bazı yerlerde yolumuzu değiştirdik) sonradan kovanların yanından yürümeye alışacağız. Bu sebeple arılara biraz dikkat etmek gerekiyor ama kesinlikle korkacak birşey yok. Durup dururken kimseyi sokmuyorlar. Sadece kovalamayın, el kol hareketi yapmayın, yolunuza devam edin yeter.

Yarım saatlik molanın ardından Alatepe Köyü içerisinden yürüyerek köy bakkalının yanına ulaşıyoruz. Tam burada kahve de bulunuyor. Burada mola verilerek birşeyler yenebilir, dinlenilebilir. Bu gibi yerleşimlerde mola vermek çevre insanını tanıyıp, tertemiz havayı solumak için güzel bir fırsat.

Alatepe Akbük öncesi son yerleşim. Yakında Kultak Köyü de bulunuyor ancak köye girmeden Akbük’e inildiğinden ihtiyaçlar buradan karşılanmalı. Zaten Alatepe-Akbük arası yaklaşık 11 km. dolayısıyla yemek ve su konusunda ciddi sorun yaşanması düşük bir olasılık.

Bakkalın karşısında Karia tabelasını gördükten sonda bakkalın önünden sağa saparak kısa bir süre asfalttan yürüyoruz.

Buradaki köylerde kahveler her zaman açık olmayabiliyor. Ancak yine de oturup mola verebilirsiniz.


Sulu sulu nar molası sonrası yola devam ediyoruz.


Köyde kullanılmayan eski evler de görülebiliyor.


Alatepe'den çıkıyoruz. Köy içi yollardan Ören-Akyaka yoluna çıkıyoruz. Sağa doğru dönere aşağıya, Kultak yönüne doğru ilerleyeceğiz. Elektrik direğinin altında yol tabelasını görebiliyoruz.


Yol kenarındaki tabela. Rakamlar doğru. 


Köy içi yolundan sağa saparak aşağıya doğru iniyoruz. Sağda market ve yanında kahve bulunuyor. Burası her zaman açık ve yeme, içme ihtiyaçları karşılanabilir.


Asfalttan aşağıya doğru (Kultak yönüne doğru) iniyoruz.

200-300 metre yürüdükten sonra GPS bizi sağa köy içi bir yola sokuyor. Döndükten sonra tarlaya giden bir kadın grubu ile karşılaşıyoruz. Merhabalaştıktan sonra bize yanlış saptığımızı işaretlerin bir arka tarafta olduğunu söylüyorlar.

- Buradan yola geri çıkın yoldan aşağıya inin oradan tekrar sağa sapın işaretleri yukarıda göreceksiniz.

- Ama biz GPS’i takip ediyoruz. Buradan gitmek zorundayız.

- Tamam doğru yoldasınız ama siz bizi dinleyin aşağıdan girin işaretler var. Kırmızı-Beyaz işaretler işte.

Bu dialogun ardından haklı olduklarını anlıyoruz çünkü bizdeki işaretler dedikleri yöne ama evin bahçesinden ve arkasındaki tarladan geçiyor. Anlaşılan o ki 3 sene önce buraları işaretlenirken evin bahçesinden bir patika varmış besbelli. Fakat artık yok. Evin bahçesinden de geçmek ayıp tabii diyerek asfalt yola geri dönüyoruz.

Kısa bir zeytin dialogu da yapmadan ayrılmıyoruz tabii.

- Zeytin hasadı ne zaman başlar?

- Siyahları topladık. Asıl yeşil kırmalar için ay sonu.

Geçen sene de herkes Ekim sonu zeytin topluyordu. Bu sefer biraz erken gelmişiz buralara.

Yola çıkıyoruz ve asfalttan biraz daha aşağıya doğru iniyoruz. Yaklaşık 100 metre kadar yürüdükten sonra, Alatepe’den çıkış tabelasına doğru yaklaşırken sağa giren bir yol görüyoruz. GPS’te kayıtlı işaretleri de takip edince asıl yolun biraz yukarıda kaldığını görerek, arayı fazla açmadan bu yoldan içeriye girip tırmanmaya başlıyoruz.

Örneğin asfalt üzerinde sağa sapmamızı gösteren bir işarete rastlamadık. GPS olmasa muhtemelen Kultak’a doğru, rotadan çıkarak yürümeye başlayacaktık. Bu nokta kaçırılmaması gereken önemli bir ayrım. GPS bu bakımdan önemli.

Likya Yolu’nun trafiği her iki yönde de yoğun olduğundan işaretler her iki tarafta da görülebiliyor ancak Karia Yolu bu bakımdan zaman zaman sorun yaratabiliyor. Yürüyeceklerin bunu akıllarının bir kenarında bulundurmalarında fayda var.

Yukarıdaki zeytinlikler ve tarlalara giden toprak yoldan hızlıca yükselerek GPS’teki izleri yeniden yakalıyoruz. Arkamıza dönüp baktığımızda az önce bahçesinden geçmediğimiz ev ve yanındaki ekili tarlanın tam arkamızda kaldığını görüyoruz. Toprak yoldan yürüdükçe yol patika haline dönüşmeye başlıyor. Bu arada yol işaretlerini yerlerdeki taşlarda görmeye başlıyoruz.


Her ne kadar işaretler sağ tarafa girmemizi gösteriyorsa da evin bahçesi ve tarlasından geçmemek için tekrar yola çıkarak yola devam ediyoruz.


İleride Alatepe çıkış tabelasına yaklaştığımızda sağdan içeriye giriyoruz. İşaretler 50 metre kadar yukarıda kaldık.


Yeniden orman yoluna giriyoruz.


Yoldan çıkışımız devam ediyor. Birazdan işaretleri yakalayacağız.


Hedefimiz Akbük. İşaretleri yeniden bulduk. GPS olunca içimiz rahat.

Yoldan girdikten yaklaşık 1 km. sonra bizi patikadan ayırıp yeni bir patikaya doğru (sola doğru) yönlendiren işareti yerde görüyoruz. Burası da önemli bir nokta. Kaçırıldığı takdirde yolu ileride yakalamak mümkün ama etrafta hiç bir işaret olmayınca kaos yaşanacağı aşikar.

Kıvrak bir sola manevra ile çalıların arasına giriyor, hemen ardından yeniden sağa sapıyoruz. Neyse ki yerlerde işaretler görülebiliyor. Bu kısımda biraz dikkatli olmak gerekiyor.

Başlangıçta biraz çalılık olsa da yürüdükçe patika biraz genişliyor. Bu kısımlarda işaretleri görebilmek güven veriyor. Yaklaşık 1.5 km. boyunca patikaların yanısıra zeytinlik ve tarla açıklıklarını arkamızda bırakıyoruz.


Orman yolu patika haline dönüşmeye başlıyor.


İşte KRİTİK nokta!!!
Yerdeki işaretin kaçırılmaması gerekiyor. Patika yoldan sola içeriye giriyoruz.
Sola girmemizin ardından bir kez daha sağa sapacağız.


Yol üzerindeki patika girişi bu şekilde farkedilmez durumda. Bu gibi durumlarda işareti görebilmek, hatta GPS kullanıyor olmak çok önemli.


Burada bitmiyor. Sola girer girmez sağa doğru dönüyoruz.


Kısa bir süre orman içi patikadan yürüyoruz. Ağaçlar üzerinde küçük de olsa işaretleri görebiliyoruz.


Patika dar olsa da yürümek zor değil. Genelde bodur çam ağaçları.


Yürüdükçe gözümüz yerdeki belli belirsiz patikaya alışıyor. Bir yandan da GPS'e bakıyoruz tabii.

Bu arada bu kısımda çam ağaçları arasından yaptığımız tırmanış ile bugünün en yüksek noktası olan 530 metre seviyelerine ulaşıyoruz. Bu yükseklikten sonra deniz seviyesine doğru (Akbük) inişimiz başlıyor olacak.

Buralarda patika biraz dar olsa da işaretleri görebiliyoruz. Patika bir süre sonra genişleyerek bizi açık bir alana, tarlaya çıkartıyor. Tarlanın karşısına geçerek karşısındaki toprak orman yoluna giriyoruz. Orman yolundan yaklaşık 1 dakika kadar yürüdükten sonra yolun ikiye ayrıldığı bir noktaya ulaşıyoruz. Sağa, deniz yönüne doğru yönleniyoruz. Sağa saptıktan yaklaşık 2 dakika sonra bir başka ayrım daha karşımıza çıkıyor. Bu noktadan da sola doğru devam ederek orman yolundan yürümeye devam ediyoruz.

Dar patikaların ardından orman yolundan yürümek rahatlatıyor ancak bu keyfimiz uzun sürmeyecek. Çam ağaçları arasından, dar patikalardan yürüyor olsak da zaman zaman çıktığımız tarla ve zeytinlikler buraların bölge insanı tarafından aktif olarak kullanıldığını belgeliyor. Bunun yanında orman yollarının da oldukça düz ve geniş olduğunu söyleyebiliriz.


Zaman zaman patikalardan zeytinliklere çıkıyoruz. Çıkmamızla patikalara girmemiz bir oluyor.


Arkamızda bıraktığımız küçük bir zeytinlik. Çok büyük değil ama buralarda boşluklar zeytinlik olarak değerlendiriliyor. Zeytin ağaçları bize şekil ve duruş olarak çok asil ve gururlu görünüyor.


Yeniden patikalardayız. İşaretler taşların üzerinde veya ağaç gövdesi üzerinde görülebiliyor.


Patika zaman zaman dikenlerin de bulunduğu kısımlardan geçiyor.


Patikalar belirgin sayılır. İşaretleri de gördükçe kendimizi daha rahat hissediyoruz. Burada ağaç gövdesi üzerinde işaret görülebiliyor.


Bu kısımlarda sağa sola dönüşleri kaçırmamak önemli.


Orman içi yürüyüş gölge olunca çok daha keyifli. Yaz sıcaklarının etkisini kaybettiğini de belirtmek lazım.


Zaman zaman doğanın kalbinde olmamamızın verdiği mutluluğu hissedebilmek için kısa ayaküstü molalar veriyoruz. Kısa molalar vermek aynı zamanda nabızın yerine gelmesi için de faydalı.


Dar patikalardan yürümeye devam ediyoruz.


Patikalar biraz genişliyor ve ileride görünen bir düzlüğe doğru ilerliyoruz.


Patikalardan geniş bir düzlüğe ulaşıyoruz. Burada zeytinlik yok. Düzlüğe çıkarak karşıda başka bir patikaya giriyoruz.


Yeni bir patikaya girerken arkamıza dönüp baktığımızda düzlüğe çıktığımız patikayı ileride karanlık olan kısımda görebiliyoruz.

Tanışma zamanı. Ekibin video ve GPS sorumlusu Mehmet.

Bu kısımlarda kaya veya ağaç gövdeleri üzerinde işaretleri görebilmek mümkün. Dolayısıyla kaybolmak veya zaman kaybetmek biraz zor. İkinci ayrımdan sola saptıktan yaklaşık 5 dakikalık yürüyüşün ardından (250 metre), yolun sağa doğru kıvrıldığı noktada GPS izlerinin sola yeniden patikalara girdiğini farkediyoruz. Yol üzerinde bir işaret yok dolayısıyla burada bir baba dikerek bu önemli yol ayrımını bizden sonra yürüyeceklere belirtmeye çalışıyoruz. Daha önce de yazdığımız üzere ters yönden yürüyenler için işaretler biraz daha görünür durumda ancak bizim yürüdüğümüz yönde işaretleri yakalayabilmek bazı yerlerde sorun olabiliyor. Bu kısım da bunlardan biri.

Yürüyüş boyunca sağda solda işaretleri arıyor olmak aslında bu tür aktivitelerin keyfi ve adrenalini her daim yüksek tutuyor. Tabii iş kaybolma boyutuna veya sıkça işaretleri şaşırmaya boyutuna geldiğinde keyifler kaçabiliyor haliyle.

Patikalarda yürümek çok keyifli. Karia Yolu’nun Gökova Parkurları olarak adlandırılan, deniz kenarı gibi görükse de ancak sıkça tepeleri aşarak koylara (deniz seviyesi) inildiği bölümleri yürüyoruz. Yürüyüş tecrübesine sahip arkadaşların yürümelerini tavsiye ediyoruz ki “Kabak’tan Alınca’ya çıkmıştım.” diyerek buraların kolaylıkla tamamlanabilecek parkurlar olmadığını söylememiz lazım. Özellikle bir gün sonrası Akbük-Turnalı arası daha da zorlu olacak. Yine de ne olursa olsun dev çam ağaçları arasından, zeytinliklerden yürüyor olmanın keyfini yazarak tarfileyebilmek çok zor. Ne olursa olsun buraları görülmeli, yürünmeli.

Çok ilginçtir ki yürüyüşümüz boyunca yerleşimler haricinde yerlerde çöp ve kamp atıkları göremedik. Özetle buralar Likya kadar yoğun yürünmüyor dolayısıyla kirlilik de az oluyor haliyle.


Patikalar sonrası yeniden orman içi yollara çıkıyoruz. Sıkılmadan yürünebilen ancak çok da kolay olmayan parkurlar.


Karşımıza sapaklar çıkmaya başlıyor. Deniz yönüne doğru (sağa) sapıyoruz. Sola sapmıyoruz aksi takride parkurun geçmediği Kultak Köyü'ne ulaşırız. Bu kısımda dikkat edildiği takdirde işaretler de görülebiliyor.


Dev çam ağaçlarının dibinden yürümeye devam ediyoruz.


Sağımızda kalan bir düzlük ve zeytinlik. Sağa sapmadan önce yürüdüğümüz yol fotoğrafın sağında görülüyor.


Orman içi yoldan yürüyoruz ama bu rahatlık çok uzun sürmez diyerek etrafımızda işaretleri arıyoruz.


Bir yol ayrımı daha karşımıza çıkıyor. Bu sefer soldan yolumuza devam ediyoruz. Tam bu noktada yok ama ileride işaretleri görebilmek mümkün


İşte bir KRİTİK nokta daha!!! Orman yolunda sola saptıktan yaklaşık 5 dakika sonra yolun sağa kıvrılmaya başladığı noktada GPS izleri bizi bir patikaya sokuyor. İşaret yok. baba dikmek için çalışmalara başlıyoruz.


Baba dikmek önemli. Bu nokta da çok önemli. Kaçırılmamalı.


Orman yolundan çıkarak patikalara giriyoruz.


Fena olmamış. En azından yol üzerinde görülebilir. GPS kullanıyor olmak bu yüzden çok önemli.

Henüz geniş olarak görüş alanımıza girmedi ama denizi sağımıza alarak patikadan yürümeye başlıyoruz. Hemen solumuzdaki tepenin (Sofa Tepe-600 m.) ardında ise Kultak Köyü bulunuyor. Deniz tarafında Datça Yarımadası’nın tepelerini görebiliyoruz.

Zaman zaman çarşakları geçerek irili ufaklı çok sayıda çam ağacının dibinden keyifli bir patikadan denize paralel yürüyoruz.

Yol boyunca kimseleri görememiştik ancak tam patikaya girdiğimizde Akbük’e yıllar önce yerleşmiş bir Diyarbakır’lı aile ile karşılaşıyoruz. Daha doğrusu yıllar önce Akbük’e gelip yerleşmiş. İngiltere’ye gitmiş, orada evlenmiş, ardından kalkıp ailecek Akbük’e dönmüşler. Eşi ona İngilizce, o da eşine Türkçe öğretmiş. Dünya tatlısı bir çocuğu var. Üçü bir arada bizim ters yönümüze doğru günübirlik Akbük’ten Ören’e yürüyorlar. Akbük’te görüşebilmek ümidiyle vedalaşıyoruz.

Aşağıdaki zeytinlikte muhtemelen bizim yürüyüş gürültümüzden korkan köpek havlıyor. Peşimizden gelmiyor ama bu sessiz vadide sürekli havlayan bir köpeğin sesi bir süre sonra ikimizi de yoruyor. Sanki hiç azalmıyormuş gibi kulaklarımızın içerisine adeta kazınıyor bu ses.


Tam girişte olması gereken işaretler yeniden karşımıza çıkıyor.


Sofa Tepe eteklerinden iniyoruz.


Bu kısımda da patika belirgin ve işaretler görülebiliyor.


Sofa Tepe'den kayıp gelmiş çarşaklı bir kısımdan geçiyoruz.


Arkamıza bakıyoruz, İndikçe bir zeytinliğin gerisine indiğimizi fark ediyoruz. Köpek buralarda biryerlerde havlıyor ama kendisi fiziksel olarak ortada yok.


Sofa Tepe eteklerindeki bodur çamların arasından yürüyoruz. İşaretler ve patika görülebilir durumda.


Solumuzda Sofa Tepe ardında Kultak Köyü' bulunuyor.


Zaman zaman GPS'i de kontrol ediyoruz tabii.


Sofa Tepesi. "Sofa". Değişik bir isim.


Kısa süreliğine de olsa bir çamlık içerisine giriyoruz.


Patika bizi aşağıya doğru indirmeye devam ediyor. Deniz seviyesinden 450-500 metre yükseklikte yürüyoruz..


Solumuzdaki tepeleri, yükseltileri, doğayı seyretmeden yürümemek lazım.


Sürekli güneş sonrası kısa süreli gölgeler çok iyi geliyor. İçimiz ferahlıyor. Sonbahar bile olsa burasının sıcağı sıcak. Yaz sıcağını hayal etmek bile kabus gibi.


İnişimiz yerini geniş hale gelen daha düz bir patikaya bırakıyor

Patikadan yaklaşık 1 km. yürüdükten sonra bir zeytinliğe iniyoruz. Zeytinliğin kenarından yürürken GPS’in bizi yukarıda çam ağaçlarının arasından götürdüğünü fark ederek yukarıda kalan yamaca çıkarak ilerliyoruz. Zeytinliği aşağıda sağımıza alarak 5 dakika kadar yürüyerek zeytinliğin diğer tarafında toprak köy yoluna iniyoruz. Zeytinliğin dibinden yürümek varken bu yamaçtan neden yürüdüğümüzü biz de anlayamadık. Buraya gelindiğinde yamaca tırmanmadan tarla boyunca 3 dakikalık bir yürüyüşle yola ulaşılabiliyor. Daha önce de dediğimiz üzere GPS içerisindeki işaretler yolun ilk işaretlendiği dönemde ortaya çıkartılmış orjinal rotalar olduğundan o dönemde burası belki de dikenli tellere sahip bir bahçe idi. Sonuç olarak bu zeytinlikten yamaca çıkmadan yola doğru yürünebilir. Değişime açık olmak lazım.


Zeytiniğe ulaşıyoruz. Aslında zeytinliğin dibinden yürüyerek bu fotoğrafta görünmeyen ileride toprak yola çıkabiliriz ama işaretler bizi soldaki çamlığın arasından yürütecek. Buna gerek yok. Burada zeytinliğin kenarından yürüyerek yola çıkabilmek mümkün.


Etrafında küçüklerine örnek olmaya çalışan yetişkin bir zeytin ağacı. Gölgesi bile güzel. 


UYARI!!! Birazdan soldaki çamlığa gireceğiz. Bunu yapmadan aynen bu şekilde kenardan yürüyerek yola çıkabilmek mümkün. Alatepe'de yaptığımız gibi bu kısımda yukarıda otlu patikaya girmeye gerek yok. Biz GPS'e uyduk siz uymayın.


Mehmet elinde GPS ile patikayı arıyor. Girişe bir baba yapmayı ihmal etmedik. İşte bu patikaya girmemize gerek yoktu.


Buradan yürüyebilirdik.


Yürümek böyle birşey. Çile çekmeyi seviyoruz.


Zeytinliği sağımıza alatak az önceki fotoğraflardaki çamlığın içerisinden yürüyoru. İşaretleri de bu patika üzerinde görüyoruz.


Aşağıda solda yola iniyoruz. zeytinlikte sağda görünüyor. Buraya girmemiş olsak aşağıda birleşiyor olacaktık.

Yola indikten sonra çamlığı solumuza alarak sola doğru yürümeye devam ediyoruz. Yol boyunca işaretleri görebiliyoruz. İç Karia’ya göre bu bölümlerde işaretler çok daha sık ve taze. 500 metre yürüdükten sonra yolun sola kıvrılmaya başladığı bölümde sağ tarafta bizi yoldan ayırarak patikalara yeniden sokan “r” işaretini görüyoruz. Burayı kaçırmamak önemli çünkü Akbük’e doğru inmemiz gerekiyor. Bu işareti kaçırırsanız 500 metre sonra Kultak Köyü’ne ulaşırsınız ki Karia Yolu Kultak'tan geçmiyor.


Yola çıkar çıkmaz soldan yürümeye devam ediyoruz.Bu yol aynı zamanda Kultak Köyü'ne giden yol. Köy merkezi 1 km. kadar uzakta.


Toprak yoldan yürürken aşağıda denizi ve Akbük taraflarını görmeye başlıyoruz.


Bu yoldan yaklaşık 500 metre kadar yürüyeceğiz.


ÖNEMLİ BİR NOKTA daha!!!!. Burada "r" işareti var ama kaçırmamak önemli. Düz gidilirse işaretli yoldan çıkılır ve köye devam edilir.


Yoldan yeniden patikalara girerek aşağıdaki köy yollarına doğru inmeye başlıyoruz.

Rahat bir patikadan yaklaşık 700 metre kadar yürüyerek aşağıda başka bir yola ulaşacağız. Patikaya girdiğimizde etrafımızdaki kayalar ilginç bir yapıya bürünüyor. Sanki eski dönemlerden kalan, “horasan” adı verilen, antik dönemlerin çimentosu olarak nitelendireceğimiz kaya yapıları var. Sanki zamanında burada bir yapı varmış da yıkılmış gibi.

Çam ve pynar ağaçları arasından yaptığımız bu güzel yürüyüş başlangıçta kıvrılarak ilerliyor, bir süre sonra da deniz tarafına doğru görüş alanımız genişliyor aşağıda zeytinlikleri görmeye başlıyoruz.

Denizi ve zeytinlikleri sağımıza alarak hafif bir eğim ile aşağıya inerek yeni bir toprak yola bağlanıyoruz. Toprak yoldan sapmadan direk olarak yolumuza devam ediyoruz.


Patikaya girmemizle arazi yapısı değişiveriyor. "Horasan" gibi sanki çimento ile birleştirilmiş kaya şekilleri arasından yürüyoruz.


Patikalar ve işaretler bu kısmda da görülebilir durumda.


Kıvrılarak aşağıdaki yola doğru iniyoruz.


Başka bir yola sapma riski olmadan yürüyoruz. Yorgunluğumuz yok ama ilk gün her zaman  beklenenden daha yorucu olabiliyor. Malum şehir ve yol yorgunluğu birçoğumuzun aşina olduğu konular.


Bu kısım biraz taşlı. Ayak burkulması yaşamamak için bastığımız yerlere biraz daha dikkat ediyoruz.


Ağaçların arasından yürüyoruz. Nerelere vardığımızı, manzaramızı henüz bilmiyoruz. Sürpriz olacak.


İlk olarak aşağıda zeytinliği ve ileride Datça yarımadasını görmeye başlıyoruz.


Masmavi sulara sahip, doyumsuz Gökova Körfezi'nin tepelerinde oturan bir zeytinlik burası.


Bu bölümlerde kırmızı-beyaz işaretlere ilave olarak tek kırmızı işaretleri de görebiliyoruz. Bunlar da yola ait. Sorun yok. karia Yolu Likya gibi henüz istismar edilmediğinden yanıltıcı işaretlemeler HENÜZ!! yok.


Aşağıdaki zeytinliğe doğru iniyoruz.


Bu coğrafyanın olmazsa olmazı bir tür meşe olan dikenli pynarlara sürtünmeden yürümek olmaz. hele tshirtlerden veya cantaların arkasına girdiğinde öylesine güzel batıyor ki sırtınıza. Bırakın çantayı tshirtü çıkartmak zorunda kalırsınız.


Bu bölümde patika inişi aşağıdaki toprak yola çıkışımızla son buluyor. Aşağıda yola inine sağa sapmadan direk bu yönde yürümeye devam edeceğiz.


Toprak yoldan yürümeye başlıyoruz.

Arkamıza baktğımızda indiğimiz patikaların aslında etkileyici bir kaya yapısı üzerinde olduğunu görüyoruz. Yürürken zaman zaman arkanıza dönüp bakmak lazım. Özellikle vadi geçişi, tepe çıkışı gibi kısımlarda ne kadar güzel birşey yaptığınızı daha iyi anlıyorsunuz.

Yaklaşık 1 km.lik yürüyüşün ardından solumuzda bir zeytinliğe ulaşıyoruz. Zeytinliğe ait barakanın bulunduğu bölüme ulaştığımızda barakayı arkamıza alarak sağa sapıyor ve hafif eğimli bir çıkış daha yapmaya başlıyoruz. Bu taşlı çıkış patika ve traktör yolu gibi. İşaretleri görebilmek bu kısımlarda da mümkün. Kaçırmak pek mümkün değil ama solda barakayı gördüğünüzde sağa yukarıya devam eden patika/tarla yolunu takip etmek gerekiyor. Başlangıçta pek yol gibi durmuyor ama yürüdükçe bol taşlı bir traktör yoluna dönüşmeye başladığı bariz belli oluyor.

Bu arada yeniden yolun heyecanına kapılarak kahvaltı ve öğle yemeği yemediğimizin farkına varıyoruz. Farkına varmamız aç karnımız sebebiyle yorulmaya başlamamızla oluyor. Aslında karnımız aç değil ama vücut enerji harcadıkça yerine koymak için dışarıdan birşeyler vermek gerekiyor yorgun vücuda.

Patika üzerinde verdiğimiz yemek molasında ton balığı ve tuzlu krakeri afiyetle mideye indiriyoruz. Tabii öğün saatlerini aksattığımız için vücudun kendine gelmesi kolay olmuyor ancak yürüyüşü bitrmemize az bir süre kaldığından bu hatamızı şimdilik unutmak istiyoruz. Yarın böyle yapmayacağız kesinlikle.

Yarım saatlik bir molanın ardından saat 14:00’te kaldığımız yerden yürümeye devam ediyoruz.

Bu kısımda işaretler belirgin sadece zeytinlikler içerisinden geçerken biraz dikkatli olmak gerekiyor çünkü yollar otlarla kaplı olabiliyor. Ne olursa olsun yön ve yol genelde belirgin olduğundan kaybolmak veya zaman kaybetmek bu kısımda zor.


Yol zeytinliklerin yanından devam ediyor. Sağda solda işaretler de var. Yanlış girilebilecek bir patika yok.


Arkamızda kalan tepeler. Az önce sağdaki tepelerin biraz daha gerisinde bulunan patikalardan indik. Aşağıdan bakınca bu tepelerin arasında patika olduğuna ihtimal veremiyor insan. Doğa bu yüzden güzel. Keşfetmek için yakınına gitmek, dokunmak, yaşamak, tecrübe etmek gerekiyor.


Yolun bittiği yere kadar yürüyeceğiz.


Sol tarafımız zeytinlik. Bu sene hasat biraz az gibi. Her ağaçta zeytin yok. Geçen sene bu zamanlarda Milas'ın kuzeyinde genç ağaçlar zeytin bolluğundan boyunlarını bükmüşlerdi adeta.


Patika haline dönüşmeye başlayan yolun sonuna doğru geliyoruz. 
Yolun sonunda solda zeytinliğe ait bir depo görüyoruz. Tam buradan depoyu arkamıza alarak sağa yukarıya doğru çıkacağız.


Depo solda kaldı biz sağa doğru çıkıyoruz. Bu noktada işareti bulabilmek sorun olabilir. Yukarıda yeniden başlıyor ama buralarda kaybolmuş. malum burası tarla. İnsanlar çalışıyor, hayvanlar otluyor bu yüzden sürekli şekiller ve işaretli taşların yerleri değişebiliyor.


Depoyu arkamıza alarak sağa yularıya doğru çkışımız başlıyor. Bu Akbük öncesi aşmamız gereken son engebe.


Zeytinlerin arasından devam eden yoldan yürüyoruz.


Kenarda duran taşta kırmızı-beyaz işareti görebiliyoruz. Bu parkurda genel olarak işaretlemeler çok iyi.


Güzel bir zeytin gölgesinin altında yarım saat yemek molasının ardından yola devam ediyoruz. Acıktığımızı kuvvetten düşmeye başlayınca anlıyoruz. Aslında yanlış yapıyoruz.


Peşisıra gelen zeytinliklerin içerisinden yürüyoruz. Buralarda da işaretler var ama biraz dikkatli olmak gerekiyor. sıklığı biraz az.


Zeytinlik


Yürüyüşün en güzel ksımlarından biri.


İşaret azalıyorsa tarla içi yollardan yürüyoruz.


tarlaları birbirine bağlayan kısımlar zaman zaman işaret bakımından sorun olabiliyor dikkatli olmak lazım. Karşıda Akbük'ün doğusunda kalan Çıkın Dağı görünüyor.


Kısa süreli işaret aramamız ve GPS yardımı sonrası yeniden patikaya ulaşıyoruz. Buradan da deniz seviyesine doğru inişimiz başlıyor.


Yeniden zeytinliklerin arasından yürüyoruz. İşaretlere dikkat etmek lazım. Kabaca aşağıdaki Akbük Koyu'nu kerteriz alarak yürümeye çalışıyoruz. Tabii GPS'e de bakıyoruz zaman zaman.


Doğru yoldayız besbelli. Böyle işaretleri belli aralıklarla yapmak lazım. Güzel düşünce.


Artık bünyemiz otomatik olarak patikayı algılıyor. deniz seviyesine doğru iniyoruz. 250 m. seviyelerindeyiz.

Akbük sahillerini görmeye başlayacağımız 300 m. yüksekliğindeki Kocaoğlan Tepesine doğru çıkışımız zeytinliklerin arasından saat 14:30’da son buluyor. Kocaoğlan Tepesinden manzarayı kısa bir süre izliyoruz. Önümüzde Karaburun, karşı sahillerde Sedir Adası ve Marmaris’ten Datça’ya giden yolda Çamlı ve Çetibeli Köylerini görüyoruz.

Akbük’ün sırtını dayadığı Karaburun mevkisine doğru inişimiz yaklaşık 1.5 km. sürüyor. İnişin başında çam ve pynar ağaçları olan sık ve dikenli bitki örtüsü indikçe yerini genç zeytin ağaçlarına bırakıyor.

Yaklaşık 20 dakika süren inişimiz sırasında işaretleri rahatlıkla görebiliyoruz.

Saat 14:50’de toprak köy yoluna ulaşarak Akbük’e doğru adımlarımızı atmaya başlıyoruz. Bugünlük patika inişlerimizi tamamlanın keyfi ile yarın bugünden daha zorlu olan Akbük-Turnalı parkurunu düşünmeye başladık bile.


Koca yaz sıcağında kavrulmuş zeytin ağaçlarının gölgesinden geçerken zaman zaman deniz tarafından gelen tatlı bir esinti yüzümüzdeki teri soğutuyor adeta.


Buralara kadar gelip bu patikadan yürümek ömre bedel.


"Gel peşimden. Yolu buldum." hareketi bu. Yerdeki işareti görmemiş besbelli.


Bir zeytinlikten bir başka zeytinliğe geçiyoruz.


Bu kısım biraz dikkat gerektiriyor. GPS'e teşekkür etmek lazım. Yine de işareti arayınca görülebiliyor. Kaybolmak zor.


Çok kısa süreli bir çıkış. İşaretler kayaların üzerinde


"r" türü işaretleri kaçırmamak lazım. Dar bir patikadan güzel bir manzaraya çıkmamıza çok az bir zamanımız kaldı.


Denize bu kadar yaklaştığımızı tahmin edemedik. Akbük'ün batısındaki Kara Burun'u Kocaoğlan tepesinden selamlıyoruz. Deniz seviyesinden 150-200 metre yüksekliğindeyiz.


Kocaoğlan mevkisinden aşağıya doğru inmeye devam ediyoruz.


Parkurun en güzel kısımlarından biri. Kocoğlan'dan Kara Burun'a doğru iniş.


Karşımızda Kara Burun. Karşı sahilde ise Datça Yarımadası girişinde bulunan Sedir Adası, Çamlı ve Çetibeli Köyleri bulunuyor.


Heyyy!!!. Yürümek, keşfetmek, bilinmeyenlere ulaşmak böylesi bir keyif işte. 

İnişimiz devam ediyor. Akbük Karaburun'un solunda içeride kalıyor.
Patikalar daralsa da işaretlemeler güzel ve taze.



Patika da belirgin.


Pynarlar bacakları çizmeye başlayınca "Deniz seviyesine kadar bu yol böyle gidemez perişan oluruz" demeye başlıyoruz. İtiraf ediyoruz uzun pantolon giymeyi beceremiyoruz. Yapamıyoruz. Herkesin bir zaafı var işte.


Dar patika zeytinliğe ulaşınca keyfimiz yerine geliyor. Zeytinliğin ortasından değil, en sağına doğru yürüyoruz. 


Akbük tam aşağıdaki koy. Zeytinliğin sağına doğru yürüyeceğiz.


Yukarıda az önce indiğimiz dar patikanın bulunduğu makiliği ve budanmış zeytinleri görüyoruz.


Zeytinliğin sağından yürümeye devam ediyoruz.


Yürüdükçe patika da belirgin hale geliyor. Kaybolmak da çok kolay değil buralarda. İlla aşağıda yola inilir bir şekilde. Ama amacımız belli: "İşaretleri takip etmek".


Zeytinlikten artık kullanılmadığı belli olan bir traktör/orman yoluna giriyoruz. 


Artık yolumuz da belirgin. Rahat rahat iniyoruz.


Patika sonunda yola bağlanıyoruz ve yola sağdan devam ediyoruz. Sola gidilirse zeytinliğe ulaşılır. Özetle tekrar buraya geri dönülmek durumunda kalınır. Sağdan aşağı devam ediliyor.

Ören-Akbük arası beklediğimizden zorlu idi. Bunun bir sebebi yürüyüşün ilk gün olması olabilir ama bu parkurlar her ne kadar sahile yakın olsa da inişi çıkışı bol. Karia rotaları biraz tecrübe gerektiriyor. Hem zorluk açısından hem de bakirlik. Malum Likya’da artık yol üzerinde bile işletmeler görülmeye başlandı. Ama bu Karia’da yok.

Toprak yolu takip ederek yaklaşık 500 metre yürüdükten sonra Akbük’ün arkasında kalan, Karaburun’un batısındaki koyu tamamen gören bir noktaya ulaşıyoruz. Batıya (Bodrum yönü) doğru bakan harika bir manzara var burada. İlk günün yorgunluğu uçup gidiveriyor bir anda.


Kara Burun'un batı koyuna doğru iniyoruz.


İndikçe yürüdüğümüz yol köy yolu haline dönmeye başladı. Yerleşimlere yaklaştıkça bu normal tabii.


Karaburun'da fotoğraf ve video molası.


Karşıda Datça yarımadası, doyumsuz Gökova manzarasını izliyoruz.


Batı'ya doğru bakıyoruz. Aralarda tekne yanaşabilecek koylar gözümüze çarpmıyor değil.


Gökova'nın ortasında rüzgar ile ilerleyen, yalnız bir yelkenli. Çok keyifli bir uğraş olsa gerek.


İlk gün sonuna doğru yaklaşıyoruz. İtiraf edelim yorulduk. Daha doğrusu "Akbük'te yürüyüşü bitirelim." deyince bünye otomatik olarak kontak kapıyor.

Kısa bir soluklanmanın ardından Karaburun’a doğru yürüyoruz ve solumuzdaki iki evi geçtikten sonra genelde elektrik direkleri üzerindeki işaretler bizi burunun diğer tarafında bulunan, bugünün son noktası olan Akbük’e indiriyor ve saat 15:00 itibariyle, yaklaşık 6.5 saatlik (1 saat Alatepe’de nar ve Akbük’e inmeden öğle yemeği molası dahil) bir yürüyüşn ardından Akbük sahiline ulaşmış oluyoruz.

Hava’nın kararmasına daha var, yola 1-2 saat daha yürüyerek devam edebiliriz ancak Akbük gibi bir yerde su molası verip dağa bayıra kendimizi vurmak büyük bir hata olurdu.


Solda evleri geçtikten sonra sola doğru kıvrılan yolu takip ediyoruz ve Kara Burun'un doğu tarafına yani Akbük Koyu'na geçiyoruz.


Direk üzerinde işaretler görülüyor. Zaten yanlış yola girmek pek de mümkün değil.


Akbük'ü aşağıda görüyoruz.


Yolu takip edince sağda eski bir sarnıcı görüyoruz ve karşımıza Altaş Pansiyon çıkıyor. Hemen girişte marketi de var zaten. Buna ilave olarak bakkal ve market sahilde de var.


Kaderine terkedilmiş eski sarnıç. Artık kullanılmıyor. "Ne zamandan kalmış? Ne zaman inşa edilmiş?" diye sorduğumuzda bilinmemesi ne kadar acı...


Altaş önündeki iskele. Yazın buralara onlarca tekne demirliyor. Şimdi denizinden insanına kadar yorucu bir yazın yorgunluğunu atıyor. 


Koyun batı tarafı.


Burası da koyun doğu tarafı.

Akbük’te el ayak çekilmiş. Her yer sakin. Geçtiğimiz bayramda sadece buraya bir günde 3000’e yakın aracın geldiği söyleniyor. Böyle bir rakamı hayal etmesi bile kafamızı allak bullak ediyor.

Eğer tatil döneminde gelmediyseniz Akbük sahilinde bir yerlerde kamp atmak kolay. Sahilde bakkal var. Biz ilk olarak Altaş Pansiyon tarafından giriş yaptığımız ve çevre de kalabalık olmadığından pansiyonun sahildeki restorantına çantalarımızı bırakarak denize girmek üzere deniz moduna bürünüverdik.

İnsan bünyesi gerçekten çok ilginç. Kafada bir kere nerede yolu bitireceğini planladıktan sonra daha ileri gitmek için onu zorlayamıyorsunuz. Daha denizi görmeden Akbük’te bugünü bitirip denize girme hayali kurduktan sonra bacaklarımız Akbük girişinde adeta fren yaptılar.

Zaman kaybetmeden denize giriyoruz. Deniz suyu sıcaklığı Ekim ayı içerisinde olmamıza rağmen oldukça iyi. Yürürken bira veya rakı canımız çekmiyor fakat burada, harika bir sonbahar gününün sonunda, “sahilde bira içmeden olmaz” kararına varıyoruz. Akbük ülkemizde imar izninin halen olmadığı, sayılı yerlerden biri. Arsalarda betonarme yapılaşma birkaç istisna dışında görülmüyor. Genelde derme çatma ahşap kulübeler veya konteynırlar bulunuyor. Tabii zamanında yapabilen birşeyler yapmış. Geçtiğimiz tatil döneminde günde 3000 araba geldiğini duyduktan sonra buraların imara açılması çok da uzun sürmez gibi.

Deniz kenarında boydan boya bir yürüyüş yapıyoruz ve akşamüzeri bira keyfimizi bakkalın önündeki tahta iskelede yapıyoruz. İlk günü burada noktalayarak doğru bir karar vermişiz.


Balık sezonu olunca gözlerimiz balıkçı teknelerine kayıyor haliyle. Akşam menüde ızgara Karagöz var. Bu arada koyun yaslandığı çamlık birkaç sene önce büyük bir yangın geçirmiş. İşte doğa böylesine kuvvetli. Zamanla verdiğini geri alabiliyor.


Denize girdik. Şimdi günün yorgunluğunu çıkartıyoruz. Akbük'te günü bitirmek güzel bir tercih.


Biz sahilde boş boş otururken koya sakince girip demirleyen br tekne. Acaba nereye park etse? Trafik çok.


Akbük aynı zamanda tekne turu yapanların uğradığı ve ikmal yaptıkları bir yer.


Gün sonunda ormanı, koyu, denizi izlemek işte böylesine güzel...


Sürekli sağdaki (batı) manzarayı gösterdik, solda manzara da böyle. Seyrettikeçe buradan ayrılmak istemiyor insan. Bu tepelerin ardında yarın aşacağımız Kıran Dağı bulunuyor.


Hep dağ bayır göstermeyelim. Denizin rengi de böyle.


Alkol yürüyüş sırasında pek adetimiz değildir ama burada tutamadık kendimizi. Yolda çevirme olabilir diye çekiniyoruz. 


Yürüyüş dostlarla, güzel insanlarla birlikte olunca keyifli oluyor. 1980lerden bu yana değişmeyen tek şey bu tür aktiviteleri beraber keyifle yaptığımız. Kavga etmesini bile bilemedik.

Keskin bir manevra ile akşam yemeğinde yanımızda taşıdıklarımızın yerine ızgara balık yemeğe karar verdik. Menümüzde Karagöz var. Daha bu sabahın balığı. Buralara gelip tadına bakmadan olmaz. Bu bölgelerde yaptığımız her yürüyüşte kendimizi bir gün (genelde yürüyüş sonlarında) bile olsa mutlaka balık ile ödüllendirdik.

Akbük’te çadır kuracaklar sahilin ortasındaki açıklıklara çadırlarını atabilirler. Biz Akbük’ün sakin bir dönemine denk geldiğimiz ve sadece iki kişi olduğumuzdan Altaş Pansiyon’un terasına çadırımızı atmak için izin aldık. Burada pansiyonun bakkalı da mevcut. Altaş Pansiyon yürüyüşçülere alışkın. Akbük’te pansiyon ücretleri biraz yüksek.


İskele üzerinde bira degüslasyonu yapıyoruz. Bir tadına bakıp ineceğiz.

Çevre tenha olunca Altaş Pansiyon'un tepesinde kampımızı attık. Çadırı Mehmet'in  önündeki boşluğa kurduk. Bu her yürüyüşçü için mümkün olmayabilir. Ancak sahilde de çadır atılabilecek yerler mevcut.

Bu parkuru yürüyeceklere Akbük’ten ileriye ertesi gün devam etmelerini, hava yağmurlu bile olsa bu dingin ve sessiz yerde bir gece geçirmenin keyfine varılmasını tavsiye ediyoruz.

İç Karia sonrası devam ettiğimiz Gökova parkurları beklediğimizden sert başladı. İnişi çıkışı bol. Hani ilk gün olmasa üzerimizdeki yorgunluğun sebebini başka yerlerde arayacağız. Zira ikinci gün daha zorlu olacak ancak performansımız olması gereken yere gelecek.

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates