2016 - İç Karia - 1.GÜN (Milas - Beçin - Bahçe - Çamovalı - Karacahisar - Çiftlik)

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1. GÜN PARKUR DETAYLARI:
1. Gün Başlangıç: 08:00 (Beçin Kalesi)
1. Gün Bitiş: 18:30 (Çiftlik)

Toplam mesafe: 34 km.

* Milas (Otogar) – Milas (Üçyol/Bodrum Sapağı) – 4 km. (Toplam mesafeye dahil DEĞİLDİR)
* Milas (Üçyol) – Beçin Kalesi 2 km.
* Beçin - Bahçe 7 km.
* Bahçe – Çamovalı 10 km.
* Çamovalı – Karacahisar 8 km.
* Karacahisar – Çiftlik – 7 km.
Su: İç Karia’nın Kuzey (Beşparmak (Latmos)) parkurlarında olduğu gibi çoğunlukla yerleşimler arası mesafeler kısa. Bu sebeple yürüyüş boyunca ekstra su taşınmasına gerek yok. Parkur üzerinde yerleşimler haricinde fazlaca su kaynağı yok. Ancak her köyde su bulabilmek mümkün. Gerektiğinde yerel halktan da istenebilir.
Milas Üçyol’dan Beçin’e doğru yürürken Beçin’de ve Beçin Kalesi’nde çeşme ve akan su kaynağı var. Karacahisar’dan Çiftlik yönüne doğru asfalttan yürüyüşe başlandığında solda yolun kenarında bir hayrat bulunuyor.
Karacahisar’a doğru Suçıkan mevkiinde Suçıkan deresi var. Sebebini bilinmez ama içilemeyeceği söylenmiş olsa da buranın da bir su kaynağı olabileceği bir köşede unutulmadan bulunursa iyi olur.
Geçilen her köyde bir bakkal olduğunu, yeme/içme ikmali yapılabilir. Bir tek Çamovalı'da bakkal her zaman açık olmayabiliyor. Öğleden sonra açılıyor.

Konaklama: Bu parkurda da pansiyon türü konaklama imkanı yok. Yürüyüşçüler kamplı yürüyebilirler. Çadırsız yürüyüş tercih edilecekse tek seçenek Milas veya biraz daha uzakta bulunan ancak deniz imkanı da olan Ören’de konaklanıp, araç kiralanarak günübirlik yürüyüş planı yapmak en mantıklısı. Tüm yerleşim araçla ulaşım kolay olduğundan bu tür bir planlama eğer bütçe sorunu yoksa problem olmayacaktır. Yerel halk çok yardımsever olduğundan kalabalık bir grup değilseniz evinin bahçesini sundurmasını, çardağını sizlerle seve seve paylaşacaktır.
Sonuç olarak kamplı yürüyecekler için zaten bir sorun yok. Her yer doğa. Uygun yer çok. 
Karacahisar muhtarı Şefik Musluk bölgeyi oldukça iyi biliyor ve yardımsever. Bir ihtiyaç olduğunda gönül rahatlığı ile aranabilir. (+90-539-762 21 01)

Parkur Zorluğu: Bölgenin sürdürülebilir turizm anlamında önemli bir desteğe ihtiyacı var. Yerleşim, insan, tarih coğrafya açısından mutlaka görmek lazım fakat yürüyüşçü sayısının artması için yol işaretlerinin mutlak olarak yenilenmesi gerekiyor. Bazı bölümlerde kırmızı-beyaz haricinde kırmızı çizgilerle karşılaşıldığında şaşırmamak lazım. Bunlar da yol işareti.
Milas’ın güney parkurlarının (Milas-Beçin-Karacahisar-Bozalan) Latmos’a göre bölgede bulunan yürüyüş grupları tarafından daha sık yüründüğünü, işaret bakımından daha zengin olduğunu, yükselti bakımından daha az ve kolay olduğunu da da belirtmek lazım.
GPS olmadan yürünmesini tavsiye etmiyoruz çünkü yol boyunca işaretler düzenli gibi dursa da bazı kritik yol ayrımlarında, işaretin olması gerektiği yerde işaret bulunmuyor. Aşağıda güncede detaylı belirttik ancak zaman kaybı yaşatabilecek bu noktaları kaçırmamanız için kısa bir özet geçecek ve en önemli üçünü belirtecek olursak;
  • Beçin kalesinden sonra kesilmiş ağaçların bulunduğu geniş düzlükte sağda yukarıdaki makiliğe doğru tam bir diagonal yürünmesi,
  • Bu düzlükten sonra ulaşacağınız evi tam arkanıza alarak karşısındaki zeytinliğin arkasından dolanılması,
  • Bahçeköy’ün son yerleşimine ulaşıldığında toprak üçyolda sapmadan dümdüz yürümek,
  • Bahçe’den Şeytancık eteklerinden yapılan orman yolu yürüyüşünün yaklaşık 5 km. sinde Çamovalı’ya doğru giden asfalta doğru bağlanan ara sapağı kaçırmamak (BU NOKTA ÇOK ÖNEMLİ),
  • Çamovalı sonrasında orman yolundan yapılan yürüyüşte sağa kıvrılmadan (yıkık çoban evi ve dere yatağına doğru inmeden) sola patikadan tırmanarak yürümek (BU NOKTA ÇOK ÖNEMLİ),
  • Karakoyun mevkiinde kesimin olduğu çok geniş düzlükte bir yerlere sapmadan Karacahisar yönüne doğru dümdüz yürümek,
  • Karacahisar’dan Çiftlik’e doğru giderken 3. Km’de asfalttan solda tarlalara giden toprak yolu kaçırmamak (BU NOKTA ÇOK ÖNEMLİ) gerekiyor.
Mesafe kısa, çok sayıda yerleşim, yükseltiler az olduğundan, dinlenerek sakin bir şekilde tamamlanabilecek bir parkur.
Ege ve Akdeniz bölgesi yazın çok sıcak olduğundan yürüyüşleri mümkünse İlkbahar veya sonbaharda programlamanızı öneririz.


Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.




HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Nerede kalmıştık? Bu sefer Milas’ta bıraktığımız yürüyüşe arayı çok açmadan, havalar ısınmadan, yolumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Ekim 2015’e göre yol boyunca gözle görülür fark, zeytinlerin yerinde ağaçların henüz çiçekte olması. Her yer zeytin çiçeği ve sapsarı polenleri ile boyanmış halde olacak.

Geçen sene yürüyüşe Milas’ta nokta koyarken,bıraktığımız yerden başlayıp Gökova Körfezi’ne inip Karia Yolu boyunca sayılabilecek “İç Karia” parkurlarını tamamlamaya karar vermiştik bile.

Planımıza göre 28 Nisan akşamı son uçakla İstanbul’dan Milas’a ulaşıp hava yağmurlu değilse saat kaç olursa olsun Milas’ın 3 km. güneyinde bulunan Beçin kasabası civarlarında kamp atmayı planladık.


28 Nisan 2016 -  Son Sabiha Gökçen-Bodrum uçağının son yolcuları.



İstanbul’da hava durumunu kontrol edip Milas’ta hava sıcaklığı ve şartlarının çok iyi olduğunu öğrendikten sonra heyecanımız biraz daha artıyor. Bilinmeyene doğru gitmek, patikalardan uzun mesafeler yürüyor olmak, dağları bayırları aşmak büyük keyif veriyor. Kendimize yol boyunca hedefler koyuyoruz ama hırs hiç yapmıyoruz. Önceliğimiz keyif. Zaten kılıkırk yarıp buralara geliyoruz. Sınırları zorlamak, adrenalin tabii ki var ama hırsımız, acelemiz yok.



Uçak Milas havaalanına iner inmez taksi ile Milas’a giderek üçyolda iniyor ve kamp atmak üzere Beçin’e doğru yürüyüşe başlıyoruz. Milas ‘a göre yürüyeceğimiz parkurlar İç Karia’nın güney rotaları. Ekim 2015’te yürüdüğümüz Başparmak Dağı parkurları Milas’ın kuzey kesiminde yer alıyor ve güney rotalarına bağlanmak için şehir merkezi içerisindeki yollardan yürüyerek güneye yani Beçin’e doğru yaklaşık yol alıyorsunuz. Ovaya kurulmuş şehirde sizi kuzeyden güneye bağlayan 5 km. civarındaki yerleşim içi yollar düz. İniş, çıkış yok. Milas aslında ihtiyaçlarınızı gidermeniz için çok uygun bir zamanda karşınıza çıkıyor.



Şehir içerisinden geçerken market ihtiyaçlarınız karşılayabilir, uzun bir yürüyüş yapıyorsanız, bütçe sorununuz da yoksa Milas içerisinde otellerde bir gece konaklayabilir, banyo yapar karnınızı doyurursunuz. Milas sahil kenarı bir yerleşim değil dolayısıyla otel fiyatlarının çok yüksek olacağını düşünmüyoruz.

Milas içerisinden yürürken ayrıca görmeniz gereken bazı tarihi eserler de mevcut. Labranda’ya doğru giden yolun başlangıcı sayılan kemerli kapı olan Baltalıkapı. Karialıların dini sembolü olan çift ağızlı baltayı (labrys) kemer üzerindeki kilit taşında görebilirsiniz.

Milas’ın batı ucunda bulunan Gümüşkesen adı verilen nekropol alanı, ülkemizin önemli arkeolojik keşiflerinden olan, 2012’de UNESCO Dünya Mirası Geçici listesine eklenen, Karia satrapı Hekatomnos’a ait anıt mezar görülebilir. Anıt mezar çevresinde klasik antik döneme ait en uzun şiir bulunmuştur.

Bunlarla birlikte, müzesi ve Macar evleri ile Milas’ta kendinizi yenilemeniz ve çantasız bir gün geçirebilmeniz mümkün.

Özetle Milas’a kuzeyden ulaştıktan sonra yaklaşık 5 km.lik bir yürüyüş içe Üçyol’a yani sizi Beçin’e götürecek Ören yolunun başına ulaşıyorsunuz. Kuzeyden gelirken Ören yolu tam karşınızda olmak üzere havaalanı ve Bodrum sağınızda kalıyor.

Beçin’e ulaşmak ve işaretlere kavuşmak için Milas’ta Ören sapağında inmeniz gerekiyor.

Milas Üçyol’da (Ören sapağı) inerek yürüyüşe başlıyoruz. Milas’ı yukarıdan gören, işaretlerin biri götürdüğü Beçin Kalesi’nde su durumunu bilemediğimiz için yol üzerindeki bakkaldan su alarak Ören’e giden karayolu üzerinden yaklaşık 1.5 km yürüyoruz. Yol üzerinde birşeyler yiyip içebileceğiniz kahve de bulunduğunu belirtelim. Saat 00:00’e yaklaştığından bir an önce çok uzağımızda olmayan Beçin Kalesi’ne doğru yürüyoruz.

Üçyol'dan yürüyüş başlıyor. Milas-Ören yolu.

Ören karayolu ile 42, Karia yolu ile yaklaşık 70 km.

Beçin sapağına doğru yoldan 1.5 km. kadar yürüyoruz. Sağ tarafta bakkal ve kahve bulunuyor.

Beçin kasabasının girişine ulaşarak sağa doğru girip asfalttan ayrılıyoruz. Bu arada marketten su satın almasanız da çok dert etmeye gerek yok çünkü Beçin girişinde çeşmeler var. Ayrıca Beçin Kalesinde de akan su kaynakları da bulunuyor.

Gece vakti yoldan çıkma sorunu yaşamamak için GPS sürekli açık ve önümüzdeki yolu kontrol halindeyiz. Hem çevrede işaret görülmüyor, hem de günce için daima kayıttayız.

Beçin sapağı

Beçin içerisinden kaleye doğru patikalara girmeden köy içi yollardan yukarıya doğru tırmanmaya başlıyoruz.

Beçin Kalesi deniz seviyesinden 170 metre yükseklikte, birçok medeniyete gözcülük yapmış büyük bir yerleşim aslında. Kale diyerek geçmemek lazım çünkü arkasında oldukça büyük bir yerleşim alanı var. Özellikle Menteşeoğulları döneminde inşaa edilmiş türbeler, medrese, külliye gibi yapılar bulunuyor.

Menteşeoğulları tarafından kurulmuş şehirin adı Ortaçağ kaynaklarında ”Pezona”, Türk ve İslam metinlerinde “Barçın”, sonraki dönemlerde “Peçin” olarak geçiyor.

Anadolu Selçukluları’nın dağılması (Kösedağ Savaşı (1243) sonrası başlayan süreç) ve Anadolu’da ortaya çıkmış çok sayıdaki beyliklerden biri olan Menteşeoğulları’nın (Emir Menteşe) başkenti Milas’tı. Bu sebeple Beçin’in 1300’lü yıllarda en parlak dönemini yaşadığı aşikardır. Menteşe Beyliğinin Fetret Devri sonrası tamamen Osmanlı’ya bağlanmasının ardından Beçin önemini kaybeder ve kale bir dönem hapishane olarak da kullanılmış.

Yine daldık tarihin derinliklerine. Solumuzda kalenin tepesindeki Türk bayrağını görüyoruz ve cılız yol ışıklarının aydınlattığı yolda tırmanmaya devam ediyoruz. Yukarıya doğru çıkan bir kamyonet bizi yukarıya kadar götürmeyi teklif etse de artık bacaklarımız bizi taşıyacak. Motorize olmayacağız yolun sonuna kadar. Yolları yürüyerek keşfedeceğiz. Adım adım.

Yaklaşık 500 metre yürüyüp, özellikle sonuna doğru giderek dik hale gelen kale yolundan çıkıyor, tam bir “U” dönüşü yapmamızın ardından ileride kalenin girişindeki güvenlik noktasını görmeye başlıyoruz.

Kale girişine ulaştığımızda güvenlikte duran görevli ile selamlaşarak çadır kurabileceğimiz bir düzlük bulup bulamayacağımızı soruyoruz. Yukarılarda düzlükler olduğunu ve dilediğimiz yerde durabileceğimizi söylüyor.

Kale içerisindeki yollar bölgenin Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından geçtiğimiz 2 sene içerisinde araştırılmaya başlanmış olduğundan oldukça güzel restore edilerek parke taşlar haline getirilmiş. Solumuzda koca kaleyi görürken çevrede çok sayıda irili ufaklı yapılar gecenin karanlığında gözümüze çarpıyor.

Kale içi yollara girer girmez otların arasına gizlenmiş yürüyüşümüzün ilk işaretini görüyoruz.

Solda kale civarında düzlük arasak da ortalıkta düzlük görünmüyor. Biraz daha yürümeye karar veriyor, yukarılarda aradığımız düzlüğe ulaşabileceğimizi ümit ediyoruz. Bu arada kalenin dibinde ilk yol tabelası karşımıza çıkıyor.

Kaleye çıktık. Gece bile olsa içgüdüsel olarak işaretleri otların arasında bulduk.

Haydi uykuya...

Kalenin dibindeki yol tabelası. Rakamlar doğru.

Parkur üzerinde yukarıya doğru yürürken arkamızdan motoru ile güvenlik geliyor. Gelmesinin sebebi bize çadır kurabilmemiz için düzlük bir yer gösterebilmek. Hemen karşımızdaki Ahmet Gazi Medresesi’nin ön bahçesinde kamp atmak için bize oldukça uygun bir alan gösteriyor. Medrese bahçesinde bulunan kadim bir zeytin ağacının altına saat 00:30 civarında çadırımızı kuruyor, kendimizi sabah yapacağımız yürüyüşe hazırlıyoruz.

Çadır hatırası. Keyifler yerinde.

Beçin Kalesi muhtemelen çok daha eski uygarlıklara da evsahipliği yapmış bir bölge çünkü külliye ve medreseler haricinde daha eski yapıları da görebiliyoruz.

Bir bakıma bu bölgenin koruma altına alınması iyi olmuş çünkü kale ve çevresindeki medreseler ve yapılar son yıllarda acınası durumdaymış. Defineciler, sarhoşlar derken çok tekin yerler değilmiş anlattıklarına göre. Tabii bu durumun bir getirisi varken götürüsü de olmuş. Bu da her Cuma yöre halkının burada toplanıp keşkek dağıtmasıymış. Neredeyse her hafta Cuma günü yapılan bu hayır işi, adağı olan biri tarafından yapılırmış. Şimdi bu alan koruma altında olduğundan bu gelenek de kaybolup gitmiş haliyle.

Yarın yapacağımız yürüyüşün sıcak olacağından habersiz, gece serin bir havada o kadar güzel bir uyku çekiyoruz. Yürüyüş günleri sonunda yorgunluk sebebiyle zaman zaman geceleri hararet basıyor. Henüz yürümediğimiz için bu gece üşüyoruz. Yaza uygun uyku tulumlarımız yetmiyor. Çok da dert etmedik açıkçası artık doğanın bir parçası olmaya hazırız.

Kuzey parkurlarına göre güney rotasının biraz daha düz olduğunu söylemek mümkün. Beşparmak etapları daha dağlık ve tepeleri aşarak yüründüğünden biraz daha zor parkurlar bulunuyor.

Sabah saat 06:00 uyanan Altuğ kale içerisinde biraz gezintiye çıkarken Mehmet uykusuna devam ediyor.

Gece de farkına varamadık ama sabah çadırımızı böyle güzel bir yere kurmuşuz. Ahmet Gazi Medresesinin yanı.

Dingin sabah güneşi Ahmet Gazi Paşa Medresesi'ni aydınlatmaya başlıyor.

Altuğ kale içerisine girip dün akşam göremediği panoramik Milas manzarasını seyrediyor. Kale içi ve çevresinin SİT alanı olması sebebiyle dibindeki evlere akıl erdirebilmek mümkün değil. Kalenin adeta içerisindeki köy evlerin inşasına neden izin verilmiş olabilir acaba?

Beçin kalesi ve çevresini gezmek için zaman ayırmak lazım. Sadece kale değil arkasında bulunan diğer yapılar da çok etkileyici. Bahçeköy öncesinde bir saatlik bir mola burası için yeterli olacaktır.

Bu arada çadıra ulaşan Altuğ güvenlik görevlisinin çadırımızı kontrole geldiğini görüyor. “Rahat yatabildiniz değil mi?” diye soruyor sağolsun. Vardiyası bitiyormuş bize “hoşçakalın” demeye gelmiş. Kısa sohbette Altuğ kale ve çevresinde eve nasıl izin verildiğini soruyor ve güvenlik görevlisi de tahmin edilen cevabı veriyor. Zamanında kaçak yapılmış sonra yıkılamamış. Kontrolsüzlük sonucunda bu olmuş. Bu arada güvenlik görevlisi Sakarkaya’lıymış. Artık buraları yürüdükçe köyleri de tanıyoruz ve sohbet daha samimi hale geliyor. Bizi ağırlayan Sakarkaya muhtarını anlatıyor ve hal hatırını soruyoruz. Hepsine yanıt alıyoruz ki bizimle sanki hemşerisiymiş gibi sohbet ediyor. Yol hikayelerimizin bir kısmı da bu tür sohbetlerle ortaya çıkıyor zaten.

Beçin Kalesinin arkasında kalan, geneli Menteşeoğulları döneminden kalan yapılar.

Yapıların birçoğu medrese kalıntısı

Kalıntıların arasından ilkbahara merhaba diyen bir zambak

Buraları gezmek için 1-2 saat zaman ayrın.

Kale girişindeki Beçin tabelası

Kaleye adım adım çıkılıyor. Mutlaka bunu yapın.

Kale çok sayıda medeniyet gördüğünden yapı üzerinde yapı var.

Kaleye çıkış.

Kale içi yapılar. Bu muhtemelen bir burç.

Kaleden Milas manzarası.

Milas'tan Beçin'e doğru baktığınızda göreceğiniz bayrak bu.

Kalenin tepe noktasındaki kalıntılar. Bu kalıntıların arkasında da evler var. Neden zamanında izin verilmiş acaba?

Beçin'den İç Karia'nın Kuzey parkurlarına (Latmos) doğru manzara.

Milas

İniş başlıyor.

Çok etkileyici bir yapı burası.

Adım adım, keşfederek iniyoruz.

Burçlar

Dev duvarlar ve burçlar arasından geçiyoruz.

Koca duvarlar adeta ufacık kapılar açarak yol veriyor.

Kale içi yapılar.

Kale'nin arkasındaki yapılar. Çoğunluğu gezilebilir ve ayakta. Pamukkale Üniversitesi bölgede çalışıyormuş.

Çadıra geri dönüş. Ahmet Gazi Paşa Medresesi önündeki yukarıdan gelen sularla dolan bir havuz ve çeşme de var.

Çadıra ulaşıp Mehmet’i uyandıran Altuğ yürüyüş için toparlanmaya başlıyor. Ardından Mehmet de çadırdan çıkıp yol hazırlığını yapıyor.

Zeytinliklerine gelen köylüler ile selamlaşarak saat 08:00’de yola çıkıyoruz. Hedefimiz Bahçeköy üzerinden Karacahisar’a ulaşmak. Bu arada Cuma günlerine özgü Keşkek geleneğinin kalmadığını da buraya gelen köylülerden ayaküstü öğreniyoruz. Hemen anlatıveriyorlar.

Geçtiğimiz aylarda yürüdüğümüz parkurlarda işaret sorunu olduğunu bildiğimizden bu sefer daha hazırlıklıyız. GPS’e bakarak yolumuzu tespit ediyoruz. Bu bölümde işaretlemeler daha fazla ve belirgin. Bir kısmının da yakın zamanda yenilendiğini de belirtmek lazım. Yine de bu bölümleri GPS olmadan yürümemek lazım çünkü işaret aranan bölümlerden de sıkça geçtik.

Ahmet Gazi Medresesi ve Beçin Kalesi’ni arkamızda bırakarak antik yerleşimlerin arasından yukarıya doğru çıkıyoruz. Yukarılarda bile medreseler (Karapaşa Medresesi) görülüyor. Yürüyüşe başlamamızdan yaklaşık 500 metre kadar sonra son eve ulaşarak sola doğru devam eden geniş bir patikadan yürümeye devam ediyoruz. Bu patika bir süre sonra daha da genişleyerek toprak bir orman yoluna dönüşüyor. Çam ağaçları ile çevrelenmiş bu yolda yaklaşık 1.5 km. kadar yürüyoruz. İlerledikçe etrafımız açılmaya başlıyor, görüş genişliyor, hatta kısa sürede o kadar çok açılıyor ki koca bir ovanın ortasında buluveriyoruz kendimizi.

Toparlandık ve yürüyüşümüz başladı. Kazı ekibinin yazın çalıştığı binanın önünden geçiyoruz.

Buradaki zeytin ağaçları oldukça yaşlı. Her yerde bir kalıntı da görülüyor.

Yükseldikçe kalıntılar bitiyor sanmayın.

Hafif bir tırmanışla patikalara doğru vuruyoruz kendimizi.

İleride bir arkeolojik yapı tabelası karşımıza çıkıyor. Buralarda çok işaret görünmese de yollar belirgin.

Daha yukarıda kalan Karapaşa Medresesi'ne ulaşarak sağa sapıyoruz.

Karapaşa Medresesi levhası.

Medreseyi solumuza alarak yürümeye devem ediyoruz.

Mederese içi kalıntılar.

Medreseyi geçtikten sonra karşımıza bu ev çıkıyor yol da zaten burada sola dönüyor.

Evin önünden sola döndük ve yürüyüşe devam ediyoruz.

Bu bölümde işaretler yerlerde olabiliyor. Aslında Karia'da çok gördük bunu ki zamanla silinip, kaybolup gidebiliyor.

Geniş bir yoldan yürüyoruz.

Bu bölümler çok zorlu değil sağa sola sapmak yok.

Hafif hafif çıktıkça çıktığımız açıklık genişliyor.

Bu açıklıkta belli bir düzende dizilmiş ağaç kütükleri, çalışan ormancılar görülüyor. Milas orman yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük ilçelerinden biri. Yakın çevrede kesilen çam ve diğer ağaçları bu alanda toplanıyor. Bu ağaçlar neden ve hangi amaç doğrultusunda kesiliyor onu da bu manzara ile anlayamıyoruz tabii.

Kesilmiş ağaçların toplandığı bu alanı bir kare gibi düşünürsek biz bu kareye sol alt köşesinden girip sağ üst köşesinden tam bir köşegen çizerek çıkıyoruz. GPS’e kayıtlı rota bile Afrika ülkelerinin sınır çizgileri gibi dümdüz.

Bu alanı köşeden köşeye aşarak daha yaşlı ağaçların olduğu bir alana daha ulaşıyoruz. Buradaki ağaçlar daha geniş gövdeli sedire benziyor gibi ancak neredeyse hepsi çürümeye yüz tutmuş. Her ağaç öbeğinin üzerinde ne zaman kesildiğine dair bir markalama bulunuyor. Çok da yeni tarihli değiller.

Geniş bir açıklığa ulaşıyoruz.

İleride iş makinalarının bu geniş alanda kesilmiş ağaçları düzenlediklerini görüyoruz.

Mehmet illa bir yokuş, bayır çıkacak. Rahat durmuyor. Gün sonunda görüşürüz onunla.

Ağaç kütüklerinin olduğu alana ulaşıyoruz. Tam öndeki çalıları geçinde sağa doğru saparak bu alanın yanından yürümeye devam edeceğiz.

Ağaç toplama alanına girmeden sağa saptık ve solda yukarıdaki ağaçlık alana doğru yürüyoruz. Buralarda GPS kullandığımız için çok şanslı olduğumuzu söylememiz lazım. Çok zaman kazandırdı.

Çalışma alanını solumuza alarak yukarıdaki ağaçlık alana ulaşıyoruz.

Bir araya toplanmış kesilmiş ağaçlar umarız kesildiği yere dikiliyordur veya doğa kendi haline büyümeye bırakılıyordur.

Soldaki ağaçlık alana girer girmez bir başka geniş alana ulaşıyoruz. Şimdi hedef tam ilerideki çamlık. Soldaki büyük çamın yanından devam ediyor yol. Bu fotoğraftan daha iyi tariflenebiliyor. İşaretler görülmüyor veya sık değil.

Keşilmiş ağaçlar. Bunlar oldukça eski tarihli. Böyle istif halde duruyorlar.

GPS’e baktığımızda izler bizi karşıdaki çam ormanı girişine doğru götürüyor. Bu orman girişine doğru ilerlerken çam ormanı içerisine giren tahta telefon direklerine doğru adım adım yaklaştığımızı farkediyoruz. Açıklığa çıktığımız andan itibaren işaret göremediğimizi, GPS olmadığı takdirde uzun bir süre işaret arıyor olacağımızı belirtelim. Beçin ve Bozalan arasındaki kısımlar Beşparmak parkurlarına göre işaret anlamında daha zengin ama GPS’in gerektiği kısımlar da azımsanmayacak kadar fazla. GPS kullanarak 10 dakika bile kaybetmedik desek yeridir.

150-200 metre kadar yürüyerek çam ormanı içerisine giriyoruz. Solumuzda ise yüksek tel örgüler ile çevrilmiş zeytinlik bulunuyor. Geniş sayılabilecek yoldan yürürken de yerlerde işaretler karşımıza yeniden çıkmaya başlıyor. Dediğimiz gibi işaretler çoğu zaman sorunsuzdu fakat kopukluk olduğu zamanlarda da ciddi boşluklar meydana geliyordu. Arayıp durmak lazım işaretleri. Salt kitap ve harita ile yürüyeceklere itina ile duyuruyoruz.

Çamlığın içerisinden 400 metre kadar yürüdükten sonra yeni bir açıklığa daha ulaşıyoruz. Toprağın turuncuya çalan kahverengi renginin sıcaklığı gözümüzü alıyor adeta. Bu açıklıktan sonra telefon direklerini takip etmeyi bırakarak sola doğru kıvrılarak 300 metre kadar yürüdükten sonra toprak araç yoluna çıkıyoruz.

İleride soldaki büyük ağacın yanından giden patikaya doğru yürüyoruz.

Ağaçların toplandığı düzlüğü arkamızda bıraktık. Yoldan yürümeye devam ediyoruz.

Yeniden bir düzlüğe daha çıkıyoruz. 

Direklere paralel yürüyoruz.

Bu noktadan sonra direkleri takibi bırakıyor, sola doğru devam ederek köy yoluna çıkıyoruz. 

Yola çıktıktan sonra sağa doğru devam ederek bu toprak köy yolundan yürüyoruz. Sağımızda bodur ve sık olmayan çam ağaçları görülüyorken solumuzda tel örgüler ile çevrilmiş çok sayıda zeytinlik görüyoruz.

Yaklaşık 1 km.den az yürüyerek yolun sağa doğru kıvrıldığı noktada biz sola doğru yürüyerek, kendimizi Bahçeköy’e doğru götürecek patikalara doğru bırakıyoruz. Sola saptıktan sonra etraftan insan sesi duyuyoruz ki hemen karşımıza çıkan ikinci yol ayrımında GPS sağa doğru gitmemizi söyleyerek bir evin bahçesinin önünden geçiriyor.

Ev ahalisi ile birbirimizi görmemizin ardından selamlaşıyoruz ve bize yolu gösteriyorlar. Kimsede “Bu adamlar nereden gelir, nereye gider” şaşkınlığı yok. Böyle de olmalı zaten. Beçin’den başlayarak, sahile (güneye) doğru İç Karia parkurlarının sıkça yürünen kısımlarını yürüyoruz. Dolayısıyla bu kısımlarda yerli halk bizim gibi yürüyüşçülere alışkın. Selamlaşma sonrası hemen tarif geliyor. “Yol, işaretler hemen şurada, karşıda” diyiveriyorlar.

Köy yoluna çıkıyoruz ve sağa doğru sapıyoruz.

Sabah serinliği halen devam ediyoruz. Hava da bugün açık olacak gibi gözüküyor.

Köy yolunda ilerlerken solumuzda zeytinlikleri geçiyoruz.

Anlaşılan burada da dağları kesip bu taşları çıkartmışlar. Nerede yapıldıysa, yapılıyorsa tam bir doğa katliamı.

Zeytinlik içerisindeki baraka. Merhaba diyerek yola devam ediyoruz.

Armutçuk mevkiine doğru yaklaşıyoruz.

Yeni ekilmiş zeytin ağaçları. Ömürleri uzun olsun. Zaten uzun ömürlüler de kesmek isteyeni çok.

Zeytinlikleri geçmeye devam ediyoruz.

Sola sapıyoruz. Elektrik direği üzerinde işaret görülüyor zaten.

Burada da sağdaki çam ağacı üzerinde işaret görünüyor. Sağdan yürümeye devam ediyoruz. Zaten yerleşim belirtisi olduğu saptıktan sonra anlaşılıyor.

Sağa saptıktan sonra Armutçuk mevkiisine ulaşıyoruz.

Evin önüne doğru ilerliyoruz. Yaklaşık olarak, karşıda görünen direğin dibinden sola saparak çayırlara doğru gireceğiz.

Eve ulaşıyoruz. Ev ahalisi bize "böyle aşağıya dümdüz inin" diyerek yol gösteriyor sağolsunlar.

Evlerinin balkonunda bizi izleyen insanların önünden geçtikten hemen sonra, evi arkamıza alarak hemen karşımızdaki zeytin ve meyve ağaçlarının bulunduğu bir bahçenin yanından geçip, bahçenin arkasından sağa (batıya) doğru dönüyoruz. Bu mevkiinin adı Armutçuk.

İçerisinden yürüdüğümüz tarlalar henüz sürülmemiş ama yakın zamanda ekinler toplanacak gibi duruyor. Bu bölümlerde ekili alanlar içerisinden kısa mesafeli bir yürüyüş yapıyoruz.

Koyunlarını bekleyen bir çoban ile selamlaştıktan sonra tarlaların arasından ileride görünen makiliğe doğru ilerliyoruz. Kendisine kolay gelsin dileklerimizi ilettikten sonra sıcak bir karşılama ile yolu o da bize tarif ediyor. Bu bölümde işaretler tek tük de olsa görülüyor. 

Zeytinlik ve tarlaların arasından, ağaçların üzerinde görebildiğimiz işaretleri izleyerek makiliğin içerisine giriyoruz. Haritaya bakıldığında parkurun bu bölümü batıya doğru Bahçe’ye, sonradan ters yöne, yani doğuya doğru dönülüp sonra Çamovalı’ya doğru gidiyor. Yol uzuyor gibi gözükse de zor olmayan ve yürümekten keyif alınacak bölümleri içeriyor bu kısımlar.

Evi arkamıza alarak karşıdaki bahçenin yanından arkasına doğru geçeceğiz.

Arkamıza bakarak son bir selam daha veriyoruz.

Bahçenin arkasına geçerek sağa sapıyor, yönümüzü Bahçe'ye doğru çeviriyoruz. Tam bu kısımda da parkur yönü güneyden batıya dönüyor.

Zeytinliklerin içerisinden devam eden bir patikayı takip ediyoruz.

Koyunlarını otlatan köylü ile karşılaşıyoruz.

Yemyeşil çayırlarda otlayan koyunlar.

Büyük zeytin ağaçlarına doğru yürüyoruz.

Ağaçların arasından arkadaki makiliğe doğru gireceğiz.

karşısında oturup saatlerce izlenebilecek güzellikte bir zeytin ağacı.

Makiliğe girmeden işaret karşımıza çıkıyor. Armutçuk mevkiine çıktıktan sonra zeytinlikler içerisinde işaretler sık görülemeyebiliyor. Buraya kadar dikkatli olmak lazım.

Makiliğe giriyoruz. Patika biraz dar gibi gözükse de birazdan açılacak.

Armutçuk’u arkamızda bırakıp makiliğin içerisine girdikten sonra etrafımızı kaplayan serinlik, hatta güneş görmeyen kısımlarda çamurun bile kurumadığı koridor gibi daracık patikalarda yürüyoruz. Dallar budaklar arasından bu şekilde yürümek çok keyifli. Yapraklar üzerindeki su damlalarının verdiği ürpertici serinlik eşliğinde 5 dakikadan az bir yürüyüş sonunda makilik yerini çam ormanına bırakıyor.

Saat 09:30. Yüksek ve içimizi ferahlatan çam ağaçlarının altında kahvaltımızı yapmaya karar veriyoruz. Yaklaşık 15 dakika kadar hem soluklanıp hem de karnımızı doyuruyoruz. GPS’e göre Bahçeköy çok yakında.

Hava ilerleyen saatlerde tam tepemizde parlayacak ama sabah serinliği çam ağaçlarının arasından yüzümüze doğru öylesine güzel süzülüyor ki buraları yürüyor olmanın keyfini adım adım yaşıyor olmak bir kat daha keyif veriyor.

Kahvaltı menümüzde sarelle, kraker ve zeytin ezmesi var. Zeytin ezmesi cam kavanozda değil tüpte. Her herde bulabilmek mümkün değil. Eğer bulabiliyorsanız kaçırmayın atın çantaya.

15 dakikalık kahvaltı molası sonrasında da oldukça belirgin bir orman içi patikadan yürüyoruz. Sağımızda derince bir vadi, vadinin diğer tarafında kalan tepelerde (evin orada kuzeyden batıya doğru tam 90 derece döndüğümüzden) Beçin bulunuyor.

Dar bir patikadan, su birikintilerini aşarak yürüyoruz.

Koridor gibi.

Çam ağaçlarının bulunduğu bir yamaca ulaşıyoruz.

Sabah yürüyüşe başladığımız, kesilmiş ağaçların toplandığı düzlüğün bulunduğu karşı tepeler.

Böyle karışık göründüğüne bakmayın. Belirgin bir patikadan yürüyoruz.

Geçici bir durum ama hava bulutlandı. Harika bir sıcaklık ve yürüyüş ortamı var. Sabah kahvaltısı için burada mola vereceğiz.

Reklam gibi oluyor ama 3 günlük yemek kabımız.

Kahvaltı zamanı. Hem de yanımızda neler taşıyoruz okuyan arkadaşlara da göstermiş olalım.

Kahvaltı çok iyi geldi. Patikadan Bahçe'ye doğru ferah bir yamaçtan yola devam ediyoruz.

Yerleşime yaklaştıkça patika da belirginleşiyor.

Yamaçtan inişimiz başlıyor.

Görüldüğü üzere yürüyüş oldukça rahat burada batonları kısa süreliğine elimize bile alıyoruz. Ne olursa olsun bu tür uzun yürüyüşlerde baton kullanmak çok önemli.

Makiliğe girişimiz ve çıkışımız 1.5 km kadar sürüyor. Çam ormanı arasından açıklığa saat tam 10:00’da ulaşıyoruz. Açıklığa ulaşır ulaşmaz aşağıda Bahçe’yi, önümüzde uzaman geniş ovada Baharlı, Koruköy ve Milas/Bodrum Havaalanını görmeye başlıyoruz. Çamovalı’ya kadar iniş yapan uçak sesleri eşliğinde yürüyeceğiz. Köy yolu Bahçe manzarası ile birlikte bizi yerleşime doğru indiriyor. Toprak yol parke yola dönüşüyor ve toplamda 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından saat 10:15’de Bahçe’nin meydanına ulaşıyoruz.

Bahçe meydanı klasik bir Ege yerleşim meydanı. Bir camii, Türk bayrağı ve bayrağın altında bir Atatürk büstü var. Cami görmeye tabii ki alışığız ama bu bölgede geçtiğimiz tüm Ege köylerinde Türk bayrağı ve atıl halde olmayan tertemiz Atatürk büstü gördük. Gurur duyduk.

Milas’ın geniş ovalarına kurulmuş olan bu köye girip çıkmamız çabuk oluyor. Suyumuz olduğundan camiden su ikmali yapma gereği duymuyoruz.

Aşağıda Milas'tan havaalanına kadar uzanan geniş düzlüğü görmeye başlıyoruz.

Patikadan köy yoluna ulaşıyoruz. Bahçeköy aşağıda görülüyor.

Bu toprak yoldan köye kadar inişe başlıyoruz.

Patikadan sonra bu yolda yürümek güzel geliyor. Değişiklik iyidir. Rutinden kurtuluyoruz.

Bahçe. Bu fotoğraftan seçilmiyor ama karşıda Bodrum havaalanı, Koruköy ve daha birçok köy görülüyor.

Köye inişe devam ediyoruz.

Köye yaklaştıkça toprak yol mıcır, biraz daha yaklaştıkça mıcırdan parke haline geliyor.

Köye ulaştık. Mehmet neye bakıyor acaba?

Bizimle yarışmaya çalışan bir kaplumbağa. Hangimiz daha hızlı acaba? Göreceğiz.

Alıp yolun kenarına bırakıyoruz.

Köy içerisindeki yollardan meydana doğru yürüyoruz.

Yaşlı bir zeytin ağacı.

Meydana ulaşıyoruz. Cami tam köy meydanında.

Meydana çıktığımız noktada sağdaki telefon direği üzerinde meydandan aşağı doğru (sağ) yönelmemizi gösteren “r” işareti bulunuyor. Bahçe meydanına ulaşıldığında sağa sapılıyor.

Köy meydanından sonra 200 metre kadar yürüdükten sonra, solda bizi geniş bir sokağa doğru yönelten sarı Karia tabelasını görüyoruz. Karacahisar 18 km. diyor olsa da öncelikli hedefimiz Çamovalı, sonrasında Karacahisar. Karia Yolu’nun Ege bölümlerinde tabelalarda yazan rakamların çoğunun doğru olduğunu da belirtelim. Likya’da yol tabelalarında yazan değerlerin doğru rakamları yansıtmadığını biliyoruz.

Tableladan sola saparak parke döşeli köy sokaklarından ilerliyoruz. Sağımızda solumuzda köy evleri olsa da yer yer sayfiye türü evler de göze çarpıyor. Türkiye’nin ormanı ve yeşili en bol ilçelerinden birinde yürüyoruz. Bunda zeytinin bölgede çok yaygın olmasının da etkisi var tabii.

Meydana ulaşıyor ve sağa sapıyoruz. Direk üzerinde işaret görünüyor.

Sağa saptıktan sonra bir süre aşağıya doğru iniyoruz.

Çok kısa bir süre içerisinde karşımıza bizi sola götüren yol tabelası çıkıyor. Anayoldan ayrılıyor ve tali yola giriyoruz. 

Bahçe'de olun kenarındaki tabela. Rakamlar doğru.

Saptıktan sonra parke döşeli ara yoldan yürümeye devam ediyoruz.

Parke yolları tamamladık. Toprak yollara ulaştık. Arkamızı dönüp baktğımızda Bahçe'den çıktığımızı anlayabiliyoruz artık. Girmemizle çıkmamız bir oluyor.

Yaklaşık 300 metre kadar parkeli yollardan yürüdükten sonra Bahçeköy’ü arkamızda bırakarak toprak yollara ve patikalara yeniden giriyoruz. Parke yolun bittiği yerde yol önümüzde ikiye hatta üçe ayrılıyor. Üçüncü yol arkaya doğru sola gidiyor. Biz sola girmeden dümdüz yürümeye devam ediyoruz. Eğer soldaki yollara girmiş olsaydık ring yapıp dönmeye devam edecektik. Tam bu noktada işaret göremediğimizi hatırlatalım. Yol boyunca işaretler bolca olsa da, yol ayrımı gibi zaman kaybı yaşanabilecek noktalarda işaretleri olması gerektiği yerlerde görmek gerekiyor ama bu her zaman mümkün olmuyor. Bu sebeple GPS kullanımının önemini bir kez daha vurgulamış olalım.

Yol ayrımında dümdüz yürüyüşe devam ederek toprak yollarda tabanları aşındırıyoruz.

Bahçe'nin son yerleşimi ve yol ayrımına ulaşıyoruz.

Yollardan biri "U" dönüş yapıyor, biri Mehmet'in gittiği yönde gidiyor, sağda görünen de düz gidiyor. İşaret yok. GPS olmayan için bilmece gibi. Bu örnekte Mehmet YANLIŞ YÖNE gidiyor. Doğrusu sağdaki düz olan.

Doğrusu düz gitmek. GPS hemen yardıma yetişiyor. Sürekli bakmayalım diyoruz ama olmuyor.

Yürüdükçe toprak yol yerini patikaya bırakmaya başlıyor.

Bahçeden çıktık ama etrafımızda az da olsa tek tük yerleşimler var.

Yaklaşık 1 km kadar önce toprak yoldan yürüyor, ardından tel örgülerin üzerinden atlayarak zeytinliklere giriyoruz. Nereye bakarsak bakalım ilkbaharın doğaya verdiği enerjiyi her yerde görebiliyoruz. Uzamış yemyeşil otlar öylesine enerji dolu ki şort giydiğimiz için vücudumuza dokundukları yerleri kaşındırıveriyorlar. Halimizden memnunuz ama.

Zeytinliğin içerisinden geçtikten sonra yolun bittiğini düşünsek de GPS yine yardımımıza koşuyor ve yolun bittiği zeytinliğin yukarısında görünen büyük kayanın arkasından geçerek dar bir patikadan 1 dakikalık bir yürüyüşün ardından geniş bir orman yoluna çıkıyoruz. Buradan itibaren de hiç bir ara yola girmeden çam ağaçları tarafından çevrelenen patika denemeyecek kadar geniş orman yolundan yaklaşık 5 km.lik yürüyüşümüz de başlamış oluyor.

Yeniden patikalara doğru ilerliyoruz adım adım. Zeytinlikler karşılamaya başlıyor bizi.

Bir bahçe duvarı aşmak zorundayız.

Duvarı aşıyor yola devam ediyoruz. İlerleyen zamanlarda bu duvar daha yükselir mi bilinmez.

Zeytinliklerin içerisinden geçiyoruz. 

İşaretler çok sık değil, GPS sağolsun yoldan çıkmıyoruz. Yollarda olması gereken yerde işaretleri hiç göremeyip veya seyrekleşince kaos başlıyor. 

Zeytinlik sonunda GPS bizi hafifçe yukarıya doğru çıkartarak bu büyük kayanın arkasına geçiriyor.

Ara bir patikadan çok kısa bir süre yürüyoruz.

Patika bizi orman yoluna çıkartıyor.

Solumuzda yüksek olmayan Şeytancık (Denizcik) tepesinin etrafında Bahçeköy’e inmeden Armutçuk'tan başlayarak yürüdüğümüz orman yolu, Bahçe ve bu orman yolunu da dahil ederek tam bir yarım daire (hilal şeklinde de olabilir) çiziyoruz. Yürüyüş haritasına baktığımızda Bahçe civarında Şeytancık tepesi etrafında çizdiğimiz bu yarım daireyi görebilmek mümkün.

Bu orman yoluna girmemizle yönümüz yavaş yavaş batıdan doğuya doğru dönmeye başlıyor. Orman yolunda karşımıza çıkan ara yollara girmeden yürüyoruz. Ara yollar olduğundan yer yer çöp ve hafriyat yığınlarını görünce canımız sıkılıyor. Likya ile karşılaştırıldığında Karia Yolu’nun çok sık yürünmediği aşikar, bununla birlikte Likya gibi kampçı veya yürüyüş grupları tarafından gelişigüzel bırakılmış kamp artıkları ve çöpler ile hiç karşılaşmadık. Hatta bırakın biz yürüyüşçüleri burası haricinde yol üzerinde çöp ve atıklar karşımıza çıkmadı. Bu bölgenin insanı hem konuksever hem aydın, hem de bilinçli. Bu dediklerimizi burayı yürüyecekler yaşadıklarında daha iyi anlayacaklardır.

Zeytinlikler burada sona eriyor ve Şeytancık (Denizcik) eteklerinden yapacağımız yürüyüş başlıyor.

Sürekli güzel şeyler göstermek olmaz. Çok sık görmedik, yürüdüğümüz yollar gerçekten temiz ancak böyle manzaralarla da 1 veya 2 sefer karşılaştık. Hafriyatı neden buralara atma gereği duyar insanlar? Ormanlarımızın kronik sorunlarından biri.

Orman yolundan yürümeye devam ediyoruz.

Sağa sola sapmadan yürüyoruz. İşaretler burada karşımıza çıkıyor.

Zeytinlikler yerini bir anda çam ağaçlarına bıraktı. İlkbahar ağaçların tüm kokularını, enerjilerini doğaya saçmış durumda. Her yer o kadar güzel kokuyor ki çam ağaçlarından o hafif tatlı, keskin kokuyu alabiliyoruz. Kerpe'de geçen çocukluğumuza ithaf olunur.

Aralarda karşımıza çıkan düzlüklerde zeytin ağaçları yeniden merhaba diyor bize.

Tempomz buralarda gayet iyi ama güneş etkisini göstermeye başladı. Güneş fazla olunca zorluyor.

Yol uzunca süre böyle olunca "Acaba Çamovalı'ya kadar bu yoldan mı gideceğiz?" diye soruyoruz birbirimize.

Orman yolundan yürümeye devam.

Bunun gibi bir yolda yürüdükçe sıcağa aldırmayıp tempomuzu arttırdığımız zamanlar oluyor.

Ara sıra böyle yol ayrımları karşımıza çıksa da biz en belirgin olanından yürüyoruz. GPS'e de bakmıyor değiliz tabii.

Bu orman yolundan yaklaşık 4.5-5 km. yürüdük.

Parkurun en önemli yol ayrımlarından birisi de burada. GPS yoksa iş gerçekten çok zor zira karşınıza çıkan yol ayrımlarına bu zamana kadar sapmamış olsanız da toprak yol üzerinden 4.5 - 5 km. yürüdükten sonra anayoldan daha küçük olan bir ara yola giriliyor ve bu yol da sizi Çamovalı’ya giden asfalt yola bağlıyor. Bu yoldan çıkmadan önce sapılacak olan bölümü kaçırmamak çok önemli.

Tam bu yol ayrımına ufak bir baba dikmiş olsak da yine de dikkatli olunmasını tavsiye ediyoruz çünkü işaret yol üzerinde değil ara yola girdikten sonra görülebiliyor. GPS kullandığımızdan biz bile ilk yürüyüşümüzde “acaba buradan mı giriliyor? Doğru mudur?” şeklinde sorduk birbirimize.

İşte çok önemli bir nokta. SAKIN KAÇIRMAYIN!!!
Artık orman yolunu takibi bırakıyoruz. Ama işaret yok. Dikkat çeksin diye yolun kenarına bir baba dikiyoruz. 

Yolun girişi böyle. Buradan bizi Çamovalı'ya götürecek asfalt yola çıkacağız.

Bizden yaklaşık 1.5 ay sonra yürüyen Melike Özbağ'ın paylaştığı fotoğraf. Yaptığımız baba halen duruyor.

Yol kenarındaki baba. Ara yola girdikten sonra çekilmiş. Sol üstte görünen ana yoldan yürünmüyor. Bu nokta gerçekten ÖNEMLİ. Melike Özbağ'a teşekkür ederiz paylaşım için.

İşaret nerede diye soranlara. Ara yola girdikten sonra kenarda. Ana yoldan görülmesi mümkün değil. Biz bunu çekmeyi unutmuşuz. Melike Özbağ'a teşekkür ederiz.

Bunca uyarıdan sonra nerede kalmıştık? Anayoldan çıkıp ara yola girdik.

Ara yoldan asfalta doğru yürüyoruz.

Çam ağaçlarının çevirdiği toprak yoldan ara yola bağlandıktan 300 metre sonra küçük bir çiftlik evinin yanından asfalta çıkıyor ve sağa sapıyoruz. Tam bu noktada da Armutçuk tarafında değiştirdiğimiz güneye doğru yürüyüşümüz yeniden başlamış oluyor.

Çıktığımız asfalttan Çamovalı’ya kadar 3 km. yürüyeceğiz. Tepemizde güneş de parlamaya başlayınca asfalt üzerinde çekilmez bir yürüyüş oluyor. Özellikle köye yaklaştıkça çekişmez bir hal alıyor. Adeta konuşmayı ve düşünmeyi unutuyoruz.

Asfalttan yürürken yanımızdan geçen araçlarla selamlaşıyor, bizi köye kadar götürmeyi teklif eden iki traktöre binmeyi nazikçe red ediyoruz. Yürüyüş sonuna kadar araç kullanmamız yasak.

Altuğ biraz daha arkadan geliyor, yol kenarındaki tarlaların fotoğraflarını çekiyor. Bu arada tepemizden geçen yolcu uçaklarının sesi doğada bir farklı uğulduyor. Bir gün önce arkamızda bıraktığımız teknoloji yürüyüşün bu kısımlarında tam tepemizde. Tam uçuş güzergahı üzerindeyiz. Mayıs başında bu kadar trafik varsa yazın kimbilir nasıl oluyordur. Çamovalı’ya doğru yaklaştıkça sıcak çekilmez bir hal alıyor.

Yol ayrımı ama zaman kaybettirecek kadar kritik değil. Düz devam ediyoruz.

Bir çiftlik evinin yanından geçerek asfalta ulaşıyoruz.

Asfalttan Çamovalı'ya yaklaşık 3 km.lik yürüyüşümüz başlıyor.

Başlangıçta bu tenha asfalttan yürümek çok keyifli gibi görünse de çile çok kısa bir süre sonra başlayacak.

etrafımızda çam ormanına sırtını yaslamış genç zeytinlikler görülüyor.

Asfalttan yolumuza devam ediyoruz. Hava sıcak ama araç geçmediği için rahatız. Araç olunca gürültü sıcak ile birlikte çekilmez hale geliyor. Şehirdeki hengameyi çabuk unuttuk galiba. Gürültü, asfalt, sıcak hemen rahatsız eder oldu.

Zeytinliklere selam vermeden yürümüyoruz.

Yol kenarında işaretler görünüyor. Zaten burada başka bir yöne, patikaya girme imkanı yok.

Halen çiçekte olan zeytinler. Hasat sonbaharda.

Gelincikler, buğday tarlaları ve korkuluk gibi duran tek zeytinleri. Harika manzaralar var etrafımızda.

Sıcak havalarda tarlada çalışmaya gelenlerin aradıkları bu olsa gerek. Zeytin ağacının gölgesi.

Bodrum/Milas Havaalanının uçuş sahası içerisindeyiz. İnmeye hazırlanan uçakları duyuyoruz ve görüyoruz.

Yerleşime yaklaştığımızda, güneşin bizi eritip susuzluğun arttığı bir sırada yolun solunda meyveleri henüz olgunlaşmamış bir Kayısı ağacı gözümüze ilişiyor ağaçtan topladığımız sulu ve ekşi olmamış kayısılar inanılmaz enerji ve mutluluk veriyor. Tatlısını yesek böyle olmazdık. Asfalt sıcağını unutup gidiyoruz adeta. Ağacın sahibi topladığımız 15-20 tane kayısıyı helal etsin, göz hakkı olsun diyerek yolumuza devam ediyoruz.

Çamovalı’ya kadar deniz seviyesinden yaklaşık 100 metre yükseklikte yürüdük. Bu bölüme kadar dik iniş ve çıkışların bulunmadığını bir kez daha vurgulamamız lazım. Arkamıza dönüp baktığımızda ise Denizcik (Şeytancık) eteklerinden yürüdüğümüz yolları, ovaları çok daha rahat gözlemleyebiliyoruz. Yol boyunca zaman zaman bunu yapın. Bu aynı zamanda arkanızda unutulmayacak bir manzara bırakmamanız, daha da önemlisi upuzun bir yürüdüğünüz için kendinizle gururlanıp, yorgunluğunuzu biraz unutmanız için güzel bir yöntem.

Çamovalı'ya doğru giden traktörle bizi de köye götürmeyi teklif etseler de nazikçe redederek yürümeye devam ediyoruz.

Köy girişinden manzaralar.

"Artık bitsin bu asfalt yol" demeye başlıyoruz.

Altuğ hala fotoğraf çekiyor tabii. Doyamadı zeytin ağaçlarına.

Köyün ilk yerleşimlerine ulaşıyoruz. Ekşi ve olgunlaşmamış kayısı ne enerji verdi ama...

Bu da tarlanın ortasında adeta bir korkuluk gibi dikilen meşe familyasından bir pinar ağacı. Bunun gölgesi daha güzeldir. Birçok çoğrafyada tarafımızca bizzat test edilmiştir.

Herhalde ilkbaharda birçoğumuzun gördüğünde mutlu olduğu çiçek budur. Gelincik.

Köye giriyoruz.

Çamovalı’ya yaklaştık. Yerleşim hemen karşımızda. Köye girip yol ayrımında sola yukarıya doğru dönüyoruz ve uygun bir yerde mola vermek üzere yürümeye devam ediyoruz. Herhalde buralarda bir yerlerde bakkal, cami vardır diye düşünüyoruz. Etrafa bakarak cami kubbesi arıyor gözlerimiz. En azından bakkal olmasa bile cami avlusunda elimizi yüzümüzü yıkayıp gölgede biraz soluklanmak istiyoruz.

Ayrımdan sola saptıktan sonra hafif bir tırmanışla yaklaşık 200 metre sağa doğru kıvrılan asfalttan yürüyor, döndükten sonra da ileride cami ve köy meydanını görüyoruz.

Saat 12:15 itibariyle Çamovalı’ya ulaşıyoruz. Sağ tarafta henüz açılmamış bir market ve gölgeli bir sundurması var. İçeriye girip çantaları çıkartıyor ve soluklanmak için bir süre burada mola veriyoruz.

Köye götürmek için yapılan ikinci teklifi de red ettik. Biz kaşındık ama.

Çamovalı girişindeki yol ayrımı. Sağa veya sola sapıyor. Sola yukarıya doğru sapıyoruz. Burası da ÖNEMLİ!! Daha basit akılda tutmak için köy meydanı ve caminin bulunduğu yöne doğru gidiyoruz. Hatırlamayan, kafası karışan bu şekilde de sorabilir.  

Gölgede biraz mola.

Arkamıza baktığımızda eteğinden dolandığımız Şeytancık tepesini görebiliyoruz. Oradan çıkıp buraya yürüyerek ulaştık. Şaşırmıyor değiliz.

Sapaktan sola saptıktan sonra hafifçe tırmanıyoruz ve köy meydanını karşımıza çıkartacak bu sağa doğru kıvrılan virajı alıyoruz.

Çamovalı köy meydanı. Yaşasın!!!

Köy meydanındaki kahve. Bakkal genelde öğleden sonra açılıyor ama burada bir mola verin mutlaka.

Meydandaki bu küçük bakkaliyede çok fazla çeşit yok. Henüz açılmamış zaten. Bu tür yerlerde (başka köylerde de görmüştük) bakkallar genelde öğleden sonra açılabiliyor. Yerleşir yerleşmez karşıdaki meydanda yine tanıdık bir görüntü karşımıza çıkıyor. Atatürk büstü ve Türk Bayrağı. En son benzer manzarayı bir önceki köyde Bahçe’de görmüştük. Ne güzel...

Büst ve bayrağın yanında ise eski kubbeli bir sarnıç var. Tarihsel detayı çevre halk tarafından pek bilinmiyor “çok eski 100-200 senelik” deseler de genelde Osmanlı döneminden kalma bu yapıların kuyularının Roma dönemi veya çok daha eski medeniyetlerden kalmış olması kuvvetle muhtemel. Bugüne kadar yürüdüğümüz yollarda karşımıza çıkan bu tip yapıların hemen hemen hepsi Roma dönemi veya öncesine aitti. Ondan sonra gelen medeniyetler de işlevini devam ettiriyorlar haliyle. Bugün ise ağzı kapalı kullanılmaz sadece tarihi dekor amaçlı kullanılıyor.

Kahveye yerleşir yerleşmez çevreden insanlar da gelmeye başlıyor. Bizi görmeye değil tabii. Cuma öğlen olduğu için birazdan kılınacak Cuma namazı için. Her gelen ile selamlaşıp sohbete başlıyor, haritamızı görüp defineci gözü ile bakanlara defineci olmadığımızı da anlatıyoruz.

Köy meydanı. Atatürk büstü, Türk bayrağı ve kullanılmayan eski bir sarnıç.

Bulunduğumuz mevkiiden küçük gibi görünse de Çamovalı 7 mahallesi olan bir köy. Nüfus tarım ve hayvancılık gelirlerinin azalması ile düşmüş. Göçler yaşanmış ve köyün yaş ortalaması artmış. Aslında bu durum bu bölgedeki tüm köyler için geçerli. Şehirin yükünü alan insanlar köylere kaçmaya çalışırken, köylerdekiler de tam tersine şehire kaçmaya çalışıyorlar. Hedef ve beklentiler farklı tabii.

Köylerde mahalle sayılarının fazla olmasının sebeplerinden birisi de hayvanların karışmaması içinmiş. Mahalleler arası ne kadar açık olursa hayvanlar o kadar az karışırmış.

Bakkaliye de bir süre sonra açılıyor. Namaza gidecekler için çay demlemeye gelen Fatma Hanım çayı demlerken biz de buz gibi soda içiyoruz. Midesine düşkün olanlar için belirtelim, eğer bakkal açıksa çok fazla yeme içme alternatifiniz yok. Ekmek var, bisküvi, çay, kola, bira var ama çeşit aramayın. Zaten çeşitlendirmeye de gerek yok. Bu civarda kamp atmayı planlarsanız, doğa haricinde meydanın karşısında okul bahçesine de kamp atabilirsiniz.

Saat 13:00’de harekete geçmek üzere kalabalıklaşan kahvede sohbet ederek dinleniyoruz. Hedefimiz Karacahisar, sonrasında Çiftlik.

Sakarkaya’da olduğu gibi burada da Karia Yolu haritası yoğun ilgi görüyor. Molamız saat 13:00 itibariyle son buluyor, herkesle vedalaşıp hemen yanıbaşımızdaki caminin dibindeki hayrattan sularımızı tazeliyoruz. Hayrat bir su soğutma dolabı ve su içilemeyecek kadar soğuk.

Sohbetimiz başladı. İnsanların üzeri temiz pak. Cuma namazına gelmişler.

Fatma teyze Cuma namazı öncesinde bakkalı açıp çayı demliyor.

Fatma Teyze ve çay ocağı.

Sohbet koyu olunca haritaları incelemeye başlıyoruz. 

Yerel insanlar işaretli yolun hepsini bilmediklerinden bize Ören'e nasıl gidilebileceğini sürekli asfalt yol üzerinden tarif ediyorlar. 

Çamovalı'ya veda zamanı. Kahvenin yanındaki caminin hayratından suları tazeleyerek Karacahisar öncesi kendimizi hazırlıyoruz. Sıcak iyice artmış durumda.

Bolca su içerek caminin önünden devam eden köy yolundan Karacahisar’a doğru yürümeye başlıyoruz. Solumuzdaki köy mezarlığını geçtikten sonra elektrik direği dibinden köy yolundan ayrılıyor soldan dümdüz yürümeye devam ediyoruz.

Ekili tarlalar, zeytinlikler derken yaklaşık 1 km. sonra dere sesi duymaya başlıyoruz. Dere sesi sağımızda ancak göremiyoruz. Gözlerimizden manzara, dere sesinin kulaklarımıza girmesiyle doğada olduğumuzu hissettiren yoğun bir mutluluk içerisindeyiz.

Çamovalı'dan ayrılma zamanı. Çantalar yeniden sırtlanıyor. Caminin köşesindeyiz. Soldaki yoldan devam ediyoruz. Hedef Karacahisar.

Mezarlığın (solda) yanından geçiyoruz. 
Mezarlık solumuzda kalıyor ve köy yolundan Çamovalı'yı arkamızda bırakıyoruz.

Elektrik direğinin dibinden dümdüz yola devam. Sağ taraf birkaç evin olduğu bir yerleşime gidiyor.

Köy yolu giderek daha taş toprak haline gelmeye başlıyor.

Yol ayrımları var gibi gözükse de ana yoldan yürümeye devam ediyoruz.

Adım adım köy yolunun sonuna ulaşıyoruz.

Bu bölümde ekili tarlalar ve zeytinlikler bize eşlik ediyor.

Alabildiğine ekili bir tarla. Etrafta dere sesinden başka ses de yok. Bir de hava sıcak olmasa...

Bazı tarlalar sürülmüş ekinler götürülmek üzere bekliyor.

Köy yolundan çıkmıyoruz. Sonuna kadar devam edeceğiz.

Yer yer işaret görsek de kafa karıştırıcı bir sapak yok.

Tabii mutluluk derken işaretleri de kaçırmamak lazım. Çevre tarlalara doğru giden ara yollara sapmadan geniş toprak yolu takip ederek yürüyoruz. Dere sesini duymamızdan yaklaşık 500 metre sonra yol sağa doğru dere yatağına ve yıkık bir taş yapıya doğru bizi indiriyor ancak biz yolu takip etmektense sola tarla içerisinden yürüyerek yolu takip etmeyi bırakıyoruz. Çamovalı-Karacahisar arasındaki en kritik ayrımlardan birisi burası.

Hiçbir işaretin olmadığı, GPS’in imdadımıza yetiştiği Çamovalı’dan yaklaşık 1.5 km. sonra toprak yoldan çıkıldığı bu noktada kimsenin zaman kaybetmemesi için dikkatli olmalarını öneriyoruz.

Sola saparak belli belirsiz lastik izlerinin olduğu patikaya giriyoruz yere baba yapsak da içimiz rahat değil. Dolayısıyla bu noktada dikkatli olunmasını bir kez daha önerelim.

4-5 taştan yaptığımız babadan sonra çok dik olmayan bir çıkış başlıyor. Dar gibi gözükse de manzaralı makilik içerisinden tırmanarak yürümeye devam ediyoruz. Bu çıkış bizi 120 metre seviyelerinden 180 metreye kadar çıkartacak. Hani çıkış derken dimdik dağlara bayırlara çıkıyoruz izlenimi vermiş olmayalım.

İşte bir ÖNEMLİ nokta daha. Köy yolunun sonu. Buradan yıkık çoban evine doğru dere yatağına inilirse yoldan çıkılmış oluyor. Tam bu noktadan sola yukarıya çıkmak gerekiyor.

İşte toprak köy yolundan sola yukarıya çıkıyor, yeni bir parkura daha giriyoruz.

Toprak köy yolunu arkamızda bıraktık, o dere yatağına inerken biz yukarıya Karakoyun mevkiisine doğru çıkmaya başladık.

Bu ÖNEMLİ yol ayrımının bir fotoğrafını daha koyup akıllarda yer ettirelim. Buradan sol yukarıya çıkılıyor. Bu yolu takip etmeyeceğiz.

Yol üzerine baba dikiyoruz ama ne kadar dayanır bilinmez.

Patikadan yukarıya doğru çıkıyoruz.

Sağımızda çam ağaçları sonrasında makiliğe dönen bitki örtüsü adeta bahar ayı içerisinde bulunduğumuzun kanıtı gibi. Her yer yemyeşil. Solumuzda çok derin olmayan vadinin diğer tarafında zeytinlikler ve yaklaşık yarım saat önce yola çıktığımız Çiftlikköy görünüyor.

Sadece tekerlek izinin belli olduğu yemyeşil bir yoldan yürüyerek çıktığımız tepenin arkasına doğru geçerek Çiftlikköy’ü arkamızda bırakıyoruz.

Bu yemyeşil yoldan 1.5 km. yürüdükten sonra yol ayrımına geliyoruz. Aslında burası bir yol ayrımı değil zira sola dönerek daha belirgin yoldan devam etmemiz gerekiyor. Sağ tarafa doğru yol daha az belirgin.

Patika yol biraz daha genişliyor ve orman yolu haline gelmeye başlıyor.

Karakoyun'a doğru hafifçe çıkışımız devam ediyor.

Geniş yoldan ayrılmadan yolumuza devam ediyoruz.

Az önce Çamovalı'dan sonra yürüdüğümüz, ÖNEMLİ diyerek anlattığımız toprak yolu aşağıda görüyoruz.

Çamovalı ileride görünüyor. Kısa sürede çok mesafe gelmişiz...

Çok zor olmayan bir çıkışla tırmanmaya devam ediyoruz.

Karşı yamaçta zeytinlikler ve Çamovalı görünüyor

Yukarıya çıktıkça çıkışın dikliği azalıyor.

Yol çok zor değil ama bir de sıcak olmasa...

Bir yol ayrımı daha. Sola sapmamız gerekiyor. Sağ taraf yukarıdaki tarlalara gidiyor.

Sola sapıyoruz. Fotoğrafta sağda görünen zeytinlik duvarını takip ederek yoldan yürüyoruz. Duvarın bittiği noktada sağa dönerek tarlalara gireceğiz.

Yol ayrımından belirgin olan bölümü takip ederek sola dönüyor, yaklaşık 50 metre sonra taşlarla örülmüş tarla duvarlarının dibinden sağa dönerek bu belirgin yoldan çıkarak patikaya giriyoruz.

Bu bölüm zaman kaybı olmaması bakımından oldukça önemli zira yol ayrımından sola dönüyor yaklaşık 50 metre sonra sağdaki tarla duvarı bittiğinde sağa dönerek patikalara girilmesi gerekiyor.

Patikadan dümdüz yürümeye başlıyoruz. Tarlaların yanından belli belirsiz bir patikayı 200 metre kadar takip ederek bir yola ve geniş düzlüğe ulaşıyoruz. Ne sağa ne de sola sapmadan yolu keserek dümdüz bir araziden yürümeye devam ediyoruz. Bu düzlüğün bulunduğu mevkiinin adı Karakoyun. Bazı haritalarda Karakoyun yazıyor ancak bu bölümde herhangi bir yerleşim olmadığını ve gözle görülemediğini belirtelim.

Öylesine düz bir alana çıktık ki tarlaların bitip yolu kesmemizin ardından etrafımızda tek bir ağaç bile kalmıyor. Tek bir ağaç olmaması durumu gerçekten doğru. Buradaki ağaçlar yeni kesilmiş ve toprak sürülmüş dolayısıyla işaret de görülmüyor. GPS’e göre düz yürümemiz gerekiyor. GPS verileri hafif sağ sol yapsa da bu veriler burada zeytin ağaçları varken çizilmiş dolayısıyla bizim bu geniş düzlükte sarhoş gibi sağa sola yürümemize gerek yok. Geniş açıklıktan dümdüz yürüyoruz. İlerideki tepenin yamacındaki yerleşimin Karakoyun veya Karacahisar mı olduğunu tahmin etmeye çalışıyoruz. Sonradan Karacahisar olduğunu öğreneceğiz zira Karakoyun sadece bir mevkii ismi. Buraya bağlı herhangi bir yerleşimden geçmeyeceğiz.

Zeytinliğin duvarı bittiğinde sağa dönerek duvarın dibinden patikayı takip ediyoruz.

Yeniden patikalara ve tarlalara giriyoruz.

Tarlalardan karakoyun mevkine doğru ilerliyoruz.

Yukarıda tariflediğimiz zeytinlik duvarını cephe alarak yürümeye devam.

Zeytinlik bitince işte böylesine geniş bir açıklığa ulaşıyoruz. Burası bir yol ayrımı değil yolu keserek dümdüz devam ediyoruz.

Karakoyun'a ulaştık. Burası yakın tarihte kesilmiş bir zeytinlik. Ne olacağı, ne inşa edileceği belli değil. İlerleyen zamanlarda bir tesis ile karşılaşabiliriz buralarda.

GPS'e bakıyoruz ama bu düzlükte sağda solda işaret aramamızın bir gereği yok. Dümdüz yürüyerek yamacı geçerek Karakoyun'u arkamızda bırakacağız. İşaretleme yapıldığı zaman buraları zeytinlikmiş. Bugün ise yarını meçhul.

İleride sol tarafta aşağıda geniş bir alanın açıldığını, alanda kamyonların çalıştığını görüyoruz. Aşağıdaki çalışmalar, üzerinde yürüdüğümüz geniş düzlük. Anlaşılan buralarda yakın gelecekte inşaat anlamında hareket olacak gibi. Bırakın işaretlerin kaybolmasını, bu güzel arazide doğayı yok etmenin anlamı nedir? Şehirler neden bize yetmiyor diye düşünmeden edemiyoruz.

Geniş açıklığa sahip yamaçtan yaklaşık 1-1.5 km. kadar yürüdükten sonra aşağıda hafif sağ tarafta görünen ağaçlık alana doğru iniyoruz.

Keçilerin ve duvarın üzerinde mışıl mışıl uyuyan çobanın yanından geçerek yaşlı çınar ve pinar ağaçlarının gölgelediği alana giriyoruz. Suçıkan mevkiisine yakın bu gölge alanda dev bir çınarın gölgesinde mola veriyoruz.

Karakoyun sırtlarından karşıda görünen düzlüğe doğru yürümeye devam ediyoruz.

Çok seyrek de olsa yerde işaret görünüyor ama güvenmemek lazım.

Tekerlek izlerini takip etmeye karar veriyoruz.

İzler bizi bir makiliğe sokuyor.

Patikadan aşağıya doğru iniyoruz. Sağ tarafta keçilerle karşılaşıyor, selamlaşıyoruz.

Aşağıda dev bir düzlük var. Biz ise sağdaki ağaçlığın içerisine doğru giriyoruz.

Yukarıda keçiler aşağıda koyunlar ile karşılaşıyoruz.

Ağaçlığa giriyoruz. Burada kısa bir mola vereceğiz. Sıcak bunalttı.

Yukarıda karşılaştığımız keçiler ve koyunlar da bulunduğumuz yere inmeye başlıyor. Onlar bile bunalmış sıcaktan.

Başlangıçta biraz ürkek olsalar da yerimizden kıpırdamadığımız için bir anda her yanımız keçi ve koyunlar ile sarılıyor. Çabuk alıştık birbirimize.

Ayakkabı ve çorapları çıkardıktan sonra sessiz sedasız oturuyoruz. Sessizlik var çünkü sıcakta yürümek yoruyor. Kısa mesafe de yürümedik zira yürüyüşümüzün 26. Km.sindeyiz. Cümleler kısa, sohbetler de haliyle kısa kalıyor. Bir süre sonra yukarıdan keçiler aşağıya bulunduğumuz yere doğru inmeye başlıyor. Belli ki keçiler de sıcaktan bunalmışlar ortada oturduğumuzu görünce önce çekiniyorlar ama keçi bu baktılar oturuyoruz sessizce hemen yanımıza ilişiveriyorlar ve onlar da bizim gibi gölgede dikilmeye başlıyor.

Bir süre sonra etrafımız keçiden iğne atılsa yere düşmeyecek hale geliyor. Bizler de dahil öylece duruyoruz. Konuşmadan, “me”lemeden. Çok geçmeden çoban yukarıdan koşa koşa geliyor. Uyandığında “Keçileri kaçırdığı!!” için panik olmuş. “Onlar bize emanet merak etme gayet iyi anlaşıyoruz konuşmadan, karşılıklı bakışarak” diyoruz ve molamızın sonuna doğru toparlanmaya başlarken kısa sohbet ediyoruz.

Yukarıdan geçtiğimiz zeytin ağaçlarının tek tek kesildiği açıklığın ne olacağı belli değilmiş dediğine göre. Zenginin birisi gelmiş parsel parsel toplamış. Tarla sahipleri sonradan zeytinleri kesmiş. Karman çorman işler. Ama dediğine ve bizim de anladığımıza göre yakın vadede burada bir işletme olacak gibi görünüyor. Ama ne olacağı belli değilmiş. Tekrar tekrar düşününce “ne gereği var?” diyor insan. Aşağıdaki yolu düzleyen iş makinalarının çalıştığı alan da Ören’e yakın termik santrale bağlı bir kül atık alanı olmak üzere hazırlanıyormuş. Yolumuz yakınından geçmiyor ama doğayı, köyleri adeta yok etmiş kül havuzlarını ertesi gün Türkevleri’ne doğru inerken göreceğiz. Buraları 5-6 sene sonra yürünebilir halde olur mu işte buna cevap verebilmek zor.

Anababa günü oldu ortalık.

Sıcaktan bunalmış koyunlar öylece kıpırdamadan gölgede duruyorlar.

Yola çıkma zamanı.

Yukarıda uyuya kalıp bulunduğumuz gölgeliğe koşarak gelen çoban ile sohbet ediyor, buralar hakkında bilgi alıyoruz. karacahisar'a çok yolumuz kalmadığını öğreniyoruz ve mutlu oluyoruz.

Yine de keyif kaçırmadan yola devam etmemiz gerekiyor. Sonuçta bu bölge yürüyüşün 2-3 km.lik kısmı. Tüm yola faturayı çıkarmamak gerekiyor. Karia Yolu üzerinde Datça, Bozburun popüler etaplar olsa da sadece İç Karia bile bölgeye aşık olmak için yeter bir yürüme sebebi.

Vedalaşarak yolumuza devam ediyoruz. Karacahisar’a ulaşmamıza az kalmış. Hatta düzlükten gördüğümüz köy Karacahisarmış. Yukarıdaki soru işaretimize cevabı burada buluyoruz.

Toprak yoldan yürüyerek yolumuza yeniden devam ediyoruz. Saat 14:50. Daha yürümek için çok zamanımız var. Toprak yolun genişleyip ikiye ayrıldığı noktadan sola doğru saparak kendimizi mıcır döşenmiş tali yola bağlıyoruz.

Karakoyun'dan Suçıkan'a doğru yürüyoruz.

İleride bir yol ayrımına ulaşıyoruz. Soldan devam edeceğiz.

Yalış yöne gidiyoruz. Sola sapmamız gerekirdi.  Geri dönerek sola sapacağız.

Toprak yol bizi yeni bir tali araç yoluna çıkartıyor.

Evet ağaç kesmemek önemli. Yürürken anlayamadık ama sonradan Karacahisar Muhtarı ile telefonda konuşunca arkadaki ağacın Gareş (bölgede yaşayan Dr. Ahmet Bey'e teşekkür ederiz), Teneli'nin de "Defne" olduğunu öğrendik.

Tali yoldan Suçıkan'a doğru ilerliyoruz.

Kısa bir zaman sonra karşımızda tarihi Suçıkan köprüsünü görüyoruz. Hala kullanılıyor ama üzerine bazı ilaveler yapılmış tabii. Köprü aktif bir noktada değil sadece bir kaç evin bulunduğu Suçıkan mevkiisine doğru gitmek için kullanılıyor. Gerçi o bölgeye başka yol da var, tarihi dokuya zarar gelmese daha iyi olurdu demiyor değiliz.

Köprü üzerinde oturan adama merhaba diyerek suyun içilip içilemeyeceğini sorduğumuzda “bence içmeyin” yanıtını alıyoruz. Hani temiz gibi görünüyor ama yerel halk böyle diyorsa vardır bir bildiği diyoruz. Karacahisar çok uzakta değil ancak çok zorda kalınırsa içilebilecek gibi gözüküyor.

Köprüyü geçtikten hemen sonra Romalıların miltaşı gibi dimdik dikilmiş bir kayayı görüyoruz. Altuğ dönüp köprü üzerindeki adama bu taşın bir özelliği olup olmadığını sorduğunda “hiçbir özelliği yok. Öylesine dikildi” cevabını alıyor. Su içilemeyen Suçıkan deresi, neden dikildiği belli olmayan modern bir miltaşı. Suçıkan ilginç bir yer.

Miltaşının bulunduğu yerden dereye doğru iniyoruz ve karşıya geçiyoruz. GPS öyle göstermiyor ama dereden geçmeyip mıcır yoldan düz devam etmiş olsak yine Karacahisar asfaltına çıkacaktık ama yolumuz uzamış olacaktı.

İşaretleri takip ederek dereden karşıya geçiyor, yola çıkar çıkmaz sola Karacahisar asfaltına bağlayacak toprak yola giriyoruz. Suçıkan deresi bu sefer solumuzda kalıyor. Etrafımızda buğday ekili tarlalar zeytinlikler derken yaklaşık 1 km. sonra Karacahisar asfaltına ulaşıyoruz. İşaretlerin bizi bu yola çıkarmasının sebebi muhtemelen daha tenha ve mıcıra göre daha rahat yürünebilir olması şeklinde düşünüyoruz.

Asfalta çıkıp sağa doğru köye giden yöne sapıyoruz. Soldan gelen yol Milas-Ören yolundan ayrılan Karacahisar yolu. Hani yürüyüş bir şekilde bu noktada veya Karacahisar’da bitse bu yolun tersine yürüyüp minibüslerin çalıştığı Milas-Ören asfaltına çıkılabilir. Bu noktayı da bir kenarda not olarak bulundurmak lazım.

Suçıkan köprüsüne ulaşıyoruz. Köprü üzerinde boylu boyunca yatmış keyif yapan bir amca var.

Köprü eski ama zamana yenik düşmüş besbelli.

Köprüyü geçerek neden dikildiği belli olmayan bu taşın (biz miltaşı dedik. Roma usulü) yanından Suçıkan deresini geçiyoruz.

Dere geçişi. Miltaşı arkada.

Dereyi geçtikten sonra yeniden yola bağlanıyoruz.

Yol düz ve rahat. Sağımız solumuz zeytinlik.

Sık olmasa da yol üzerinde işaretleri görebiliyoruz. Zaten ara bir patika yok. Yol görüldüğü gibi.

Bu yol bizi Karacahisar'a giden asfalt yola çıkartacak.

Asfalta çıkıyoruz ve sağa saparak köye doğru ilerlemeye başlıyoruz.

Kısa bir ayaküstü mola veriyoruz.

Sağa doğru köye doğru hafifçe yükselen asfalttan hiçbir yere sapmadan (sola giren toprak yola girilmiyor) sadece 150 metre kadar yürüdükten sonra asfalt yol düz devam ederken biz sağa toprak yola doğru saparak anayoldan ara bir yola giriyoruz. Arayol derken patika değil. Toprak yol ama araçlar için oldukça geniş bir yol. Bu yol bizi Karacahisar’ın yukarıdaki mahallelerine bağlayacak.

Sağımızda solumuzda zeytinlikler, tarlalar, ekili-sürülü araziler derken toprak köy yolundan 1 km.’den biraz fazla yürüdükten sonra yukarıdaki yol ayrımında köyün bulunduğu yöne sola döndükten sonra yaklaşık 500 metre sonra köyün ilk yerleşimlerine ulaşıyoruz. Saat 15:45.

Asfalttan köye doğru ilerliyoruz ama birazdan toprak yola sapacağız. Köye kadar asfaltı takip etmeyeceğiz.

Asfalta çıkıp sağa sapmamızdan çok kısa bir süre sonra yol ikiye ayrılıyor ve biz sağdan toprak yola girerek yolumuza devam ediyoruz. Bu kritik bir sapak değil olur da kaçırılırsa iki yol da Karacahisar'a çıkıyor.

Toprak yoldan hafif bir çıkış yaparak ilerliyoruz.

Manzara görüldüğü gibi. Mehmet tempoyu köye kadar arttırıyor. 

Karşıda görünen çam ağaçlarının arkasından yürüyerek köye ulaşacağız. Karacahisar solda kaldı.

İşte solumuzda Karacahisar manzarası.

Yol ayrımına ulaşıyoruz.

İleride görünen yol ayrımından sola köye doğru sapıyoruz.

Sola saptığımız nokta.

Köye yine benzer bir toprak yoldan yürüyoruz.

Yine her yer zeytinlik.

İşte Karacahisar'ın ilk yerleşimine ulaşıyoruz.

Köy içi manzaralar

Biraz önden giden Mehmet köyün girişindeki bankta boylu boyunca yatarak dinleniyor. Saat 15:45 ve bugün performansımız hiç de fena değil. 25 km.

Arkadan fotoğraf çekerek gelen Altuğ da Mehmet’in yanına geldiğinde o da biraz soluklanıyor, verdiğimiz 5 dakikalık mola ilaç gibi geliyor. Bu arada köy içerisindeki tahta telefon direkleri üzerinde işaretleri görebildiğimizi de belirtmiş olalım.

Köy içerisinden ilerlerken neredeyse herkesle selamlaşıyoruz. Belki de yol boyunca Likya’dan farklı olarak, duyduğumuz en güzel selamlama şekli buralarda. “Merhaba” değil “Hoşgeldiniz”. Sanki evlerine davet almışız da kapıdan girecekmişiz gibi hissediyor insan. Ne güzel, bir o kadar da içten.

Yorgunluk. Mehmet arkadan gelen Altuğ'u hasretle!! bekliyor. Acaba işaretleri kaybettiği için mi üzülüyor? Üstelik işaret tam tepesinde.

Köy içi sokaklardan köy merkezine doğru ilerliyoruz. Dümdüz yürüyoruz. Sağda solda işaretleri görüyoruz.

Solda direk üzerinde işareti görüyoruz.

Karacahisar evleri. Alt katı ahır veya ardiye üst katı yaşam alanı. Ortadaki çıkıntı şömine veya ocak bacası olsa gerek. Tipik bir ege evi aslında.

Bir meydana ulaşıyoruz. Mehmet bize selam verenlerle konuşurken Altuğ da arkadan fotoğraf çeke çeke geliyor.

İşte Karacahisar'a da ulaşıyoruz. Saat 15:50. Rakamlar doğru.

Karacahisar hatırası. Ne kadar da ciddiyiz. Bu arada bakkal bu tabelanın hemen arkasında. Bakkalda aradığınızı rahatlıkla bulabilir temin edebilirsiniz.

Haydi Bodrum'a tatile. Bodrum yazan yazının arkasında "X" bulunan direğin arkasındaki küçük meydanda (Türk Bayrağı ve Atatürk büstü var) öğle yemeği molası vereceğiz. Sonrasında Çiftlik'e Mehmet'in yürüdüğü yönden devam edeceğiz.

Karacahisar deniz seviyesinden 200 metre yüksekliğinde tipik bir Ege köyü. Eski adı ile Gavur Asarı (Gavur Hisarı). Bazı evlerinin mimarisi Yunan adalarındakini andırıyor. Çoğunluğu mavi veya turkuaz renkli panjurlara sahip evler, yalın duvarlar Yunan adalarını andırmıyor değil. Tabii buralar da oldukça eski köyler ege mimarisi her yerde aynı aslında. Yozlaşmadığı sürece benzer bitki örtüsünün oksijeni solunuyor. Hatta insanların davranışları bile birbirine benzer. Farklı milletler de olsak bu sadece kağıt üzerinde herhalde. Bölge, bitki örtüsü, coğrafi konum olarak bakıldığında Türk ve Yunan farkı yok. Yürüdükçe sınırların olmadığını daha iyi anlıyor insan.

Karia Yolu’nun rotası dışında kalan kalesi ve görülmesi gereken tarihi kalınıtları var. Bilen bilir Milas yöresinin halısı meşhurdur. Dokuma özellikleri bakımından Karacahisar halısı Milas halı gruplarından (diğeri Gereme) biridir.

Saat 15:50 itibariyle Karia Yolu tabelasının dibine ulaşıyoruz. Bakkal bu tabelanın hemen arkasında. Market kadar büyük olmasa da sürekli açık ve aradığınızı bulabilmeniz mümkün. Yeme, içme, su, sodai, kola, bira herşey mevcut. Buranın insanı yardımsever, selam veriyor hatta biz görmedik ama muhtarının da yürüyüşçülere yardım ettiğini biliyoruz. Çok zorda kalınırsa köy muhtarına sora sora ulaşabilirsiniz. Karacahisar küçük bir yerleşim değil. Bu arada Karacahisar Muhtarı Şefik Musluk da bir ihtiyaç olduğunda aranabilir (0-539-762 21 01). Konaklama, yeme-içme konusunda mutlaka yardımcı olacaktır.

Bakkaldan alışveriş yaptıktan sonra yolumuza devam edeceğimiz bir noktada, Atatürk büstü ve Türk bayrağı altında mola veriyoruz. Burası tek gölge nokta. Bakkaldan aldığımız içecekleri ve öğle yemeği olarak ton balığını tüketiyoruz. Önümüzden geçenler selam veriyor. Hatta cep telefonumuzu da tam karşıdaki evden rica ederek şarj etme imkanı buluyoruz.

Tüm yorgunluğumuzu unutup keyfimiz öylesine yerine geliyor ki saatin erken olduğunu görüyor, ilk gün yürüyüşümüzü bir sonraki köy olan Çiftlik’te bitirmeye karar veriyoruz.

Büstün gölgesinde yemek molası veriyoruz.

Büstten bir detay...

Saat 16:45’te Karacahisar’dan yola çıkarak Türk Bayrağı ve atatürk heykelinin dibinden inen asfalt köy yolunu takip ederek Çiftlik’e doğru yürüyüşümüz başlıyor. Yaklaşık 7 km. sürecek son parkurun harika manzaralı çıkış bölümü oldukça yorucu olacak. Ne olursa olsun biz böyle mutluyuz.

Asfalt yolu takip ederek yaklaşık 3 km boyunca Söğütçük ve Kısırlar yönüne doğru yürüyoruz. Bu asfalt yol aynı zamanda Karacahisar’ın Bodrum-Güvercinlik’e bağlanan asfalt yolu. Her ne kadar sularımızı Karacahisar’da tazelemiş olsak da asfalt yol üzerinde karşımıza çok kuvvetli akmayan su kaynağı çıkıyor. Suyunu tazelememiş olanlara duyuruyoruz.

Asfalt yoldan yükselerek yürümeye devam ediyor. Sağımızda solumuzda özenle örülmüş zeytin bahçesi duvarları. Neredeyse hiç tel örgü yok diyebiliriz. Tamamen doğal. Kayrak taşları ile özenle yapılmış. Bu tür bir duvar örme tekniğinin geçmişinin de Romalılar hatta antik Yunanlılara kadar uzandığını tahmin ediyoruz.

Yolun kenarında elinde küçük bir bahçe makası ile yukarıdan gelen yaşlı bir amca ile karşılaşıyoruz. Adım adım yol kenarında budama yapıyor. Ne yaptığını haliyle merak edip sorduğumuzda yolun kenarındaki dikenli otları temizleyerek köye indiğini söylüyor. Boş boş ineceğime temizleye temizleye iş yaparak iniyorum diyor. Güzel ve ince bir davranış. Çoğu zaman evimizin önündeki, bahçedeki otları temizlemeye üşenirken böyle bir davranış utandırmıyor değil.Biz yukarı o da Karacahisar’a doğru yola devam ediyor.

Karacahisar'dan çıkıyoruz. Bir süre asfalttan yürüyeceğiz.


Başlangıçta yol inişli çıkışlı ama sonradan asfalt yürüyüş düz hale gelecek.


Karacahisar karşıda kalıyor.


Karacahisarın berisinde çamovalı tarafları da görülüyor bu noktadan. Ne yürümüşüz ama...


Yol kenarındaki dikenleri budayan amca. Örnek olsun hepimize. İşlek olmayan bir yol kenarında dikenleri hangimiz budamakla uğraşır acaba?


Yol tenha olunca yolu ortalayıp yürüyoruz.


İşte bugün yol boyunca karşılaştığımız ilk hayrat. Mehmet GPS'e hemen noktayı atıveriyor.

İlkbaharda bile bu kadar az akıyorsa yaz sonrası sonbaharda kuru olabilir.


Mehmet sola yukarıya doğru çıkan patikayı görünce GPS'i kontrol ediyor. Son durum yolumuza asfalttan devam ediyoruz.  

Zeytinliklerin yanından geçiyoruz. Özenle örülmüş duvarları var.

Yol kenarında kalmış olsalar bile kesilmemiş yaşlı zeytinler görüyoruz.


Bu da toprak kayması olmasın, zeytin devrilmesin diye yapılmış bir bent.


Bulunduğumuz konumdan Kuzey-doğuya doğru manzara (Çamköy tarafları)

Bahçe duvarı detayı

İşaretler bahçe duvarı üzerinde.

Tam köşede de bir işaret var. Asıl önemlisi duvarın işçiliği.

Arazi eğimli olunca zeytinlikler taraçalardan oluşuyor.

Asfalttan yürümeye devam ediyoruz. Hava sıcaktan bulutlandı. İyi de oldu.



Çiftlik’in 7 km uzakta olduğunu biliyoruz. Trafik olarak tenha bir asfalttan iyi bir tempoda hedefimize yaklaşıyor olmak yeterince memnun ediyor bizi. Tabii işin rengi çok geçmeden değişecek.



Çiftlik solumuzdaki tepelerin ardında kalıyorken sağ tarafta Söğütçük Köyü’nü çok yakından görmeye başladığımız, yolun sağa neredeyse 90 derece saptığı bir noktada GPS’in bizi sola tarlalara doğru giren bir patikaya soktuğunu farkediveriyoruz. Yeniden işaret olmayan bir noktaya geliyoruz. Burası da oldukça kritik bir yer. Kaçırmamak gerekiyor.

Bu nokta da çok ÖNEMLİ. Bir işaret yol kenarında var ama 3 km. yürüdükten sonra asfaltın rutinine alışıp farkedebilmek güç. İşareti gören için sorun yok. Baba yapmış olsak bile bu bölge tarla giriş çıkışları olduğundan babanın yakın vadede yok olacak olması kuvvetle muhtemel. Şöyle tarifleyerek yolumuza devam edelim. Karacahisar’dan çıktıktan yaklaşık 3 km. sonra yolun sağa doğru 90 derece döndüğü noktada sola doğru tarlalara girerek yola sapılması gerekiyor.

Tarif nasıl akıllarda kalır bilinmez ama GPS veya telefonda GPS gerekliliğini bir kez daha belirtmiş olalım. Bu noktayı kaçırsak ne olur sorusuna yanıt verecek olursak. İç Karia etabını burada bitirip Bodrum’a tatile doğru yürüyor olacağınızı söylememiz gerekir.

Toprak yola saparak 150 metre kadar yürüyor, yolun bittiği tarla girişinde, tarlaya girmeden solda daracık bir patikanın tarlanın dışından gittiğini fark ediyoruz. Bu patikayı görmek zor hatta ilk başta işaretleri görmesek “acaba yanlış mı girdik?” diye soruyor olacaktık birbirimize.

İşte ÇOK ÖNEMLİ bir yol ayrımı (Karacahisar sonrası 3. km) asfaltı takip ederek sağa dönmüyor, soldaki patikadan giriyoruz.

Bu virajı alıp sağa sapmayın. Bodrum'a tatile gidiyorum derseniz orası ayrı.

Yol kenarında taş üzerinde işaret dikkatimizi çekiyor. İşaret patikaya girişi gösteriyor ama dikkatlerden kaçabilir.

Patikaya giriyoruz. Yerde bir "baba" dikkatimizi çekiyor. Bu bölümlerde zaman kaybı yaşanabilir. Dikkatli yürümek lazım. İşaretler seyrek hatta hiç görünmüyor diyebiliriz.

Daha fazla gitmiyoruz zaten yol tarlaya giriyor ve bitiyor. Tam köşedeki ağacın yanından belli belirsiz bir patikaya giriyoruz. Hemen ağacın solunda. İşaret yok. Buraya da dikkat etmek gerekiyor.

Başlangıçta belli belirsiz olsa da kısa süre içerisinde bir patikadan yürüyoruz.

Başlangıçta dar ancak belirgin olan, solunda tarla sağında ağaçların bulunduğu bu dar patikadan yürüdükçe genişlemeye başlıyor. Yolun başlarında tarlaların kenarından yürürken yükseldikçe tarlalar yerini patikalar ve zeytinliklere bırakıyor. Patikaya girdikten yaklaşık 800 m. sonra bir vadiye ulaşıyor, vadi tabanını sağımıza alarak Çiftlik’e doğru tırmanışımız başlıyor. Az önce asfalttan yürürken böyle bir çıkış yapacağımızı tahmin edemezdik.

Bugün Beçin’den 30 km. sonra karşımıza çıkan ilk kalıntılar bu yol üzerinde görülüyor. Çiftlik’e kadar 1.5 km. kadar taş döşeli yollarda yürüyor, tüm yorgunluğumuza rağmen aşağıda kalan vadiyi durup durup seyretmeye doyamıyoruz. Oldukça dik yamaçlarda bulunan zeytinlikler, zeytinliklere atları ile çalışmaya gelmiş insanlarla selamlaşıyoruz. Hatta köye yakın bir su kaynağından geçiyoruz ama buraya su kaynağı demek zor. Biz geçtiğimizde çok az akıyordu, birkaç haftaya sıcakların artmasıyla kurumuş olması muhtemeldir. Köy yakın olduğundan çok da bu su kaynağını dert etmemek gerekiyor.

Patikadan yürüdükçe genişliyor. İşaretleri de görmeye başlıyoruz. GPS'e bir kez daha teşekkür ederiz.

Yavaş yavaş çıkışa başlıyoruz.

Böyle ayrımlar var ama buralarda işaretler var. Solda yerdeki kayanın üzerinde çift kırmızı işaret görülüyor. Bunlar muhtemelen yürüyüş gruplarının yaptıkları yeni işaretler. Kırmızı-Beyaz olsa daha iyiydi ama olsun bu da bir katkı.

Tarlaların yanından yürümeye devam ediyoruz. Önceden de dediğimiz üzere Milas'ın güney parkurlarında, Beçin'den bu yana zaman zaman kırmızı beyaz işaretleri görebiliyoruz.

Klasik taşlı patikalar burada da karşımıza çıkıyor.

İşte işaret kardeşliği. Kırmızı çizgilerin neden çizildiğini daha iyi anlıyoruz. Kırmızı-Beyaz çizgiler silinmeye başlamış bile.

Burada yavaş yavaş vadiye doğru dönerek yönümüzü Çiftlik'e doğru çeviriyoruz. Yerdeki taşta işaret görünüyor. Buralarda yolu şaşırma gibi kritik bir durum yok.

Yorgunluğu bir kenara bırakırsak günün en keyifli parkurlarından birini yürüyor olacağız.

Söğütçük Köyü. Buraya gitmeden yoldan patikalara girmiştik.

Vadinin başlarına ulaşıyoruz. GPS ile kısa bir yön tayini zamanı.

Yeniden patikalardayız. Çıkış başlıyor.

Taş döşeli duvarlar karşımıza çıkıyor yeniden. Hiç bitmediler ki zaten.

Çıktıkça tarla ve zeytinlikler yerini çam ağaçlarına bırakıyor.

Sağımıza vadiyi alarak çiftlik çıkışına başladık.

Patika oldukça belirgin. Çok keyifli.

Taş döşeli yollar yeniden karşımıza çıkıyor.

Çiftlik’e yapılacak son 1.5km.lik özenle döşenmiş taş yollardan yapacağınız çıkışta sağınızdaki vadiyi durup seyretmek, hatta kısa bir mola verip dinginliğin ruhunuza işlemesi için bir mola vermeyi ihmal etmeyin. Bizim için de taptaze derin bir nefes çekin burada.

Bu arada Milas’ın güney parkurlarının kuzeye göre (Latmos) farklılıklarından bir tanesi de kuzeyde köylüler zeytinliklerine gitmek ve hasadı taşımak için eşekten yararlanırken bugün yürüdüğümüz güney taraflarında neredeyse hiç eşek ile karşılaşmadık. Neredeyse her bahçede bir at vardı. Bunun sebebi de herhalde kuzey Milas’ın daha dağlık olması. Malum eşek ata göre engebeli arazide daha dayanıklı bir canlı.

Ekolojik dengeyi de tarifledikten sonra 370 metre yüksekliğe çıkarak Çiftlikköy’ün mahallesine ulaşıyoruz.

Çıkıyoruz ama yukarılara baktığımızda henüz bir yerleşim görünmüyor.

Sağımızda vadi solumuzda çam ormanı.

Taş döşeli yollar. Bugün Beçin'den sonra karşımıza çıkan ilk tarihi kalıntılar.

İç Karia'nın kesinlikle en keyifli patikaları. İşareti de görüyoruz ya mutluluğumuza diyecek yok.

Yeniden teke gibi tırmanıyoruz. buraya kadar yaklaşık 30 km. yürüdük. Bize reva mı bu kadar çıkış?

Taş döşeli yollardan çıkıyoruz. Buradan o kadar belli ki kayaların üst üste döşendiği üst üste.  Bu arada Çiflik'in yolumuz üzerinde olmayan bir mahallesini görmeye başlıyoruz ki daha çıkacağız maalesef.

Taş döşeli yollar. Buraları mutlaka yürüyün...

Çiftlik'in küçük mahallesi buradan da görünüyor.

Taşlar bazı yerlerde daha dişli ve sivri.

Yükselip köye yaklaştıkça zeytinlikle karşımıza çıkmaya başlıyor.

Bir su kaynağı ama çok ince akmıyor. Kaynak diye güvenmemek lazım. İçersinde su olup olmaması çok da dert değil çünkü yerleşim çok yakında.

Çıkışa devam ediyoruz.

Sol taraftan gelip tam bir "U" dönüşü yaptık. Çıkyoruz. Durmak yok.

İçerisinden çıktığımız vadi buradan ok daha belli oluyor. İleride görünen yerleşimler Söğütçük, Hasancık gibi köyler.

Karşıda görünen tepenin ardına ulaşacağız. Artık yolları yürüye yürüye bitişi bir noktadan sonra anlayabiliyoruz.

Solda vadi tabanı ve zeytin taraçaları.

Yukarıya yaklaştıkça eğim ve arazinin sertliği de haliyle azalıyor.

Yerleşime ulaşmak üzereyiz.

Atı ne kadar çok gördük bu diyarlarda. Latmos tarafında neredeyse tamamen eşek vardı.

Bu da yerleşime ulaştığımızda arkamızda bıraktığımız manzara. Çıkışı yaptığımız vadi sol aşağıda daha belirgin. Sağdaki ağaçlığın içerisindeki yamaçlardan tırmandık.

Çiftlik'in yukarı mahallesine (Damyanı) ulaşıyoruz. 

Birkaç km. daha yürüyecek olmamızdan habersiz, bugünün son durağına ulaşmış olmanın keyfi içerisindeyiz. Milas’ın güney parkurlarının yükseltisi az olsa bile 30 km. üzerinde yürümek iyi performans gerektirdiğini belirtmiş olalım. Yürüyüş programı yaparken hele ki kalabalık bir grupsanız bunu göz önünde bulundurmakta, yürüyüşü 15-20 km. civarında tutmakta fayda var. Keşif yürüyüşünü 2 kişi yapmamızdaki sebeplerden birisi de bu aslında.

Köyün girişinde bizi balkonundan karşılayan baba ve oğlu ve yol üzerindeki yaşlı adamdan yine aynı selamlamayı alıyoruz: “Hoşgeldiniz”.

Çiftlik’in bulunduğumuz mahallesi kuzeyde kalan Damyanı bölümü. Mahalle içerisinde işaretleri takip ederek aşağıya doğru iniyoruz. Bu bölümde bakkal, ihtiyaçların karşılanacağı bir cami yok. Mahalle içerisinde bulunan işaretleri takip ederek az sonra karşı yamaçta göreceğimiz karşı mahalleye doğru giden köy yoluna bağlanıyoruz. Çok zor ama işaret göremeseniz bile karşı mahalleye gidilmesi gerektiğini unutmamak yeterli.

Mahalleden inişe geçtiğimizde karşı mahallede (güney) camiyi görüyoruz. Zaten GPS de bizi buraya doğru götürüyor. Aslında yol mahalle içerisine girmeden devam ediyor. Diyeceğimiz o ki insanlarla tanışmak, ihtiyaçların giderilmesi için karşı mahallede bulunan cami veya bakkala gidilebilir.

Mehmet köye girer girmez sohbete başlıyor. artık derdimiz belli yürüyüşü nerede bitireceğiz?


Damyanı mahallesinden aşağıya doğru iniyoruz. çiftlik'in karşıda cami ve bakkalında bulunduğu mahallesi görünüyor. Oraya doğru yürüyeceğiz. Henüz yürüyüş burada bitmiyor.


Yerleşim içerisinde direkler veya duvarlar üzerinde işaretler görünüyor.


Aşağıya doru inerek karşı mahalleye doğru yürüyoruz. Çok inmesek bari. Çıkacak halimiz kalmadı.


Karşıya kadar patikalar yok. Böyle bir köy yolundan yürüyoruz.


Karşı mahalle buradan daha belli oluyor. Yol/İşaretler içerisine kadar gitmiyor. Hemen aşağısından Fesleğen'e devam ediyor ama ihtiyacı olanlar çok kısa olan merkeze giderek yola devam edebilirler. Ciddi zaman kaybı olmaz.

Aşağıya indiğimiz sırada hava kararmadan çadır kurmak için etrafa bakınmaya başlıyoruz. İnişi neredeyse tamamlayıp çukur bir alana ulaştığımızda hemen aşağıda solumuzda bulunan ağaçlık alanda çadırımızı kurmaya karar veriyoruz. Tam bu sırada orada çalışan teyzemize izin almak için çadır kurmak istediğimizi söylediğimizde “Kurmayın burada. Yılan, çiyan çok olur yukarıda kurun” cevabını alıyoruz. Yüz ifadesi bizi istemediğinden kaynaklı olmadığı aşikar. Evet akan bir dere, yemyeşil çayırlar, taze su kaynağı çok güzel gözükse de bu uyarıya kulak veriyor, ama sormadan, öğrenmeden yola devam etmek istemiyoruz. Mehmet yorgun sesi ile

- Birşey olmazdı ama buraya kurmazsak yukarılarda düzlükler var mı?

- Var tabii. Biraz yürüyün karşınıza çıkacak. Vallahi kurmayın bakın yılan çiyan olur buralarda.

Samimi yaklaşım karşısında ısrarcı olamayız. Yola devam ediyoruz. Hatta tam çukur bir noktada bulunduğumuzdan önümüzde duran ufacık bir çıkış bile artık zor gelmeye başlıyor.

Hatta bu parkurun güncesini yazdığımız sırada izlerimizi takip eden sevgili Melike Özbey aynı yerde aynı kişi ile karşılaştığında benzer şekilde çadır kurmak istemiş ve şu yanıtı almış. Bize anlattığını paylaşalım:

- Buraya kurma yılanı çiyanı boldur buıranın az yukarıda düzlükler var oralarda kur. Hatta geçenlerde iki kişi geldi buralara aynısını söyledim gittiler onlar da.

- Biri sakallı gözlüklü müydü? Diğeri biraz daha uzun boylu muydu? (Altuğ tarif edilir)

- Evet işte onlar.

Sohbetin hemen sonrasında Damyanı mahallesinden yaptığımız yaklaşık 1 km.lik bir iniş sonrasında köyün yol/mahalle ayrımlarına ulaşıyoruz. Çiftlikköy yamaçlara kurulmuş, çanak gibi bir yerleşim. Tam bu çanağın ortasındayız ve yolun karşısında köy mezarlığı bulunuyor.

Hafif bir çukura inerek karşı yamaca (mahalle) geçiyoruz. Tavsiye üzerine (yılan-çiyan sebepli) buralara kamp atmadık. Biraz daha yürüyelim dedik.


Yol ayrımına ulaşıyoruz. Karşımızda köy mezarlığı sola cami ve bakkalın da bulunduğu mahalleye (300 m.) gidiliyor. İşaretler mezarlığın sağından giriyor.

Mezarlığı karşımıza alıp yol ayrımına geldiğimizde birkaç adet yol ayrımı gözümüze çarpıyor.

Sola doğru gidildiğinde (200-300 metre kadar) cami ve marketin bulunduğu köy meydanına ulaşılıyor. Köy sola görünüyor zaten. Ancak yola devam etmek için yeniden bu noktaya dönmek zorundasınız. Biz mezarlığı solumuza alarak köy merkezinin tersine sağa sapıyoruz. Mezarlığın hemen yanından giren gidilirse Çiflik’in yürüyüş rotası ile alakası olmayan başka bir mahallesine gidiliyor.

Mezarlığın yanından sola patikalara doğru girerek Fesleğen yaylasına doğru giden patikalara giriyoruz. Zaten köşedeki elektrik direği üzerinde sola dönülmesini gerektiren işaret de görülüyor.

Sola mahalleye sapmıyoruz. Herhangi bir ihtiyacımız yok. Sağa sapıyoruz. İşaretler karşıdaki elektrik direğinin dibinden (mezarlığın yanı) içeriye giriyor.


Bu da köyün yakınlığını göstermek, fikir vermek amaçlı sola sapıldığında yürünecek yol. Dediğimiz gibi ihtiyacı olanlar köye yürüyebilir çok uzak değil.


Sapaktan sağa sapıyoruz. mezarlık solumuzda. Bizi sola patikalara sokacak işaret de direğin üzerinde. Karşıda görünen tepelerin arkası yarın ulaşacağımız Fesleğen.


Mezarlığın yanından patikaya giriyor ve köy yoluna veda ediyoruz.

Ortalıkta herhangi bir düzlük göremiyoruz. Zira mezarlık sonrasında her yer zeytinlik halini alıyor.

Mehmet daha fazla yürümeyip köye yakın bir yerlerde kamp atalım derken mezarlığı geçtikten 50 metre sonra, solumuzda tertemiz bir zeytinlik gözümüze ilişiyor. Bahçe kapısından içeriye girip, düz yer kontrolü yaptıktan sonra büyük bir zeytin ağacının altına 34 km. ile sonlanan ilk gün kampımızı atmaya saat 18:30 itibariyle karar vermiş oluyoruz.

Çoğu yerde zeytinlikler taraçalar şeklinde olduğundan, eğer içi otlardan temizlenmişse (ki genelde bakımları düzenli olarak yapılıyor) kamp atmak için çok uygun yerler ama unutulmasın ki buralar sahipleri tarafından özenle korunan bölgeler. Yürüyeceklerin burada çöplerini bırakmak veya ateş yakmayı düşünmemeleri gerekiyor. Kalabalık grupların mümkünse daha açık alanlara kamp atmalarını öneriyoruz.

Patikaya yeniden giriyoruz. Artık buralardan ileri gitmek istemiyoruz. Bir düzlükte çadır kurmamız lazım.


Her yanımız yamaç şeklinde zeytinlik.


Yukarıdan sesleri gelen köy solda kaldı.


Yaşasın!!! işte ilk gece kampının mükafatı bu olmalı. Bir zeytinlikte zeytin ağacının altında kampımızı atacağız. Hava kararmadı. Öncelikle 34 km.nin yorgunluğunu çayıra hiç birşey yapmadan uzanıp atacağız. Bugün 34 km. yürüdük acelemiz yok.


Ertesi sabahtan bir fotoğraf. Çadırımızın konumu. Altuğ taze kekik toplamayı da ihmal etmemiş. 


Zeytin ağaçları çiçekte. Öndeki otlar da kekik. Bu kadar yazıda herhalde tek tarifleyemeyeceğimiz doğada "koku" olsa gerek...


Bizden 1 ay sonra izlerimizi tek başına takip ederek yürüyen Melike Özbağ'ın gönderdiği fotoğraf. Altuğ'a "kamp attığınız yerde kahvaltı ediyorum" diye mesaj attı. Tam bu noktadan. Bu kapıdan içeriye girerek kampı atmıştık. Yazı ve izlerimizin "TEK BAŞINA" yürünse bile işe yaradığını, yollara kattığını bilmek çok güzel.

Havanın henüz kararmaya niyeti yok. Çantaları zaman kaybetmeden sırtımızdan çıkartıyoruz ve yarım saat çimlerin üzerinde boylu boyunca uzanıyoruz. Hiçbirşey yapmadan. Altuğ genelde kurtlu olur hemen kalkıp fotoğraf çekip çevreyi inceler ama o bile uzanıp yatmayı tercih ediyorsa varsın yorgunluk, keyif ve huzurun kombinasyonunu siz okuyan arkadaşlar hayal edin.

Zeytin çiçekleri ve kekik kokuları arasında hiç birşey yapmadan öylece uzanıp gökyüzünü seyretmek gerçekten yazarak tarif edilemiyor. Sadece şu an değil tüm gece bu kokular arasında uyuyacağız. Hatta yazarken bile kokusu geliyor burnumuza.

Çadıra girdiğimizde köyün çok da uzaktan gelmeyen insan ve motor sesleri akşam ezanı ile birlikte azalıp gidiyor.

Gece çadırda yenen yemek ve uzanıp edilen sohbetin keyfi de başka. Ah Altuğ erken uyumasa iyi olurdu ama yapacak birşey yok. Bazısı kafayı koyunca gidiyor bazısı 2 saat dönüp duruyor.

Yarın hedefimiz Bozalan’ı geçip Türkevleri’ne yaklaşmak. Bugünkü performansımızın benzerini burada da yapabilirsek yarın İç Karia’yı Bozalan’da bitirmiş olup Gökova parkurunun Bozalan-Türkevleri-Ören kısmını yürüyor olabiliriz.

Buralara gelip yürürken yumurta yemeden olmaz diyoruz. Mehmet’in parkurlar hakkında bilgi ararken bulduğu Fesleğen Köyü’nde bakkal Süleyman’ın telefonu ve yeme içme konusunda yardımcı olacağını hatırlatmasının ardından Altuğ telefona sarılıyor ve Süleyman’ı arıyor. Detayları ertesi gün yazımızda vereceğiz ama akşamdan yumurta siparişimizi veriyoruz bile. Yarın öğle yemeğinde yağda yumurta var. Ne şanslıyız ama!!

Yol uzun olunca yazı da uzun oldu kusurumuza bakmayın. Anlatacak konu, gösterilecek işaret çok. Bu bile az geldi. Varsın siz bir de sunumda konuşurken düşünün...

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates