2015 - İç Karia - 2.GÜN (Bağarcık - Arap Avlusu - Stylos Manastırı - Kovan Yayla - Kapıkırı (Herakleia)/Bafa Gölü) - 25.Ekim.2015.Pazar

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
2. GÜN PARKUR DETAYLARI:
2. Gün Başlangıç: 08:00 (Bağarcık'a 3 km. kala kamp alanı)
2. Gün Bitiş: 19:30 (Kapıkırı / Bafa Gölü)

Toplam mesafe: 22 km. (Kamp alanı - Bağarcık 3 km., Bağarcık - Arap Avlusu 6 km., Arap Avlusu - Kovan Yayla 3 km., Kovan Yayla - Kapıkırı 10 km.).

Yol üzerinde birbirlerine yakın olan Arap Avlusu ve Stylos Manastırında kalıntıları gezerek yola devam edebilirsiniz. Beşparmak (Latmos) dağına zirve tırmanışı yapmak isteyenler (gidiş/dönüş toplam 15-20 km. civarı) bir ekstra gün ayırarak Bağarcık üzerinden zirve çıkışı yaparak Kapıkırı parkurunu ertesi gün yürüyebilirler. Benzer zirve yürüyüşü Beşparmak Dağı'nın güney cephesinde bulunan Sakarkaya üzerinden de yapılabilmekte. Arapavlusu üzerinden çıkış biraz daha dik ve zorludur.

Su: Karia Yolu’nın Karpuzlu-Milas arasındaki Beşparmak (Latmos) parkurlarında su problemi olmadığını söyleyebiliriz. Yol boyunca irili ufaklı su kaynakları bulunuyor. Bu parkur dağlık ve yüksek bir bölge olduğundan her noktadan su alıp güvenle içilebilir.

Yanınızda taşınacak 1-1.5 litre su ve aralarda yapılacak takviyeler sizi Kapıkırı'na rahatlıkla ulaştıracaktır.

Yol boyunca kaynaklar var ama güvence olması bakımından Bağarcık ve Kovan Yayla arası mesafe çok iniş çıkışlı, ve yerleşime uzak olduğundan Bağarcık ve Kovan Yayla çıkışlarında suyunuz dolu olursa iyi olur.

Kovan Yayla'da yerleşim mevsimsel olduğundan her zaman birine rastlamak mümkün olmayabilir. Eğer yayla evlerinde konaklayan birileri varsa çekinmeden su isteyebilirsiniz yoksa Arap Avlusu civarlarında akan ancak mevsimsel olarak kuru olabilecek su kaynaklarına güvenmeniz gerekecek.

Konaklama: Kapıkırı haricinde Beşparmak parkurları sürdürülebilir turizm anlamında henüz gelişmediğini ilk gün yazımızda belirtmiştik. Tüm bölge çadırlı kamp veya günübirlik araç kiralama şeklinde yapılacak yürüyüşlere çok uygun. Kiralanan minibüsler önceden belirlenecek bitiş noktalarına da ulaşabilirler. Bu bölgeler Bağarcık, Kovan Yayla veya Kapıkırı olarak tercih edilebilir.

Kapıkırı her bakımdan özel bir yer. Her yeri tarih. Hesaplı restoranlar bulabilirsiniz. Uygun mevsimde gidildiğinde her bütçeye uygun pansiyonlar da mevcut. Bölgede çadır kurmak zaten sorun değil. Hatta eski adı ile Herakleia'yı gezmeden, görmeden, fotoğraflamadan, bölgeyi yaşamadan buralardan sakın ayrılmayın.

Bu arada Bağarcık çok büyük değil dolayısıyla burada sürekli açık bir bakkal olduğunu söylemek doğru olmayabilir. Bu bölgede halk gezici market türü araçlardan alışveriş yapıyor. Ancak çok ihtiyaç olursa Bağarcık'ta ihtiyaçlarınızı karşılayabilecek İsmail Bey'in telefonunu paylaşalım. Bir kenarda bulunsun. (538-439 33 20 - 256-781 11 42)

Kovan Yayla adı üzerinde yayla olduğundan 2 ev haricinde hiçbirşey yok. Ancak tüm yürüyüşçülere yardımcı olan, mevsimin belli zamanlarında orada olan Hatice Teyze (536-621 50 86) veya Mehmet Ali Pınar (537-765 14 36) var. kendileri evde olmasa bile eğer civarda bir yerlerdeyse mutlaka yardımcı olacaklardır.

Kapıkırı merkezinde bakkal mevcut. Bakkalı bulamazsanız veya merkeze kadar gitmek istemezseniz bile çok sayıdaki pansiyon ve restorandan ihtiyaçlarınızı da karşılayabilirsiniz.

Kapıkırı'da Pelikan Restoran (Yusuf Dönmez 252-543 51 58, 542-651 22 67, 542-677 89 60) bunlardan biri. Agora Pansiyon (252-543 54 45, 532-416 39 96, 532-139 05 11) en popülerlerinden ancak her keseye ve ihtiyaca her seçenek çok. Buranın halkı çevreyi çok iyi tanıyor ve rehberlik konusunda gerekirse yardımcı bile olabilirler. Çünkü buranın saklı, yürürken görünmeyen çok sayıda tarihi bölgesi var. Sadece Kapıkırı çevresi için bile birkaç gün ayrılabilir.

Parkur Zorluğu: Karpuzlu-Milas arasındaki parkurların en izolesi denebilir. Çok az yerleşimden (Bağarcık sonrası sadece Kovan Yayla) geçildiğinden kendinizle sıkça başbaşa kalınıyor. Ciddi zorluğu olan bir parkur değil ancak Bağarcık-Kovan Yayla arasında harika manzaralar eşliğinde yürüyorsunuz. Bol iniş çıkışların olduğu bu bölümde biraz dikkatli ve sabırlı olmak gerekiyor. Özellikle Arap Yayla ve Stylos'dan Kovan Yayla'ya inerken oldukça yavaş ve kayaların üzerinden atlaya atlaya hatta oldukça dar patikalardan ilerlenebiliyor. Buralarda sabırlı ve dikkatli olmak gerekiyor.

Kovan Yayla ve Kapıkırı arasında yürüyüşler iniş şeklinde (450 m.'den deniz seviyesine), genellikle antik taşlık yollardan ve düz dere yataklarından yapıldığından yolun 10 km.lik uzunluğu haricinde başka bir zorluğu olacağını söyleyemeyiz. Ancak Bağarcık-Kovan Yayla arasının oldukça yorucu olabileceğini düşünürsek, Kovan Yayla sonrasında yorgunluğun yürüyüşçülerin üzerine çökmesi muhtemel olacaktır. Kovan Yayla'dan Kapıkırı'ya inerken üzerinden yürünen binlerce yıllık antik yolların büyüleyici güzelliği sizi antik zamanlara götürürken, çoğu zaman da tüm yorgunlukları unutturabiliyor.

İşaretler bakımından özellikle Bağarcık ve Kovan Yayla arasında çok dikkat edilmesi gerekiyor. İşaretler sık değil, yol işaretleri kritik yerlerde tek taraflı işaretlenmiş (Arap Avlusu ve Stylos civarları) bulmak zor oluyor.
Kovan Yayla - Kapıkırı arasında genellikle antik yollardan yürünüyor dolayısıyla kaybolmak zor değil ancak düzlüklerde işaretleri görebilmek sorun olmaya başlayabiliyor.

Aslında işaret sorunu olmasa patikalar çok zorlamayacak ancak bir yandan patikaları yürümeye çalışıp bir yandan da işaretleri gözler ararken yoruluveriyor insan. Dolayısıyla bu parkurlarda GPS kullanımı ve rehber olması gerektiğini çok yerinde olacağını bir kez daha vurguluyoruz. Telefonlara yüklenecek GPS verileri pilleri çok çabuk tüketebilir çünkü sıkça GPS desteğine ihtiyaç duyuluyor.

Karia’nın bu bölümlerde (İç Karia – Beşparmak Parkurları) yürüyeceklerin daha önce buraları yürümüş bir rehber veya rotaları yüklü bir GPS cihazı ile yürümelerini önemle tavsiye ediyoruz. İlk gün yürüyüşündeki temel sorunları tekrar hatırlatmak gerekirse;

- İşaret sıklığı az ve işaretler küçük. Farkedilmeleri sorun oluyor.
- Zamanla silinmeye başlamışlar
- Bazı bölümlerde rehber kitap baz alınarak tek yönde yürünebileceği düşünülerek işaretlenmiş gibi görünüyor.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.



Yol boyunca çok sayıda su noktasını işaretledik. GPS verilerine ulaşırken Wikiloc'ta nokta kısıtlaması olduğundan hepsini kaydedemedi. Tüm noktaların bulunduğu dosyayı yukarıda linkin bulunduğu  CROSSINGWAYS sitesi üzerinden indirmenizi öneririz veya email yoluyla da talep edebilirsiniz.

HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yağmursuz ve bulutsuz tertemiz bir sabaha uyanıyoruz. Aylar sonra doğa içerisinde geçirdiğimiz gece o kadar güzel ve dinlendirici geliyor ki kendimizi bir gün öncesinin yol kargaşasından tamamen arınmış hissedebiliyoruz.

Sabah saat 06:30’da sabah serinliği ile gözlerimizi açıyoruz. Yolculuk ve üzerine yaptığımız uzun yürüyüşten eser yok. Sabah sakin bir şekilde toparlanmaya başlıyoruz. Hava oldukça serin zira dışarıya adımımızı atar atmaz bir anda donuveriyoruz.

Çadırın dışarısına çıkamadan içeride toparlanarak yürüyüşe hazırlanıyoruz. Hatta çadırda kahvaltı keyfi bile yapıyoruz. Bugün keyfimiz dünden daha iyi. Doğada güne başlamak harika birşey. Önümüzdeki yolun bizi ne kadar çok zorlayacağından ve akşama Kapıkırı’ya elimiz ayağımız titrer vaziyette varacağımızdan habersiz birbirimize laf atarak sabah hazırlığımızı tamamlıyoruz.

Saat 08:00’de çadır toplanıp sabah telefon görüşmelerimizi yaptıktan sonra yola çıkıyoruz. İlk hedef bir gün önce varamadığımız, ancak çok da uzağımızda olmayan (bir tepe çıkışı kadar kısa denebilir) Bağarcık’a varmak.

Bu geniş düzlükte tek başına bir çadır. Karşıdaki yamaç bugün çıkışını yaparak güne başlayacağımız bölge.


Çadırın kapısı açık. Ahali uyanmış 2. güne hazırlanıyor.


Bu iniş dün akşam indiğimiz yer. Ağaçta işaret var ama bu işaret inerken görünmüyor maalesef.


Altuğ buz gibi derede elini yüzünü yıkamış, Mehmet'in çadır başı hazırlıkları devam ediyor.


Yol öncesi hatırası. 2011'de bu fotoğrafları çekerken adına "selfie" deneceğini bilmiyorduk bile.


Her yanımız çam ağaçları. Güzel silüetler oluşturuyor.


Yola çıkıyoruz.
Yürüyüş öncesi son telefon görüşmelerimizi yapıyoruz.

Dün suyumuzu içip, sabah elimizi yüzümüzü yıkadığımız buz gibi derenin üzerinden sekerek geçip karşımızda duran tepeye doğru yamaçtan dikçe bir tırmanışa başlıyoruz.

Yaklaşık 300 metre kadar yürüyerek çıkışımızı yapıyoruz. Dün kararmakta olan havada GPS bize karşımızdaki bu tepeyi gösterdiğinde çıkışı yapmayıp kampı dere kenarında atmaya karar vermiştik açıkçası. İyi de yapmışız çünkü çıkış dik ve bol taşlı. Gece kafa fenerleri ile yürümek çok da eğlenceli olmayabilirmiş. Gerekmedikçe kafa fenerleri ile yürümeyi tercih etmiyoruz. Evet yürümek güzel ama etrafı da izlemek, incelemek yürümenin bir parçası. Arkamıza baktığımızda günü aydınlatacak güneş fıstıkçamları arasından bizi takip etmeye başlamış bile...


Sağ taraftaki tepe dün akşam toprak yoldan indiğimiz tepe.


Yolun başında dereden geçerek yürüyüşe başlıyoruz.
Buradan sularımızı tazeledik.


Dereyi geçer geçmez çıkışa başladık.


Güneş yükselmeye başlıyor. Bu arada işaretleri yerde görebiliyoruz.


Çıkışımıza devam ediyoruz.


Daha yolun başında oldukça hızlı yükseldik. Aşağıda kalan çamlık dün akşam indiğimiz tepe. Toprak yol solda yukarıda görülüyor.


Çıkışımız halen devam ediyor. Ancak zorlanmıyoruz.


Güneş ışınlarını doğaya doğru tutmaya başlıyor.


Tırmanış tamam. Düzlüğe çıkıyoruz.

Çıktığımız bu tepe aslında Bağarcık’a varmadan önümüzdeki son engelmiş zira yukarılara doğru çıktıkça diklik azalıyor ve nispeten tepe diyebileceğimiz bir noktadan sola doğru kıvrılarak çam ağaçları arasından devam eden patikadan yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Bu bölgede genelde yerdeki kayalarda işaretleri görebiliyoruz ancak öyle bir an oluyor ki işaret görmeniz gereken zamanlarda göremiyorsunuz ve kaos başlıyor, başka bir deyişle GPS cihazınıza davranmak zorunda kalıyorsunuz. Datça veya Bozburun tarafları sık yürünen parkurlar ama İç Karia için GPS bir gereklilik veya bir rehber.

Sola doğru kıvrılarak giden patikadan yaklaşık 400 metre yürüdükten sonra sol tarafımızda bir çoban kulübesi ve karşımızda bizi orman yoluna çıkartacak üzeri otlarla kapatılmış, üzerinden atlanması biraz zahmet gerektirecek kapıyı görüyoruz. Çoban kulübesi halen aktif ve bacası tütüyor. Hatta burada birisinin olduğunu kapıdan geçtikten sonra orman yolu kenarında duran araçtan anlayacağız. Bahçe kapısının üzerinden binbir zahmetle atladıktan sonra –sırtımızı kapıya verip- sağa yani aşağıya doğru inmeye başlıyoruz.


Solumuzda bu çoban kulübesini görüyoruz.


Toprak yola çıkmak için çıkış arıyoruz ama nafile.
Çitlerin üzerinden atlayacağız.


Sağa sapıyoruz. Yani aşağıya doğru iniyoruz.


Karşımızda duran Beşparmak Dağları'nı selamlıyoruz.


Toprak yoldan inişimize devam ediyoruz.

Toprak orman yolundan yaklaşık 500 m. yürüdükten sonra bizi Bağarcık’a götürecek asfalt yola ulaşıyoruz. Karşımızda sisli Beşparmak (Latmos) dağlarını görmeye başlıyoruz. Hatta bugün –zaman sebebiyle başaramayacağız– Kapıkırı yolu üzerinde Karia Yolu’ndan çıkarak Arap Avlusu üzerinden Beşparmak zirvesi yapmayı da deneyeceğiz.

Asfalta çıkınca yine sağa doğru sapıyoruz zira Bağarcık da karşıda artık görülebiliyor. Gideceğimiz yön belli.


Beşparmak Dağları'na sabah sisi inmiş durumda.


Asfalt yola çıkıyoruz.
Sağa saparak Bağarcık'a bu yoldan yürüyeceğiz.


Sağa dön... Asfalttan devam.


Beşparmak manzaramız. Çok etkileyici.


Sabah sert bir çıkıştan sonra asfalttan yürümek iyi geliyor.
Karia'nın bu bölümünde birçok köye asfalttan giriyorsunuz.


Asfalttan yürüyor olsak da her bir tarafımız
fıstık çamları ile sarılmış durumda.

Beşparmak Dağlarının muhteşem manzarasını solumuza alarak, sağ tarafımızda güneş ışınlarının ağaçların arasında oluşturduğu ışık hüzmelerini izleyerek doyasıya bir keyifle yürüyoruz.

Asfalt üzerinden yürüyüp bir köprü üzerinden geçiyoruz ve sola doğru kıvrılan virajlardan saat 09:00’da Bağarcık’a ulaşıyoruz.

Bağarcık’ta meydanda bulunan caminin avlusundan sularımızı tazeliyoruz. Bu arada yerdeki taştan, dağlardaki kayalara kadar bölgenin genel coğrafi şekilleri yuvarlak kayalar. Yürüyüş boyunca zaman zaman kendimizi başka bir gezegendeymişiz gibi hissedeceğiz.


Köprü üzerinden geçiyoruz.


Acaba aşağıda ne var? Onu da denetleyelim.


Dere cılız akıyor ama akıyor.


İşte güneş fıstıkçamları arasından görünmeye başlıyor.


Etkileyici ve güzel görüntüler var


Bağarcık Beşparmak Dağları eteklerinde böyle bir kaya yapısının aşağısında kalan düzlüklere kurulmuş bir köy

Kahvaltımızı yola çıkmadan yaptığımız için zaman kaybetmeden yola koyuluyoruz. Bağarcık çok büyük bir köy değil görünürde bakkal da yok. Yola çıkmadan önce okuduğumuz kaynaklarda da görememiş, gerektiğinde köy muhtarından yardım alınabileceği yazıyordu. Yazılarımızdan not alıp yürüyecekler için Bağarcık’ta evi camiiye yakın olan muhtardan yardım alınabileceğini söyleyebiliriz. Biz de bizden önce yürüyenlerin yalancısıyız.

Camii’nin hemen karşısındaki Karia Yolu tabelası üzerinde Kapıkırı’yı 17 km. olarak görüyoruz ki Bafa Gölü sahil yoluna ulaştığımızdaki mesafe diyebiliriz. Zira sahil yolundan 1-2 km daha yürüyeceğiz restoranlar ve Kapıkırı merkezine ulaşabilmek için. Bu arada Bafa Gölü'nün bir başka adı da Çamiçi Gölü. Bazı kaynaklarda bu şekilde de yazılabiliyor.

Tabelanın gösterdiği yönde camiinin yanından yolumuza devam ediyoruz. Bağarcık Köyü’nde de her tarafta fıstık çamlarının çıkarıldığı kozalak öbeklerini görüyoruz. Buralarda zeytin, arıcılık ve fıstık çamı önemli geçim kaynağı. Coğrafya dersi gibi bir not oldu ama sınavlarda çıkmayacak bilgiler bunlar.


Beşparmak manzarası eşliğinde köye giriyoruz.


Köy girişinde elektrik direkleri üzerinde işaretler gözümüze çarpıyor.


Ayıklanıp kışın yakılmayı bekleyen öbek öbek fıstıkçamı kozalakları.


Bağarcık'ı çevreleyen kaya oluşumları.


Köy içerisinden meydandaki camiiye doğru ilerliyoruz.


Camiinin karşısındaki tabela.
Ufak sapmalar ile bu mesafeler doğru kabul edilebilir.

Yaklaşık 300 metre yürüdükten sonra köyün sonuna gelerek sağa doğru sapıyoruz ve parke taşlı köy içi yollar yerini önce geniş toprak yollara ardından patikalara bırakmaya başlıyor.

Toprak yoldan yukarılara doğru ilerlerken karşımıza ilk olarak köyün su istasyon binası çıkıyor. Binayı geçtikten yaklaşık 50 metre sonra sola doğru kıvrılıyor ve bizi patikalara sokmaya başlıyor.

Başlangıçta çok hafif çıkışlarla, düz diyebileceğimiz patikalardan yürümeye başlıyoruz. Bu bölümler ilerleyen zamanlarda yer yer kayalık bölümlere dönüşecek ve yorgunluk yaratacak. Tabii bunda bir günde iki işi bir arada yapmak istememizin ancak yanlış yaptığımızın da etkisi olacak. Hem Kapıkırı parkurunu yürüyüp arada Latmos zirvesini zorlamak yorucu ve aşırı ekstra olacak. Sonuç olarak bir haftalık bir yürüyüş yapıyoruz ve bünyeyi daha yolun başında zorlamanın bir anlamı yok. Nerede bitireceğinizin belli olduğu uzun süreli yürüyüşlerde programa uyabilmek, daha da önemlisi bünyenizin sesini dinlemek çok önemli. Eziyet bir süre sonra bezginlik ve çileye dönüşebiliyor.


Camiiyi sağımızda bırakarak köy içerisinden yolumuza devam edip, yaklaşık 300 m. sonra sağa giriyoruz.


Parke yollar bitiyor. Köyden çıkış zamanı.
Karşıdan gelen köylü ile Beşparmak çıkışı hakkında soru soracağız.
Arap Avlusundan çıkış zor olur dese de şansımızı deneyeceğiz.


Su istasyonuna ulaşıyoruz. Solda görülüyor.
Binayı geçtikten sonra sola doğru saparak yürüyüşe devam edeceğiz.


Sola saptık. patikalar halen bir köy yolu şeklinde devam ediyor.


Nereye baksak harika manzaralar var. Ruhumuz dinleniyor.
Buralardan etkilenmemek elde değil.

Arap Avlusu’na kadar olan bölümde işaretleri genelde görebiliyoruz ama bulamadığımız veya göremediğimiz, GPS’e sarıldığımız anlar da olmadı değil.

Geniş çayırlardan yürümeye devam ediyoruz. Hatta büyük kayalıkların arasından geniş koridordan yürürmüş gibi geçiyoruz. Her koridor bizi bir çayıra daha bağlıyor.

Bağarcık içerisinde çadır kurmak malum yerleşim yeri olması sebebiyle pek mümkün gözükmüyordu ancak Bağarcık sonrası yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşün ardından su istasyonunu geçtikten sonra kamp atmak için her yer müsait. Çok da ferah ve fıstık çamlarına bakan güzel bir manzarada kamp yapacağınıza garanti verebiliriz.

İnce ince akan su birikintileri ve dereler üzerinden geçiyoruz. Bunların tümü içilebilir su ancak her daim akmayabilir çünkü 2-3 gün öncesinin şiddetli yağmurunun da bunların oluşmasında etkisi var. Ancak bu bölümde de sürekli akan su kaynakları bulunuyor dolayısıyla yanınızda litrelerce su taşımanızın gereği yok ancak yol üzerinde Kapıkırı’ya yerleşim olmadığından (Kovan Yayla’da her zaman su almak için birilerini bulamayabilirsiniz) suyunuz fazla olmasa da Bağarcık çıkışında dolu olsun.

Silinmeye başlayan işaretlerin arasından yürüyüşümüze devam ediyoruz. Beşparmak dağları arasında bulunan geniş düzlüklerden, hafif çıkışlarla çam ağaçları arasından yürümeye devam ediyoruz.


Fıstık çamlarını selamlayarak daralmaya başlayan patikalara doğru giriyoruz.


Yola düz devam. Bastığımız kayaların antik kalıntı olduğu aşikar.


Bir fotoğrafta iki kişi. Altuğ kadraja ancak bu kadar sığıyor.


Fıstıkçamları gölgesinde yürümeye devam ediyoruz.


Kayaların arasından koridorda ilerler gibi patikalardan yürüyoruz.


Patikalardak yürümek çok keyifli. Günlerce yağmış yağmurun rutubetini yazıyı yazarken bile hissedebiliyorduk.


Buralarda sıkça karşımıza çıkan su birikintilerinden
geçerek yolumuza devam ediyoruz.


Koridor şeklinde patikalardan ilerliyoruz.


Parkurun ilk kilometreleri düz sayılır. Ara sıra kısa çıkışlar yapılıyor. 


Uzunca bir süre yerdeki Bağarcık'a su götüren
plastik su borusunu takip ediyoruz.


Kayaların üzerinde işaretleri görebiliyoruz.
Ancak birçoğu silinmeye başlamış maalesef.


Bu bölümde kampa uygun çok güzel alanlar var.
Bağarcık'tan çıktıktan sonra kamp seçeneği çok.


Dev fıstık çamlarının eşliğinde yürüyoruz.


İşaretler halen halen plastik boruyu takip ediyor.


Bir süre sonra manzaramıza Beşparmak da girmeye başlıyor.


Kamp için uygun alanlardan biri daha. Etrafta o kadar güzel bir orman ve nem kokusu var ki unutabilmemiz zor.

Yürüdüğümüz yerlerde sunağa benzeyen tarihi kalıntıya rastlıyoruz. Bu bölgeler sadece tarihsel değil, mitolojik açıdan da çok önemli yerler. Burada görünen tüm yapılara sadece yerleşim gözü ile bakmak doğru olmayabilir zira irili ufaklı tapınakların bile olması muhtemeldir diye düşünüyoruz. Tarihçi/Arkeolog değiliz ama yola çıkmadan bu bölge tarihinin Yunan uygarlığından bile daha eskilere gittiğini okumuştuk. Özetle dersimize çalışmıştık.

Yaklaşık bir saat kadar çam ağaçları arasından geniş çayırlar, ufak dereler ve kayalıklı bölgelerden yürüyüşümüzü yapıyoruz. Saat 10:00 gibi ileride yüksekçe bir kayalık tepe görüyoruz. Mehmet GPS’e bakıp bu gördüğümüz kayalığın arkasından geçeceğimizi söylediğinde tırmanışımıza başlamış oluyoruz bile.

Çam ağaçlarının gölgelediği geniş düzlüklerden yürümek içimizi açıyor. Keyif veriyor. Tabii zamanla karşımıza çıkan kayalıklı bölgeler ve işaretleri görememe durumu kısa süreli kargaşa yaratsa da yürüdüğümüz rotanın yüklü olduğu bir GPS’in olması güven veriyor ve çok kısa sürede patikalara bağlanıveriyoruz.

Kayalıklı bölüme doğru çıkışa başlıyoruz. Kayalık derken karşımızda geometrik olarak türlü türlü şekillere sokabileceğimiz kayalardan oluşan bir kütle var. Çok ilginç ve ilgi çekici şekiller var etrafta. Doya doya seyretmeden, şekilleri bir şeylere benzetmeden yürüyüp geçmeyin.


Sunak kalıntılarının yanından geçiyoruz.


Arap Avlusuna doğru yürümeye devam ediyoruz.


Uzun süren yağmurlar sonrasında ortaya çıkmış çok sayıdaki derelerden sadece biri.


Dereyi geçtik yola devam.


Bu bölümde işaretleri bulmakta zorlansak da GPS yardımımıza yetişiyor.


Yeniden yola giriyoruz.  Bu bölümlerde hafif hafif tırmanmaya başlıyoruz.


Geçtiğimiz düzlüklerden biri daha.


Patikalardan yürüyor olmak çok keyifli. parkurun bu bölümleri adeta insansız. Kendinizle başbaşa kalıyorsunuz.


Bir düzlükten daha geçiyoruz. Her yer kamp yeri.


Beşparmak Dağı'na adım adım...


Karşıdaki kayalığa doğru yürüyoruz. Arkasından geçeceğiz.


İşte tırmanış başlıyor.


Uzun bir süre düzlüklerden yürüdüğümüz için çıkış çok zorlamıyor. 


Çam ağaçlarının dibinden yürünen patikalardan geçiyoruz.


Sık sık arkamıza bakıyor, nerelerden geldiğimizi anlamaya çalışıyoruz. 

Bir gün önceki Tekeler çıkışı gibi çıkışımıza bir süre sonra taş döşeli antik yollardan devam ediyoruz. Bu tür yollardan yürüyor olmak çok etkileyici. Kendinizi bir an tarihin derinliklerine gömüyor, sanki karşınıza bir Karia’ı çıkacakmış gibi hissediyorsunuz. Bu tür koridor gibi yollardan yürürken de kaybolma riski yok çünkü Karia Yolu parkurları aksi belirtilmedikçe sizi bu yollardan yürütüyor. Bu açıdan çok etkileyici olduğunu söylemek lazım.

Saat 10:00’da belli bir süre yükseldikten sonra panaromik bir Beşparmak Dağları manzarasına karşı 750 metre yükseklikte kısa bir mola veriyoruz. Yaklaşık yarım saatlik molanın ardından taş döşeli yollardan yürüyüşümüze devam ediyoruz.


Mola öncesi son adımlar


Taş döşeli antik yollar burada da karşımıza çıkıyor.
Artık mola vermemiz gerekiyor.
Mola zamanı. Herşey yolunda...

Sevgili Altuğ perişan olacaksın gün sonunda.
Biliyorsun değil mi?

Latmos hatırası


Mola noktamızda Beşparmak Dağı manzaramız. Manzaraya baka baka kuruyemiş yiyiyoruz. Ne keyif ama...


Mola sonrası yola devam. Öndeki kayada işaretin silinmeye başladığını belgelemiş olalım. Bunun gibi çok sayıda işaret var. Gönüllü bakım gerekiyor.


800 metre yükseklikte kar, kış ve fırtınaya direnmek zor.


Yuvatepe Geçidi'ne doğru ilerliyoruz.

Mola sonrası kısa bir tırmanışın ardından sonra uzaktan gördüğümüz kaya kütlesinin arkasından geçiyoruz. Bölgenin yüksek bölgelerinin birinde olduğumuzdan nispeten geniş görüş alanına sahip bölgelerden geçiyoruz. Birkaç gün süren şiddetli yağmurun etkisini burada da görebilmek mümkün çünkü su birikintileri ve cılız da olsa akan dereler oluşmuş. Bu ufak akarsuların buralarda sürekli olduğunu sanmıyoruz.

Hava sıcaklığı ve hafif de olsa esen rüzgar yürüyüşe oldukça uygun olduğundan su tüketimimiz de o kadar fazla olmuyor. Hatta yükseldikçe hafif dediğimiz esintinin şiddeti de artmaya başlıyor.

Kayalıkların arkasına geçtiğimizde karşımızda yaklaşık 1 km.lik uzun mesafeli bir çıkışın daha olduğunun farkına varıyoruz. Ancak bu çıkış oldukça yatay ve dik değil dolayısıyla yorulmadan, çıkış yaptığımızın farkına varmadan yürüyoruz. Bizi Bağarcık’tan Arap Avlusu ve Kovan Yaylasına bağlayan bu yüksek kayalık belin adı Yuvatepe Geçidi.


Yaklaşık 800 metre yükseklikte yürüyüşe devam ediyoruz.


Yüksekte olmamıza rağmen buralarda da zeytin ağaçları karşımıza çıkıyor.


Bir su birikintisinden daha geçiyoruz.


Yuvatepe'ye çıkışımız devam ediyor.


Bu bölümde işaretler ve patika görülebiliyor.


Yeniden taş döşeli antik yollardayız.


GPS ile kısa bir rota kontrolü. Bu yürüyüşte GPS Mehmet'te. Pek sevdiler birbirlerini.


Çam ağaçları arasından çıkışımız devam ediyor. Patika daralsa da bu kısa sürüyor ve yeniden açıklığa çıkıyor olacağız.


Kolay ve eğlenceli bir patikadan çıkıyoruz.


Geniş bir açıklıkta sol üstte zirvesi görünen Yuvatepe'ye doğru ilerliyoruz.


Dikkatli baktığımızda burada da taş döşeli antik patikaları görebiliyoruz.


Enerjimiz de yerinde. Hedef Arap Avlusu.


Altuğ'dan günceyi okuyan herkese selamlar....


Çok uzun olmayan ve zorlamayan bir patikadan çıkıyoruz.


Kayaların üzerinde işaretleri görebiliyoruz.


Zirveye doğru adım adım çıkıyoruz.


Çıkış tamamlandı. Şimdi sıra inişte.

Oldukça geniş açıklık ve ferah patikalardan yürüyoruz. Yuvatepe çıkışının sonuna doğru son bir çıkış ile bugünkü yürüyüşümüzün en yüksek noktasına ulaşıyoruz. Yuvatepe deniz seviyesinden yaklaşık 875 metre yükseklikte ve yürüyüşümüzün 8. km.si. Özetle bu noktayı Bağarcık’tan sonraki 5. km. olarak da tanımlayabiliriz. Saat 11:15. Bağarcık’tan çıkalı yaklaşık 2 saat olmuş durumda.

Çıkışın ardından solumuzdaki Beşparmak (Latmos) manzarasına orman içerisine girip alçalmaya başlamamız ile kısa süreliğine veda ediyoruz. Çıkışımızın sonlarına doğu ve inişimizin başında taş döşeli yollar zamana yenik düşerek yerini patikalara bırakmış oluyor bile...

Kayalıklı bölümleri arkamızda bırakıp ağaçlar arasına girdiğimizde taş döşeli yollar yeniden karşımıza çıkıyor. Çam yapraklarının halı gibi serildiği tarihe tanıklık etmiş, şehirleri birbirine bağlayan taş döşeli yollarda iniyor olmak çok etkileyici.


İniş öncesi Mehmet GPS'i kontrol ediyor.


Yuvatepe'den inişe başlıyoruz.


Çam ağaçları arasından Büyük Menderes Ovası görülebiliyor.


Bazı bölümlerde patika belli olmasa da taşların üzerinden yürüyoruz.


Orman içerisinden inişimiz devam ediyor.


Burada bir su istasyonu karşımıza çıkıyor.


İnişimiz çok dik değil.


İndikçe taş döşeli antik yollardan yürümeye başlıyoruz.


Gölgeden yürüdükçe havadaki rutubet ve serinliği çok daha iyi hissedebiliyoruz.


Çantaları çıkarmadan kısa bir su molası


Yıldırım düşmüş bir ağacı denetliyoruz.


Zaman zaman durup aşağıdaki geniş ovaları ve manzarayı seyrediyoruz.

Bu arada Arap Avlusu’na doğru yaklaşıyoruz. İndikçe aşağılarda Kovan Yayla’nın da bulunduğu geniş düzlükleri görüyoruz. Beşparmak sıradağları üzerinden denize doğru (Bafa Gölü) yürüdüğümüz ve Ege’de dağlar denize dik uzandığı için denize dik sıradağlar arasındaki geniş ovaları, Ege Bölgesi’nin coğrafi şekillerini bulunduğumuz konumdan rahatlıkla belirleyebiliyoruz. Baktığımız ova da Büyük Menderes Ovası’nın alabildiğine geniş düzlükleri. Engin coğrafya bilgimizi de bu günce aracılığı ile göstermiş olalım.

İnce ince akan su birikintilerinden içtiğimiz buz gibi sular, yıldırım düşmüş ağaçlar eşliğinde çam ağaçları arasından çıkmaya başlayıp kısa mesafeli kaya inişi (zor değil ama) ve çalılıkların arasından geçtikten sonra manzaramız ciddi ölçüde açılıyor. Artık ormanlık alanda değiliz. Beşparmak eteklerinden aşağıdaki uçsuz bucaksız Büyük Menderes Ovası’nı seyrederek yürüyoruz.


Ormanlık alandan çıkınca patika eğimi azalıp, düz hale geliyor.


Sağımızda geniş Büyük Menderes Ovası manzarası ile yürüyoruz.


Zamanz zaman inişlerimiz dik hale gelebiliyor.


Hatta çalıların arasına bile giriyoruz.


Ancak bu bölümün geneli bu şekilde.
Beşparmak eteklerinden yürümeye devam ediyoruz.


Bu bölümde işaretler kayaların üzerinde.
Yusyuvarlak kayalar ilginç görüntüler oluşturuyor.


Patikanın belirgin olduğu zamanlar işaret aramaya bile gerek yok fakat karşımıza 2ye veya 3e ayrılan bölümler çıktı. Bu zamanlarda GPS kullanmak zaman kaybını azalttı.

Bu arada Aydın il sınırından başladığımız yürüyüşümüz Bağarcık’tan sonra Muğla il sınırına girmemizle devam ediyor. Ancak Arap Avlusundan sonra Muğla’dan çıkıp Aydın il sınırına yeniden girip Kovan Yayla’dan sonra Muğla sınırına son bir kez daha Aydın’a geri dönmeksizin gireceğiz. Bugün şehirlerarası çalışıyoruz adeta.

Çalıların arasından çıktıktan yaklaşık 15 dakika sonra geniş sayılabilecek patikalar ve yuvarlak kayaların oluşturduğu dar geçitler ve kaya tepelerinden yürüyerek 12:00’de deniz seviyesinden 730 metre yükseklikteki Arap Avlusu’na ulaşıyoruz.

GPS üzerinde işaretli olan Arap Avlusu solumuzdaki tepelere baktığımızda fark edebiliyoruz zira dikkatli bakılınca kalıntılar ve Stylos manastırı da görülebiliyor.


Koca koca kayaları aşıyoruz.


Bu zorlu çıkışı zirvede bırakmak lazım.


Bu bölümde işaretleri görebiliyoruz ancak dikkat etmek gerekiyor.
Dikkatsizlik zaman kaybına yol açabilir.


Bu ağaçların ardından solumuzda (Beşparmak dağı tarafı) Arap Avlusunu görmeye başlayacağız.


Arap Avlusuna ulaştık. Bulunduğumuz bu noktadan zirve çıkışını yapmaya çalışacağız.


Arap Avlusu/Stylos mevkii. GPS ile bulunduğumuz yeri işaretliyoruz.

Planlı yürüyüşümüze ekstra olarak yapacağımız bu kısım aslında gün sonunda Kapıkırı’ya bitkin bir şekilde varmamızın sebeplerinden biri olacak. Kovan Yayla’ya devam etmeden çantalarımızı uygun bir yere gizleyerek Arap Avlusu ve Stylos Manastırında gezinti yapacağız ardından bulunduğumuz noktadan yakın gibi görünen Beşparmak zirvesini zorlayacağız.

Bağarcık’ta karşılaştığımız bir köylü bu bölgeden (Arap Avlusu) çıkışın zor olduğunu, Beşparmak zirve çıkışı yapacaksak Bağarcık üzerinden yapmamızı söylediyse de kısa mesafesinden dolayı Arap Avlusu’nda kısa bir süre gezindikten sonra zirveyi zorlayacağız.

İşaretli yoldan biraz içeri girerek çantalarımızı bir kayanın dibine bırakıyor elimizde avucumuzda (fotoğraf makinesi haricinde) hiçbirşey olmadan önce etrafı gezmeye başlıyor ardından yukarılara doğru tırmanmaya başlıyoruz.

Hristiyanlığın ilk dönemlerinde Arap Yarımadasından gelen (çoğunluğu Sina Yarımadası) rahip ve keşişlerin manastırın bulunduğu bölgede kayaların altlarındaki koca bir oda kadar geniş oyuklarda inzivaya çekilip saklandıkları bu bölgeye yöre halkı bugün Arap Avlusu derken, bölgenin asıl adı manastırın da isminin verildiği Stylos. Etrafta çok sayıda kemerli kapılardan girilen odalar, korunaklı oyuklar ve artık harabe haline gelmiş yapılar gözümüze çarpıyor. Tabii eğilerek girilen bu odalar zamanın kurbanı olarak çökmüş. Stylos Manastırı’nın da harabe haline geldiğini ancak bölgenin yürüyüşten en fazla 1 saatinizi ayırarak gezip görmenizi tavsiye ederiz. Bu bölgelere her zaman gelmek mümkün değil.

Stylos Manastırı, dış duvarlarla çevrili bir şekilde inşa edilmiş olup, yüksek bir iç kalesi bulunmaktadır. Manastırdaki en kutsal yer, Aziz Paulos'un çilehanesidir.

Paulos, Elaialı fakir bir çobanken Latmos kentine gelir ve tam 8 ay boyunca Theotokos Mağarasında kalır. Stylos Manastırı'nın başrahibinin gösterdiği kayanın içinde uzlete çekilen Aziz Paulos, ilerleyen yıllarda Stylos Manastırı'nın temelini atar. Kısa zamanda şöhrete ulaşan Aziz Paulos'a, Milet'ten, Girit'ten ve hatta eski Rusya'dan ziyaretçiler gelir hatta Vatikan'dan yola çıkan bir rahip de ona dönemin papasının selamını getirir.

Bu denli yoğun tarihsel bilginin ardından çevrede gezindiğimiz sırada çevrede çok fazla su sesi duyuluyor. Bölgede yaz/kış kurumayan su kaynakları olup Stylos bölgesinin bu bakımdan bereketli olduğu anlaşılıyor. Ama bu kaynaklara ekstra zaman ayırıp Arap Avlusu gezildiği takdirde ulaşılabiliyor. Kovan Yayla ve Kapıkırı'ya doğruı giden işaretli yol üzerinde su kaynağı göze çarpmıyor.


Çantaları bırakıp Arar Avlusu'nu gezdikten sonra zirve çıkışını deneyeceğiz.


Bu bölümdeki işaretler yürüyüşçüleri Arap Avlusunda gezdirmek için yapılmış.


Bu bölümde çok sayıda kalıntı var ama zamana yenik düşmüş. Çoğu toprak altında.


Solda toprak altında kalmış yapılardan sadece birini görüyoruz.


Stylos manastırının yüksek iç kalesi.


Kaya üzerilerinde duvarlar ve yapılar gözümüze çarpıyor.

Arap Avlusu’nu gezdikten sonra zirve denememize başlıyoruz. (Zirve çıkışı Karia yolu’na ektir. Bu bölgelerde işaretli değil.) Çam ağaçları arasından yaptığımız çıkış oldukça uzun ve dik. Zigzaglar çizerek tırmanmak bile yoruyor ki çam yaprakları ayrı bir kayma riski oluşturuyor.

Başlangıçta performansımız iyi olsa da uzun çıkışı tamamlayıp bir bele (geçit) ulaştığımızda Beşparmak Dağı'nın eteklerine oldukça dik sayılabilecek çıkışımız olduğunu fark ediyoruz. Devam etmesine edeceğiz ama saat 13:30’a dayandı ve daha Kapıkırı’ya çantaları bıraktığımız noktadan itibaren 12-13 km.den fazla yolumuz var.

Durup mola verdiğimiz belde ayakkabıları ve tshirtleri çıkartıp kısa süreli dinlenip zirveye doğru devam edip etmemeyi yeniden gözden geçirmeye karar veriyoruz. Bu bölümde aldığımız karar tüm yürüyüşümüz için önemliydi çünkü programımızda bir geceyi Kapıkırı’da geçirip meşhur Yılan Balığı’nın tadına bakıp bir Kapıkırı sabahı yaşamak vardı.

İkimiz de birbirimize soruyoruz “devam edelim mi? Sen karar ver. Sen karar ver”. Bu demek oluyor ki kafalarımız zirveye çıkmamak üzere karışmış ve bu belirsizliğe Altuğ noktayı koyup bulunduğumuz belden geri dönüp yürüyüşümüze devam edilmesi önerisini verdiğinde ikimizin de itirazı olmadan geri dönüşe geçiyoruz. Bu izole bölgede oturmak bile bizi dinlendiriyor.


Çantaları saklayıp Arap Avlusundaki kalıntıları gezdikten sonra zirve çıkışımız başlıyor.


Yukarıya doğru çıktıkça su kaynağı karşımıza çıkıyor.


Mağara gibi bir kaynak. Bu bölgede sıkça karşımıza çıkıyor.


Arkamıza baktığımızda hızla yükseldiğimizi anlayabiliyoruz.


Yaklaşık 800 metrelere hızla çıktıktan sonra geçitte mola veriyoruz.
Burada geri dönmeye karar vereceğiz.


Mehmet dağa bakarak ne düşünüyor kimbilir.


Ormandan ayrılıp tek başına rüzgara, fırtınaya karşı koymaya çalışıp yorgun düşen çam ağacı.


Dinlenme zamanı.


Zirveye çıkmayacağız. Arap Avlusuna doğru dönüşe geçiyoruz.

İnişimiz kolay olmuyor çünkü yerlerin nemli olduğundan bu dik inişte çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bu ekstra 3 km.lik yürüyüşün bizi ilerleyen saatlerde çok yoracağının iniş sırasında farkına varıyor, verdiğimiz karara sevinmiyor değiliz. Doğa çok güzel olabilir ama program dışı yürüyünce tüm planın bozulması hoşumuza gitmiyor. Malum buralara kılıkırk yarıp izinlerimizi kullanarak geliyoruz. Öğrencilik yılları olsa buradan girip ne zaman nerelerden çıkardık kimbilir? Güzel ve özlenesi günler...

Çantalarımızın başına gelerek saat 14:15’de zaman kaybetmeden yeniden işaretli yollara koyuluyor ilk hedefimizi 490 metre yükseklikteki Kovan Yayla olarak belirliyoruz. Orada daha önceki kaynaklarda adını duyup not ettiğimiz Hatice Teyze ile tanışıp en azından sularımızı tazelemek için durmak niyetindeyiz. Yukarıdaki özet bölümde iletişim bilgilerini verdik zaten.


Çıktığımız yollardan geri dönüyoruz.


Kaymamak için dikkat ediyoruz.


Çıkışta gördüğümüz su kaynağını da geçiyoruz.


Arap Avlusu civarlarında Altuğ'dan hatıra.


Arap Avlusu'na ulaşıyoruz.


Arap Avlusu ve çevreyi biraz daha geziyoruz.


Çantalara doğru iniyoruz.


Etrafı incelemeye devam ediyoruz ama zaman kaybetmememiz gerekiyor.


Çantaları bıraktığımız noktaya geri dönüş yürümeye devam ediyoruz.
Hedef Kovan Yayla.

Arap Avlusu sonrasında toprak patikalar yerini genelde kayaların üzerinden yüründüğü patikalara bırakıyor. Hatta bazen kayalık patikalar o kadar daralıyor ki yürümek zor hale geliyor ve yürümekte zorlanıyoruz ve yorgunluk artıyor haliyle.

Zaman zaman patikalara çıksak da buralarda yürümek çok uzun sürmüyor ve hemen kayalık veya çalılık bir bölgeye girerek hızımız yavaşlıyor. Sabırlı olmak gerekiyor.

Ne olursa olsun sanki farklı bir gezegende yürüyor gibiyiz Likya’nın keskin kayalıklarından sonra bu bölgenin yuvarlak kayalık yapısı sebebiyle çok ilginç manzaralarla karşılaşıyoruz.

Bu bölgede heybetli kayalar ve patikaların dar oluşu sebebiyle yol işaretlerinin sık olmadığı, hatta bazı yerlerde tek yönden yürünecekmiş gibi işaretleme yapıldığı, bazı işaretlerin de silinmeye başladığını görüyoruz. İşaretleri takip edelim dediğimizde geniş açıklıklarda sorun olmuyor ama kayalık bölgelerde GPS gerçekten şart diyebiliriz. Aksi takdirde ciddi zaman kayıpları yaşanabilir. Çalılık ve kayalık bölgelerde işaret ve patikayı gözle tespit edebilmek çok zor.


Arap Avlusundan sonra Kovan Yayla'ya doğru iniş başlıyor.


Hatta bazı bölümlerde patika oldukça daralıyor.


Yorgunluk olsa bile manzara çok keyif veriyor.


Alabildiğine yuvarlak, uzay şekilleri gibi. Dünyada değiliz sanki.


Zaman zaman inişimiz düz patikadan olsa da kısa sürüyor bu rahatlık.


Haydi Mehmet!!! Bastır Mehmet!!!!


Değişik şekillerdeki kayalardan sadece biri.
Dikkatle bakıldığında zihnimizde şekilden şekle sokabiliriz.


Bu bölümde daralan patikalar sebebiyle GPS yardımı alıyoruz.


Görüldüğü üzere koca kayaların arasına girerek yolu bulmaya çalışıyoruz. GPS olmasa kaybolma riskimiz yoktu ama zaman kaybı yaşayabilirdik.


Mehmet yolu ararken Altuğ da doğa şekilleri üzerine çalışıyor.


Mehmet patikayı güç bela buldu ve yola devam ediyoruz.

Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle zamanında barınma alanı olarak kullanılmış başla bir oyuğa geliyoruz. İçeride yağmur ve rüzgardan korunmak için taşlar özenle örülmüş.

Gerekli incelemelerimizi yaptıktan sonra yeniden yola koyuluyoruz. Patika biraz daha düz hale geliyor çünkü son yarım saatte kayaların üzerinden seke seke yürüdüğümüz için o kadar yorulduk ki ne yapacağımızı şaşırmış hale geldik. Patikanın biraz rahatladığını gördüğümüz anda ayaküstü 5 dakikalık bir su ve nefeslenme molası veriyoruz.


Dev kayaların arasından koridor haline gelmiş etkileyici bölümlerden geçiyoruz.


Büyük kayaların üzerine sırtımızda yükle tırmanmaya çalıştıkça zorlanıyoruz.


Silinmeye başlamış işaretler.


Geniş düzlüklerden yeniden geçiyoruz.


Kayalıklara doğru yaklaşıyoruz.


Sağdaki kayada işareti görüyoruz. 


Sağa dönüş ve kayalıklara giriş.


Hem yürüyüp hem de yuvarlak kayaları seyretmeye devam ediyoruz.


Kayanın üzerindeki işaret bizi kayaların üzerine çıkartıyor. Yürüyüş sola doğru devam ediyor ancak sağdaki büyük kayanın dibinde mağara tipi bir oyuk daha göreceğiz.


Büyük kayanın dibindeki mağaraya ulaşıyoruz.
Rüzgardan korunmak üzere taşlar örülmüş.


Sığınağı inceliyoruz.


İçeride birşey yok sadece çok korunaklı ve doğal olduğunu söyleyebiliriz.


Bugün bile kullanıldığı belli oluyor.


Büyük kayaların üzerine yapılmış işaretler kayaların büyüklüğü karşısında zor seçiliyor.


Düzlüklerden yola devam ediyoruz.
Arap Avlusu sonrası geçtiğimiz kayalıklı bölge bizi yordu.


Yeryüzü şekilleri.


Yorgunluk arttı. Kısa bir mola vermemiz gerekiyor.


Kayaları seyretmeye doyum olmuyor.

Saat 15:10’da yeniden yola çıkıyoruz ve rahatladığını sandığımız patika yeniden çalı yığınına dönüşüyor. Neyse ki buradaki çilemiz çok uzun sürmüyor ve açıklığa çıktığımız anda aşağıda Kovan Yayla’yı görmeye başlıyoruz. Aşağıdaki yaylaya oldukça yaklaşmışız ama oldukça yorulduk. Buralarda işaretleri de görebiliyoruz. Zaten patika da biraz dikkatli baktığımızda kendini belli ediyor.

Nispeten kayalıklı ve rahat bir patikadan saat 15:30’da 490 metredeki Kovan Yayla’nın toprak yoluna iniyoruz. Ekstra yaptığımız zirve yürüyüşümüzü saymazsak yürüyüşümüzün 14. km.si. mesafe az gibi gözükse de kayalıklı ve dağlık bölgeler oldukça yormuş durumda.


Mola sonrası Kovan yayla'ya doğru inmeye devam ediyoruz.


Bir çalı koridorundan geçiyoruz.
Alçaldıkça dev kayalar yerini patikalara bırakmaya başlıyor.


Çevredeki doğa şekillerini görmeden yola devam etmek yanlış olur.


Çalıların arasından yürümeye çalışıyoruz.
Buralar oldukça dar ve yorgunluğumuz artıyor.


İşaret yerdeki kayada. Buradan bir kez daha çalıların arasına girip
geniş bir düzlüğe çıkacağız.


Geniş düzlükten yürümeye devam ediyoruz.


İşaretler eşliğinde Kovan Yayla'ya doğru iniyoruz.


İniş zor değil.


İndikçe zeytin ağaçlarını da görmeye başlıyoruz.


İnişimizi tamamlıyoruz ve sola doğru saparak
yaylaya doğru yürüyoruz.


Zeytin ağaçları arasından ilerliyoruz.


Hatice Teyze'yi bulup Kovan Yayla'da kısa bir mola vermeyi planladık.
Hatice Teyze olmasa da Mehmet Ali Amca ile tanışacağız.

Etrafta hayvanlar gezindiğine göre çevrede birileri vardır diyerek Hatice Teyze’yi bulalım diyoruz. Tam bu sırada ilerideki evden birisi bize sesleniyor. Az sonra bu kişinin Mehmet Ali Pınar (537 – 765 14 36) olduğunu öğreneceğiz.

Eve yaklaşıp Mehmet su takviyesi yapmak istediğimizi söylediğinde “tabii ki” diyor ve bizi bahçesinin avlusuna davet ediyor. Hatta çay bile demleyebileceğini söylese de nazikçe reddediyoruz. Çay demek sohbet demek, zaman kaybı demek çünkü önümüzde 10 km. yol var ve saat 16:00’ya yaklaşıyor. Hava bu mevsim erken karardığı, yorgunluğumuz da başladığı için zaman kaybetmememiz gerekiyor.

Yaklaşık yarım saatlik sohbette Mehmet Ali Amca eşinin rahatsızlığı sebebiyle sıkça İstanbul’a orada okuyan kızının yanına gittiğini öğreniyoruz. Bu bölgeye Kovan Yayla denmesinin sebebi eskiden burada tamamen arıcılık yapıldığı, bölgede çok sayıda kovan bulunuyormuş. Artık teşvik mi olmadı, kar mı elde edilemedi bilinmez ama şu anda sadece kendilerine yetecek kadar bal üreten kovanlar bulunuyor. Beşparmak bölgesinin balının çok lezzetli olduğunu da ayrıca belirtelim. Zeytin ve zeytinyağı zaten bu bölgede yaşayan herkesin olmazsa olmazı.

Mehmet Ali Amca kime benzer diye düşünürken Mehmet cevabı veriveriyor. “Tuncel Kurtiz”. Bakışları, yüz ifadeleri sanki onunla konuşuyormuşuz gibi hissettiriyor. Ona “Tuncel Kurtiz”e benzediğini söylediğimizde “Benziyormuyum? O her kimse iyi biridir herhalde” diyor. Muhtemelen popüler TV dizileri üzerinden kim olduğunu tarif etmiş olsaydık hatırlayacaktır ama isimleri bilmemesi normal.

Hatice Teyze bugün burada değilmiş. Şansımıza Mehmet Ali Amca var. Bu arada Hatice Teyze’nin yürüyüşçülere yemek hizmeti de veridiğini belirtelim. Yılın 12 ayı burada değillermiş. Kış aylarında yakında bulunan Karakaya Köyü’ne gidiyorlarmış. Kışın buraya sadece çevreyi kontrol edip hayvanlara ve zeytinlere bakmaya gelirlermiş.

Ege insanı konuşmayı seviyor. Sohbet ettikçe konu konuyu açıyor. Fazla zaman kaybetmememiz gerekiyor çünkü saat 16:00 ve 10 km. yolumuz var. Hava 18:30 gibi kararmaya başladığı için 2.5 saatte zorluk derecesini bilmediğimiz bir yoldan yürüyecek olmamız bizi düşündürmüyor değil.

Her ne kadar Mehmet Ali Amca 2 saatte Kapıkırı’ya varacağımızı söylese de biz geçmiş tecrübelerimizden bunu 3 saat gibi düşünüyoruz. Saat tam 16:00’da Mehmet Ali Amca ve sohbet boyunca önümüzde sakin sakin otlayan ineği ile vedalaşarak yolumuza devam ediyoruz.


Bizi gören Mehmet Ali Amca seslenip evine davet ediyor.


Burada kısa bir mola verip sohbet edeceğiz.


Sohbetimiz başlıyor. Herkes kendini tanıtıyor tek tek.


Mehmet Ali Amca Kovan Yayla'yı, geçim derdini anlatıyor bize.
Bu ara yavru danası da yem için bağırmaya başlıyor.


Yola çıkma zamanı.


Bir hatırayı da burada belgeliyor, yollara düşüyoruz.


Kal sağlıcakla...


Kovan Yayla'dan çıkarak yürümeye devam ediyoruz. Hedef Kapıkırı.


Kovan Yayla'ya indiğimiz tepeler.


Başlangıçta dere yatağı üzerinden, sonrasında patikalardan
yürümeye başlayacağız.


Yeniden patikalara giriyoruz. Yayla çıkışında işaretlere dikkat etmek
gerekiyor. GPS kullanmak önemli.


Mehmet işaretleri göremediği anda hemen GPS'e bakıyor.
Zaman zaman birden fazla patika görebiliyoruz.
Bu durum kafa karışıklığına yol açıyor.

Aldığımız bilgiye göre Bafa Gölü’ne doğru inen bir vadiden belirgin patikalar ve antik yollardan yürüyeceğiz. İniş olduğu için dert etmiyoruz ama Arap Avlusu gibi kayalıklar arasından yürüyeceksek 10 km.yi bitirebilmek çok zor. Yorgunluk da var haliyle. Belli ki Kapıkırı’ya vardığımızda halimiz harap...

Kovan Yayla’yı arkamızda bırakıp bizi vadi içerisine sokan düzlüklerden geçerek patikanın belirgin olduğu hafif kayalıklı bölümlere doğru giriyoruz. Kayalık derken kayalardan sekilecek türden bir patika değil. Sadece arazi yapısı kayalık hale gelmeye başlıyor.

Birbirimizi panik ettirmek istemediğimizden zamana karşı bir yarışımız var aslında. Bu kadara gerek yok belki ama özellikle Altuğ kafa feneri ile yürümek istemiyor.

İşaretler zaman zaman kayboluyor gibi olsa da GPS’e baktığımızda bizi işaretlere yeniden bağlıyor. Bu bölümde işaretlerin kaybolması demek geniş bir alana çıktığımızda birden fazla patikanın önümüze çıkması ve işaretleri arıyor olmamız anlamına geliyor. Burada da GPS zaman kaybetmeden doğru tercih yapmamızı sağlıyor. Zaten birkaç kilometre sonra taş döşeli tarihi yollardan yürüyeceğimiz için o bölümlerde işaretleri aramaya gerek bile kalmayacak.

Bu bölüm iniş olduğundan su sıkıntımız yok. Yol üzerinde bir çeşme yok ama ufak tefek kurak yaz sonunda kuruması muhtemel ancak yağmurlar sonrası canlanan irili ufaklı su kaynakları üzerinden geçiyoruz. Bu arada en gerekli yerlerdeki işaretler silinmeye başlamış. Bu parkur bölgenin en izole ama keyifli bölümlerinden biri dolayısıyla işaretlerin bakıma ihtiyacı var. Karia Yolu’nu sadece Datça ve Bozburun olarak düşünmemek lazım.

Hafifçe alçalan ama yürümesi rahat patikalardan yürüyoruz. Saat 16:30 gibi karşıda Kapıkaya’yı görmeye başlıyoruz. Kovan Yayla’dan 2 km. uzaklıktaki Kapıkayası bölgede abide gibi yükselen kayalardan biri. Kapıkaya geçidinden geçtikten sonra Kovan Yaylasını tamamen arkamızda bırakıp yeni bir cepheye geçiyor olacağız. Böylelikle çoğunluğu taş döşeli antik yollardan Kapıkırı’ya Çatal Geçidi üzerinden inişimiz başlamış olacak.

16:45’de Kapıkaya’nın dibinden geçer geçmez taş döşeli yollardan inişimiz başlıyor. Bu iniş sert değil sakin bir şekilde sahile kadar devam edecek. Bafa’ya inmeden iki belden (geçit) daha geçeceğiz. Bu arada Kapıkaya sonrası da Herakliea’ının tarihine tanıklık etmiş Bafa Gölü’nü seyrederek yürümeye başlıyoruz.


Patikalardan Kapıkaya'ya doğru yolumuz devam ediyor.


Arkamızda bıraktığımız yollar


Kovan Yayla Kapıkaya arasında patikalar belirgin.
Sadece birden fazla patika çıktığında kafamız karışıyor.


Yağmur sonrası ortaya çıkan su birikintileri.
Bu fotoğrafta silinmeye başlayan işaretleri de görüyoruz.
Yolun bakıma ihtiyacı var.


Nispeten düz patikalardan yolumuza devam ediyoruz.


Görüldüğü üzere patikalar oldukça belirgin.


Bu tepeyi de aştıktan sonra Kapıkaya'yı görmeye başlıyoruz.


Üstte sağda Kapıkaya görülmeye başlıyor. 


Sakin bir tempoda yürürken bir yandan da saatlerimize bakıp saat kaçta Kapıkırı'ya ulaşacağımızı hesaplamaya çalışıyoruz.


Yürü Mehmet Altuğ arkanda...


Güneş hala tepemizde ama bu çok uzun sürmeyecek. Günler kısalıyor.


Solumuzda Kapıkaya. Bundan sonra antik yollardan Kapıkırı'ya inişimiz başlayacak.


Kapıkaya


Kapıkaya'yı geçiyoruz ve yürüyüşe devam ediyoruz. Kapıkırı'ya 8 km. var.


Zeytin ağaçlarını selamlıyoruz. Görüldüğü gibi bu bölümler genellikle düzlüklerden oluşuyor.


Kapıkırı'ya 7.5 km. kala Bafa Gölü'nü ilk gördüğümüz nokta. Çatal Geçidi boyunca inişimiz başlıyor.


Antik taş yollardan inişimiz başlıyor.


Bu tür antik yollardan yürüyor olmak gerçekten çok etkileyici.
Bu bölümler İç Karia'nın kendi kendinizi dinlediğiniz özel parkurlardan. 

Antik yollardan yürüyor olmak çok etkileyici. İlk gün Tekeler’e çıkarken de benzer yollardan yürümüştük ama bu bölüm o kadar uzun ki sanki aşağıda bugün Karialıların yaşadığı bir yere çıkacakmışız gibi geliyor.

Kıvrılarak giden yollar üzerindeki koca kayaların tek tek nasıl döşendiğini kafamızda kestirebilmek çok güç. Şaşırmamızın bir sebebi de teknoloji çağında olmamız herhalde. Tek tuşla birçok işimizi gördüğümüzden bu gibi büyük işler ve devasa kayaların buralara kadar taşınmış olmasına günümüzün akılları ermiyor.

Güneşin güne vedasına yaklaşık 1.5 saat kala “kısa olsun ama ne olursa olsun oturup keyif yapalım” diyerek antik yol üzerinde ayakkabıları çıkardıktan sonra oturup aşağıda görünen Bafa Gölü, akşamüstü güneşi ve doğayı izliyoruz.

Molamız tabii ki çok uzun sürmüyor ve zamana yenik düşüyor. Yeniden yollara koyularak inişe devam ediyoruz. Bazı bölümlerde taş yollar kaybolup geniş alanlara veya zeytinliklere çıkıyor olsak da bir süre sonra yeniden antik yolları adımlamaya başlıyoruz.


Kapılar açılıyor.
Bu kapılardan sıkça görülüyor. Muhtemelen hayvanların kaçmamaları için yapıyorlar.
Her seferinde açtığımız kapıyı mutlaka kapadık.


2000 yıllık taşları denetliyoruz.


Kıvrılarak inen taşlar. Buraları yürümek keyif veriyor.


Adım adım Kapıkırı'ya doğru ilerliyoruz.


Güneş 1-1.5 saate kadar batacak.
Yatay gelen ışık yeryüzü şekillerini 3 boyutlu hale getiriyor adeta.


Harika manzaralar eşliğinde antik yolları takip ediyoruz.


Akşama kalmak pahasına sonbahar güneşinin ve tarihin tadını bir arada çıkarmak için kısa bir mola veriyoruz.


Ayakkabılar çıkıyor, ayaklar uzanıyor. Keyif zamanı.


Konuşmadan sadece doğayı ve kendimizi dinleyip antik yol üzerinde oturuyoruz.


Dinlenmek haram. Yola devam...


Antik yolun olmadığı bölümlerde işaretler de olmayabiliyor.
GPS yardımı aldığımız noktalardan biri.


Zamana ve doğa koşullarına yenik düşmüş bir ağaç. Yine de dimdik ayakta kalmış.


Birazdan antik yola tekrar bağlanacağız. GPS yardımı alıyoruz.
Etrafta işaret göremiyoruz.


Yol bitti. İşaret göremiyoruz. GPS olmasa çok zaman kaybederdik.
Yol işaretlerinin bakım ihtiyacının olduğu noktalardan biri.


Yeniden antik yollardayız. Bir selde tüm yollar çökerken "eskilerin varmış bir bildiği" diyerek, 2000 yıl boyunca ayakta kalabilmiş bu yolları yapan insanlardan öğrenmemiz gereken çok şey varmış sanki.  

Antik yoldan patikalara çıktığımız zamanlarda işaret kaosu yaşasak da GPS desteği ile zaman kaybetmeden yola devam ediyoruz. Bu bölümde antik yollar üzerindeki patikaları bir kenara koyarsak işaret sıklığının fazla olmaması, işaret olmadığı durumda karşımıza 2-3 patika çıkınca hangisine gireceğinizi karıştırabilirsiniz. Bunun sonucunda kaybolmazsınız ama zaman kaybı yaşarsınız.

Güneş etkisini kaybediyor ama ışığını yatay olarak göndermeye akşam güneşi yuvarlak kayaları öyle bir aydınlatıyor ki farklı bir gezegende olduğumuzun hissiyatına birkez daha kapılıyoruz.

Tarihsel dokusu bol olan bu bölümü yürümek zor değil ancak uzun olduğundan zamanı ve enerjiyi iyi planlamak gerekiyor.

Güneş etkisini azalttıkça adımlarımızı hızlanıyor, tempomuz yükseliyor. Gece karanlığında yürümeyi zorda kalmadıkça tercih etmiyoruz.


Tek kişilik incecik bir patikadan yürümeye devam ediyoruz.


Akşam güneşi çevreyi aydınlatmaya devam ediyor ama hızlanmak zorundayız. Daha yolumuz uzun.


Ağaçların arasına doğru giriyoruz.


Yeni bir antik yola daha girdik.


Ufak bir dere yatağından geçiyoruz. Bu bölümler çok zorlu olmadığından su ihtiyacımız da az oluyor.


Bu bölümde kayaların üzerinde işaretler karşımıza çıkıyor.
Ancak Türkiye'nin en uzun yürüyüş parkuru için yetersiz olduğunu belirtmemiz gerekiyor.


Kapıkırı'ya yaklaşık 5 km. kaldı ama güneş de etkisini kaybetmeye başlıyor. 


Dev kayaların dibinde işaretleri görebiliyoruz. Patika da oldukça belirgin.


Antik yola yeniden kavuşuyoruz.


Bu bölümde geniş sayılabilecek bir vadinin ortasından yürüyoruz.


Ufak bir su kaynağının üzerinden geçiyoruz.


Bir kapıdan daha geçiyoruz.


Vadi içerisinden bir süre yürüdükten sonra az sonra yeniden bir açıklığa çıkacağız


Açıklıkta Bafa Gölü'nü yeniden görmeye başlıyoruz.
Görünen adalar İkizadalar olsa gerek.


Bu bölümde tempomuzu arttırmaya başlıyoruz.


Bafa Gölü çok uzağımızda değil ama akşam saatleri de kapıya dayandı.


Bir süre tempolu yürümek durumundayız.


İnişler çok sert değil. 400 metre seviyelerinden 7-8 km.
yürüyerek Bafa Gölü'ne iniliyor. 


Her ne kadar tempomuz artmış olsa da doğanın tadını çıkartıyor,
akşam yemeğinde yılan balığını hayal ederek yürüyoruz.


Akşam güneşi çevreyi etkileyici bir şekilde aydınlatıyor. Her bir yanımızda turuncunun tonları var.

Tarihsel dokusu bol olan bu bölümü yürümek zor değil ancak uzun olduğundan zamanı ve enerjiyi iyi planlamak gerekiyor.

Güneş etkisini azalttıkça adımlarımızı hızlanıyor, tempomuz yükseliyor. Gece karanlığında yürümeyi zorda kalmadıkça tercih etmiyoruz.

Antik yolun ardından deniz seviyesinden yaklaşık 180 metre yükseklikte bir düzlük ardından yüksekliği fazla olmayan bir belden (geçit) geçiyoruz. Bele girdiğimizi çalıların arasına girip yükselmeye başladığımızda anlıyoruz ki bu kısa sürüyor.

Belin arkasından Bafa’ya ineriz derken yeni patikalara giriyoruz. Bu arada tempomuzu giderek arttırmış durumdayız ki gece karanlığında burada kalmak istemiyoruz. Sebebi korku veya aç-susuz kalmak değil. Ana sebebi akşam yemeğinde Bafa Gölü’nün meşhur yılan balığının tadına bakabilmek. Yanımızda kamp için yeterli suyumuz da var hatta bu bölgede gayet güzel düzlükler var ama aklımız Kapıkırı ile özdeşleşen yılan balığının lezzetinde.

Adeta koşar adımlarla ilerler olduk. Bu harika bölümlerin son 2-3 km.sini adeta koşarak geçiyoruz. Tabii bunun sebeplerinden biri ekstra zirve çıkışı yapmış olmamız. Sadece Arap Avlusu’nu gezmiş olsaydık bu kadar geç kalıp yorulmayacaktık.

Gelelim yorgunluğumuza: Bitmiş durumdayız. Yaptığımız program dışı yürüyüş şu anda yorgunluk olarak bizden çıkıyor. Birbirimizi o kadar iyi tanıyoruz ki durduğumuz anda her bir tarafımıza yorgunluk çökecek ve bitkin düşeceğiz. Buna izin vermemek için durmadan yürüyoruz. Ama yalan değil keyfimiz gerçekten yerinde. Acılar içerisinde olsak da halimizden pek memnunuz. Doğadayız ve daha güzeli yok şu anda.

İlk beli geçişimizin ardından artık belirginleşen ama zaman zaman kafa karıştıran patikalar (bu bölümde zeytinliklerin içerisinden yürünüyor) ve antik yolların ardından yaklaşık 1-1.5 km. sonra yeni bir bel daha aşıyoruz. Beli aşar aşmaz karşımızda Bafa Gölü’nü görüyoruz. Hava aşağıya inene kadar tamamen kararmış durumda olacak, ancak inişimizi antik yol üzerinden yaptığımızdan nerelere bastığımızı az da olsa görebiliyoruz.

Göl seviyesine indiğimizde ağaçlık ve çalıların arasına giriyoruz ve Mehmet kafa fenerini çıkartıyor. Son 200-300 metreyi kafa feneri ile yürüyoruz.


Antik yollarda koşar adım...


Ne olursa olsun eğlenceyi elden bırakmayız.
Çocukluk arkadaşı olunca konuşacak konu çok oluyor.
Abuk sabuk, alakasız konulara gülmeye devam ederiz.


İşaretleri takip etmeye devam ediyoruz. Etrafımızda kaya oyukları gözümüze çarpıyor.


Akşam güneşi etkisini azaltmaya başlıyor.


Kısa bir soluklanma molası


Deniz seviyesine indikçe çamlar yerini zeytin ağaçlarına bırakıyor.


Koştur koştur nereye kadar???? 


Çilesi olmayan, kısa mesafeli bir çalılığa giriyoruz. 


Çalılıktan çıkınca karşımıza yeniden Bafa Gölü çıkıyor.
Tempolu yürümemize rağmen ama Bafa Gölü'ne yaklaşamıyormuşuz gibi geliyor.


Dev kayaların dibinden devam eden bir patikadan yürüyoruz.


İstendiğinde buralarda da kamp atılabilir.


Bafa'da güneşin batışı. 


Hızlı bir tempoda yürüyüşe devam ediyoruz. Birbirimizi tanıdığımızdan hızımızı çok iyi ayarlayabiliyoruz.


Run Mehmet run!!!!


Koşar adım ilerliyor olsak bile çevreyi incelemeden yola devam edemeyiz.


Bu kaya öbeği nasıl bu şekilde duruyor acaba?


Patika Bafa'ya yaklaştıkça belirginleşiyor. bazı yerlerde işaret aramamıza bile gerek kalmıyor.  


Gülen kaya.


İlk beli aştıktan sonra ikinci ve son geçide doğru antik yollardan
koşar adım ilerliyoruz.


Sonunda Bafa Gölü'ne ulaşıyoruz. Hava çok yakında kararmış olacak. 15-20 dakika içerisinde deniz seviyesine inmiş olup karanlıkta sadece 5-10 dakikalık bir yürüyüş yapacağız.

İleride gördüğümüz çiftliğe 100 metre kala hemen yanımızdaki tarlada gölge olarak gördüğümüz hayvandan domuza benzer bir ses çıkıyor. Belli ki bizim sesimizi duymuş ve korunma amaçlı bağırıyor. Önden giden Altuğ bir anda irkiliyor ve koşarak geriye kaçıyor. “Bu kadar yol gel, yola 100 metre kala olduğun yerde kal.” diyor Altuğ. Olası bir saldırıya karşı çalıların arasından bulduğumuz taşları elimize alıp, Mehmet kafa fenerini gölgeye doğru tuttuktan sonra gerçekle karşılaşıyoruz: Eşek.

Çıkardığı olağan dışı ses ile korku dolu dakikalar yaşamamıza sebep olan eşek duvarın arkasında. Hayvan korunabilmek ve bizi de kontrol altında tutabilmek için taş örülü yüksek duvarın ardından bizi takip ediyor. Sonrasında zararsız olduğumuzu anlayınca takipten vazgeçiyor.

Eşekten kurtulduk derken sağımızdaki çiftlikten de köpekler havlamaya başlıyor. Her bir yandan sarıldık ama çiftlikteki insanlar birşey olmayacağını, hayvanların bağlı olduklarını söylediklerinde sakin sakin yürüyerek yola çıkıyoruz.

Göl/deniz seviyesine indik. Artık patikalar bitti ve toprak yoldan Kapıkırı merkezine doğru ilerliyoruz. Düz yola çıkıp sakin bir şekilde yürümeye başladığımızda ne kadar çok yorulduğumuzun farkına varıyoruz.

Çiftlikten toprak yola çıktıktan yaklaşık 2 km. sonra Kapıkırı’ya ulaşacağız. Yol boyunca göl kenarında çok sayıda pansiyon ve restoran gözümüze çarpıyor. Çadır ile konaklamayı düşünenler izin aldıktan sonra restoranların birinin bahçesinde kamp atabilirler. Hem akşam yemeği yenebilir hem de ihtiyaçlar daha rahat karşılanır. Restoran bahçesi olmasa bile çevrede kamp yapılabilecek çok sayıda düzlük var. Kısacası kamp atacaklar için Kapıkırı’da konaklama sorunu yok. Pansiyon derseniz her yer pansiyon.

Biz nereye gidiyoruz? Agora Pansiyon. Kovan Yayla’da tanıştığımız Mehmet Ali Amca bizi oradaki arkadaşına selamını ileterek yönlendirdi. Çadırı dert etmiyoruz zira orada yemek yedikten sonra çadır kurmaya da izin alabiliriz diye düşünüyoruz.

Zirve denememiz ile birlikte bugün dağlardan 30 km.ye yakın yürüdük. Son 2 km. geçmez oluyor adeta. Yorgunluk öylesine çökmüş durumda ki şuurumuzu kaybedebilecek duruma geldik adeta.

Gölyazı-Kapıkırı sapağına ve yol işaretine saat 19:20 itibariyle ulaşıyoruz. Mehmet solumuzda bulunan reklam tabelalarından Agora Pansiyon'un 700 metre uzakta olduğunu söylediğinde ikimiz de isyan ediyoruz. Gölyaka değil de sola Kapıkırı tarafına doğru girip ilk gördüğümüz restorana girme kararı alıyoruz. Ama tek şartımız var: Yılan Balığı olmalı.


Bafa Gölü sahiline çıktıktan 2 km.sonra üç yol ayrımında görülen
Karia Yolu yol tabelası. Bağarcık 17 km. biz 19 ölçtük.

Saat 19:30 itibariyle karşımıza çıkan ilk restorana (Pelikan Restorant) bir girişimiz var ki hayatımız boyunca unutmamız zor gibi duruyor. Benzerini Likya Yolu üzerinde Ulupınar/Çıralı’da yaşamıştık ama bu sefer her tarafımız yorgunluktan titriyor adeta.

Restorandakiler bize buyurun diyemeden daha restoran kısmına gireceğimize direk mutfak bölümüne giriyoruz arkadan. Yılan Balığı var mı diye sorduğumuzda “istediğiniz kadar” yanıtını aldığımızda nasıl olsa kamp atarız buralarda diyerek sorgusuz sualsiz restorana geçiyoruz.

Pelikan Restorant’a girdiğimizde ortada bir şömine yanıyor ve bizimle birlikte 2 masa daha var. Bir grup Alman turistler diğer grup Türk aile. Refleks va aldığımız aile terbiyesinden kafamızı bir sallayıp selam veriyoruz ama yorgunluk nöbeti geçiriyoruz adeta. Oturduğumuz yerde üşüme geliyor. Ayakkabıları bile çıkartamadık.

Acil olarak soda ve ayran içiyoruz. Kısa sürede kendimize gelmemiz zor gibi duruyor. Masaya gelen ekmekten bir dilim yiyerek ortaya gelen salatayı yediğimizi tahmin ediyoruz ama şuurumuz yerinde değil.

Akşam yemeğimizi şöyle tarifleyelim. Sipariş ettiğiniz tabak dolusu yılanbalığını yorgunluktan yiyemiyoruz. Önümüzde tepeleme salata duruyor. Sofra bize biz nelere baktığımızı bilmez haldeyiz.

Güncenin bu satırlarını okuyanlar yukarıda yazılanlardan sonra fotoğraf da görmek isteyecekler ama yok maalesef. Hani rezil olacağımızdan değil yorgunluğa bağlı unutma ve hiçbirşey yapamama sendromundan. Kusurumuza bakmayın sadece yukarıda okuyup hayal edin. Bu daha güzel.

Sofraya oturmamızın üzerinden 1 saat geçiyor. İştahımız yerine gelmeye başlıyor ama balık tepeleme önümüzde durmaya devam ediyor. Bafa Gölünün sazlıklarının dibinden yakalanan yılan balığının en güzel mevsimi balığın yağlandığı sonbahar ve kış ayları. Hakikaten müthiş yağlı ve çok lezzetli. Upuzun bir balık gelmiyor karşınıza. Kuşbaşı şeklinde kesilmiş halde mangalda pişiyor. Tadına bakmadan yolunuza devam etmeyin.

Bafa Gölü’nde "Pinter" adı verilen özel ağlarla yakalanan yılan balıklarının geleceği her yerde olduğu gibi bilinçsiz avcılık ve Bafa Gölü’nün kirliliği sebebiyle tehlike altında. Demre’nin mavi yengeci gibi. Herşey mevsiminde avlanıp veya toplanıp üreme zamanı avcılık yapılmasa herşey daha güzel olacak gibi.

Konuşmaya başladıktan sonra restoran sahibi pansiyonculuk da yaptığını söylese de ortalık kalabalık olmadığından olsa gerek restoranın yanındaki sedire çadırımızı kurabileceğimizi söylüyor. Harika bir göl manzarası ile yerimizi garantiledikten sonra biraz daha kendimize gelip çadırımızı sakin sakin kuruyoruz ve yürüyüş modundan dinlenme moduna geçiyoruz.

Çadırı kurup içeride şömine başına döndüğümüzde telefon ve fotoğraf makinelerini şarj ediyoruz. Altuğ hergün sonunda yaptığı gibi notlarını unutmadan yazıyor.

En yorucu günümüzün sonunda her bir tarafımız ağıracak derken güzel bir sabah kahvaltısını da hayal ederek tüm yolculuğumuzun en güzel uykularından birini yapıyoruz. M.Ö. 8 yy.’dan bugüne kadar bilinen bir tarihi olan Kapıkırı, doğası ve sakinliği ile mutlaka görülmeli.

İkinci gecemiz sonunda yürümeye ve doğaya beklediğimizden çabuk adapte olduk. Kapıkırı, yorgunluk ve bizi başka bir gezegende olduğumuzu hissettiren doğa şekilleri (yuvarlak kayalar) bugünün aklımızda kalanları oluyor.

Yarın hedefimiz Yediler Manastırı’nı gördükten sonra 1700lü yılların sonunda Konya üzerinden göç etmiş kumral yörükler tarafından kurulmuş Karahayıt Köyü üzerinden Sakarkaya Köyü’ne 20 km.lik biri yürüyüş sonucunda ulaşmak. Fazlasını istemiyoruz.

Unutmadan bölgenin kaya yapısının kaya tırmanışına uygun olması sebebiyle Kapıkırı'da "bouldering" olarak adlandırılan genellile kısa kaya tırmanışları çok uygun. Bunun için Zorbey Aktüyün'ün Bafa Gölü Bouldering kitabı bile var (www.bafalakebouldering.com).

Burada biraz da tarihsel bilgileri çiziktirmemiz gerekir;

Bafa Gölü’nün (Çamiçi Gölü) kıyısında bulunan kurulmuş olan Herakleia’nın M.Ö. 8. yy.da zorunlu bir göçler sonucunda kurulduğu tahmin ediliyor.

Bugünkü Beşparmak Dağlarının antik çağlardaki adı Latmo’tu. Bu isim şehrin kıyısında kurulduğu körfezin de ismiydi. Körfez diyoruz çünkü Bafa M.Ö.1 civarlarında Büyük Menderes’in getirdiği alüvyonlar ile deniz bağlantısı kesilip göle dönüşerek şehrin denizle olan bağlantısı kesilir. Zaten Milet sebebiyle fazla aktif olmayan liman önemini de kaybeder. Bu coğrafi değişim bu bölge için de değişim ve terk edilişin başlangıcıdır aslında.


M.Ö. 1'de Bafa'nın körfezden göl hale dönüşümü (kaynak: Google)

Ekonomik zayıflama ve hastalıklar sonucunda yerleşim uzun bir süre boş kaldıktan sonra M.S. 7. yy.da Hristiyan misyonerlerin bölgeyi kendilerine mesken edinmesiyle canlanır. Bölgede çok sayıda manastır kurulur. Keşişler Beşparmak Dağı çevresinde tek başlarına çile çekip çok sayıda küçük mağarada yaşamaya başladılar. Bu manastırlara katılmak isteyenler başarılı ve uygun görülmeleri durumunda kabul ediliyorlardı. Şehir 9. yy.da Arap akıncılarının saldırısına uğradıktan sonra şehir kalın surlarla çevrilir. Bölge 11. yy.da Menteşe Beyliği yönetimine girdikten sonra şehirde yaşayanlar buradan ayrılır ve kaderine terkedilir.

Herakliea’da geniş bir alana yayılmış olup tüm ziyaretçilerin ilk olarak görebilecekleri bölge Athena’ya adanmış, deniz kenarındaki doğal bir burun üzerinde yer alan ve Helenistik dönemde yapıldığı tahmin edilen Athena Tapınağıdır. M.Ö 3. yy.da inşaa edilen tapınak tüm şehri gören bir tepede yer alıyor. Üç katlı olan agoranın birinci ve ikinci katını dükkanlar, üçüncü katını ise çatı oluşturuyor. Şehir komşusu Milet ve Priene gibi birbirini dik kesen caddelerden meydana gelmiştir.

Bafa Gölü üzerinde bulunan adalarda da (İkiz Adalar, Kahveaşar Adası, Menet Adası ve Kapıkırı Adası) keşişler tarafından yapılan manastır kalıntıları bulunuyor. Tarihi yapının bulunmadığı tek ada gölün kuzeybatısında yer alan Serçin Gölünde bulunan Uyuz Adadır.

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates