2017 Nisan - Datça - 5.GÜN - Çakal - Alavara - Emecik - Periliköşk/Adaburnu - Kızlan

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 09:00 (Çakal)
Bitiş: 18:30 (Kızlan)

Toplam mesafe: 32 km.

* Çakal (Büyük Çakal Koyu) – Alavara Mevkisi: 5 km.
* Alavara – Emecik: 11 km.
* Emecik – Periliköşk (Adaburnu, Datça Akdeniz sahili): 6 km.
* Periliköşk (Adaburnu) – Kızlan: 10 km.

Su: Emecik sonrası yerleşimlerden de yürünmesi sebebiyle, Datça Yarımadası parkurlarının su bakımından en sorunsuz rotası. Rota boyunca su sorunu yok. Çakal-Emecik arasında çeşmeler olduğundan litrelerce su taşımaya gerek yok. Çakal sonrası ilk su kaynağı 5 km. sonra ekili alanların ve seraların bulunduğu Alavara mevisinde. Sahilden Emecik'e yapılan tırmanış çok uzun değil ve yukarıda toprak yola ulaştıktan sonra yol üzerinde çeşmeler bulunuyor. Çıkış sonrası Emecik'e kadar yapılacak 4 km.lik yürüyüş boyunca su sorunu olmayacaktır.

Emecik-Perliköşk-Kızlan rotası patika ve izole bir rota değil. Çoğunluğu yerleşim ve asfalttan yürüneceği için su her zaman bakkal, market, işletme veya benzin istasyonlarından temin edilebilir.

Yemek ve İkmal: Rota bakkal, market veya işletme bakımından sorunsuz. Datça parkurlarının tam ortası olması sebebiyle yürüyüşe devam edecekseniz ilerleyen günler için ikmal yapabileceğiniz bir parkur.

Çakal-Emecik'e arasında bulunan Alavara sadece birkaç çiftliğin olduğu bir mevki. Bakkal, market yok.

Emecik'te caminin yakınında bulunan bakkaldan (Hüseyin Bey - 532-606 31 17) ikmal yapılabileceği gibi bölgenin en büyük köyü olan, rotanın sonunda ulaşılan Kızlan'da da marketler var. Emecik-Kızlan arası yerleşim ve asfalttan yüründüğü için yol üzerinde bakkal, market ve benzin istasyonu bulunuyor.

Kızlan'dan Knidos'a doğru yola devam edecekler için Kızlan'da kumanya ve genel ikmalleri yapmak şart. Ters yöne yürüyeceklere de Emecik için benzer uyarıyı yapmamız gerekiyor.

Yürüdüğünüz yöne bağlı olarak bu iki lokasyon yemek ve ikmal için çok önemli noktalar. Buradan sonra birkaç gün bakkal veya market göremeyeceksiniz.

Konaklama: Parkur üzerinde pansiyon türü konaklama imkanı Periliköşk'ün bulunduğu Adaburnu ve Kızlan'a yakın bölgelerde var ancak bu işletmelerin çoğunluğu apart veya sezonluk çalıştığı için yürüyüş sezonunun en yoğun olduğu ilkbahar ve sonbaharda kapalı olma ihtimalleri olabilir.

Datça'da yürüyüş turizimine direk olarak hizmet veren bir işletme olmadığından bu rota üzerinde veya bölgede konaklama yapacaksanız öncesinde internet üzerinden bulup telefon edilmesinde fayda var.

Burada bir şekilde pansiyonda konaklansa bile Datça rotaları çadır konaklama ile yürünebiliyor. Kızlan'da bir gün sonraki Karaköy rotasına girip köyün dışında çadır kurulabilir.

Parkur Zorluğu: Su ve yemek probleminiz olmadığı takdirde orta seviye bir rota. Sert çıkışlar bulunmuyor ve Alavara mevkisinde, Emecik'e çıkışın yapıldığı Karamanbaşı Tepesi (Emecik Tepesi) eteklerinde görsel olarak güzel noktalar bulunuyor. Emecik-Kızlan arası doğadan ayrılıp yerleşimlere çıkıldığı için günler boyu unuttuğunuz gürültü ve hareketlilik burada sizi bunaltabilir.

Bu parkurda ister batıya Knidos'a, ister doğuya Akyaka'ya yürüyor olun yemek ve eksiklerinizi tamamlamanız gerekiyor. Bu bakımdan çok önemli bir parkur.

Rotada işaret sorunu yok ancak Alavra mevkisinde bulunan birkaç yol ayrımının kaçırılıp zaman kaybı yaşanmaması için GPS/akıllı telefon desteği alınması iyi olur. Yol üzerinde işaretlemeler iyi ancak sözkonusu ayrımlarda işaretler görünür noktalarda değil.

Emecik'e gelmeden yürünen toprak yolda da yol ayrımları bulunuyor özellikle Datça-Marmaris karayoluna paralel yürümeye başlandığında en son girilen sağdaki küçük patikayı kaçırmamak gerekiyor. Alavara'dakine benzer, yol ayrımlarında işaretleri görebilmek zor.

Emecik sonrası Kızlan'a kadar yerleşim içi ve asfalttan yürüneceği için bu bölüm asfalta çıktıktan sonra araç transferi ile geçilebilir.

Emecik-Balıkaşıran arasında 2018 yılında Kültür Rotaları Derneği'nin işaret yenileme çalışmaları olduğundan muhtemelen 2018 sonbahardan başlayarak işaretlemeler daha belirgin olacaktır. Yine de yol ayrımlarına dikkat etmekte fayda var.

Parkur Yükselti Grafiği: Daha büyük görsel için resmin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Gece meydandaki iş makinası kepçesi rüzgarı kestiğinden rüzgarsız bir gecede rahat rahat uyuyoruz. Çakal sahili kuzeye açık olduğundan gece boyunca esen rüzgar oldukça serin ve uyutmayacak kadar üşütebiliyor. Daha akşam uyumadan önce belliydi rüzgarın akıbeti. Oldukça sertti. Denizin sesini duyacağız sevdasına, çadırın içi karayele dönerdi. Kepçeyi de çok verimli kullanıyoruz ve yıkayıp kepçeye astığımız tshirt, şort ve çoraplarımız sabaha kadar kuruyor.

Sakin geçen gecenin ardından sabaha karşı saat 5:00 gibi dışarısı hareketleniyor. Bıyık Dayı’nın traktörü çalışıyor. Bir araba geliyor. Birileri geziyor. Ne oluyor? derken römorktan denize indirilen teknenin ve Bıyık Dayı’nın sesini duyuyoruz ve anlıyoruz ki çiftlik sahibi geldi ve balığa çıkıyor.

Biraz daha uyusak da saat 06:30-07:00 arası uyanıyoruz ve toplanmaya başlıyoruz. Bıyık Dayı da saat 5’ten sonra uyumamış balığa çıkanları bekliyor. Kalktığımızda çay hazır, yumurtalar haşlanıyor. Tabii bize değil balığa çıkanlara. Ama biz de nasipleneceğiz tabii.



Yeni bir gün başlıyor. Güneş güne merhaba diyor.

Çadırı ve çantaları toparlayıp kahvaltıya oturuyoruz. Sebil yumurta var. Hatta yanımıza da 3 tane koyuyoruz yolda biryerlerde yiyeceğiz ki çok iyi gelecek.

Menü standart ama yürürken fazlasını aramıyorsunuz zaten. Basit yaşıyorsunuz. Doğada olmanın keyfi de bu. Zeytin, peynir, yumurta, domates, salatalık. Daha ne olsun?



Kahvaltı zamanı. Daha ne olsun?

Biz kahvaltımızı ederken çiftlik sahibi balıktan dönüyor. Dalışa gitmişler. Elleri boş. Çiftlik sahiplerinin (birkaç kardeş) Datça, Marmaris ve İstanbul’da turizm işletmeleri varmış. Datça’daki Emecik’e bağlı Adaburnu mevkisinde. Gölmar.

Yedik içtik, sohbet ettik iyi güzel ama Bıyık Dayı’ya yardımları için teşekkür ediyoruz ve bize yaptığı yardımların yanında az bile olan bir ücret bırakıyoruz. Almak istemiyor ama ısrar edince tatlıya bağlanıyor.

Burası bir işletme değil ve Bıyık Dayı artık burada yok. Bir önceki günün güncesini (Çatı Koyu-Çakal) okumayanlar için bizim Çakal’da yaşadıklarımız sadece bir yol hatırası. Çünkü burası özel mülk olduğundan her yürüyüşçü su harici burada böyle zaman geçiremeyebilir. Bıyık Dayı ile tanışmak ve burada bir gece konaklamak bizim için şans oldu. Ama özel çiftliği bekleyen birileri mutlaka olacaktır.

Bu arada son dönemlerde yürüyüş yolları üzerinde “ücretsiz kamp” şeklinde bir uygulama var. Bu durum işletme sahipleri ve yürüyüşçüler arasında yanlış anlaşılmalara sebebiyet veriyor. İşletmeler bahçelerini bedava kamp alanı olarak açtırıyorlar. Buna karşılık olarak yürüyüşçülerden kendilerinden bir alışveriş yapmalarını (çay, kahve, bira, yemek) veya tuvalet/duş kullanmalarına bağlı olarak bir beklentileri oluyor. Bu da sorun yaratmaya başladığından son dönemlerde işletmelerin çoğunluğu çadır veya kişi başına bir kamp ücreti almaya başladılar. Araya bu bilgiyi de eklemiş olalım.

Hatıra fotoğrafının ve veda faslının ardından saat 09:00’da yola koyuluyoruz. Çakal’da üzerimize çöken yorgunluk bize Bıyık Dayı gibi güzel bir insanı kazandırdı. Bugün bile hal hatır sormak için arıyor. Bunu duymak bile yetiyor: “Köyceğiz’de bir eviniz var. Her zaman aklınızda olsun.”

Yola çıkıyoruz. Yola her çıkışta bilinmeyene ilerlediğimiz heyecanı yaşarken, bir önceki günü de değerlendirmeyi ihmal etmiyoruz. Ardımızda bıraktığımız iyi-kötü hatıraları, çıkartmamız gereken dersleri (yürüyüş hızı, molalar vs.) konuşuyoruz. Çakal ve Bıyık Dayı da güzel hatırası ile ardımızda kalıyor.



Çakal Hatırası


Çakal'dan ayrılıyoruz.


Özel mülkten çıktık

Sahil boyunca uzanan palimiyeleri geçerek çiftliğin bahçesinden çıkıyoruz ve sahilin sonuna kadar yürüyoruz. Çakal sahili geniş bir düzlük olduğundan çiftliği geçince kamp imkanının olduğu yerler çok.

Sahilin sonunda çam ormanı içerisine giren işaret ve patikayı görüyoruz ve Alavara’ya doğru 2.5 km. sürecek patikadan yürümeye başlıyoruz.

Başlangıçta patika sahil boyunu takip etse de çam ve makiliklerin sıklığı sebebiyle denizi göremiyoruz ancak hafif bir tırmanışın ardından ulaştığımız açıklıkta sabah Gökova’nın dingin denizi bizi kucaklıyor. Yürümek için en uygun dönemlerden birini seçmişiz. Deniz güzel, her yer yemyeşil, doğa uyanmış, hava sıcaklığı yürümek için ideal. Daha ne olsun?



Çakal sahilini boydan boya yürüyoruz.


İşaret aramaya gerek yok. Sahil boyunca lastik izlerini takip ediyoruz.


Neredeyse sahilin sonuna kadar yürüyeceğiz.


Çam ağaçlarının izin vermediği durumlarda biraz içeriden yürümeye devam ediyoruz.


Güneşlenmek isteyen? Almayalım yolumuz uzun.


Sabah sabah direk güneşi yememek için gölgeye kaçıyoruz ama gölgeler de halen serin. Sahilin sonuna yaklaştık.


Sahilin sonunda patikaya, orman içerisine giriyoruz. Patika görünür durumda.


Patikaya giriyoruz ve içeriye doğru ilerliyoruz.


Çakal Koyunu ardımızda bırakıyoruz ve arkada başka bir mevkiye doğru yürüyoruz.


Rota üzerinde işaretler bulunuyor ama patika da belirgin.


Kısa ve sert olmayan çıkış yapıyoruz.

Bir gün önce 11 km. yürüyerek öğleden sonra dinlendiğimiz çok iyi oldu. Bugün kendimizi çok daha iyi hissediyoruz.

Denizi görüyor olsak da kısa süreliğine oluyor ve iç kesimlere doğru girmeye başlıyoruz. Genellikle çam ağaçları arasından yürünen işaretlerin görülebildiği, patikaların belirgin olduğu rahat bir bölümde 1.5-2 km.yi yaklaşık yarım saat içerisinde tamamlıyoruz.

Hafif tepe çıkışı ve inişinin ardından patika daha düz ve geniş hale geliyor. Kısa bir süre sonra da Alavara’nın ekili düzlüklerine ulaşıyoruz.


Düzlüklere çıktığımızda yürüdüğümüz yönü değiştirmeden, tarlalar solda kalacak şekilde çam ağaçlarının dibinden araç genişliğindeki bir yoldan batıya doğru ilerliyoruz.

GPS olsa da çam ağaçları üzerinde görüdüğümüz işraretler doğru yönde olduğumuzu gösteriyor.

Çam ağaçlarının dibinden yürümektense tarlanın kenarındaki lastik izleri üzerinden yürüyoruz, bu izler sonrasında tarlaya gelen yolu takip etmeye başlıyor. Düzlüğe ulaşıp toprak köy yoluna çıkmamız yaklaşık 500 metre sürüyor.



Deniz manzaramız yok ama sahil çok yakında ve çam ormanı içerisindeyiz.


İçerisinden geçip gittiğimiz orman. 


İşaretleri yerde taşlarda veya ağaçlar üzerinde görebiliyoruz.


Koridor içerisinden yürüyoruz. 


Sahil sağımızda ve Alavara'ya doğru ilerliyoruz.


Her yolun olmazsa olmazı. Devrilmiş ağaçlar.


Orman içerisinden yürümeye devam ediyoruz.


Fotoğraflardan karışık gibi gözüke de değil. Patika belirgin.


Bugün hedef Kızlan. Datça'da 5. güne dinç uyandık. Yine 30 km. üzerini zorlayacağız.


İşaretler taze ve belirgin.


Tekrar çam ormanı içerisine giriyoruz.


Düzbir zeminde yürüyoruz. İniş çıkış yok.


Orman içerisinden çıktığımızda henüz Alavara'ya gelmediğimizi anlıyoruz.


Orman içerisinden yürümek çok keyifli.


Orman içerisinden düzlüklere çıkıyoruz. Karşıdaki çam ağacı üzerinde işaret görülebiliyor.


Soldaki tarlaya çıkıyoruz.


Tarlada lastik izlerini takip ediyoruz.


Tarlayı arkamızda bırakıyoruz.

Lastik izlerini takip edince bizi yola doğru götürüyor zaten.


Sert Kıran rüzgarlarından boyunlarını bükmüş çam ağaçları


Tarla içerisinden yola doğru bağlanıyoruz.


İşaretleri de takip ediyoruz tabii.


Alavara'nın girişindeki tarla ve düzlükleri geçtikten sonra karşıdaki çam ağaçları içerisinden geçerek Alavara'ya ulaşacağız.

Toprak yola bağlandığımızda sola dönüyoruz ve sadece 20-30 metre sonra toprak yoldan sağa doğru daha az belirgin bir yola giriyoruz. 

Bu kısımda işaret görmek biraz sorun olacağından yaklaşık 500 metre sonra bağlanılacak toprak yola kadar GPS desteği almakta fayda olabilir.

GPS kullandığımız için yürüyeceğimiz yönü tayin etmek çok zor olmadı fakat mevsimin ilkbahar olmasından ötürü her yer yemyeşil ve doğanın coşkusu patikaları yemyemiş otlarla kapatmış durumda.

Baştan bir tarif vermeye çalışalım. Yukarıda belirttiğimiz üzere toprak yola çıkıp sola saptıktan 20-30 metre sonra sağa doğru sapıyoruz ve yoldan ayrılıyoruz. Saptığımız yolu takip ederek tel örgülerin dibinden içerisinde seraların olduğu çiftliği geçiyoruz.



Toprak yola çıkıyoruz. Sola dönüyoruz. Sağa deniz yönüne doğru değil!!!


BU NOKTA ÖNEMLİ!!! Zaten geniş toprk yola çıkıp sola döner dönmez 20-30 metre sonra sağa ara yola giriyoruz. 


Geniş tarla ve çiftliklerin yukarısından yürüyoruz


Tel örgülü bir seranın yukarısından geçiyoruz.


Patika belirgin olmasa da gideceğimiz yönü tahmin edebiliyoruz. Tarla ve bahçelerin tepesinden yürümeye devam. İsteyenler GPS desteği alabilir.


Sağımızda çam ağaçları var. Artık Alavara mevkisine ulaştık.


Kısa bir çam ağaçları ve çalılık geçişi yapıyoruz.

Seraların hemen yukarısından yürüyor, çam ağaçlarının bulunduğu küçük tepeyi hemen sağımıza alarak önce bir tarla, ardından zeytinliklerin içerisinden geçiyoruz.

Zeytinliği geçip sağımızdaki küçük tepenin arkasına ulaştığımızda solda hemen aşağıda toprak yolu görüyoruz. Buraya kadar hiç işaret göremediğimizden ilkbahar ile çoşmuş otların arasından toprak yola doğru iniyoruz ve yoldan yürümeye başlıyoruz.

Daha ileride karşımıza çıkacak yol ayrımları da sayarsak, yaklaşık 6 km. yoldan yürüyeceğiz. Saat 10:00 itibariyle yürüyüşümüzün 5. km.sinde ulaştığımız, geniş düzlüklerin ve sera ve çiftliklerin bulunduğu bu mevkinin adı Alavara.



İlkbahar sebebiyle tüm ekinler coşmuş. Bir yerlerde işaret varsa da görünmez hale geliyor. GPS'e bakıyoruz.


Burada tarlaların ortasından yürümeden tam sağınıza çam ağaçlarını alarak yürümek yeterli


Geniş düzlükler, seralar ve badem ağaçları.


Çamlığı sağımıza alaıp yürüdüğümüzde son olrak zeytinlik içerisinden geçiyoruz.


Son olarak önümüze bu küçük tepe çıkıyor. Tabii ki aşmıyoruz zira GPS izleri bizi zeytinliğin dibinden aşağıya yola indiriyor.


Zeytinliğin dibinden aşağıda toprak yola bağlanıyoruz.


Göüleceği üzere sağda tepeye çıkmıyoruz aşağıya iniyoruz.


Alavara'ya ulaştık. Toprak yoldan yürümeye başlıyoruz.


Her yer yemyeşil. Bu coğrafya sıcaklık anlamında en güzel ilkbahar veya sonbaharda yürünüyor olsa da bize en çok çoşku veren ilkbahar mevsimi


Böyle bir yolda yürürken sağlı sollu yeşillikler bizi kucaklayacakmış gibi

Çakal’da sularını doldurmamış olanlar Çakal’dan 5 km. ileride bulunan Alavara’ya kadar yürümek zorundalar. Su kaynakları toprak yola ulaştıktan sonra yol üzerinde görülebiliyor.

Toprak yoldan yaklaşık 1.5 km. sahile doğru yürüyoruz. Her yanımız gelincikler ve yemyeşil tarlalar ile dolu. Yazın bu coğrafyanın sıcaklardan kavrulduğunu düşünürsek öylesine güzel bir zamanda yürüyoruz ki ne sıcaklar bunaltıyor ne de çevrede sıcaktan sararmış bir görüntü var. Her yer yemyeşil. Doğa denince çok insanın bilinçaltındaki ilk renk yeşildir herhalde.

Ekili alanların yanından yürürken yolun çam ağaçlarının daha sık olarak bulunduğu kısımdan geçtikten sonra karşımıza Bıyık Dayı’nın tarif ettiği çeşme çıkıyor. Bu çeşme bu rotayı yürüyecekler için önemli bir su ikmal noktası.

Sularımızı tazeleyip elimizi yüzümüzü yıkadıktan sonra yoldan yürümeye devam ediyoruz ve 5 dakika sonra sahile ulaşıyoruz.



Hatta ekinler biçilmeye bile başlanmış. Burası bir aya kalmaz cehennem gibi olur muhtemelen.


Yoldan yürümeye devam.


Doğa istese teknolojiyi yer


Yol boyunca yürüyoruz. Bıyık Dayı'nın tarifine göre Alavara'da su vardı ama karşımıza henüz çıkmadı.


Gelincikler. Sevmeyen yoktur herhalde.


Çam ve Sığla ağaçları arasından devam ediyoruz yola.


Sığla ağacının olduğu yerler sulak oluyor genelde.


Sahili ileride görmeye başlıyoruz.


İlkbahar


İşte o an bu an!!! Su!! İleride bir kaynak daha var ama yürüyenler mutlaka değerlendirsinler. Çakal'da su almayanlar 5 km. sonra yol üzerinde bu çeşmeye kadar yürümek zorundalar.


Tarlalar sağlı sollu. Yoldan yürümek bazen iyi geliyor. Ama 5-6 km sonra arıyor bünyemiz patikaları.


İlkbahar. Sadece bu manzara bile 40 km. yürütür bizi.


Sahile varmadan solda küçük bir kulübe ile karşılaşıyoruz.


Alavara'dan çıktıktan sonra sahile ulaşıyoruz.


Gökova'da Kıran Rüzgarları boyun büker


Sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz.


Ardımızda bıraktığımız sahiller. En önde görünen Alavara sahili.


Yol genelde düz. Kısa çıkış ve inişler var.


Her adım yeni bir koy ve manzaraya ulaştırıyor bizi.

Sahil hattını takip eden yol boyunca yürüyoruz. Denizden gelen hafif bir esinti, denizin rengi öylesine büyüleyici ki kısa molalar verip sahili seyrediyoruz.

Parkurun bu bölümünü sahil boyunca yürünüyor. Zaman zaman içeriye doğru girip yeniden sahile çıkılıyor. Akıllara boylu boyunca sahilden yürünmesi gerektiği gelmesin.

Yukarıda belirttiğimiz üzere sahilden içeri doğru yol kıvrıldıktan sonra karşımıza bir yol ayrımı çıkıyor. 
Yol ayrımına gelmeden önce karşı tepede bir kale kalıntısı da dikkatimizi çekiyor. Bu yol ayrımında düz daha fazla içerilere girmeden sağa doğru dönerek yeniden sahile ulaşıyoruz. Düz giden yol daha yukarıda bulunan Alayar mevkisi üzerinden Marmaris-Datça Karayolu'na doğru çıkar.


Isındık yürümeye. Tempomuz yavaş değil. İlk hedef Emecik.


Her adım yeni bir manzara. İleride Karamanbaşı Tepesi gözüküyor.


Burada birşeylere gülüyoruz ama hatırlayamadık. Yaşlılık.


Karşıda binlerce yıldır Gökova'yı gözleyen kalelerden birini görüyoruz. İdyma (Akyaka) veya Keramos (Ören) gibi kentlere gözcülük yapmış olsa gerek.


Gökten bir baton düştü biz çıkalım kerevetine.


Yerleşim olmayan bu mevkide ilk yol ayrımına ulaşıyoruz. Sormadan söyleyelim: Sağdan.


Sahil hattını takip ederek sağdan yürümeye devam ediyoruz. Soldan yol Alayar üzerinden Datça-Marmaris yoluna çıkıyor. Aman bir hata olmasın.


İşaret nerde diye soruyorsanız tabelanın direklerine bakabilirsiniz.


Bomboş yollar.


Nazar değdi. Trafik var. Haftaiçi trafiği. Bugüne kadar selamlaşmadan yola devam etmedik. Etmeyiz.

Sahile yeniden ulaşıyoruz ama yol kısa bir süre daha sahili takip ederek içeriye doğru yeniden kıvrılıyor ve karşımıza ikinci yol ayrımı çıkıyor. Bu yol ayrımında yeniden sağa sahili takip ederek yürümek gerekiyor. Ancak bu ikinci ayrımda bir de çeşme bulunuyor.

Bu çeşme Emecik’e kadar yapacağımız çıkış öncesi sularımızı tazeleyebileceğimiz önemli bir nokta. Çıkış sırasında çok eski bir çeşme daha gördük ama 12 ay boyunca akıp akmadığından emin olamadığımız için bu yol ayrımındaki çeşmede su molası verip tazelenmenin önemli olduğunu düşünüyoruz.

Çeşmede kısa bir molanın ardından yola koyuluyoruz. Yol ayrımına geri dönüp yukarıda belirttiğimiz gibi sağdan sahil hattını takip ederek yürümeye devam ediyoruz.

Alavara sonrası bu iki yol ayrımında işaretleri ayrımlarda göremediğimiz için yürüyeceklerin dikkatli olmalarında fayda var.



Yol ayrımı da dahil olmak üzere bir süre sahile yakın ama iç kısımlarda yürüdükten sonra tekrar sahile ulaşıyoruz. Su akmıyor.


Sahil boyunca yürüyoruz tekrar.


İleride bir tabela görüyoruz.


Toprak yoldaki son yol ayrımı. Sağdan sahil hattını takip etmeye devam etmemiz gerekiyor. Sola giriyoruz çünkü tam burada bir su kaynağı var.


Su kaynağı. emecik'e yapılacak çıkış öncesi son su kaynağı. Sert çıkış değil ama su kıymetli. En azından tazelenmek gerekir.


Yol ayrımında soldaki su kaynağı. Görüyorsunuz. Gayet net.


Yol ayrımından sağdan yürümeye devam ediyoruz. Sahil hattını takip ediyoruz. Buraya kadar iki yol ayrımı geçtik. İkisi de sağdan.


Yoldan yürümeye devam.


Tekrar sahile ulaşıyoruz. Masmavi, turkuaz bir sahil artık ekranlarda nasıl görülüyorsa.

Bu ikinci ayrım sonrası çeşmeden 500 metre veya sahile çıktıktan 100 metre sonra solda belli belirsiz, çok az kullanıldığı belli olan bir yol farkediyoruz. İşaretlere de dikkat etmediğimiz ve sahili seyredip yürümek güzel geldiğinden olsa gerek burayı önemsemeden toprak araç yolundan yürümeye devam ediyoruz. GPS bizi uyarıyor, geri dönüp soldaki ayrıma girip araç yolundan ayrılıyoruz.

Bu ayrımda görünürde işaret olmadığından dikkatli olmak önemli. İşareti sola döndükten sonra yerdeki büyük kaya üzerinde çalıların ardında görüyoruz.

Yol üzerinde işaretleri görüyor olsak da yol ayrımlarında işaretler çok belirgin değil bu sebeple zaman kaybı yaşamamak için dikkatli olmakta fayda var.


Sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz ama çok uzun sürmeyecek. İleride görüleceği üzere yol içeriye doğru giriyor.


Sahilden içeri doğru girdiğimizde karşımıza belli belirsiz bir yol ayrımı çıkıyor. Burası ÖNEMLİ!!!


Artık toprak yoldan ayrılma zamanı. Sola sapıyoruz ve Emecik'e doğru tırmanış başlıyor. Bu ayrımı kaçırmayın. İlk iki yol ayrımında sağdan sahil boyunca devam etmiştik ama burada artık yoldan ayrılma zamanı geliyor.


Arkamıza dönüp bakıyoruz. İşaret yerdeki taşın üzerinde ve çalılardan görünmüyor. Dikkat!!!


Orman içerisine doğru giriyoruz. Yol daralıyor. Fakat ayrımlar burada da bitmiyor.

Bu ayrım ile birlikte 
Karamanbaşı Tepesi (Emecik Tepesi) eteklerinden Emecik’e doğru çıkışımız başlıyor. Bu kısımda bazı noktalarda işaretleri takip etmekte sorun olsa da GPS yardımı ile zaman kaybı yaşamıyoruz. GPS olmayanlar akıllı telefonlarından da destek alabilirler. Tabii pillerini yemeden, gerektiği yerlerde.

Yoldan ayrılıp içeri girdikten yaklaşık 250 metre sonra karşımıza çıkan yol ayrımında daha belirgin olan sağa dönüyoruz ve 2,5 km.lik çıkışımız başlıyor.

Yolun başında sapsarı çiçekleri ile keçiboğan ve katırtırnakları bize yolu tarif ediyor sanki. Yükseldikçe çam ağaçları arasına giriyor, rahat bir nefes alıyoruz çünkü hava bu bölümde esmez oldu ve gölge de olmayınca bizi bunalttı.

Datça parkurlarında etkileyici koy manzaralarını seyretmek için çok fazla yükselmeye gerek yok. Deniz seviyesinden 50 metre kadar yükselince aşağıda Alavara, Çakal ve son birkaç gün boyunca ardımızda bıraktığımız birçok sahili görebiliyoruz. Yürümek bir gözlem biçimi. Çevreyi sürekli izlemek ve gözlemek gerekiyor. Yolların keyfi bol bol gözleyip düşününce çıkıyor.



DİKKAT!!! Yukarıda tarif ettiğimiz sola saptığımız yol ayrımından sonra yoldan çıkıp daha dar bir yola girmiştik. Yaklaşık 250 metre sonra bir ayrım daha çıkıyor. Burada da sağa sapıyoruz ve Emecik'e çıkış bu noktadan sonra başlıyor.


Karamanbaşı tepesi eteklerinden çıkışa başladık.


Keçiboğan ve Katırtırnakları arasından belirgin bir patikadan yürüyoruz.


Yükseldikçe manzara da kendini göstermeye başlıyor.


Çıkış sert değil.


Datça'da manzara için yüzlerce metreye çıkmanıza gerek yok. Deniz seviyesinden 100-200 metre yükselmek yeterli. Karamanbaşı eteklerinde Çakal'dan neredeyse Çatı Koyu'na kadar koylar ve burunlar görülebiliyor.


Doğanın kalbinde olduğumuzu hissediyoruz. Çevrede hiç yerleşim yok. Ses yok. Daha ne olsun?


Hafif çıkışla yola devam ediyoruz.


Biraz daha yükseldikten sonra sahil manzarasına bir kez daha bakalım.


Tırmanışın ilk bölümlerini açık bir alandan yapıyor olsak da zaman zaman çam ağaçlarının gölgesinde yürüyoruz.


İşaretler ne durumda? diye merak edenler varsa yol üzerinde görülebiliyor. 

Katırtırnakları ve Keçiboğanlar ile başlayan çıkışa GPS ve harita üzerinden baktığımızda geniş bir “C” çizdiğimizi görüyoruz. Yol üzerinde işaretleri de takip ederek patika üzerinde karşımıza çıkan tahta kapıdan geçiyoruz ve yukarıda düzlüklere ulaşıyoruz. Taraçalardan oluşan bu düzlükte yaşlı zeytin ağaçları bulunuyor.

Düzlükte patikaya tekrar girmek için dikkatli olmak gerekiyor çünkü işaretleri görmekte zorlandığımızdan GPS yardımı almak gerekiyor. Geniş alanda işaretleri görmekte zorlandığımız için GPS desteği ile işaretler ve babalar karşımıza çıkmaya başlıyor. GPS’i olmayanlara bu bölüm zaman kaybı yaşatabilir.

İşaretler ve GPS izleri bizi bu geniş alanda sola yukarı doğru götürüyor. Zaman zaman taraçaların üzerinden de atlayarak 100-150 metre sonra yeniden işaretleri görüyoruz. Patikaya girdikten sonra kendimizi çam ağaçlarının gölgesinde yürürken buluyoruz.



Patikalar taşlık hale geliyor zaman zaman.


Gökova Körfezi. Karşıda Çökertme ve Kissebükü (Bodrum) görülebiliyor.


Alavara sonrası karşımıza çıkan ilk teknoloji. Kapı. Yine kapalı tutarak geçiyoruz ve çıkışa devam ediyoruz.


Hava ısındı. Rüzgar az. Gölge iyi geliyor.


Burası önemli.Zeytin ağaçlarının olduğu bir taraçaya ulaşıyoruz. İşaretleri göremiyoruz. GPS imdadımıza yetişiyor.


Burada yapılması gereken düzlüğe doğru (yukarı) ilerleyip sola doğru dönmek. Tam sol değil tabii hafifçe.


Sola doğru gidince işaret olmasa da babalar karşımıza çıkıyor.


Ardından ağaçlar üzerinde işaretlerle de karşılaşıyoruz.


Düzlükte kaybettiğimiz patika ve babalar belirgin hale geliyor.


Taraçalar üzerinden patikalara giriyoruz.


Yaşlı zeytin ağaçları


Arkadaki zeytin ağacı daha yaşlı ama ruhu daha genç. Her yanı yemyeşil. durup inceleyip örenek almalı. 


Yaş sayısı fazla olup, dağınıklık fazla olunca işaretleri ve babaları görmek kolay olmuyor.


Mehmet'in Gopro molası. Konuşma Altuğ!!!


Sırtta çantalar olmasa sekeceğiz de bir el etmek gerekiyor taraçaları aşmak için.


Yerleşim ve medeniyet olmayınca her adımda yepyeni hayaller kuruyor insan.

Bu noktadan sonra patika ve işaretler Emecik’e giden yol ve Karia Yolu tabelasına kadar çok belirgin. Zaman kaybı yaşanabilecek kısım yukarıda fotoğraf ve tarifini verdiğimiz taraçalar. Adım adım yükseldikçe aşağıda kalan sahiller ve koyların manzarası doyumsuz bir hal alıyor. Neredeyse aştığımız tüm koyları görebiliyoruz.

Zaman zaman açıklıklar, zaman zaman da çam ağaçlarının iğneli yapraklarının halı gibi serildiği çok belirgin ve aktif olarak kullanıldığı belli olan patikadan sağımızdaki tepenin sırtlarından çıkışa devam ediyoruz. Bu kısımda karşımıza muhtemelen hayvanların kaçmaması için üstüste konmuş dikenli çalılar çıkıyor. Üstümüzü başımızı çizmeden üzerlerinden atlıyoruz.

Yola bağlanmamıza çok yakın bir noktada çam ormanı içerisinde üzerindeki taşta 60’lı yılları gösteren eski ve küçük bir çeşmenin yanından geçiyoruz. Suyu akıyor ama 12 ay boyunca akar mı bilemiyoruz ama küçük çeşmeyi görüp birer bardak suyumuzu içiyoruz. Datça’da tüm su kaynaklarını değerlendirmekte fayda var.

Az sonra bağlanacağımız, Emecik’e inen toprak yola ulaştığımızdan habersiz çam ormanındaki patika üzerinde kısa bir öğle yemeği molası veriyoruz.

Bıyık Dayı’dan aldığımız birer yumurtayı ve çantamızdaki yol boyunca bize eşlik eden yemeklerimizden yerken doğada olmaktan, zamanımızı yürüyerek geçirmekten çok keyif aldığımızı konuşuyoruz. Şu anda Datça Yarımadası üzerinde bir orman içerisinde küçücük bir noktadayız. Tarifi zor bir mutluluk bu. Ayaklarımız bugün bizi önce Emecik ve sonrasında zorlu bir yürüyüşün ardından Kızlan’a ulaştıracak. Yazarak tariflemek kolay gibi gözükse de günün sonunda bacaklar isyan bayrağını çekiyor.

Öğle yemeği molasının ardından kaldığımız yerden yürümeye koyuluyoruz ve 5 dakika bile geçmeden Karia Yolu tabelası ve Emecik’e inen yola çıkıyoruz.


Yola çıktığımız nokta yani tabelanın bulunduğu yer yolun 12.km.si, saat 13:00.


Ver elini Emecik!!!


Sadece şu amnzara için bile tırmanılır buraya. Bugünlerde imara açılması planlanan Gökova körfezi yok olmamalı. Çok özel bir coğrafya burası.


Patikamız da belirgin daha ne olsun.


Sağa sola sapmamızı gerektirecek alternetif bir yol da yok.


Gölgede zaman zaman kısa molalar vermek gerekiyor.


Ormanın derinliklerine doğru giriyoruz.


Patikalar adımlarımızla, ayakkabılarımız patikalarla aşınıyor. Bizi binlerce km. yürürütmüş ayakkabılarımız Datça sonrası emekliye ayrılacak.


Yolu kapatmış bir çalı öbeği üzerinden geçiyoruz. Kim tutar bizi.


Çalıları geçtikten sonra tamamen çam ormanı içerisine giriyoruz.


Taşlar üzerinde işaretler de var.


Çıkış sert değil. Aksine gölge ve keyifli. Öğle yemeğimizi bu patika üzerinde veriyoruz. Menü haşlama yumurta, bir dilim etimek ve kuruyemiş.


Sahilden içerilere doğru giriyoruz. Ege'ye doğru bugünlük veda ediyoruz. Öğleden sonra Akdeniz'deyiz.


Çam ormanlarının klasikleri devrilmiş ağaçlar.


Doğanın gücü.


Patikadan çıkış zamanı. Ağaç üzerinde "r" işaretini görüyoruz.


Patikalardan toprak yola çıkış.


Emecik'e kadar yolun çoğu bitti azı kaldı.

Tabela ve çam ağacı üzerindeki işaret gösteriyor ama zamanla tabelalar kaybolabileceğinden yola çıkıldığında sola denize doğru değil sağa içeriye, yani Emecik’e doğru yürüyoruz. Emecik’e kalan mesafenin 4 km. olduğunu görünce sevinmedik değil.

Yol öncesi notlarımızda Emecik’te bakkal olduğu yazdığından yanımıza buraya yetecek kadar kumanyalar almıştık. Uzun süreli yürüyüşler için yanımıza tüm yürüyüşün yemeklerini almak mantıklı değil tabii. Emecik hatta Kızlan’a kadar yemeklerimizin tam olarak yettiğini söyleyebiliriz. Bu sebeple yola çıkarken hem ekstra yük taşımadan hem de sürekli aynı yemekleri çantanızda görmemek için ikmal noktalarını önceden belirlenmesinde büyük yarar var.

Bakkal veya markete girdiğinizde canınız hiç olmadık yemekler çekebiliyor. Bu kadar yürüyüşten sonra da hakediyorsunuz tabii.

Yola çıktıktan sonra günün en yüksek noktasına (200 m.) ulaşıyoruz. Tam bu noktada solumuzda koca duvarlı lüks bir ev var. Datça’da genelde bu tür yerleşimlere uzak mevkilerdeki evlerin aktif kamera sistemleri, bol sayıda köpek (içeride. korkmayın), hatta düşük volt tel örgülerle korunduğunu farkettik.



Yola çıkıp sağa döndük ve toprak yürümeye devam ediyoruz.


Bugünkü rotamızın son çıkışlarını yapıyoruz.


Ha gayret!!!!


Sağ tarafta zeytinlikler ve makilikler var. 


Solda da böyle büyük duvarlı bir ev. Bu da bugünün zirve noktası. Deniz seviyesinden 200 metre!!!

Her yol Emecik’e çıkacak olsa da işaretleri takip etme ve yolu uzatmamak için toprak yol boyunca yol ayrımlarına dikkat etmek gerekiyor.

Soldaki lüks evi geçip inişe başladıktan sonra yol ayrımları peşisıra geliyor. İlk yol ayrımı hemen evin karşısında. Soldan evin bahçe tellerini takip ederek yürümeye devam ediyoruz. Sağda yukarı doğru giden daha dar ve az kullanıldığı belli olan yola sapmıyoruz. Araçların gittiği yoldan soldan yürüyoruz.

Hafif iniş ile yürümeye devam ediyoruz ve 2 dakika sonra ilk yol ayrımından yaklaşık 200 metre sonra ikincisi karşımıza çıkıyor.

İkinci yol ayrımını da sağda araçların gittiği yoldan yürüyoruz. Solda daha az kullanılıyor gibi görünen yoldan yürümüyoruz.



İlk yol ayrımı. soldan ana yoldan aşağı doğru yürümeye devam.


Hemen ardından ikinci yol ayrımı burada da sağdan devam ediyoruz. Yolun başında anayoldan ayrılmak yok.


Emecik'e doğru yürüyoruz. Datça-Marmaris karayoluna inen bu yoldan daha sonra ayrılacağız tabii. Yola inmeyeceğiz. 

Bu yol ayrımları aslında çok da kafa karıştırıcı değil zira en sık kullanılandan yürünüyor. Gözünüz, yolda olma içgüdünüz ve işaretleri de takip ettiğinizde herhangi bir sorun yaşamazsınız. Yürüdükçe bir süre sonra hangi yola girilmesi gerektiği konusunda içgüdüler de gelişiyor. Likya’da ilk adımlarımızı hatırlıyoruz da her bir patikada kafamız karışır hemen GPS’e sarılırdık. Doğa insana önemli tecrübeler kazandırıyor.

İkinci yol ayrımını geçtikten 5 dakika sonra solda bir çeşme çıkıyor karşımıza. Emecik’e yaklaştıkça çeşmeler, bahçe duvarları ve inşaatlar artmaya başlıyor.

Çeşmeyi geçtikten 700 metre sonra yolun sağa ters “C” şeklinde kıvrıldığı yerde tel örgülü ilk bahçe duvarı çıkıyor. Bizim yürüdüğümüz tarihte içerisinde nar ağaçları olsa da ilerleyen dönemlerde burada bir yapı görmek muhtemeldir.

Burayı geçtikten 300 metre sonra solda içi taraçalardan oluşan tel örgülü bir bahçe ve girişindede çeşme daha karşımıza çıkıyor.



Toprak yoldan yürüyoruz. Aşağı doğru.


Yol üzerinde çeşmeler var. Bu parkur su bakımından sorunsuz.


Doğa yardımlaşmayı gerektirir.


Solumuzda çam ormanı ve makilik var.


Gölgeye girdin diye sevinme, güneşin altında yürüyorsun diye üzülme. Hava ısındı.


İşte medeniyet. Rüyanın sonu. Bahçe düzeni ve duvar inşaatı. 


Sağımızda ufak bir tepe var.


Buraları böyle bol bol gösterelim. İleride inşaat vs. olabilir.


Önünde çeşmesi olan bakımlı bir zeytinlik.


Afiyet olsun. Tertemiz su.


Bir gözümüz GPS'te buralarda bir yerlerde Emecik'e doğru dönmemiz gerekiyor.


Yolun sağında sulak yerler bulunuyor. İçerilerde biryerlerde su kaynağı var.


Umarız inşaat çalışmaları buraları tahminimizden daha kötü yok etmez. Koca duvarlı evler, manzarasız bir yol. Hayali bile kötü.

Anlaşılacağı üzere toprak yola çıktıktan sonra 12 ay boyunca aktıkları belli olan iki çeşme geçiyoruz.

İkinci çeşme ve bahçeyi geçtikten sonra yol sola doğru tam bir “U” dönüşü yapıyor ve karşımıza bir yol ayrımı daha çıkıyor. Burada anayoldan ayrılarak sağdan yukarıya doğru giden ara yola giriyoruz. Soldan gidilirse 200 metre sonra Datça-Marmaris karayoluna ulaşılıyor.

Bu ayrımda bir işaret göremedik ama bir baba diktik. Zaman kaybı yaşamamak için Emecik’e ulaşılan bu rotada dikkatli olmak, mümkünse GPS veya akıllı telefon desteği almak gerekiyor. Buradaki yol ayrımlarını kaçırmasanız bile ileride çok daha küçük olan SON girişi kaçırmamak gerekiyor.



Yürümeye devam.


İşte önemli bir yol ayrımı. Soldan aşağı asfalta devam etmeyin. Sağdan yukarı doğru Emecik'e doğru ayrılıyoruz.

Sağdan ara yola girdik. Yolun görünen bir yerine baba da diktik.

Sağa girdikten sonra 150 metre sonra bir yol ayrımı daha karşımıza çıksa da soldan, yürüdüğümüz yoldan ayrılmadan yola devam ediyoruz. Bu arada aşağıda Datça-Marmaris karayolunun gürültüsü de duyuluyor.

Bu yol ayrımını geçtikten sonra önemli bir patika girişini tariflememiz gerekiyor;

Patikadan daha geniş bir yoldan yürümeye devam ederken solda 50 metre kadar aşağıda Datça-Marmaris karayolunun sesini duyarken, aşağıda asfalt anayola paralel yürüyoruz.

Sağda toprak çekilip çorak hale gelmiş bir alanı geçiyoruz. Burası önemli çünkü burayı geçtikten 50 metre sonra yolun da daralmaya başladığı yerde sağa küçük bir patika girişi görüyoruz.

İşaret burada da olmadığı için girişe bir baba yapıyor, GPS ile zaman kaybı yaşamadan sağa yukarı doğru çıkan küçük patikaya giriyoruz.

Patika başta dik olsa da kısa bir süre sonra düz hale geliyor, işaretler karşımıza çıkıyor. Aşağıda karayoluna paralel yürümeye devam ediyoruz. Yürünecek yönün bilinmesi bakımından bu önemli.



Hemen bir yol ayrımı daha çıkıyor ama soldan daha geniş olan yoldan yürümeye devam. Sağa yukarı girmiyoruz. GPS bu yüzden önemli. Karia Yolu Likya gibi değil.
Soldan yürümeye devam ediyoruz. Solda aşağıda Datça-Marmaris karayolunun sesini de duyuyoruz.


Yol geniş henüz patika haline gelmedi.


Sol tarafta aşağıdan karayolunun vızır vızır sesi geliyor.


Yol gittikçe genişliyor.


Neden genişlediği anlaşıldı. Sağda toprak çekilmiş bir bölüm var. Buradan sonra yol ayrımı ve patika girişine yaklaşılmış oluyor.


Yol neredeyse patikaya dönüyor. Toprak çekilmiş noktadan 50 metre sonra sağda bir patika girişi görüyoruz.


Sağda yolun kenarına baba da dikiyoruz Burası önemli. DİKKAT!!! Görünürde işaret yok.


Giderek daralan yoldan ayrılıp sağa yukarı doğru yürüyoruz. Babamızı da diktik. Yola devam.

İşaret ve çam ağaçları arasındaki çok belirgin patikayı takip ederek yaklaşık 700 metre sonra toprak köy yoluna ulaşıyoruz.

Yukarıdan Emecik Tepesi’nden gelen bu yoldan sola aşağı doğru yürüyoruz ve aşağıda Emecik’i görmeye başlıyoruz. Günün ilk hedefine doğru adım adım yaklaşıyoruz.

Aşağıda asfaltı da görüyoruz ve 300 metre sonra köye giden taş döşeli yola bağlanıyoruz.

Telefon vericilerine doğru ilerliyoruz ve taş döşeli yollar Emecik içinde yerini parke taşlarına bırakıyor. Sağda duvarlar üzerinde gördüğümüz işaretler bizi solda büyük bir keçiboynuzu ağacının yanından dar bir patikadan Emecik’in merkezine (cami ve bakkal) doğru indiriyor. Patikadan 50 metre kadar yürüdükten sonra karşımıza Karia Yolu tabelası çıkıyor. Yolun neredeyse yarısındayız ve saat 14:30.



Patika üzerinde işaretler çıksa da aşağıdaki ayrımda işaretler yoktu.


Patika üzerindeki işaretler çok belirgin.


Biraz daha gölge var.


Patika da belirgin.


Emecik'e çok uzun yolumuz kalmadı. Bu patika sonrası Emecik'i görüyor olacağız.


Marmaris karayolu aşağıda görülüyor.


Patikadan çıkmak için son adımlar.


Patikadan yola çıkıyoruz. İşaret ve Patika sağda aşağıda görülüyor.


Yola çıkıp sola doğru döndük ve Emecik'e doğru yürüyoruz.


Aşağıda karayolu ve karşıda Emecik'in mahallelerini görmeye başlıyoruz.


Buradan deniz de görülüyor. Ege değil. Bugün öğleden sonra manzaramız Akdeniz.


Toprak yoldan köy yoluna iniyoruz. Vericilerin önünden köyün içerisine yürüyeceğiz.


Köy yoluna bağlandık.


Taş döşeli köy yolları. Mehmet yine yol kenarında yiyecek birşeyler bulmuş. İşini bilir.


Karşıda görünen kara parçadı Yunanistan'ın Simi Adası.


Köy içi yollardan dümdüz yürüyoruz.


Çok uzun yürümememk gerekiyormuş. Sağda taşlar üzerinde ters "r" işaretini görüyoruz ve aşağıdaki mahalleye doğru yöneliyoruz.


Büyük bir keçiboynuzu ağacının dibinden aşağıya iniyoruz.


Köy içerisinde bile buluruz patikaları


Patika bizi bir aşağıdaki, caminin debulunduğu ana caddeye indiriyor.


Emecikteki Karia Yolu tabelası.


Bugün hedef Kızlan. Daha yolumuz çok. Emecik-Kızlan yaklaşık 15-16 km. 12 biraz az kalmış sanki. Çakal mesafesi doğru.

İşaret göremeseniz bile yerleşim içerisinde olduğunuzdan hangi yoldan gidildiğinin çok da bir önemi olmadığından ulaşacağınız nokta Emecik Camisi olmalı. Emecikteki bakkal da çok yakınında aynı sırada bulunuyor.

Tabelanın sağa saptığımızda bakkal az ileride ancak bir camide el yüz yıkamak için sola saparak camide elimizi yüzümüzü yıkıyoruz ve küçük avluda patlayana kadar karadut ziyafeti çekiyoruz.

Karadut yerken “bu son olsun” diyoruz ama nafile. Ellerimiz kıpkırmızı oluncaya kadar yediğimiz karadutlardan sonra tabelaya doğru geri dönüyoruz ve Karia tabelasını geçtiktan sonra sağda market karşımıza çıkıyor. “Kurnaz Bakkaliyesi”.

Bakkal kapalı kimseler yok ama ikmal yapmak zorundayız ve yürüyüp yola devam etmek gibi bir lüksümüz yok. Bakkalın önünde “kimseler yok mu?” diyerek sesleniyoruz ve yukarıdan bakkalın sahibi Hüseyin Kurnaz çıkageliyor.

Merhabalaştığımızda “Camide karadut yediniz demek. Afiyet olsun. Yiyin tabii yorulmuşsunuzdur.” diyiveriyor. Haylazlık yapıp yakalanmış çocuklar gibiyiz “kem küm” dışında verecek cevabımız yok.

Kapalı olduğu zamanlar yukarıda evde oluyormuş ve yürüyüşçüler geldiğinde kendisi veya eşinin bakkalı açtığını söylüyor. Bakkalda oturup sohbetin yanında, bir öğün yemek alıyoruz. Kendimize abur cubur ve dondurma hediyesi veriyoruz. Bakkalda yeme içme için herşey mevcut ancak Kızlan’da da bakkal olduğunu öğrendiğimizden yanımıza gereğineden fazla yemek almıyoruz. Ters yöne (Çakal) yürüyenler için bu bakkal gerçekten çok önemli.

Emecik’teki bakkal Akyaka’dan başladığımız yürüyüşte ikinci gün durduğumuz Karacahisar’daki bakkaldan sonra karşımıza çıkan ilk ikmal noktası. Yolda herhengi bir işletme açık olmasa üç gün boyunca alışveriş yapabileceğimiz bir yer yok diyebiliyoruz. Bu üç günü de çok iyi bir tempo ile yürüdüğümüzden bu bölümü yürüyeceklerin Karacahisar-Emecik arasını 4 gün gibi planlamalarında fayda var.

Yürüyüş hızımız yavaş değil. Bu sebepe yürüyeceklerin Emecik-Kızlan arasında yürüyüş yapıp yapmayacaklarına güncenin devamını inceleyerek karar vermeleri yerinde olur. Bunun sebebi Emecik’ten Kızlan’a kadar yolun çok büyük kısmının yerleşim ve asfalt yol (Datça-Marmaris yolu) olması. Likya Yolu’nu yürümüş olanlar için “Finike-Mavikent” asfaltı dersek ne anlatmak istediğimizi daha iyi anlayacaklardır.

Bakkala yol ile ilgili her türlü soruyu sorabilirsiniz ama kendisi Emecik’ten Kızlan’a asfalt yola inmeden de gidilebildiğini, güzel bir patika olduğunu söylese de biz işaretlere ve orjinal yola bağlı kalmak durumunda olduğumuzu, Karaincir üzerinden Periliköşk’e (sahile) inip oradan Kızlan’a gitmek durumunda olduğumuzu söylüyoruz.



Su ihtiyacı için yürüyeceğimiz yönün tersine camiye kadar yürüyoruz. Su ihtiyacı.


Caminin ufacık avlusunda karadutu bulunca tuvaleti unuttuk.


Tabelaya geri dönüyoruz ve yürümeye devam ediyoruz.

Tabelayı geçer geçmez karşımıza bakkal çıkıyor. Açık değil ama üst katta oturuyor. Seslenince çıkageliyor.


Aktur-Karaincir-Datça minibüs saatleri. Binmek için aşağıda asfalta inmek gerekiyor sanki. Buraya ekleyelim Emecik-Kızlan arasını araç ile geçeceklerin belki ihtiyacı olur.


Emecik'te bakkal Hüseyin Bey ve eşi. Özellikle günübirlik yürüyüşçülere alışkınlar.


Emecik'e veda zamanı.

Konu konuyu açıyor ama zamana kaybetmememiz gerekiyor. Daha yolumuz uzun.

Saat tam 15:00’te Hüseyin Bey ve eşi ile vedalaşarak bakkaldan aşağı doğru yürüyoruz. Bakkaldan yaklaşık 200 metre sonra yolun sola aşağı doğru tam bir “U” dönüşü yaptığı noktada yoldan çıkıp dümdüz yürüyoruz ve karşıda bahçe duvarının yanından patikaya giriyoruz. Burada bir işaret görünmüyor dikkatli olmakta fayda var.

Emecik’ten çıkışımız hızlı oluyor. Patika yol kısa bir süre sonra Emeciğin yukarısındaki bir mahallenin yoluna bağlanıyor ve toprak yoldan hafif bir eğimle asfalt yola doğru iniyoruz.

Emecik çıkışındaki patika sonrası yola bağlandıktan sonra asfalta kadar kritik bir yol ayrımı yok. İşaretler tek tük de olsa görülebiliyor.

Yol kısa bir süre sonra toprak çekilen geniş bir alana çıkıyor. Sağa aşağı doğru giden araç tolundan yürüyerek saat 15:30’da Datça-Marmaris asfaltına ulaşıyoruz.


Asfalta çıkmadan önce günlerdir su toplamış (bül) ayaklarımıza pansuman yapıyoruz. Yerleşim içi ve asfalt yürüyüşün eziyetli olacağını bildiğimizden önceden önlem almakta fayda var.


Bakkalın önünden aşağı doğru yürüyoruz ama çok değil. Sola yapılan "U" dönüşü yapmadan dümdüz yürüyoruz ve yoldan ayrılıyoruz. Bahçe duvarının dibinden patikaya giriyoruz.. DİKKAT!!!


Duvarın dibinden yürüyoruz.

Çok kısa bir yürüyüşün ardından Emecik'in karşısındaki başka bir mahalleye ulaşıyoruz.


evlern önünden geçerek yürümeye devam ediyoruz.


Sağa sola sapmadan dümdüz yürümeye devam ediyoruz.


Sağda en arkada Karamanbaşı tepesi görünüyor.


Toprak yoldan hafif bir iniş yapıyoruz.


Geniş bir açıklığa ulaşıyoruz. Buradan toprak da çekiyorlar ama sağ tarafta eski bir yol görünüyor. Mehmet Mevcut Marmaris-Datça Karayolu yapılmadan önceki eski yol olabileceğini söylüyor. Bu açıklığa ulaştığımızda sola aşağı dönüyoruz. Yolu takip ediyoruz.


Sola aşağı doğru dönüp yolu takip ediyoruz.


Asfalta yaklaştığımızın farkındayız. Yolun sesi uzaktan hoş gelmiyor.


Yol fotoğraftan da anlaşılacağı üzere düz. Karşıda Yolluca Ada görünüyor. Tabii ada oldukları bu fotoğraflardan belli olmuyor.


Rotanın çileli bölümüne doğru adım adım ilerliyoruz.


Asfalta ve medeniyete çıkış öncesi son hazırlıklar. Ayaklarımızdaki bülleri (su topları) kontrol ediyoruz. Asfalttan yürümek fena. Fiziksel ve Ruhsal olarak insanın dengesi şaşıyor. Minibüse binecekler bu noktada bekleyebilirler.

Datça yönüne doğru asfaltın kenarından yürümeye başlıyoruz. Yolun hemen başında yol kenarında Apollon Kutsal Alanı (Sarı Liman Kalıntıları) karşımıza çıkıyor.

Dor’ların Apollon adına ritüeller yaptıkları, gezinme ve adak sunma faaliyetleri için kullanıldıkları Apollon Kutsal Alanı’nda kazı çalışmalarının olduğunu gördük.


Knidos’tan önceki yerleşim olduğu tahmin edilen Triopion Antik Kentinin de Apollon Kutsal Merkezi’nin bulunduğu bölgedeymiş. Ayrıca MÖ. 4.yy'a kadar Knidos'un bu civarda kuruluymuş (Eski Knidos). MÖ. 4 yy'dan sonra yarımadanın en batı ucuna taşınmış.

Kutsal alanı dışarıdan inceleyerek yola devam ediyoruz. Hedefimiz Adaburnu mevkisindeki Periliköşk.



Asfalt yürüyüş başlıyor.


Yol üzerinde karşımıza çıkıyor Apollon Kutsal Alanı.


Kısa da olsa burada zaman geçiriyoruz.


Kutsal alan ile ilgili bilgiler. İçeride çalışmalar devam ediyor.


Kutsal alan güzel ama fazla da bir şey kalmamış maalesef.


Kısa da olsa zaman geçirmekte fayda var.


Kaldığımız yerden yola devam. Karaincir Mevkisi.

Adaburnuna nasıl gidilir derseniz Apollon tapınağını geçtikten sonra solda 3 tane sapak saydıktan sonra üçüncüsünden sola aşağı sahile inmeniz gerekiyor. Yola çıkış ve üçüncü sapak arası mesafe yaklaşık 2 km.

Apollon tapınağından sonra sırasıyla Karaincir mahallesi (tabela var) sapağı, köşede marketin bulunduğu (market açık) ikinci sapak ve üçüncüde hiç yazı olmayan sapak çıkıyor. Yoldan dikkatle karşıdan geçip sapaktan sonra 1 km. daha yürüyoruz ve Adaburnu sahiline saat 16:30’da ulaşıyoruz. Ara yola girdikten sonra direkler üzerinde işaretleri görebiliyoruz. Ancak Kızlan'a kadar anayol (asfalt) üzerinde işaret göremedik.

Adaburnu mevkisi günler sonra Akdeniz’e ulaştığımız ilk nokta. İklim, bitki örtüsü olarak fark etmiyor olsa da harita üzerinde günlerdir Ege sahillerinde yürüyorduk.

Bu mevkiye adını veren Periliköşk’ün girişindeki peri heykeli görülüyor. Burası yakın tarihe kadar çıplaklar kampı olarak hizme veriyormuş. Aslında Datça’da buna benzer işletmeler varmış. Çıkan kanunla hepsi kapatılmış. Hatta Çakal Koyu bile bir ara çıplaklar kampı olarak hizmet vermiş. Artık çıplaklar kampları yok. Ülke genelinde yasaklandı. Bunu da belirtmiş olalım. Heyecan olmasın.


Sahil boyunu takip ederek yürümeye başlıyoruz. Bu kısımda bulunan tesislerin de bulunduğu geniş düzlük bazı kaynaklarda Bitlikuyu Ovası olarak da geçiyor. GPS izleri bizi sahilden Adaburnu’nun en batı ucuna kadar götürüyor. Hemen önümüzdeki sahile çok yakın olan ada Yolluca Ada, sonrasındaki Yassı Ada.


Karaincir'i de geçiyoruz. İlk sapak.


Karaincir'i geçtik. Sağda yol üzerinde büfeyi geçiyoruz. İkinci sapak.


Market açık.


Sağ tarafta geniş tarlalar var.


Asfalttan yürümeye devam ediyoruz.


Yolun solunda hiçbir tabelanın bulunmadığı üçüncü sapaktan içeri giriyoruz. 


Sahile doğru inmeye başlıyoruz.


Önce yerleşimler var ama sahile doğru tek tük pansiyonlar karşımıza çıkıyor.


Sahilde ne ile karşılaşacağız acaba?


Periliköşk


Yasak gelene kadar çıplaklar kampı olarak işletilmiş Periliköşk sahili 


Burası da Yolluca Adası. Daha arkada görünen Uzunca Ada. Yassıada Yolluca'nın arkasında kalıyor.
Akdenize hoşgeldik. Sahile neredeyse yürüme mesafesindeki ada Yolluca Ada.

Sahil boyu derken kimsenin aklına bir yol gelmesin zira yolu takip ettikten 200 metre sonra yol Adaburnu Gölmar tesislerinden içeri doğru giriyor biz de elimizdeki GPS kayıtlarına göre denizin kenarından yani sahilden yürümeye devam ediyoruz. Artık görünürde yol yok. Farklı bir boyutta yürüyen gezginler gibiyiz.

Çile de burada başlıyor aslında. Sırtımızda 12 kg. çanta, her adımda ayaklarımızın kuma battığı bir durumda kilometrelerce yürümemiz gerekecek gibi gözüküyor. Tavsiye etmemiz doğru olmaz. Ayrıca bu kısımda hiç işaret yok.


Bu arada Periliköşk'ü geçtiğimizde sahilin içerisinde kalan tesislerin önünde Datça minibüslerini görüyoruz. Emecik'te minibüs'e binmemiş olanlar burada da minibüse binerek Kızlan sapağına gidebilirler. Tabii şöföre güzerahı sormayı unutmayın. hele bu mevsimde minibüsler merkez Datça'dan başka bir yere gitmezler.

Kumsalın kolay olabilecek kısımlarını gözümüzle seçerek sek sek oynar gibi yürüyoruz. Keyifli değil. Ancak buraya kumsal da diyemiyoruz. Kumsal gibi ama katman katman taşlaşmış (kayalık gibi duruyor) kumsaldaki kabuklular fosilleşmiş. Bunun sebebini ileride anlayacağız hatta koruma altına alındığını öğrendiğimiz bu kumsalda yürümenin zorluğu dışında doğru olmadığını anlayacağız.

Sahildeki yapılaşma sona erdi ve biz sahilden yürümeye çalışıyoruz. Araçların sesini duyduğumuz Datça Karayoluna paralel yürüyoruz ve yol 150 metre kadar yukarıda. Yaklaşık 1.5 km. sonra dayanamıyoruz ve bu çileye son vermek için yola yakın olduğumuz bir noktada asfalta çıkmaya karar veriyoruz. Asfaltta yürümeyi tercih etmesek de kumsalda yürümekten daha kolay ve hızlı.

Gebekum mevkisine ulaştığımızı tabelalardaki uyarıdan anlıyoruz. Tabelalardaki uyarılara göre bu kumsal “Fosil Kumulu Koruma Alanı” olarak belirlenmiş. Gebekum’un adı bazı kaynaklarda Karapınar mevkisi olarak da geçiyor.

Gebekum Doğa Parkı Kızlan Köyü sınırları içinde tellerle çevrili koruma altına alınmış bir bölge.

Datça Yarımadası’nın Akdeniz kıyısında doğu-batı yönünde uzanan 6 km'lik bir kumsal olan Gebekum üçüncü jeolojik çağın son dönemi (pliyosen) ve dördüncü zamanda (kuarterner) Akdeniz'in farklı yüksekliklerine bağlı olarak tortullaşmış materyallerden oluşmuş fosil kumuludur. Kum tepeciklerinin tabanında pliyosen dönemindeki çakıllı akarsu tortulları bulunuyor. Bu oluşum üzerinde binlerce yıl boyunca kendine özgü 90’a yakın bitki türü gelişmiş.

Bu jeolojik, biyolojik, ekolojik özellikleriyle Gebekum, doğanın korunması gereken 6 milyon yıllık mirası olduğunu söyleyebiliriz.

Ülkemizde çeşitli nedenlerle koruma altına alınan yerler pek hoş karşılanmıyor. Bunun başında koruma alındıktan sonra yapılan tutarsız uygulamalar geliyor. Bu konuda kanunlar net gibi görünse de maalesef uygulama ile çeliştiği için herkes doğal olarak isyan ediyor. Milli Park dendiğinde kanunlar çerçevesinde katı kurallar varken bölge Pazar günleri piknik alanına dönüşüveriyor.

Yola yakın bir yerden (Billurkent) yola çıktık ve saat 17:00’de hızlı tempo ile yürümeye başlıyoruz. Asfalt ve yanında gürültüsü ile kıa zamanda çekilmez hale geliyor ama yapacak birşey yok. Bu hissi çok daha uzun bir mesafe olan Likya’da Finike-Mavikent arasında yaşamıştık. Solda koruma altına alınmış Gebekum’un uyarı tabelalarını görüyoruz.



Sahil boyunca yürümeye başlıyoruz.


Sahilde tesisler var hatta tam burada minibüsler kalkıyor. Muhtemelen Datça'ya gidiyor. Yürüyeceklerin aklında olsun. Yol üzerinde olan Kızlan sapağına kadar gider.

Sahil boyunca yürüyoruz.


Sabahtan bu tepelerin kuzeyi yani Ege cephesinden yürüyorduk. Şimdi çölde yürüyor gibiyiz. Bir süre sonra şuurunu yitiriyor insan.


İşimiz yürümek.


Yalan değil başta bunları kayalık sandık. Gebekum sahiline ulaşıyoruz.


Yassıada. Artık kumsaldan yürüyemez hale geliyoruz. Hem gerek yok hem de koruma altında olduğunu öğreneceğiz ki burası jeolojik çağlardan kalan bir oluşum. Yürümemiz doğru da olmazdı.


daha fazla sahilden yürümek istemiyoruz ve sahilin paralelinde Billukent civarlarından asfalta tekrar çıkıyoruz.

Datça'ya doğru asfalttan tekrar yürümeye başlıyoruz.


Gebekum Doğa Parkı. Fosil Kumulu.

Bu kısımda tarif edecek bir yer yok. Yol üzerinde siteler, tesisler ve benzin istasyonu (market ve su ihtiyacı için) bulunuyor. Bu kısım istenirse Emecik’ten sonra Kızlan sapağına kadar minibüs ile bypass edilebilir. Karar yürüyeceklerin.

Datça Surf okulu ve benzin istasyonunu geçtikten sonra asfalttan yaptığımız 5 km.lik yürüyüş “Datça 10 km” tabelasının bulunduğu noktada son buluyor. Nihayet!!! Kızlan’a doğru sapıyoruz ve asfalttan ayrılıyoruz. 
Minibüs ile Emecik'ten gelenler bu tabelanın bulunduğu noktada inmeliler.

Sapak girişinde sağda beton elektrik direği üzerinde belli belirsiz kırmızı-beyaz işareti görüyoruz ve toprak yoldan artık son bir efor ile Kızlan’a doğru 3 km. yürüyoruz.


Yürürken Emecik'te bakkaldan aldığımız domatesleri yiyiyoruz. Sulu sulu. çekirdek çitleyecek halimiz yok ya?


Var mı gelen? İzmir 340. Birşey değil.


Hangi yola gidersek gidelim şu asfalt çilemiz bitmiyor.


Yolun sağında itfaiye/orman müdahele gibi bir yer var. Çeşme görünüyor ama akmıyor. 


Datça'ya gidenler buraya uğrasın. Dönerken Datça bademi almayı unutmayın. Bizim yürüdüğümüz dönemde kilosu 40-100 liraya çeşit çeşit badem vardı.


Datça Surf Club önünde kısa bir mola. Bunaldık.


Yola devam. Benzin almak isteyenler burada durabilirler. Bu arada artan benzin fiyatlarını da belgelemiş oluyoruz. Bu yazıyı 5 sene sonra okurken karşılaştırma yaparız.


Benzinlikte market de var.


Artık nasıl bir şaklabanlık yapsak bilemiyoruz. Çaresiz haldeyiz.


Datça'da bisiklet yaygın. Coğrafya da sert değil. Tavsiye olunur.


Bu çile bitmeli.


Kızlan sapağına doğru son adımlarımız.


Asfalttan ayrılma vakti. Yolun sağında "Datça 10" tabelasının bulunduğu sapaktan sağa Kızlan'a sapacağız. Minibüs ile buraya gelenler tam burada inmeliler.


"Datça 10" sapağından sağa girdik. Çok fazla asfalttan yürümekten sağdaki elektrik direği üzerindeki küçük kırmızı-beyaz işareti göremedik. beynimiz sulandı. Artık birbirimizle de konuşmuyoruz. Öylece yürüyoruz. Yeter ki yol bitsin.

Rüzgar türbinlerinin ardında yarımadanın yüksek noktalarından biri olan Karamanbaşı Tepesi (Emecik Tepesi) (770 m.) görünüyor. Sabah bu tepenin kuzeyinden Emecik'e doğru çıkmıştık. İnsan isterse ayaklar nerelerden nerelere getiriyor. Coğrafya boyunca veya haritadan bakınca inanmak güç geliyor. Gün sonu yorgunluğunun verdiği son bir enerji ile hızlı adımlarla yürümeye çalışırken yanımızda duran iki aracın bizi köye ısrarla götürme teklifini nazikçe reddediyoruz.

Bir gün önce yorgunluktan erken bitirdiğimiz günün acısını ertesi gün çıkartıyoruz ve günü 32 km.lik yürüyüşün sonunda datça’nın en büyük köyü olan Kızlan’da saat 18:30’da tamamlıyoruz. Artık Datça Yarımadasının ortalarında, Datça merkezine çok yakın bir yerlerdeyiz. Kızlan’dan Datça 15 km. olsa da biz yolu hem yürüyerek hem de rota olarak uzatıp 5 gün sonra Datça’ya varmayı planladık.

Kızlan’da bakkal, cami, kahve herşey var. Hatta market iki veya üç tane ve çeşit bol. Karia Yolu tabelası ile caminin hemen karşısında.



Sapaktaki elektrik direği üzerindeki işaret.


Tersinde de işaret var.


Kızlan'a doğru yürüyoruz.


Karşıda görünen tepenin (Karamanbaşı) arkasından buralara geldik. Yürümek böyle güzel birşey. 

Yanımızda bizi köye götürebileceklerini söyleyen yerel insanlara teşekkür ediyoruz. Yürümemiz lazım. Buna ihtiyacımız var.


Sağa sola sapmadan anayoldan devam.


Kızlan'a ulaştık. Burası Datça'nın en büyük köyü. Market, kahve, okul, düğün salonu herşey var. Evlenmek isteyenlere duyurulur.


Camiye ulaşıyoruz. Karia Yolu tabelası sağdaki elektrik direğinin arkasında. Caminin aşağısında kahve de var.


Caminin karşısındaki tabela. Yarın sabah buradan yürümeye başlayacağız. Gece kamp atmayı planlayanlar buradan Karaköy'e doğru yürüyebilirler. En fazla 2-3 km yol üzerinde uygun düzlükler var ama biraz rüzgarları olabilir.

Yürüdüğümüz tarihte açılmak üzere olan bir pideci ve pastane de gördük. Genelde yazın sezonluk olarak hizmet veren bu gibi yerler yürüyüş sezonunda kapalı olabiliyor. Dolayısıyla güvenmemek lazım.

Kızlan’da Datça yürüyüş grubundan Fuat Bey ile tanışıyoruz. Gerçi yorgunluktan ne yapacağımızı bilemez şuursuz haldeyiz. Marketten alışveriş yapıp kahvede güzel bir akşam yemeği yiyiyoruz. Menüde yoğurt, izmir tulumu ve zeytin var. Kahvede telefonlarımızı ve ekipmanlarımızı da şarj ettikten sonra ikmal için alışverişimizi sabah yapmaya karar veriyoruz.

Kızlan büyük bir yerleşim. Burada çadır kuracak bir düzlük bulabilmek kolay değil zira bizi kurduğumuz yere her daim kurmak mümkün olur mu bilemiyoruz. Ancak Kızlan’a gelecek daha kalabalık gruplar isterlerse buradan ikmal yapıp dinlendikten sonra köyün dışında (Karaköy’e doğru yürüyerek) çadır için uygun düzlükler bulabilirler. Çadır konusunda her zaman şanslıyız. Bulunduğumuz yerde biraz sohbet edince insanların bize karşı yabancı yaklaşımı değişiyor. Kahvenin sahibi çadırımızı karşıda düğün salonunun sundurmasının altına kurabileceğimizi söylüyor ve bayram ediyoruz.

Düğün salonu köy ilkokulunun hemen yanında. Okul bahçesi de var ama malum okullar devam ediyor ve sabah çocukların ilgisini çekmek istemiyoruz. Gerçi gece vakti yıldırım nikahı isteyen bir çift olsa çadırımız güzel bir düğün dekoru oluşturur mu bilemiyoruz.



Çantalarımızı bıraktıktan sonra önümüzdeki 2-3 günün yemek ikmalini yapmak üzere markete gidiyoruz. Bugünden sonra Datça'nın en gizemli ve izole parkurlarına gireceğiz.


Caminin aşağısındaki kahve. Keyfimiz yerinde. 32 km. asfalt olunca aptal gibi olduk. Önce yemek mi yesek? çadır mı kursak bilemedik. Pusulamız şaştı.


Herkes davetli. İzmir Tulumu, zeytin, yoğurt. Daha ne olsun?


Kızlan Düğün Salonu. Gece bu büyük sundurmanın altında uyuyacağız. İkinci balayı gibi.

Düğün salonundan karşıda yemek yediğimiz kahve ve karşısında Karia tabelasının bulunduğu cami görülüyor.

Kamp alanımız. Araba vs. girmesin patates kasaları ile barikatlar yaptık. İyi geceler. İki gün boyunca Datça'nın en izole parkurlarında yürüyor olacağız.

Hava kararmadan çadırımızı kuruyoruz ve karşıda kahvede uykumuzun iyice vücuda girmesini bekliyoruz. Yorgunluğun galip gelmesi çok da uzun sürmüyor ve gece düğün salonunun sundurması altında uykumuzu çekiyoruz.

Yarından başlayarak Knidos’a doğru çok daha izole ve kendimizi yalnız hissedeceğimiz yerlerde yürüyeceğiz. Yorgunluk artsa da içimizdeki heyecan daha fazla artıyor. Bu sebeple merakımız yorgunluğumuzu daima unutturuyor.


Yürümek keşfetmektir.

Share this:

 
Copyright © Karia Yolu - kariayolu.info. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates